3 Kasım 2007 Cumartesi

Kolesterol için; Ne yersen ye, düşmüyor!


Kan kolesterolünü düşürmek için; Ne yersen ye, hangi ilacı içersen iç kolesterol düşmüyor!




Britanya'nın ünlü kalp doktoru Adrian Brady'nin araştırmalarına göre spor ve diyetin kolesterole etkisi az. Ünlü 'statins' grubu ilaçlar da hastaların yarısında işe yaramadı.

Radikal: 07/10/2003


AA - LONDRA - Diyet ve spor, kolesterol düşürmüyor, ilaç tedavisi şart! İngiltere ve İskoçya'nın önemli kalp hekimlerinden Dr. Adrian Brady, spor ve diyetin kolesterol seviyesine olumlu etkisinin sınırlı kaldığını öne sürdü. Yapılan araştırmaların, yaşam biçimindeki olumlu değişikliklerin kolesterol seviyesinde büyük değişiklik yaratmadığını gösterdiğini savunan Dr. Brady, ilaç tedavisinin bile yetersiz kaldığı hallerin olduğunu belirtti. Kolesterolü düşüren ilaçların daha planlı ve daha etkili biçimde kullanılması gerektiğini belirten Brady, "Spor ve diyet tabii ki önemli, ama bunlar kolesterol seviyesinde çok önemli bir değişiklik yaratmıyor. Bol bol spor yapmanın kolesterol seviyesini indireceği yolundaki inanışın çok da doğru olmadığını söylemek mümkün. Spor tabii ki kolesterol seviyesini biraz düşürüyor, ama bu yüzde 8-10 civarında oluyor" dedi. Kolesterolün karaciğer tarafından üretildiğini ve doğumla birlikte gelen bir sağlık durumu olduğunu kaydeden Brady, tedavisi için de uygun ilaç ve dozun seçilmesinin önemine dikkat çekti.


80 bin kişi incelendi Brady, bu konuda 80 bin kalp hastası üzerinde yaptığı araştırmada, bu hastaların 14 bin 500'ünün 'statins' adlı ilaçlarla tedavi edilmeye çalışıldığını, ancak bunların yüzde 25 ile 50'si arasında bulunan bir kesiminin fayda görmediğini kaydetti. Dr. Brady, tedavi gören hastaların yüzde 48'inin kolesterol seviyelerinin yüzde 25 düşürüldüğünü açıkladı. Yüzde 57 oranındaki hastanın da tedavilerinin ileri safhasında yüzde 25'lik düşüş hedefini yakaladıklarını belirten Brady, hastaların yüzde 23'ünde hiçbir değişiklik görülmediğini söyledi.


YORUM: Söz konusu araştırmayı, 'kraldan çok daha fazla kralcı' geçinen bazı araştırmacılarımızın ve kardiyolog dostlarımızın dikkate aldığını düşünmeyin. Söz konusu gerçeği görmemek için günümüzde ortaya koyulmaya çalışan bilgi kirliliğine özellikle dikkat etmek gerekiyor. Haberin dikkat çeken özelliğini unutmayın.. Yazı tura... Statin ilaçlarıyla günümüz hekimlerinin çoğu hasta üzerinde tedavi uygulamıyor, adeta hasta yaşamı üzerinde yazı tura, yani kumar oynuyor... Fakat bu kumarda kaybeden hep hastalar oluyor...Doktorlarımız ise statin ilaçları konusunda, her zaman yazı ya da tura elde ettiklerini söylüyorlar, hekimlerimiz yazı tura oynadığı sürece hiç bir zaman kazanamayacak....Çünkü kumarda her zaman kazanan taraf sadece MASA'dır: Yani ilaç şirketleri...Dr. Adrian Brady ise hala bunun farkında değil, hala statin ilaçları ve dozlarıyla ilişkili olduğu fikri savunuluyor, deve kuşları da bazen 'kafalarını kuma gömerek' bazı gerçeklerden kurdulduklarını sanarlar...Yüksek dozda söz konusu ilaçların yan etkileri göremeyecek kadar saflaşmış bir bilim, bilim değildir.
(Bkz: Manifesto, çarmıha gerilen molekül ve modern bilimin kolesterol masalları)

30 Ekim 2007 Salı

Türk, ölümden kork, doktora git, ilaç iç, ameliyat ol!


Türk, ölümden kork, doktora git, ilaç iç, ameliyat ol!


Türk, ölümden kork, doktora git, ilaç iç, ameliyat ol!
ABD’deki bir reklâm kampanyasında, morgda bir cesedin üzerine “kolesterol ölçümü bunu önleyebilirdi” yazmıştı. Bu korku zehrini içmeden önce, gerçekten korkup korkmamak gerektiğini Uzman Biyolog Mevlüt Durmuş’a sorduk. iyibilgi özel

Arzu Aygen'in röportajı
Modern tıp denen “ekonomik sektör” hızla büyüyor. İnsanların insan veya hasta olmaktan çıkıp, para getirecek “mallar” gibi görülmeye başlandığı bu sektör, büyürken giderek ahlaksızlaşıyor. İlaç reklâmı yapmanın yasak olduğu bir ülkede, bilinçlendirme kampanyası adıyla hastalıkların (dolayısıyla doktor muayeneleri, ilaç ve ameliyatların) reklâmı yapılabiliyor. Televizyonda hemen her kanalda yayınlanan, muhtemelen trilyonlara varan bir bütçeye mal olmuş bu reklâmın bütün masraflarını Pfizer karşılıyor, hem de reklâmdaki ifadeleriyle “koşulsuz” olarak. Para almadan günahını bile vermeyecek bu şirket bir işe trilyonlarını neden yatırsın ki? Herhalde “kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” diye düşünmüş olmalı. Belki, Pfizer’in bize gösterdiği “kork, doktora git, ilaç iç, ameliyat ol” yolunun sonu Pfizer’in yüksek paralara sattığı ilaçlara çıkacaktır. Belki, bu yolun, ille de Pfizer ilacına çıkması, rakiplerin saf dışı bırakılması için, Dubai’deki beş yıldızlı otellerde kardiyoloji doktorlarına “eğitim” verilmiştir bile. Belki, ilacın okul birincisi, Boğaziçi-ODTÜ mezunu, Amerika mastır’lı, iyi eğitim bulmuş ama vicdanını kaybetmiş, çok para kazanan ürün müdürleri satış hedeflerini tutturabilmek için bütün Türkiye’ye ilaç satmaları gerektiğini düşünüyorlardır. Belki Pfizer’in ABD’deki genel merkezi az gelişmiş ülkelerde büyük bir potansiyel görmüş, “pazarı genişletmeye” karar vermiştir? Belki Sağlık Bakanlığı’nın son derece isabetli bir kararla reçetelere sadece etken madde ismi yazılması (ilaç markası –adı yazılmaması) yolundaki adımlarına karşılık hasta ve doktorları bu şekilde etkilemek istiyordur.

Neyse, bütün bu varsayımları bir kenara bırakalım. Gerçekten korkmaya gerek olup olmadığını Uzman Biyolog Mevlüt Durmuş’a sorduk. Mevlüt Durmuş, “Çarmıha Gerilen Molekül: Kolesterol” ve “Kolesteroldeki Kaos” kitaplarının yazarı.

Sanki bir komploya kurban gidiyoruz. Her yere yeni hastaneler yapılıyor. Yeni hastalıklar icat ediliyor, devamlı yeni ilaçlar piyasaya sürülüyor. Hastalığa büyük bir yatırım yapılıyor. Birileri bizi hasta etmek mi istiyor, diye düşünüyor insan…
Üzülerek size, düşüncelerinizde yalnız olmadığınızı söylemek zorundayım. ‘Satılık hastalıklar’ deyimi artık halk arasında her gün kullanılır oldu, bu bilim adına gerçekten üzücü ve son derece yıkıcı… Sizin sözünü ettiğiniz sağlık etiğinin kapitalizm ve kazançla ilgili boyutu son derece can sıkıcı bir durum. Hipokrat insanları tedavi ederken önce para kazan demedi. “Primum nihil nocere” (önce zarar verme) demişti ve bugünkü tıp uygulamalarında Hipokrat’ın bu sözü göz ardı edilmeye başladı. Düşünebiliyor musunuz Afrikalı çocuklar üzerinde, çeşitli aşıların denendiği Nijerya’daki durumu... Söz konusu şirket karşılıksız, binlerce YTL harcayacak ve Türk televizyonlarına reklâm verecek… Burada iki amaç var; birinciyi zaten şu an konuşuyoruz fakat ikinciyi gözden kaçırmayalım: Söz konusu olay bir anlamda TELEVİZYONLARA verilen rüşvet anlamına da gelir... Reklâm alan televizyonlar artık bu konuyla ilgili, kolesterol düzeyinin tartışmalı konularında yayın ve haber yapamayacaklar, yaparlarsa reklâm gelirleri azalacak... Keşke söz konusu şirketler, reklâm sponsorluğu yerine Afrikalı çocuklara sıtma ilacı gönderselerdi… Biliyorsunuz her 30 saniyede bir çocuk ilaç bulamadığı için sıtmadan ölüyor… Çünkü sıtma ilacının kar marjı son derece düşük, bu nedenle sınırlı olarak üretiliyor. Yani hasta çok ama ilaç yok…

Pfizer 2003 yılında ABD’de yayınlanan bir reklâmında morgdaki bir cesedin üzerine “kolesterol ölçümü bunu önleyebilirdi” yazmıştı. Hatta Dünya Sağlık Örgütü (WHO) bu reklâmı kınayan ciddi bir yazı yayınladı. Bizim ülkedeki senaryo, morgda geçmiyor ama milletçe ne kadar çok ağladığımız ve hislendiğimiz hesaba katılarak “Babam ve Oğlum” filminden esinlenmişe benziyor. Bizi hislendirip korkutarak ne yapmaya çalışıyor bunlar?

İnsani korkuları kullanarak çeşitli şekillerde kazanç sağlamak, gerçekten ne bilim etiğine ne de tıp etiğine uyabilir. Fakat söz konusu ‘yüksek kolesterol‘ ile ilişkilendirilmiş söylemler gerçekten bilimsel olsaydı reklâmı bu kadar yoğun bir şekilde yapılır mıydı? Elbette hayır… İnsanlar bir şekilde artık bazı şeyleri sormaya ve sorgulamaya başladı. Sanırım kolesterol düşürücü ilaç (statin) pazarında, Türkiye biraz uyanmaya başladı, hastalar artık soru soruyorlar. Biz biraz duygusal bir milletiz burası gerçekten doğru… Sevgiyi de nefreti de anlaşılmaz bir coşkuyla yaşarız. Reklâm filmi duygularımızı uyandırmaya çalışsa da bir şeyi eksik bırakmışlar... Bizim gerçekten ‘âlim’ olan insan sayımız istenen seviyede olmasa da, ‘arif’ olan insan sayımız oldukça fazladır.

Bildiğim kadarıyla Türkiye’de ilaç reklâmı yapılması yasak. Peki, hastalık reklâmı yapmak serbest mi? Daha önce de çarşaf çarşaf lenf kanseri reklâmı yapılmış; terleyen ve uykusuzluk çeken herkes hastanelere davet edilmişti.

Bildiğim kadarıyla hem ilaç hem de hastalık reklâmı yapılamaz. Fakat bu duruma yakında Sağlık Bakanlığı’nın el koyacağını ve bazı konuları netleştireceğini tahmin ediyorum. Ben kendi adıma RTÜK’e hemen şikâyette bulundum.

Tekrar ahlaksız korku filmine dönersek… Şişmansak, sigara içiyorsak, hareketsizsek, yüksek kolesterolümüz, yüksek tansiyonumuz varsa “en yakında ölecekler” listesine giriyormuşuz. Onu Allah bilir, diyerek ilk cevabımızı veriyoruz belki ama içimizi de bir korku kaplıyor. Kardiyovasküler risk hesaplaması, yüksek risk grubu ne demektir mesela? Bazı ölçüm ve sayılara bakarak ölme ihtimalimiz mi hesaplanmış oluyor? Gerçekten korkmalı mıyız?

Hayır hiç korkmanıza gerek yok… Yapılan ve duygusal bir atmosferde dillendirilen düşüncelerin benim açımdan bilim felsefesi temelinde geçerliliği tamamıyla sıfır. Mutlaka bunu yapmak, risk faktörlerini hesaplattırmak isteyenleri elbette durduramam. Fakat köşe başında bekleyen sıradan bir falcının size bu konuda daha fazla şeyler söyleyebileceğine hiç çekinmeden bahse girerim. Yaptığınız işi, kaç yaşında olduğunuzu, yediğiniz yemekleri, karınızı, çocuğunuzu, stres ve sıkıntınızı falcıya söyleyin yeter! Yapılan iş biraz modern, biraz bilimsel görünse de inanın falcılıktan farklı değildir. Bilimin işi reel olayları çözümlemektir, geleceğe ait yorum yapmak başkalarının falcıların işidir.

Korkmamız gerekiyorsa nelerden korkmalıyız?

Her şeyden önce bir biyolog olarak, bazı doktorlardan farklı düşündüğümü belirterek konuşmamızı sürdürelim istiyorum. Sağlık ve sağlık alanında çalışan hekimler gerçekte bence manevi anlamda çok kutsal bir görev yapıyorlar. Bu nedenle onuruyla çalışanlar lütfen bu konuların tartışılmasından rahatsız olmasın... Fakat yapılan işin kutsallığı ve güzelliği son zamanlarda oldukça fazla zedelendi. Hatırlayın ‘primum nihil nocere’ (önce zarar verme) diye yola çıkmıştı Hipokrat… Bunu bilerek ve isteyerek söylemişti çünkü Hipokrat biliyordu ki; organizma dinamikleri, biyokimyası, fizyolojisi son derece karmaşık sistem ve dinamiklere göre varlığını devam ettirir. Bu dinamikleri tam olarak kavrayabildiğiniz zaman, insan sağlık sistemine müdahale etme hakkını elde edersiniz. Bilemediğiniz ve bilimselleşmemiş, matematiksel temellere dayanmayan yöntemler, teoriler tıp biliminin içeriğine sızmış durumdalar. Hatırlayın M.Ö. yüzyıllarda akıl hastalıklarına ait hiçbir şey açıklanamıyor ve zamanın hekimlerince kavranamıyordu. Bu nedenle akıl hastalığı olduğu düşünülen kişilerin kafatasına bir delik açmanın (trepanasyon) söz konusu hastalığı geçireceği inancı anlaşılmaz bir şekilde devam etti. Yani 17. yüzyıla kadar insanlar ve tıp adamları akıl hastalıkları tedavisinde kafataslarına delik açıp durdular. İşin üzücü tarafı bir milenyum (1000) yıl boyunca bu olguyu hiç kimse sorgulamadı…
Korkmamız gerekiyorsa nelerden korkmalıyız diye sormuştunuz sanırım. Farklı konulara tekrar girebiliriz, fakat ben kendi adıma sorgulanmayan, sorgulanması engellenen, maskelenmeye çalışılan olaylardan, sorgulamayan araştırmacılardan ve son olarak sorgulamayan toplumdan korkarım. İnsan doğası gereği sorgulamak, soru sormak zorundadır.

Sağlık sisteminin geldiği nokta birçok doktor, uzman ve gazeteci tarafından ağır eleştirilere maruz kalıyor. Örneğin Prof. Nortin Hadler "The Last Well Person: How to Stay Well Despite the Health-Care System- Son Sağlıklı İnsan: Sağlık Sistemine Rağmen Nasıl Sağlıklı Kalınır" isimli kitabında çoğu by-pass ameliyatının gereksiz yere –sadece para kazanmak için- yapıldığını söylüyor. 62 yaşında olmasına rağmen kolesterolünü ölçtürmüyor ve bunun gereksiz olduğunu söylüyor. Gerçekten de bu sistem nereye doğru gidiyor?

Bu sistemin çok iyiye gittiğini maalesef söyleyemiyorum. Az ya da çok hepimiz bir şekilde bu durumdan etkilenmekten kurtulamıyoruz. Öyle sanıyorum ki, var olmanın ve yaşamın mutluluğunu tam olarak özümseyemediğimiz için, bir şekilde sahip olma duygumuzu harekete geçiriyoruz, Eric Fromm da ‘haben und sein’da aynı şeyi ifade eder. Fakat bireysel olarak sahip olma güdümüzün sonu yok…
Modern yüzyılda tıp ve sağlık alanının muhteşem bir gelir kaynağı olduğu 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıktı. İlaç şirketlerini ve silah fabrikalarını dikkatle inceleyecek olanlar, bu şirketler arasındaki bağı da görecektir. İlaçların çoğu günümüzde hastalık tedavi etmiyor, sadece hastalık belirtilerini ortadan kaldırıyor. Günümüz tıp anlayışına isyan eden Nortin Hadler, Uffe Ravnskov dışında birçok araştırmacı var. Fakat onların da pek dikkate alındığını söyleyemem. Çünkü artık bilimsel düşünceler veya fikirlerin kendileri değil, kazanç olarak getirisi ön plana taşınmış durumda…
Bir de hastalık dernekleri var. Bu reklâmın üzerinden gidersek, Türk Kardiyoloji Derneği Pfizer’in kötü emellerine alet olmuş sayılmaz mı? Biz bu dernekleri “her kuşun eti yenmez” diyecek mert kuruluşlar zannediyorduk

Bu tip dernekler yurtdışında da var. Fakat Türkiye’de olduğu gibi çalışmıyorlar. Elbette katılımcılarından ve üyelerinden küçük bir bağış alıyorlar. Fakat söz konusu birikimleri konuyla ilgili araştırma ve çalışmalar için kullanıyorlar. Bizim derneklerin nasıl çalıştıklarını henüz kavrayamadığımı söylersem, hele reklâmlara çıkmalarını anlayamadığımı söylersem umarım kırılmazlar.

Sizce bu kolesterol tartışmasını bitirmenin bir deneysel yolu yok mu? Bu tartışma herhangi bir şekilde bitirilemez mi?

Bu konuyu son kitabımda yazdım fakat ilk defa iyibilgi aracılığı ile de söyleyelim. Benim açımdan matematiksel denklemler ortaya çıkınca 2003 yılında bu tartışma çoktan bitti… Fakat görmesi gerekenler bir türlü zahmet edip de görmek istemiyor... Benim elde ettiğim sonuçlar son derece olumlu sonuçlardı. Tartışma sadece bir şekilde bitebilir: Meraklı bir araştırmacı ‘total partikül tranferi’ni gerçekleştirdiği anda tartışma biter.
Tıpkı kan naklinde olduğu gibi partikülleri küçük ve sağlıksız olan insanlara, sağlıklı lipoprotein transferi son derece kolayca gerçekleştirilir. Herhangi bir risk söz konusu değil, çünkü zaten kan transferi günümüzde yapılıyor. Fakat yapılacak ‘sağlıklı lipoprotein transferi’ni yapabilmek için, kolesterol düzeyinin yüksekliğine ya da düşüklüğüne bakarak karar verilemez. Bunu yapabilmek için mutlaka kardiyologların ‘total lipoprotein partikül hipotezini’ bilmeleri ve incelemeleri gerekecek. Tek parametredeki kolesterol yüksekliğinin, partikül bazında geçersiz ve göreceli olduğu görülecek.
Kısacası ben sizin tek parametredeki kolesterol düzeyini, partikül transferiyle düşürebilir ya da yükseltebilirim. Fakat bu ilaç şirketleri ve modern bilimdeki kolesterol masalının sonu olur. Bu konudan çıkar sağlayan dernekler ve kardiyologların işi biter, bazı kolesterolsüz beslenmeyle ilgili yatırım yapan şirketler zor durumda kalır. Küçük çapta bir kriz olabilir. Bu nedenle bence, uzun bir süre hipotezi denemek isteyenler dahi, engellerle karşılaşacaklardır…
Bence bu tartışmayı yine yaşlı, yaşlanmaktan korkan çok zengin bir iş adamı bitirecek, uzmanları çağırıp ücretlerini verecek ve kendisine ‘sağlıklı lipoprotein partikülü transferi’ yapılmasını isteyecek, böylece bazılarının çok sevdiği kolesterol masalı, statin ilaçları da bitecek…
Hepimiz sağlıklı yaşamak istiyoruz. Özellikle kalp-damar sağlığımız için ne yapmamızı tavsiye edersiniz?

Özellikle, sizlerden ricam tek parametrelik kolesterol veya trigliserit diye bir şeyin kanda fiziksel ve reel olarak olmadığını unutmamanız olacak. Çünkü kanda daha önce de değindiğimiz gibi, lipit taşıyan değişik partiküller (HDL, LDL, VLDL vs) var. Biz söz konusu partiküllerin sadece kolesterol ve lipit kısımları üzerinde tartışıyoruz, fakat gerçekte bunlar birbirinden ayrılamazlar ve kardiyologlar bunu biliyor. Ve yaşlandığımız sürece söz konusu partiküllerimizde kolesterol ve değişik lipitler, partikül bazında azalıyor, partiküller kolesterol düzeyiniz ne olursa olsun sürekli küçülme eğiliminde...
Bu nedenle benim düşünceme göre, yaşla birlikte çeşitli türdeki lipitlere ve kolesterole ihtiyaç var. Hiç çekinmeden ceviz, fındık, badem gibi çeşitli yağ asitleri ve bitkisel steroid içeren besinlerden faydalansınlar. Yağlar ve yağlı beslenmeden korkmasınlar… Sadece beyaz undan yapılan yiyeceklerden belli bir yaştan sonra uzak kalmalarını tavsiye ederim.

Birileri bizim kafamızı fena halde karıştırıyor. Her gazetede farklı bilgiler var, neye inanacağımızı şaşırıyoruz. Biri çıkıp hamileyken somon yiyin diyor – sanki ülkede somon yetişiyormuş gibi. Sizin faydalandığınız, güvenilir bilgiler verdiğine inandığınız kaynaklar (internet, gazete, dergi, kitap) var mı?

Aslına bakarsanız sizin siteniz dışında, Prof. Dr. Ahmet Aydın’in http://www.beslenmebulteni.com/ sitesinden başkasına çok fazla güvendiğimi söyleyemem. Her türlü kitap ve dergi okuyabilirim. Fakat şu sıralarda Prof. Dr. Ahmet Aydın’ın hazırlamaya çalıştığı taş devri diyetiyle ilgili bir kitap var, şimdi onu bekliyorum…
Verdiğiniz değerli bilgiler için çok teşekkür ediyoruz...
http://www.iyibilgi.com/ ÖZEL

25 Ekim 2007 Perşembe

Herkese kolesterol hapı nasıl satılır?



Herkese kolesterol hapı nasıl satılır?



Kolesterol haplarının “olağanüstü” faydalarıyla ilgili haberlerin sonu gelmiyor. Haberlere bakarsak, her yemekten sonra bir kolesterol hapı içeceğiz. Peki ya gerçekler? “Kolesterol hapları yasaklanmalı!” diyen doktorlar bile var. iyibilgi özel

Vatan gazetesinde yayınlanan bir habere göre kolesterol hapları “mucize” imiş! Habere göre kalp sağlığınız için neleri hayal ediyorsanız ağzınıza bir kolesterol hapı atmanız yeterli. İyi beslenmeye, sigarayı bırakmaya, hareket etmeye çalışmanıza hiç gerek yok…
Bu sahte mucize haberi, sahte olduğu kadar “çürük” de… Kolesterol ilaçları ile ilgili yapılan araştırmalar, bu ilaçların faydadan çok zarar verdiğini gösteriyor.
Uzman Biyolog Dr. Mevlüt Durmuş, Sağlık Bakanlığı’na dilekçe yazarak kolesterol haplarının yasaklanması gerektiğini ifade ediyor.
Shane Ellison’un dilimize “Kolesterol Masalları” ismiyle çevrilen kitabı ise kolesterol hapı kullanmayı “ağır çekim intihar” olarak tanımlıyor. Kitaba göre bu haplar kalp kasını zayıflatıyor; kansere yakalanma olasılığını artırıyor; hafızaya zarar veriyor. Bu hapları kullananların yüzde 50’si olumsuz yan etkileri nedeniyle ilacı bir sene içinde bırakıyor.
Kitap, bir zamanlar, sigaranın da mucizevi bir sağlık ürünü olarak tanıtıldığını hatırlatıyor: Kaliforniya Tıp Başkanı Dr. Ian Macdonald, 1970’lerde, “Günde bir paket sigara akciğer kanserini uzak tutar” diye demeçler vermiş.
20 yıl sigara içerek ciğerlerimizi sağlamlaştırmaya çalıştıktan sonra bugün üzerine kalın harflerle başka şeyler yazmaya başladık. O herkese, her koşulda tavsiye edilen kolesterol haplarıyla kalp sağlığımızı düzeltmeye çalışmadan önce, “Kolesterol Masalları”na kısaca göz atalım:
"Statin grubu ilaçların gizlenen tehlikeleri"
Statinle, “tedavi” hastalıktan daha ölümcül olduğu için ders kitaplarında yer alması gereken bir olgudur. Statin grubu ilaçların tehlikesi hakkında pek konuşulmaz, çünkü ilaç firmaları tehlikeleri hekimlere bildirmezler.
The British Medical Journal (BMJ), gözden geçirilen 164 statin deneyinden sadece 48’inde ilacın yan etkilerinin görüldüğü hasta sayısının raporlandığını yazmıştır (29). Aynı senaryo, FDA onaylı Baycol, Vioxx ve piyasadaki çoğu ilaç için de geçerlidir.

Kamuoyu ve çoğu hekim bilmez ama kolesterol düşüren ilaçlar yaşamı tehdit edebilir (33). Prof. Dr. Uffe Ravnskov ve arkadaşları, İç Hastalıkları Arşivi Dergisi’nde yayınlanması için bir makale gönderdiler. Makalede, sağlıklı kişilerle yapılan üç deneyden ikisinde (EXCEL ve AFCAPS/TexCAPS), kolesterol düşürücü ilaç kullanılmadığında hayatta kalma şansının daha yüksek olduğunu göstermişlerdir (34). Ancak makalenin dergide yayınlanması reddedilmiştir.Statinlerin, konjestif* kalp yetmezliğine yol açacak şekilde CoQ10’yu düşürme yeteneklerinin de üzerinde durulması gerekir. Kalbimiz, nispeten güçlü kaslardan oluşmuştur ve görevini yerine getirebilmek için büyük miktarda enerjiye ihtiyaç duyar. CoQ10, kalpte bu enerjinin üretimini garantileyen yaşamsal bir maddedir. Ayrıntılı açıklarsak, kalbin kasılmak için harcadığı güç, yaklaşık olarak sizin tenis topunu sıkıştırmak için harcayacağınız güç kadardır. Sol ventrikül (karıncık) vücudun tümüne kan pompalamak zorunda olduğundan, duvarları kalındır, oysa atriumların (kulakçık) duvarları nispeten daha incedir. İnsan vücudunda yaklaşık 5 litre kan bulunur. Kalp bir saatte 280 litre kan pompalar. Bu da 24 saatte 7 bin 200 litre, yılda 2 milyon 688 bin litre demektir! Bu talebin bilinmesi, kalbin yeteri kadar enerjiye sahip olmasının önemini idrak etmemizi sağlayacaktır. Kalbin enerjisini statin kullanımıyla CoQ10 enzimlerini etkisizleştirerek düşürmek bir çeşit intihardır; ağır çekim bir intihar…
Düşük CoQ10 seviyesi, kardiyomiyopati olarak adlandırılan, kalp kasında güçsüzleşme nedeniyle konjestif* kalp yetmezliğine yol açar. Yani, statin kullanıcıları kalp krizi veya inme için mutlak risklerinde yüzde 3-4 azalma sağlarken belki de bu riski kardiyomiyopati riskiyle değiştirmekteler.
(*Ç.N.: Konjestif kalp yetersizliği, kalbin yeterince kan pompalayamaz hale gelmesidir. Bunun sonucunda doku ve organlara giden kan miktarı azalır. Aynı zamanda kalbe toplardamarlardan kan dönüşü sağlanamadığından, kalbe dönen venlerde kan göllenir. Sol kalp yetersizliğinde ise kan akciğerlerde birikir.)
Bu ölümcül yan etkiden kişinin CoQ10 desteği alarak korunabileceği öne sürülebilir. Ancak bu hipotezin statinlerin sebep olduğu kardiyomiyopatiden korunmak için etkin bir yöntem olduğu kanıtlanmamıştır. Bu konuda iddiaya girmek kalbiniz için zararlı olabilir. Kalple kumar oynamaya gelmez.
Statin grubu ilaçlar odaklanma ve hafızaya da zarar verir. Kolesterol, miyelin kılıfın (beyinde odaklanma ve hafıza için elektriksel mesajların taşınmasından sorumlu) bütünlüğünü sağlamada önemli bir maddedir. Kolesterol düşürülmesinin, dikkat ve hafıza üzerine olumsuz etkisinin olacağı mantıklı bir hipotezdir. Kolesterolde ciddi düşüşler yapan statin grubu ilaçların etkisini gözlediğimizde, yukarıda bahsedilen hipotezin doğru olabileceğini görürüz. NASA astronotu, uçuş cerrahı, aile hekimi ve “Lipitor- Hafıza Hırsızı”nın yazarı olan Dr. Graveline, 6 hafta Lipitor kullandıktan sonra hafızasını kaybettiğini iddia ediyor. İfadesinden, bir statin olan Lipitor’u kullandıktan sonra evini veya eşini tanıyamadığını öğreniyoruz. Hafıza kaybı bir keresinde altı saat sürmüş. İlacı kestikten sonra hafızasındaki bozukluk ortadan kalkmıştır.
Dr. Graveline bu tür deneyimler yaşamış tek insan değildir. Statin kullanmaktan kaynaklanan hafıza kaybı, CBS News televizyon kanalının dikkatini çekecek kadar yaygındır. CBS News, San Diego Kaliforniya Üniversitesi’nden Doç. Dr. Beatrice Golomb’un araştırma sonuçlarını yayınladı: “Düşünme yeteneğini [statin kullanımı nedeniyle] çok hızlı kaybeden insanlar görüyoruz. Hafıza kaybı o kadar hızlı ki, şirketlerde önemli bölümlerin başındaki kişilerin birkaç ay içinde çek defterini bile idare edemediğini ve işlerinden kovulduklarını görüyoruz” (35).
Kolesterol düşürücü ilaçlar, kansere yakalanma olasılığını da arttırıyor gibi görünmektedir. Dr. Thomas B. Newman ve arkadaşlarının Amerikan Tıp Derneği Dergisi’nde yayınlanan çalışmalarına göre, tüm kolesterol düşürücü ilaçlar - hem ilk çıkan fibratlar (klofibrat, gemfibrozil) hem de daha yeni olan statinler (Lipitor, Pravachol, Zocor) - insanlarda kullanılan dozlara eşdeğer dozda, kemirgenlerde kansere yol açmaktadır (36).
İlginç olan, hekimlere verilen referans kitabı PDR*’de bu gerçeklerin yansıtılmamasıdır. Örneğin PDR, “fibrik asit türevleri ve statinler ancak önerilen dozun 10 katı dozda alındığında yan etki olarak kanserin görülebileceğini” yazar.
(*PDR: Hekimlerin masaüstü referans kitabı. Hekim ve eczacıların başvuru kitabıdır, FDA tarafından onaylanmış ilaçlarla, onaylanmamış ancak Amerika Birleşik Devletleri’nde belli izinler çerçevesinde satılan bitkisel ilaçlara ait prospektüs bilgilerini içerir.)
FDA’da Metabolizma ve Endokrinoloji Ürünleri Bölümü başkan yardımcısı olan Dr. Gloria Troendle, kolesterol düşürücü gemfibrozil’in, kullananlarda ölüm riskini arttırdığı defalarca gösterilmiş olan ilaçlar sınıfına dahil olduğunu ifade etmektedir. Dahası, Troendle FDA’nın uzun vadeli kullanım için gemfibrozil kadar kansere yol açan herhangi bir ilacı onayladığına inanmadığını ifade etti.
Gemfibrozil ile ilgili endişeleri başkaları da paylaşıyor. Dr. Elizabeth Barbehenn, bunu “Fibratlar insanlar için potansiyel kanserojen olarak değerlendirilmeli ve kanserojen potansiyeli, gemfibrozil’in yarar-zarar değerlendirmesinin bir parçası olmalı.” sözleriyle ifade ediyor.
Bu gerçekleri görmezden gelen, ilaç sektörünün finanse ettiği FDA, danışma kurulu üyelerinin çoğu aksi yönde görüş belirttiği halde, bu ilaçlara onay vermiştir! Daha açık bir ifadeyle, kurula kolesterol düşürücü gemfibrozil’in kalp hastalığını önlemede onay alıp almaması gerektiği sorulduğunda, sadece dokuz üyenin üçü lehte oy kullanmıştır. Maalesef, bu oylar sadece “danışman” oyudur ve FDA kuruldan çıkan oylara bakmaksızın gemfibrozil’in insanlarda kullanımı için onay verme kararı almıştır.
Kemirgenlerden insanlara kanser bulgusunun uyarlanması çok belirsizdir. Bu, kolesterol düşürücü ilaç taraftarlarının argümanıdır. Bu argüman, sadece insanlar üzerinde yapılan deneylerde de kanser oranında artış görülürse doğru kabul edilir. Aslına bakarsanız, bilim adamlarının gördüğü de tam olarak budur.
Lancet dergisinde yer verilen makalede Sheperd ve arkadaşları PROSPER deneyi hakkında şöyle yazıyor: “Yeni kanser olguları, pravastain (Pravachol) kullananlarda, plasebo (yani ilaç kullanmayanlar) grubundakilerden daha çoktu” (37). Benzer bulgular CARE deneyinde de vardı. Deney sonuçlarına göre, Pravachol (Bristol-Myer Squib firmasının ürettiği kolesterol düşürücü ilaç) kullanan kadınlarda meme kanserinde belirgin oranda artış (göreceli riskte yüzde 1500 artış) görüldü (38).
Kolesterol düşürücü ilaçların ne şekilde kansere yol açabileceğine dair bir mekanizma aydınlatılmıştır. Boston’daki Beth Israel Deaconess Tıp Merkezi’nden Dr. Michael Simons’un Nature Medicine dergisinde yayınlanan makalesi, statinlerin damar endotel büyüme faktörü (VEGF) adı verilen bir maddeyi taklit ettiğini göstermiştir. Biyokimyasal VEGF yeni damarların büyümesini (anjiyogenez adı verilen olay) teşvik eder. Yeni damar büyümesi arterlerin büyümesine yardım ederken, bu yarar kanserin ilerleme potansiyeli nedeniyle olumsuza dönüşür.
İngiliz Kanser Dergisi, VEGF’nin kolorektal kanser yayılımında önemli rol oynadığını bildirmiştir. Mevcut tümörü olanlarda, VEGF ve VEGF’yi taklit eden bileşikler hastanın hayatta kalma süresini ciddi olarak düşürür (39, 40).
Kolesterol düşüren ilaçların insanlarda kullanılan olağan dozlarda kansere yol açma potansiyeli hiçbir zaman temel bilgi olarak kabul görmeyecektir. İlaç firmalarının yürüttüğü kolesterol düşürücü ilaç deneyleri genellikle kısa süreli –yani 5 yıl veya daha kısa- planlanır.Kanserin ortaya çıkması uzun zaman alır. Aşırı derecede fazla sigara içmek dahi 5 yıl içinde akciğer kanserine yol açmaz (41), ama yine de sigaranın akciğer kanserine neden olduğunu kabul ederiz. Statin deneyleri sadece 5 yıl sürdüğünden, bu yan etki “radar”dan kaçacaktır. Danimarka Üniversitesi’nden araştırmacılar, 50 yaşın üzerindeki kolesterol düşürücü ilaç kullanıcılarının yaklaşık yüzde 15’inde, statin kullanımının doğrudan sonucu olarak sinir hasarı şikayetleri olacağını bildiriyorlar. (42)
USA Today gazetesi “Statinler devletin itiraf ettiğinden çok daha fazla insanı öldürdü ve zarar verdi” diye yazdı. (43)
Kolesterol düşürücü ilaçların yan etkilerine ait liste, rabdomiyoliz ve erektil fonksiyon bozukluğunun, kolesterol düşürücü ilaç kullanımının olası sonuçları arasında olduğunu belirterek devam ediyor.
Neyse ki, kolesterol düşürücü ilaç kullananların yüzde 50’si olumsuz yan etkileri nedeniyle ilacı bir sene içinde bırakıyor. Hekimlerin statin deneylerini birincil bilgi kaynağı olarak kullandığını göz önüne alırsanız, kolesterol düşürücü ilaç kullanmaya devam eden diğer yüzde 50’nin, belki de kendilerinin de kurbanı olacakları ciddi yan etkiler hakkında bilgi sahibi olacağını düşünmek pek mümkün değildir.
Tehlikeleri görmezden gelen Forbes (bir yatırım dergisi olduğuna şaşırmamalı) dergisinde ise şöyle yazmaktadır: “En yüksek risk grubundaki hastalar daha agresif tedavi (statin) görmelidir, yani bu ilaçların daha yüksek, daha pahalı dozlarını kullanmalı” (44).
Bu tür ifadeler bana uzman kimliğine bürünmüş yüksek maaşlı uşakların 1970’li yıllarda kanseri önlemek adına sigara kullanımını nasıl teşvik ettiklerini hatırlatıyor:
“Eski bir atasözü değiştirilebilir: Günde bir paket sigara akciğer kanserini uzak tutar*”. -Dr. Ian Macdonald, U.S.News&World Report’dan, Kaliforniya Tıp Başkanı.(*Ç.N.: İngilizce atasözü, “an apple a day keeps the doctor away” şeklindedir. Türkçe’ye “günde bir elma doktoru uzak tutar” şeklinde çevrilebilir. )
Yukarıdaki bu ifade, “kalp hastalıklarını önlemek için kolesterolümüzü düşürmeliyiz” iddiası kadar saçmadır.
İlaç üreticileri ve istatistik canbazları göreceli risk azalmasını kullanarak hekimlerin ve hastaların gözlerini boyamaktadır. Kolesterol düşüren ilaçların yan etkilerine baktığımızda bunu çok daha belirgin olarak görürüz. Hiçbir koşulda yararlar risklerden ağır gelmiyor, o zaman bunu iddia edenler acaba hangi terazi ile tartıyorlar? Sakın ilaç firmasının terazisiyle olmasın?”

Referanslar:

29. Law, M.R. et al. Quantifying effect of statins on low-density lipoprotein cholesterol, ischemic heart disease, and stroke: systematic review and meta-analysis. British Medical Journal. 2003 June 28; 326 (7404):1423.30.

Strom, Brian L. Potential for Conflict of Interest in the Evaluation of Suspected Adverse Drug Reactions. Journal of the American Medical Association. 2004; 292: (DOI 1.1001/jama.21.2643)31. Harris, Gardiner. F.D.A. Failing in Drug Safety, official asserts. The New York Times. November 19, 2004.


33. Cohen, S.Jay. Over Dose. 2001.ISBN 1-58542-123-5.

34. Uffe Ravnskov, et al. Letter to Archives of Internal Medicine. Submitted on July 20, 2002.

35. O’Fallon, Ill ., May 24, 2004. CBS Evening News. “Statins’ Mind-Boggling Effects.”

36. Newman, Thomas B.et al. “Carcinoma of Lipid-Lowering Drugs.” Journal of the American Medical Association. January 3, 1996-Vol 275, No.1.

37. Shepard, J. et al. Pravastatin in elderly individuals at risk of vascular disease (PROSPER): a randomized controlled trial. Lancet. 2002 Nov 23:360 (9346):1623-30.

38. Sacks FM, Pfeffer MA, MOye LA, Rouleau JL, Rutherford JD, Cole TG, Brown L, Warnica JW, Arnold JM, Wun CC, Davis BR, Braunwald E. the effect of pravastatin on coronary events after myocardial infarction in patients with average cholesterol levels. Cholesterol and Recurrent Events Trial investigators. New England Journal of Medicine. 1996 Oct 3; 335 (14): 1001-9.

39. Akagi K.et al. vascular endothelial growth factor-C (VEGF-C) expression in human colorectal cancer tissues. Br. J Cancer. 2000 Oct; 83 (7): 887-91.

40. Aug 29 (Reuters Health). Nature Medicine September, 2000; 6: 965-966, 10004-1010.

41. Ravnskov, Uffe. Statins as the new asprin. Letters. British Medical Journal. 2002; 324:789 (30 March)

42. Julie Appleby, Steve Sternberg, USA Today. 08/20/2001.

43. Sternberg, Steve. USA Today. 08/20/2001.

14 Ekim 2007 Pazar

KOLESTEROL İLE İLGİLİ GERÇEKLER


KOLESTEROL İLE İLGİLİ GERÇEKLER

http://www.noromed.com.tr/tr/content.asp?PID=%7B47AA3595-AA3A-4423-8BD8-70D3EDA899B6%7D sitesinden alınmıştır.

Damarları tıkayan pıhtı-tıkaç ya da atherom plağı içinde kolesterol oranı sadece % 3 tür. %50’den fazla kalsiyum, geri kalan ise kan hücrelerinden ve damar düz kas dokusundan oluşur.

Damar hastalıkları tanısı için artık anjio değil, damar tıkacındaki kalsiyum miktarını ölçen tomografi kullanılmaktadır.

Toplam kolesterolün % 20 oranı besin ile alınır. Geri kalanı karaciğer tarafından oluşturulur. Diet ile toplam kolesterol en fazla % 10 düşer.

Kolesterolden fakir diet alındığında vücut kolesterol harcamayı durdurur. Çünkü kolesterol gereklidir.

Kolesterol düşüklüğü ile depresyon riski artar, kanser riski artar, cilt kurur, cinsel isteksizlik ve güçsüzlük olur, kemik yapısı bozulur.

Kadınlarda östrojen, erkeklerde testosteron hormonları için kolesterol gerekir. Her iki cins için de bu hormonlar bir çok açıdan koruyucu özellikleri vardır.

Damar tıkacı, damar hastalığıdır, kan kolesterol hastalığı değil.
Kolesterol yüksekliği nedeni allostatik yüklenmedir.

Kolesterol düşürücü ilaçlar karaciğere zararlıdır, kas dokusunu tahrip eder ve dolaylı olarak böbreklere zarar verir.

Kolesterol düşürücü ilaçlar kas ağrılarına yol açar.

Kalp, kastan yapılmıştır. Kalsiyum miktarı gıdalarda fazla, magnezyum oranı azdır. Bu durum kalp kası kasılmasında sorunlara yol açar. Bu nedenle panik atak yakınması olanlarda ani ölümler gözlenir. (Kemal Sunal ; uçak korkusu, panik atak ve …)

Kalp hastalıkları yoğun bakımında kalp krizi nedeniyle yatan hastaların ortalama yarısının kan kolesterol düzeyleri normal ya da düşüktür. Aynı durum nöroloji kliniğinde yatan felçli hastalar için de geçerlidir.

Kolesterol düşürücü ilaçlar, 5 yıl için kalp krizi olasılığını sadece % 2 düşürür. (HeartWire Jan. 27, 2007)

Nagoya Üniversitesinden Dr. Harumi Okuyama kolesterol düşürmenin hiçbir faydasının olmadığını, aksine kanser ve depresyon riskini arttırdığını, acilen bu tedavi biçiminin durdurulması gerektiğini söylüyor. (World Review Nutrition Dietetics, Basel, Karger, 96: 1-17, 2007)

Kalp hastalıkları uzmanı Dr. Stephen Seely, kalsiyum kalp-damar hastalıklarının en önemli düşmanıdır diyor kitabında. (International Journal Cardiology 1991 Nov; 33 (2):191-8) Kolesterol düşürücü tedavileri tıkaçtaki kalsiyum oranını daha da artırdığını söylüyor yıllar önce.
Bir araştırma hiçbir şikayeti olmayan ve hiçbir hastalık risk grubunda olmayan orta yaş grubu insanların 1/3 ‘ünde ciddi oranda kalp damarı tıkaçları bulunduğunu bildiriyor. (European Heart Journal 25: 48-55, 2004)

Tüm araştırmalardan çıkarılan sonuç; kolesterol düşürmek kalp krizinden ölümleri azaltmıyor (Prof.Dr.Domaine de la Merci Nutrition Metabolism Cardiovascular Disease 16: 387-90, 2006)

Yumurta kolesterol açısından çok zengindir. 9734 kişi haftada en az 6 yumurta yedi, kolesterolleri artmadı. Kalp krizi ve inme riski artmadı. (Medical Science Monitoring 13: CR1-8, 2006)

ABD acil servislerinde kalp krizi tanısı konulan hastaların %50 oranında kolesterol düzeyleri normal bulunmuş. (Atherosclerosis 149: 181-90, 2000; Medical Hypotheses 59: 751-56, 2002)
Kalp tomografisi Agatston kalsiyum skoru “0” olanların kalp krizi geçirme olasılığı “0”dır. (Cleveland Clinic Journal Medicine 49: Supp 3 – S-6-11, 2002)

Orta yaş grubunda sex hormonlarının (östrojen ve testosteron) azalmasına bağlı olarak karaciğer kana kolesterol salgılanmasını arttırarak hormon yapımının dolaylı olarak arttırılmasını amaçlar. Bu nedenle orta yaş grubunda görülen kolesterol artışı normal bir olaydır. (Medical Hypotheses 59: 751–56, 2002)

Kalp damarlarında yer alan 10 mikron çapındaki bir kalsiyum plağı bile kopup kan elemanlarıyla birleşerek kalp krizine neden olabilmektedir. Ani ölümlere yol açan kalp krizlerinde görülen öncelikli sorun bu şekilde gelişir. [Proceedings National Academy of Sciences 103: 14678-83, 2006]

Yandaki görüntüde okla gösterilen yerler, kalp damarlarındaki kalsiyum birikimleridir (plak).
Kan sulandırıcı tüm ilaçlar (aspirin dahil) kan damarlarında kalsiyum birikimini 2 kat arttırırlar [Blood 104: 3231-32, 2004]

Harvard Üniversitesinden Dr. John Abramson, kolesterol düşürücü ilaçların kalp krizi nedeniyle olan ölümleri azalttığına dair hiç bir belirtinin olmadığın bildiriyor.[Lancet. 2007 Jan 20; 369(9557):168-9]

Bir çalışma, kolestrolün düşmesi ile beyin hücreleri yapısında bulunan kolestrol eksikliğine bağlı beyin ve sinir hastalıklarının ortaya çıkabileceğini bildirmiştir. [Drug Safety. 30(8):669-675, 2007]

Kolestrol düşürücü ilaç kullananlarda karaciğer bozuklukları görülme oranı %448 artar.[Clinical Therapy 2007 Feb; 29(2):253-60]

Kolesterol düşürücü ilaçların kullanımı ile ALS (amyotrofik lateral skleroz) görülme sıklığı artar. [Drug Safety 2007; 30(6):515-25]

MEVLÜT DURMUŞ'UN KİŞİSEL YORUMU: HER ŞEYDEN ÖNCE, BU KONUYU SON DERECE AKICI BİR ŞEKİLDE ELE ALAN, EMEK VERENLERE TEŞEKKÜR ETMEK GEREKİYOR...

KALSİYUM BİRİKİMİ İLE BİLDİRİLEN GÖRÜŞLERE KATILMAMAK ELBETTE MÜMKÜN DEĞİL, BU BİLİMSEL GERÇEĞİ BİR ÇOK KARDİYOLOG MAALESEF GÖRMÜYOR. FAKAT KALSİYUM BİRİKİMİNİN TEMEL MANTIKSAL NEDENİ KONUSUNDA BİRAZ FARKLI DÜŞÜNÜYORUM, BİLDİĞİNİZ GİBİ MAKROFAJLAR FARLI GÖRDÜĞÜ YAPILARI BAZEN YOK EDEMEZLER, FAKAT ZARARLARINDAN DOLAYI SÖZ KONUSU YAPIYI HAPSETMELERİ VE ETKİSİZ HALE GETİRMELERİ GEREKİR, BUNUN EN GÜZEL ÖRNEĞİ TÜBERKÜLOZ (VEREM HASTALIĞIndA) DA GÖRÜLÜR. SÖZ KONUSU BAKTERİYİ YOK EDEMEYEN MAKROFAJLAR, ONU SARARLARKEN KALSİYUM SALGILAR VE HAPSEDER. AYNI NEDENLE KÜÇÜK LİPOPROTEİN PARÇACIKLARI DA MAKROFAJLARI HAREKETE GEÇİRİR, VE DAMARLARDA BİZ TÜM BU OLUŞUMLARA ATEROM PLAKLARI DEYİP GEÇER, İÇERİĞİNİ ÖZELLİKLE SORGULAMAYIZ. PARTİKÜLLER KÜÇÜLÜR FAKAT KÜÇÜLMENİN NEDENİNİ DE SORGULAMAYIZ.

13 Eylül 2007 Perşembe

Kolesterol bir masal mı?



Kolesterol bir masal mı?

1990'dan beri kolesterol üzerine çalışan Durmuş, kitabında, kolesterole farklı bir bakış getiriyor.Düşman bildiğimiz kolesterol masum olabilir mi? Biyolog Mevlüt Durmuş, 'suçun' yalnız kolesterolde değil, kandaki diğer partiküllerde aranması gerektiğini söylüyor
28/08/2007
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=231279
http://www.sabah.com.tr/2007/08/28/gny/haber,22FEAE25D8B24663BE0F2B432CC06F51.html
http://www.samanyoluhaber.com/sondakika-67061.html

İSTANBUL - Yüksek kolesterol sağlığın en büyük düşmanlarından biri olarak bilinir. Bu, tıbbın tartışmasız gerçeklerinden biri olarak geçerliliğini korusa da öne sürülen iddialar, ezberleri bozmaya aday. Uzman biyolog Mevlüt Durmuş, 'Çarmıha Gerilen Molekül ve Modern Bilimin Kolesterol Masalları' adlı kitabında, kolesterol sorununun çözümünde, yerleşik yaklaşımların terk edilmesi gerektiğini savunuyor. Durmuş, kanda doğrudan kolesterol diye bir molekül olmadığı, 'lipoprotein' adlı, kolesterolü taşıyan lipid taşıyıcı proteinler olduğundan yola çıkıyor: "Kanda kolesterolünüz yüksek, diyorlar. Fakat kanda kolesterol diye bir şey yok, lipidleri taşıyan partiküller var. Bu partiküller üzerinde kolesterol dahil birçok lipid türevi var. İnsanlar yaşlandıkça bu partiküller de total anlamda küçülür. Küçülmeyi engelleyebilmenin tek yolu partiküller üzerindeki eksik lipidleri tamamlamak. Eksikleri tamamladığınızda insan ömrünü uzatmanız mümkün, bunun çalışmaları yapıldı. Kitapta da matematiksel denklemle verdik." Durmuş, kolesterol ilaçlarının, küçülmüş partiküllerin daha da küçülmesine yol açtığına dikkat çekiyor: "Küçülmenin kalp kasını zayıflattığı kanıtlandı. Albert Einstein Tıp Koleji'nden Dr. Nir Barzilai'nin araştırmasıyla küçük lipoprotein partiküllerinin ömrü kısalttığı, büyük lipoprotein partiküllerininse uzattığı görüldü. Yapısı küçülen lipoprotein partikülündeki kolesterole değil, onu oluşturan tüm bileşenlere bakmak gerek. Kalp hastalıklarına yalnız kolesterol değil, partiküldeki diğer yağların eksikliği de neden olabilir. Küçülen lipoprotein partikülündeki eksiğin bulunması sorunu çözer. Beslenme alışkanlıkları düzenlenerek kaliteli partikül oluşumu için gerekli yağların alınması, çözüme katkı sağlar."

'Düzgün yağ alımı önemli'
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın da, "Kolesterol içeren gıda alınınca kolesterolün artacağı ve kalbin tıkanacağı" tezinin yanlış olduğu fikrinde: "Kolesterol ilaçlarıyla lipoprotein partikülleri küçültülmemeli, bu partiküllerin büyümesi sağlanmalıdır. Bunun için düzgün yağlar alınmalıdır." Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi'nden Doç. Dr. Ahmet Temizhan kolesterol değerlerinin son yıllarda farklı parametrelerle ölçüldüğünü söylüyor: "Total kolesterol, trigliserid, HDL, LDL değerlerine bakılır. Bilim gelişiyor. Geçmişte 'normal' tanımlanan değerler düşüyor." (Yaşam Servisi, aa)

6 Ağustos 2007 Pazartesi

Kolesterol hakkında ilginç iddialar!....



Haber Yayın Tarihi: 02 Ağustos 2007 Perşembe Saat 18:25
Kolesterol Hakkında İlginç İddia (tgrt haber) http://www.haberler.com/kolesterol-hakkinda-ilginc-iddia-haberi/
Yıllardır Birçok Hastalığın Başlıca Nedeni Olarak Gösterilen Kandaki Kolesterol Oranı Hakkında İlginç Bir İddia Ortaya Atıldı.
Yıllardır birçok hastalığın başlıca nedeni olarak gösterilen kandaki kolesterol oranı hakkında ilginç bir iddia ortaya atıldı. Biyolog Mevlüt Durmuşa göre, kolesterolün vücuda gerekli birşey olduğunu belirterek, insan vücudundaki kolesterol oranın düşürülmesi ile birçok hastalığın ortaya çıktığını söyledi. Biyolog Mevlüt Durmuş, sorunun kolesterolde değil, kolesterol içindeki partiküllerde gizli olduğunu iddia etti. Kardiyologların kolesterol hakkındaki bütün söylediklerini yalanlayan Durmuş, partiküller üzerine yoğunlaşılması durumunda insan ömrünün 150 yıla kadar çıkacağını ifade etti. Kandaki yağ oranı olan kolesterolün yüksek olmasının bir hastalık nedeni olmadığını savunan Durmuş, bunun damar sertliğinin nedeni olmadığını ileri sürdü. Damarda kolesterolün olmadığını partiküllerin olduğunu belirten Durmuş, kolesterolle değil içinde bulunan partiküllerle mücadele etmek gerektiğini savundu. Kolesterol düşürücü ilaçların da birçok yan etkisi olduğunu ifade eden Durmuş, Kardiyologların da bu konuda insanların yanlış yönlerdiğini hastalara bunları anlatmadıklarını söyledi. Kolesterolün insan vücuduna gerekli birşey olduğunu kaydeden Durmuş, kolesterolün olmaması durumunda beynin, hormanların çalışmadığını ve zeka geriliği olduğunu belirtti.Bu ilaçları asıl kullanması gereken alanların kanser hastalıkları olduğunu belirten Durmuş, kanser hastalıklarının tedavisinde kolesterol düşürücü ilaçların yapıldığını söyledi. Kanda kolesterol oranı yerine partüküllerle uğraşılması durumunda da insan ömrünün 150 yıl artabileceğini iddia etti. Kolesterolün düşürülmesi için verilen ilaçların yanlış olduğunu savunan Durmuş, balık yağı, fındık, ceviz ve vitamin alınması durumunda partiküllerin durumunun normal hale geleceğini söyledi. Yüksek kolesterole yumurtanın faydalı olduğunu belirten Durmuş, bazı hekimlerin ise yumurtanın faydalı olduğu görüşüne vardıklarını ve bunu önerdiklerini aktardı. Kalp damar hastalıklarının nedeninin kolestorel olduğunu öne sürmenin yanlış olduğunu savunan Durmuş, kalp krizi geçirmiş birisinin kanına (damarlardaki birikime=aterom plaklarına) bakıldığında yüzde 4 oranında kolesterol oranı olduğunu söyledi. (DUY-ÖK-Y) (İhlas Haber Ajansı) 02.08.2007 18:25

5 Ağustos 2007 Pazar

Kolesterol icat edilmiş bir hastalıktır.....





‘Kolesterol icat edilmiş bir hastalıktır’
ZAMAN HABER: BURHAN EREN b.eren@zaman.com.tr



Kolesterolümüzün yükselmesinden çok korkuyoruz. Çünkü diyetisyenler ve hekimler, basın-yayın organlarında, kolesterolün kalp ve damar hastalıklarına neden olduğu yönünde hemen her gün bizi uyarıyor ve kolesterollü yiyeceklerden şiddetle kaçınmamızı salık veriyor.


Ancak sesleri diğerlerinin arasında kaybolsa da aksini iddia eden uzmanlar da var. Yüksek kolesterolün, söylendiği gibi sağlığımız için tehlike oluşturmadığını söylüyor, hatta kandırıldığımızı iddia ediyorlar. Geçtiğimiz günlerde ‘Bir Masalmış Kolesterol’ adlı kitabı Türkçede yayımlanan Shane Allison, aslında bir hastalık tanımlandıktan sonra onunla ilgili bir ilacın yapılması gerektiğini belirtiyor ve şöyle diyor: “Kırmızı pirinç mayası denen mantarın, kolesterol düşürücü etkisi olduğu keşfedilince ilaç endüstrisi ilacı satmak için insanları yüksek kolesterolün bir hastalık olduğuna inandırdı. Önce ilacı yaptılar, sonra hastalığı icat ettiler.” Benzer görüşleri Türkiye’de dillendirenler de var. Prof. Dr. Ahmet Aydın ve biyolog Mevlüt Durmuş bunlardan ikisi. Bu üç uzmanla kolesterol üzerine yaptığımız röportaj, hiç duymadığınız bilgi ve yorumları içeriyor.


Kolesterolümüzün, uzmanların yaşımıza ve cinsiyetimize göre belirlediği değerlerin üzerine çıkmasından fena halde korkuyoruz. Çünkü yüksek kolesterolün damar tıkanıklıklarına ve kalp rahatsızlıklarına sebep olduğu yönünde, yayın organlarında hemen her gün bir uzman uyarısı ile karşılaşıyoruz. Sesleri, kolesterolü yükseltecek gıdalardan şiddetle kaçınmamız gerektiğini söyleyenler kadar çıkmıyor; ancak aksini iddia eden uzmanların sayısı da hızla artıyor. Kolesterolün yüksek olmasının sağlık için bir tehlike oluşturmadığını, hatta ticarileşen tıbbın, ilaç tüketiminde icat ettiği bir hastalık olduğunu söylüyorlar. Kitaplar yazıp, sanal ortamda seslerini yükseltiyorlar. Geçtiğimiz günlerde Hayy Kitap’ın ‘acil serisi’ dizisinden çıkan ‘Bir Masalmış Kolesterol’ adlı kitabı buna bir örnek. Kitapta, yükselecek diye ödümüzün koptuğu kolesterol ile ilgili ilginç iddialar öne sürüyor, organik kimya uzmanı Shane Ellison. Kitabın yayınını fırsat bilerek, sentetik tıbbı terk edip bağımsız bir araştırmacı olarak çalışan Shane Ellison ile bir söyleşi yaptık, kendisinden pratik öneriler aldık. Kolesterol ile yaygın kanıların aksine tezleri ile bilinen Prof. Dr. Ahmet Aydın’a ve biyolog Mevlüt Durmuş’a mikrofonumuzu tuttuk. İşte kolesterol ile ilgili pek sık duyamayacağınız türden açıklamalar…


SHANE ELLİSON
Senelerdir kolesterol ile ilgili olarak kandırıldığımızı yazıyorsunuz. Peki, bu ‘kandırmaca’ neden?
Çünkü sadece kârlarını düşünüyorlar. “Bir Masalmış Kolesterol” kitabımda gösterdiğim gibi, sağlık mafyası hem toplumu hem de doktorları kandırmak için istatistik cambazlığı yapıyor. Kendi yazdıkları -veya yazdırdıkları- yazılar uzmanlar tarafından yazılmış gibi gösteriliyor. Her iki taktik de kolesterol düşürücü ilaçlar ve kalp hastalığı hakkındaki gerçekleri gizliyor. Kitabımdaki gibi gerçeklerle karşılaşıldığında, ilaçlar olmadan da kalp hastalığından korunabileceğimizi görüyoruz.


Doktorların ‘kötü’ dediği LDL-kolesterolün kötü olmadığını söylüyorsunuz. Kolesterol ve LDL-kolesterol nedir?
Kolesterol vücutta en bol bulunan steroid moleküllerden biridir. Birkaç görevi vardır. Hücre zarını bir arada tutar. Miyelin kılıfını oluşturan parçalardan biri olarak beynin çalışmasına yardımcı olur. Bizi viral ve bakteriyel enfeksiyonlardan korur. Hormon seviyemizi düzenler. Tüm bu görevleri yerine getirebilmek için kolesterol 100.000 mil uzunluğundaki arterler boyunca “lipoproteinler” tarafından taşınmalıdır. En önemli lipoproteinlerden biri de düşük-yoğunluklu-lipoprotein (LDL)’dir. Temel görevi ihtiyaç duyduğumuz kolesterolü vücudun çeşitli parçalarına dağıtmaktır. LDL-kolesterol olmasaydı ölürdük. Kitabımda da gösterdiğim gibi, LDL-kolesterol düştüğünde sağlığımız da çöküyor; fikir liderleri bize ne söylüyorlarsa tam tersi!


Peki, dediğiniz gibi kolesterol bu kadar faydalı bir molekülse, neden uzmanlardan aksini duyuyoruz?
Çünkü ilaç endüstrisinin kolesterolü düşürecek bir ilacı var. Kolesterol düşürücü ilaçların ortaya çıkmasından itibaren (1970 senesi civarında), insanların kafasına vura vura “yüksek kolesterol kalp hastalığına sebep olur” mesajı verilmekte. Aslında bir hastalık tanımlandıktan sonra onunla ilgili bir ilacın yapılması beklenir. Fakat bu örnekte bunun tam tersini görüyoruz... Kırmızı pirinç mayası denilen mantarın, doğal ortamında istilacılarına zehir olarak ürettiği bir salgının kolesterol düşürücü etkisi olduğu keşfedildi. İlaç endüstrisi insanlar üzerinde de aynı etkiye sahip olduğunu gördü. Böylece bunu izole edip kendileri üretmeye başladılar. İlacı satmaları için yapmaları gereken tek şey insanları kolesterolün tehlikeli olduğuna, -yüksek- kolesterolün bir hastalık olduğuna inandırmaktı. Bu mesajı yeteri kadar yaydıklarında insanlar ilaçları kullanmaya başladı. Önce ilacı yaptılar, sonra hastalığı icat ettiler.


Kolesterol ilaçlarının etkisiz olduğunu gösteren bir bilimsel kanıt var mı?
Hem de tonlarca… Statinlerle ilgili yapılmış bilimsel araştırmalara topluca “kolesterol düşürücü ilaç deneyleri” deniyor. Kitabımı okuyanlar, bu araştırmalarda, ilaçların faydasının görülmeyip tehlikelerinin belgelendiğini öğrenecekler. Bu gerçeklerin doktorlardan ve toplumdan nasıl saklandığını da…
Kolesterol dediğiniz gibi suçlu değil de masum ise kalp hastalığına aslında neler sebep oluyor?
Hareketsiz bir hayat sürmek, yeteri kadar C vitamini almamak, güneşe yeteri kadar çıkmamak, çok fazla şeker ve yapay tatlandırıcı yemek gibi alışkanlıkların tümü kalp hastalığına sebep olabilir. “Bir Masalmış Kolesterol”, kalp hastalığını önlemek için, ilaç kullanmaksızın yapabileceğimiz şeyleri de gösteriyor. Kardiyovasküler sağlığımızı korumak için en önemli şeylerden biri hareketli bir hayat sürmek. Düzenli ve hafif spor yapmak genel sağlığımızı korumak için yapabileceğimiz en iyi şey. Hareketsiz kalmak vücudumuza, ona daha fazla ihtiyacımız olmadığı mesajını veriyor.


‘Şeker, vücudumuzun bir numaralı düşmanı’ diyorsunuz. Gerçekten bu kadar kötü mü?
Sükroz, früktoz, yüksek früktozlu mısır şurubu (nişasta bazlı sıvı şeker) formundaki şekerler ve aspartam, sukraloz gibi yapay tatlandırıcılar en kötü şeyler arasında. Bunlar vücudumuzda obezite, diyabet, kalp hastalığı hatta kansere davetiye çıkaran bir ortam oluşturuyorlar.


Kalp-damar hastalıklarını önlemede bize yardımcı olacak, önereceğiniz yiyecekler var mı?
Kalp hastalığını önlemek için yapabileceğiniz en iyi şeylerden biri işlenmemiş, rafine edilmemiş, fabrikadan çıkmamış yiyeceklere yönelmek olmalı. “Yiyecek bir kutudan veya ambalajdan çıkıyorsa uzak durun” diyorum kısaca. Kalbi korumak için yenebilecek en güzel gıdalar doğal ortamda otla beslenmiş dana-sığır eti, brokoli, karnabahar, yumurta (doğal ortamda yaşayan tavuk yumurtası), çilek, ahududu, böğürtlen gibi meyveler ve ıspanak…


Yakın zamanda Türkçeye çevrilecek başka bir kitabınızın daha olduğunu duyduk, öğrenebilir miyiz?
Health Myths Exposed (Sağlık Efsaneleri İfşa Ediliyor) isimli kitabım eylülde yine Hayy Kitap tarafından basılacak. Kitabın farklı bir ismi olabilir, onu şu anda net söyleyemiyorum. Bu türden kitaplar, yeni bir harekete yol açıyor. Aşırı bir şekilde artmış bulunan hastalıklardan ve tehlikeli ilaçlardan uzak durmaya çalışan insanlar var artık. Bu hareket, Türkiye’de de yayıldıkça, reçeteli ilaçlar olmadan sağlıklı yaşamaya çalışan insanların sorularına cevap niteliğinde kitaplar da artacaktır.


MEVLÜT DURMUŞ : 45’inden sonra kolesterol zaten yükselir


Kolesterolün, yaygın kanının dışında zararlı olmadığı öne sürülüyor, siz ne diyorsunuz?
Kolesterolün zararlı olduğu yönündeki yaygın bilginin bir masal olduğu görüşüne katılıyorum. Şöyle ki: Size bir bardak su getirsem ve ‘içindeki bileşenler zararlıdır’ desem tepkiniz muhtemelen sıvının ne olduğunu anlama yönünde olurdu. İçinde ne olabilir, H2O olabilir ya da hidrojen peroksit H2O2 olabilir ki o da sıvıdır. İlki hayat verir, ikincisi öldürür. Kolesterol konusunda yapılan saçmalık, verdiğim örneğe benzer şekilde, bardakta ne olduğu söylenmeden size sıvının zararlı olduğunun söylenmesidir. Kolesterolün zararlı olduğu yönündeki yaygın teoride, yöntem yanlış, matematiksel ve mantıksal değil.

Öyleyse neden bize sürekli kolesterolden kaçınmamız gerektiğini söyleyen görüş hakim?
Bu kaçınılmaz. Dünyadaki 8 milyar insanın 45 yaşından sonra en az yüzde 30 ila 40’ında kolesterol yükselmek zorunda. Eğer kolesterolün yüksek oluşunu bir hastalık olarak gösterip bunu düşürecek bir alternatif gösterecek olursanız, sürekli ve muazzam bir para kazanırsınız. Kardiyologlar ölüm oranları ile kolesterol yüksekliği arasındaki ilişkiye girmezler. Çünkü yaşlılarda kolesterol düzeyi yükseldikçe ölüm oranı azalır. Yüksek kolesterol zararlı diyen uzmanların söylediklerinin tersi bir durum yani.


Kolesterolün düşük tutulması gerektiği yönündeki yaygın kanıya siz neden katılmıyorsunuz?
Organizmada bazı moleküller yükseliyorsa bu, bir hastalıkla ilişkilidir. Mesela bir enfeksiyonda kandaki lökosit sayınız artar, ateşiniz yükselir. Doktor size ‘Kandaki lökosit sayınız sizi hasta etti’ demez, ‘Hastalığınızdan dolayı lökosit sayınız arttı’ der. Enfeksiyona neden olan bakteriyi verdiği ilaçla öldürür ve lökosit sayısı normale iner. Aynı mantık kolesterol için de geçerlidir. Kolesterolün yüksekliğini hiçbir hastalıkla ilişkilendiremediler. Bu yüzden de doğrudan kolesterolü hedef aldılar.


AHMET AYDIN: İlaç tüketimine dayalı sistem işliyor
Yaygın bir kanaat var, ‘kolesterolümüz düşükse sağlıklıyız ve kalp rahatsızlıkları açısından risk altında değiliz’ şeklinde. Siz bunun doğru olmadığını söylüyorsunuz, neden?
Bir yığın araştırma var, kolesterolü ortalamadan düşük olanların başka hastalıklara çok daha fazla yakalandıkları yönünde. Ancak bunları söylemek size ticari açıdan bir şey kazandırmaz, kaybettirir. O yüzden ibre daha çok kolesterol karşıtı kampanya yürütenler lehinde çalışır.


Tıbbın ticari bir faaliyete dönüştürülmesinden mi kaynaklanıyor bu?
Sanayiciler artık ciddi yatırımlar yapıyorlar. Çünkü çok büyük bir rant var ortada. 1960’lara 70’lere kadar bu böyle değildi, tıp safiyane amaçlarla yapılıyordu. 40 yıldır ilaç tüketimine dayalı bir anlayış ve sistem geliştiriliyor. İlaç sanayii, hastalığı değil, belirtilerini yok edecek ilaçlara yöneldi. Mesela başınız ağrıyorsa onun gerçek nedenini bilmeyi değil, ağrısını dindiren ilaçlar vermeyi öneriyor tıp. Sebebi bilinip tedavi edilecekken migrenin 50 bin çeşidi üretilir, bunların yüzlerce ilacı çıkar. Hastalar bu ilaçları kullanır, ağrıları yıllarca devam eder. Sanayinin de aradığı budur. Kolesterol ilacı da kullanmak tam bir abonelik sistemidir, 40 yıl kullanırsınız.


Kolesterolün düşürülmesinde kullanılan ‘statin’lerin zararlı olduğu iddiasına ne diyorsunuz?
Mesela vücudunuzda enerji santralı olan bir madde vardır ve bunu bu ilaçlar tahrip eder. Bu ilaçları kullananlar zaten halsizlikten şikâyet ederler. Bütünüyle emin değiliz, ama teorik olarak baktığımızda kansere de sebep olma ihtimali var. Diyorlar ki ‘madem öyle ispat edin’. Asıl siz bu ilacın zararsız olduğunu ispat etmek durumundasınız. Ve bunu ispat etmek için trilyonlar harcamanız gerekir. Kârı olmadığı için de hiçbir firma böyle bir masrafı karşılamaz. İşin kötüsü, devletlerin desteklediği, bağımsız araştırmalar yapan kurumlar kalmadı. Araştırmaların yüzde 90’ı ilaç firmaları tarafından yapılıyor ve tedaviye, önlemeye dönük değil.


Kolesterolümüzü düşük tutarak, birtakım risklerden uzak kalmıyor muyuz?
Vücutta mikropsuz bir iltihap vardır. Vücut bunu kolesterol ile tamir etmeye çalıştığı için kolesterol oranını yükseltir. Kolesterol tamir materyalidir orada. Bu, bir yangın mahallindeki itfaiyeyi görünce ‘itfaiye yangın çıkarıyor’ demenize benzer. Çünkü bundan büyük paralar kazanılıyor. Tıpta bu kadar ilerleme ve kolesterollü gıdaların tüketiminde büyük bir azalma varken neden koroner kalp rahatsızlıklarında muazzam bir artış var?


Sayı:
36
Bölüm:
Aktüel