20 Nisan 2010 Salı

Kolesterol tartışmaları: Du bakali nolcek?


Kolesterol konusunda hala

bir şey yapmayan ve kararsız

bekleyenlere, çok bilinen

Aziz Nesin öyküsünden

küçük bir hatırlatma…






Kolesterol tartışmaları: Du bakali nolcek?

Yıllardır sayısız araştırmacı, yumurta[1], et, süt, tereyağı gibi besinlerle alınan kolesterol miktarının, kan kolesterol düzeyini yükseltmediğini, bu söylentilerin bir uydurma olduğunu söylüyorlarmış[2]. Burada önemli olan tek konunun kolesterol ve yağ alımları değil, günlük kalori miktarının aşılmamasıdır diyorlarmış. Yani günlük kalori miktarını aşmadığın sürece (1500–2000) kolesterol ve yağlı beslenme, asla kan kolesterolünü yükseltmiyormuş. Hatta Tom Naugton ünlü bir komedyen yağlı eti, sütü, tereyağını, yumurtayı yasaklayan doktorları, kapitalizme dayalı sağlık sistemini ve ilaç şirketlerini Tİ’ ye alan bir belgesel bile çekmiş[3]. Fakat bu trajik komediye rağmen, bazıları hiç utanmadan hala kolesterol ve yağ içeren besinleri insanlara yasaklayabiliyormuş. Kapitalizm Tİ’ ye alınmayı filan değil, her zaman olduğu gibi kazandığı paraya bakıyormuş elbette. Doktorlarımız ise yağlı etin, sütün, tereyağının, yumurtanın kolesterol içeriğine fena kafayı takmışlar veya taktırılmışlar bir kere. Akıl oyunu oynamanın proflukla ilişkili olmadığını gösteren zeki bir komedyenin (Tom Naugton) bile kolaylıkla başarabildiği basit bir deneyi yapmak bu kadar zor olmasa gerek. Bizimkiler iddiaların gerçekliğini ya da yanlışlığını araştırmak yerine ‘eski bir plak’ gibi aynı noktaya takılıp kalıyorlarmış. Kendi düşüncelerini bir türlü yenilemiyor ve sürekli aynı şeyi tekrar tekrar söylüyorlarmış: Aman hayvansal besinlerden uzak durun! Yağlı besinler yemeyin! Aman hayvansal besinlerden uzak durun! Yağlı besinler yemeyin! Aman hayvansal...............

—Bak sen şu küçük yumurtanın, tereyağının, etin yaptığına, du bakali nolcek!

****************

Hikâye biraz karışık o yüzden tam olarak anlatamadım galiba, o zaman devam edeyim. Fakat sen de ‘du bakali’ demekten vazgeç, sonucun nereye ulaşabileceğini tahmin etmeye çalış! Kalp damarlarının tıkanıklığına bağlı olarak geçirilen kalp krizlerinin çoğunda kolesterol düzeyi normal ya da düşük olduğu[4] halde bu pek insanlara anlatılmıyor[5] ve hep nedense yüksek kolesterol dayatması yapılıyormuş. Hatta ölüm oranları açısından bakıldığında, kolesterolü yüksek olan yaşlıların daha uzun yaşadığı[6] bile gözlenmiş[7]. Fakat hiç zorlanmadan tahmin edeceğin gibi bu durumu da ‘kolesterol suçlu’ diyen araştırmacılardan hiç kimse bu araştırmaları takmıyormuş. Yıllar önce kalp damarlarını yenilemek için ameliyat olan Bill Clinton’un kalp damarları da yeniden tıkanmış üstelik. Clinton’un hem kolesterolü normalmiş, hem de tansiyonu normalmiş. Üstelik eski başkan ilaçlarını çok düzenli ve dikkatli[8] kullanıyormuş. Doktorlarımız Clinton’a sakın strese girme, yaşam şeklini değiştir, o konferans senin bu saksafon benim diyerek ortalarda fazla dolaşma, yoga yapmaya başla, mümkünse bir Budist tapınağında kalan zamanını geçir, otçul bir yaşama geç filan demişler. Dahası ‘sağlıklı bir yaşam için kolesterol düzeyi çok ama çok düşük olmalı’ diyen araştırmacılar ‘kanser’ duvarına da fena çarpmışlar. Çünkü kolesterolü çok düşük olanlarda değişik kanser türleri ortaya çıkıyor[9] fakat bu konu mümkün olduğunca ilaç şirketleri tarafından gündemden uzaklaştırılıyormuş!

—Hadi yaaa çok heyecanlı bir durum, du bakali nolcek?

**********

Daha bitmedi. Önceleri çok inkâr etmiş olsalar da, konusunda etkin ve yetkin olduğunu iddia eden bazı kurum ve kuruluşlar yan etkileri çok küçümse de, kolesterol ilaçlarının (statinlerin) cinsel fonksiyon bozukluklarına[10] yol açtığı en sonunda ortaya çıkmış. Kolesterol ilacı kullanan yaşlı çapkınlar (ve olaya Fransız kalanlar) elbette bu araştırmaya da çok bozulmuşlar, çünkü çok çapkın göründükleri halde hiç çapkınlık yapamadıkları bu ilacı (statin) kullanmalarından anlaşılmış. Yaşlı, zengin ve bol paralı bu adamlar hem kolesterolü düşürecek hem de çapkınlıklarına laf-söz getirmeyecek yeni ilaçlar araştırılması için çok büyük bir parasal fon oluşturmuşlar.

—Eee, kolesterol ilacı alan yaşlılar yandı desene, du bakali nolcek?

*************

‘Nolcek’ deme artık. Her ne kadar bizim araştırmacıların çoğu, yok kolesterol ilaçları (statinler) böbreklerin fonksiyonlarını filan bozmaz[11] demiş olsalar da, son çalışmalarda statinlerin böbrekleri bozabileceği ve kas hücrelerinde ölümlere yol açma ihtimaline[12] karşı FDA doktorları ve kolesterol ilacı kullanın insanları bir kez daha uyarmak zorunda kalmış. Dahası birçok araştırmacı söz konusu ilacın kaslarda hücre ölümlerine neden olduğunu bildiği halde, bu ilacın kalp kaslarına neler yapabileceğini hiç düşünülmeden bu ilaçları yazabiliyormuş. Asıl komik olan ise farklı; ilaç şirketleri aracılığı ile bu ilaçların kalp kaslarını acayip bir derecede güçlendirdiği yolunda ilginç oldukça komik yayınlar yapabiliyorlarmış! Kaslar gelişim ve steroid ilişkisinden hiçbir şey anlamadıkları da ortaya çıkmış yani…

—Ciddi misin, ilaç kaslara zarar veriyorsa elbette kalp kaslarına da verir? Du bakali nolcek?

******************

Yine o cümleyi söyledin, neyse biz konuya dönelim. Bazıları yıllardır yok öyle bir şey ‘kolesterolü yüksek olan şeker hastaları mutlaka kolesterol düşürücü ilaç (statin) kullanmalı’ demiş olsalar da, şeker hastalarında hem total kolesterolü ve LDL’yi düşürmenin, hem de iyi denilen kolesterolü yükseltmenin (HDL-k) hiçbir işe yaramadığı artık ACCORD adlı bir çalışmayla iyice anlaşılmış. Hoş bunu bile anlayacaklarından açıkçası hala şüpheliyim ama neyse. Ayrıca bu çalışmada, ilaçların kalp krizi ve beyin felcini engellemediği de çok uzun çalışmalar sonucunda[13] ortaya çıkarılmış. Bitmedi, son zamanlarda bazı bilim adamları tarafından kolesterol ilaçlarının az çok şeker hastalığı yapabileceği ihtimali üzerinde de durulmaya başlamış[14].

—Bak sen şu kendini bilmez araştırmacıların yaptığına, bu şimdiye kadar söylediklerine hiç uymuyor, du bakali nolcek?

***************************

Bazılarının, “… Yok, her zaman yüksekliği iyidir, hatta ne kadar çok yüksekse o kadar iyidir” dediği iyi kolesterol (HDL kolesterol) üzerinde de gizliden gizliye büyük tartışmalar, araştırmalar varmış. İyi kolesterol (HDL) düzeyinin fazla olmasının da bazı risklerinin[15] olabileceğini iddia edenler, sözde konunun uzmanlarınca aslında hiç dikkate alınmıyormuş. Oysa iyi kolesterolü (HDL) çok yükseltmek de özellikle şeker hastalarında hiçbir işe yaramadığı gibi, iyi kolesterolün yüksekliği (HDL) ile şeker hastalığı arasında bağlantı kuran, fakat yeterince önemsenmeyen araştırmacılar[16] bile varmış. İyi ya da kötü fark etmez, kandaki her türlü aşırı partikül (parçacık) birikimi (HDL, LDL) organizma için zararlıdır. “Boşu boşuna HDL düzeyi çok ama çok fazla olursa iyi olursunuz, kalbiniz çok sağlıklı olur” yaygarası yapmayın, insanları kandırmayın diyorlarmış. Partikül birikimleri nedeniyle, total kolesterolün veya kötü (LDL) kolesterolün ya da iyi (HDL) kolesterolün çok yüksek çıkması tanısal olarak elbette önemlidir, çünkü bu bulgular bir organdaki metabolizma bozukluğunu gösterir. Ve yüksek kolesterol de önemli bir bulgudur, fakat bu işte suçlu olan kolesterol değildir, kolesterol partikül birikimi nedeniyle yükseldi diyorlarmış. Kolesterolün bir suçu yok diyenler de son zamanlarda büyük oranda Türkiye’de de artmış. Bunlar kandaki yüksek kolesterolün hücresel üretim nedeniyle değil, kandaki partikül birikimi nedeniyle ortaya çıktığını, kandaki kolesterol yüksekliğinin (göreceli) hücresel üretimle doğrudan bir ilişkisi olmadığını söylüyorlarmış nedense. Fakat senin de tahmin edeceğin gibi, çoğunluğu oluşturan akademik çevreler ve ilaç şirketleri bu iddiaları görmüyor, iddialar çok mantıksız olmasa da, iddiaları deneysiz buluyorlarmış (!) çünkü kendilerinin bu konularda deney yapmaya cesaretleri hiç yokmuş. Kısaca günümüz tutucu bilim adamları ‘kolesterol masum’ diyenlerin iddialarına karşı aslanlar gibi direniyor, ilaç şirketleriyle kol kola ilerliyorlarmış!

—Bak sen, çok heyecanlı, du bakali nolcek?

***************

Anlamak değil, gülmek istersen işin çok daha komik tarafları da var. Bu kolesterol ilacını bulan insanlar (statini) ve ilaç şirketleri, bu ilacın hücre içinde kolesterol dâhil bütün steroid oluşumları hücre içinde yok ettiğini aslında çok iyi biliyorlarmış. Senin anlayacağın hücre içinde steroidler ve steroidlere gelinceye kadar ki ara basamaklarda oluşması gereken önemli ürünleri (Östrojen, Testosteron, D vitamini, Koenzim Q10 vs) yok ettiğini çok ama çok iyi biliyorlarmış araştırmacılar. Memeli canlılarda steroidler yok edilirse, zaten memeli olmanın anlamı yok bildiğin gibi, memesiz canlı ol bence daha iyi! Asıl komik olan şu: bir yandan memeli canlıda (kolesterol dâhil) bütün steroidleri yok ederlerken diğer yandan da hücre içi steroid eksikliği kaynaklı, kandaki düşük hormon düzeylerinde de[17] hastalıkların çoğaldığını, ölüm olaylarının çok arttığını da biliyorlarmış ve bu konuyla ilgili birçok akademik yayın[18] yapıyorlarmış. Yani laf aramızda, bu araştırmaların ikisini birden okurken ben hala ‘biyolog’ olmaktan utanırım: Bir yanda hücre içinde steroidlerin yapımını ilaçlarla durduracaksın, diğer yandan insanlar steroid eksikliklerinde (testosteron, D vitamini vs) neden çabuk ölüyorlar diyeceksin. Ve hiç utanmayacaksın. Steroid yapamayan bir hücrenin, canlı bir hücre olduğu bile şüpheliymiş aslında ama neyse bu ayrı bir konu. İlaçlar insan hücresinde steroidleri yok etme işini yavaş yavaş yapıyorlarmış. Çoğu uzman bu ilacın insanlardaki hücrelerde bütün steroidleri yavaş yavaş yok etmesi sırasında ortaya çıkacak sakıncaları, yan etkileri bilmelerine rağmen insanlara gerçeği bir türlü söyleyemiyorlarmış. Malum vahşi kapitalizm, insanın insanı çiğ çiğ yemesi üzerine kuruludur sen de biliyorsun, fakat kimse kimsenin bu sistemde ne yediğini de bilmek istemiyor zaten! Bu nedenle yine çoğu uzman konuyu bilmiyor, anlamıyor, araştırıyor numarasıyla kandaki yüksek kolesterolün zararları konusunda nutuklar atıyorlarmış. Oysa kolesterol yüksekliği sadece bir gösterge (karaciğer), olmasına karşın kendisi hastalıklardan sorumlu değilmiş. Yıllarca kör, sağır ve dilsiz numarasına yatmışlar senin anlayacağın ilaç şirketleri. Canlı bir hücrede, hücresel steroid metabolizmasını durdurmanın ne anlama gelebileceğini, hücre içi steroid metabolizmasının memeli canlılar için önem ve değerini hiç anlayamayan birçok insan, doktor ve araştırmacı varmış…

—Bu ilaçlar hücre içi bütün steroidleri yok ediyormuş öyle mi, vay canına… Du bakali nolcek?

****************

‘Du bakali’ yoktu hani, neyse! Aynı zamanda söz konusu ilaçların hafıza kaybı, depresyon gibi yan etkileri de varmış, uzmanlardan bir grup bu yan etkilerin mutlaka kolesterol düşürücü ilaçların prospektüslerine yazılması gerektiği konusunda çok ama çok ısrarlıymış[19]. Fakat bu işten maddi-manevi çıkar sağlayan bazı dünyaca ünlü uzmanlar ve kolesterol ilacı (statin) üreten şirketler, söz konusu yan etkilerinin yazılmasına karşı çıkıyor farklı bahaneler buluyorlarmış. Aslında statin ilaçlarının mutlak faydası % 1–3 arasında değişiyormuş. Yani kandaki kolesterol yüksekliği düşmesine düşüyormuş ama ölüm oranları dikkate alındığında sonuç tam bir hayal kırıklığı imiş. Kısaca sonuç olarak kontrol grubu dikkate alındığında, ilaç kullanan her yüz kişiden en fazla üç kişisi fayda görüyor, geriye kalan doksan yedi kişi hiçbir fayda görmüyormuş senin anlayacağın. Bu ilacın yan etkileri küçümseyen bazı ilaç severlerde bu durumu hiç görmüyormuş, yani ilacın mutlak faydasının en fazla yüz kişide 3 kişi (% 3) olduğunu görmüyormuş…

—Bak sen şu ilaç şirketlerinin yaptığına, du bakali nolcek?

*************************

Genetik kolesterol yüksekliği tedavisinde insanlara ilaç vermeye çalışan çoğu uzman, özellikle çocuklarda ortaya çıkan ailesel kolesterol yüksekliğinde ‘karaciğer nakli’ seçeneğini görmezden geliyorlarmış. Oysa birileri bu durumu yıllar önceden defalarca söylemiş. Karaciğer ve yüksek kolesterol konusu burada gerçekten çok önemli; çünkü bu genetik kolesterol yüksekliği, genetik bir hastalık olmasına rağmen hastaya karaciğer nakli yapılabilirse ‘genetik hastalık’ tamamen ortadan kalkıyor, bir daha kanda yüksek kolesterol falan oluşmuyormuş[20]. Aynı zamanda genetik kolesterol yüksekliği, yüksek kolesterolün kanda hücresel üretim nedeniyle değil partikül birikimi nedeniyle oluştuğunu gösteren çok önemli bir kanıtmış bu genetik kolesterol yüksekliği [21]. Fakat kimsecikler her zaman olduğu gibi bu kanıtları görmüyor, hücre içinde steroidlerin yapımını durduruyor ve hala ilaç konusunda ısrar ediyorlarmış. Bu arada ilaçla yok ettikleri bazı maddeleri yine ilaçlarla yerine koymaya çalışacak kadar da şaşkınlaşıyorlarmış (koenzim Q10, testosteron vs). Bazılarına[22] göre kolesterol düşürücü bu ilaçlar, hücre içinde steroidlerin (ve hormonların) oluşumunu engelleyerek, insanlara telafisi oldukça zor zararlar veriyormuş senin anlayacağın, insanın kendi kafasına kurşun sıkması gibi bir şey yani…

— İntihar ha, du bakali nolcek?

Söyleme artık şu cümleyi. Olanlar aslında çoktan olmuş ve bitmiş dostum, biz ne olduğunu anlamamış, yıllardır bu saçmalığı görmemişiz. Aslında yanlış olan, şimdi biz tamamen geçmiş zamanı tartışıyoruz ki bu artık gereksiz, anlamsız ve boşuna. Çünkü atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiş, yıllardır bir şekilde hepimiz uyutulmuş ve fena kandırılmışız. Bu aşamaya geldikten, gerçekler az çok ortaya çıktıktan sonra geriye sorulması gereken tek bir soru kalıyor: İnsanlar ve araştırmacılar hala kanmaya, kandırmaya devam mı edecekler, yoksa akıllı olup gerçekleri görebilecekler mi?

—Zamanla mutlaka görürler. Benim açımdan, kolesterol konusunda artık ‘du bakali nolcek’ demek yok. Ne olduğu aslında çok belirgin ve oldukça açık; tabii ki sadece anlayana. Ama anlamayanlar için fazla yapacak bir şey yok. Onların hala ‘du bakali nolcek’ diyeceğinden hiç şüphem yok!



Mevlüt Durmuş

Biyolog

20 Nisan 2010

www.kolesterolmasallar.blogspot.com



-Kaynak ve Dipnotlar


[1] Nicola L. Harman1, Anthony R. Leeds2 and Bruce A. Griffin (2008). Increased dietary cholesterol does not increase plasma low density lipoprotein when accompanied by an energy-restricted diet and weight loss. European Journal of Nutrition. Volume 47, Number 6 / September, 2008. 1436-6207 (Print) 1436-6215 (Online). http://www.springerlink.com/content/c6287375m6767g80/

[2] Prof. Dr Ahmet Aydın (2009) Taş Devri Diyeti. Hayykitap. İstanbul (www.beslenmebulteni.com)

[3] http://www.fathead-movie.com/ (Tom Naughton) Bugün tv bu komedi belgeselini yayınlamıştı.

[4] Irwin I Schatz et al (2001). Cholesterol and all-cause mortality in Honolulu. Volume 358, Issue 9296, 1 December 2001, Page 1906, The Lancet.

[5] Adnan K. Chhatriwalla et al (2009). Low Levels of Low-Density Lipoprotein Cholesterol and Blood Pressure and Progression of Coronary Atherosclerosis. J Am Coll Cardiol. 2009;53:1110-1115

[6] Tamara B. Horwich et al (2008). Cholesterol levels and in-hospital mortality in patients with acute decompensated heart failure. Am Heart J 2008; Advance online publication. http://www.ahjonline.com/article/S0002-8703(08)00571-1/abstract

[7] Ridker PM et al (2008). Rosuvastatin to Prevent Vascular Events in Men and Women with Elevated C-Reactive Protein. N Engl J Med 2008;359:2195-2207.

[8] http://www.time.com/time/health/article/0,8599,1963893,00.html

[9] Alsheikh-Ali AA, Maddukuri, Han H, Karas RH. Effect of the Magnitude of Lipid Lowering on Risk of Elevated Liver Enzymes, Rhabdomyolysis and Cancer. J Am Coll Cardiol, 2007; 50:409-418, doi:10.1016/j.jacc.2007.02.073

[10] Do, Catherine et al (2009). Statins and Erectile Dysfunction: Results of a Case/Non-Case Study using the French Pharmacovigilance System Database. Drug Safety: 1 July 2009 - Volume 32 - Issue 7 - pp 591-597
doi: 10.2165/00002018-200932070-00005. (Abst).

[11] http://www.tkd.org.tr/cg/005/?p=tib

[12] http://www.fda.gov/Drugs/DrugSafety/PostmarketDrugSafetyInformationforPatientsandProviders/ucm204882.htm

[13] The ACCORD Study Group(2010). Effects of Combination Lipid Therapy in Type 2 Diabetes Mellitus. N Engl J Med. Published at www.nejm.org March 14, 2010 (10.1056/NEJMoa1001282)http://content.nejm.org/cgi/content/full/NEJMoa1001282

[14] Naveed Sattar et al. (2010). Statins and risk of incident diabetes: a collaborative meta-analysis of randomised statin trials. The Lancet, Volume 375, Issue 9716, Pages 735 - 742, 27 February 2010 (ABST)

[15] Birgit Agerholm-Larsen et al (2000). Elevated HDL Cholesterol Is a Risk Factor for Ischemic Heart Disease in White Women When Caused by a Common Mutation in the Cholesteryl Ester Transfer Protein Gene. Circulation; 101: 1907.

[16] Prof. Dr Altan Onat. BKZ (TEKHARF ÇALIŞMASI)

[17] Andre B. Araujo et al (2007). Sex Steroids and All-Cause and Cause-Specific Mortality in Men. Arch Intern Med. 2007;167(12):1252-1260.

[18] Marybeth Brown (2008). Skeletal muscle and bone: effect of sex steroids and aging. Advan. Physiol. Edu. 32: 120-126, 2008;

[19] http://www.dailymail.co.uk/health/article-1226238/Side-effects-alert-statin-users-drug-linked-depression-memory-loss.html Side-effects alert for all statin users as drug is linked to depression and memory loss

[20] http://www.haber1.com/Leman-canina-kiydi-organlari-2-cocuga-can-verdi_142656.html

[21] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul…

[22] http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2010/03/saglik-bakanligina-kolesterol.html

28 Mart 2010 Pazar

SAĞLIK BAKANLIĞINA KOLESTEROL MANİFESTOSU: BİR KEZ DAHA DÜŞÜNÜN…


SAĞLIK BAKANLIĞINA KOLESTEROL MANİFESTOSU: BİR KEZ DAHA DÜŞÜNÜN…

Biz yıllardır söylüyoruz, Sağlık Bakanlığı yetkililerini 2007 yılında kolesterol ilaçlarını yasaklamaya davet etmiş, sıradan bir biyolog olarak kendi uyarılarımızı yapmıştık. Şimdi bu manifesto’yu yeniden tekrarlıyoruz. Ve sürekli tekrarlamaya devam edeceğiz…

Türkiye’de çok değerli bilim adamları da aynı-benzer[1] konulardaki endişelerini farklı şekillerde[2] her zaman dile getiriyorlar!...

Yurt dışından da oldukça yüksek sesler gelmeye başladı…

Saygın tıp dergisi 'The Drugs and Therapeutics Bulletin' editörlerinden Dr. Ike Iheanacho’nun[3] kolesterol düşürücü (statinlerde) dikkat çektiği: depresyon, hafıza kaybı, uyku güçlüğü, cinsel işlevsizlik ve tedavi edilmediği takdirde ölüme yol açabilecek nadir rastlanan bir akciğer hastalığı ilaç şirketleri ve bu ilaçları hastalarına yazan bazı hekimler açısından önemli değil[4].

— Kolesterol düşürücü (statin) kullanan deneklerin yüzde 12'sinde (% 12) uyku bozukluğunu varmış! (Boş ver önemsiz bir risk zaten, bırakın televizyon filan izlesinler, uyuyup ne olacak…)

— Statin kullanan hastalarda yüzde 12'sinde (% 12) ereksiyon sorunu[5] ortaya çıkmış. (Zaten yaşlı insanlar, bu yaştan sonra bırakın ereksiyonu filan, o gençken lazımdı şimdi çoluk çocuğu vardır zaten…)

— Peki, ilaç kullananlarda ortaya çıkan yüzde 11' de depresyona (% 11) ne diyeceğiz ki? (Bu tamamen ilaç düşmanlarının bir uydurması. Bunlar var ya, bu cahil insanları kendi çıkarları için kullanıyorlar, birkaç konu bulup uyduruyorlar, eğiyor büküyorlar. Kitap yazıp acayip derecede zengin oluyor ve çok ama çok para kazanıyorlar, geçen birini gördüm ‘Maldiv’ adalarından birini satın almıştı inanın yani!....)

- Ayrıca bu ilacı kullananların yüzde 3'ünde (%3) çeşitli derecelerde hafıza kaybı olduğunu söylüyorlar! (Yok öyle bir şey, yine tamamen atıyorlar, yüzde 3’lük hafıza kaybı olanlar var ya onlar muayene geldiklerinde zaten hafızalarını kaybetmişti, biz iyilik olsun bunlar düşünemiyor diye verdik ilacı, nankör bunlar nankör bir de istatistiğe sokmuşlar bunu…)

— Son çalışmalarda konusu kolesterol düşürücü ilaçları kullananların (statinlerin) yüzde 9’unda (% 9) şeker hastalığı (diyabet) gelişmesi[6] de ortaya çıktığı iddia edilmiş. Kolesterol yüksekliği mi daha kötü yoksa şeker hastalığı[7] mı? Ayrıca ACCORD[8] diye bir çalışma yapılmış. Total kolesterolü, kötü kolesterolü (LDL-K) düşürmek, iyi kolesterolü yükseltmek (HDL-K) özellikle şeker hastalarında (diabet) hiçbir işe yaramıyormuş! Profesör Henry Ginsberg diye biri kalp damar hastalıklarına yakalanma riskini ve bu hastalıklara bağlı olan kalp krizi ve beyin damarlarının tıkanması riskini ortadan kaldırmadığını söylemiş! ( Boş ver o söylesin dursun o profesör, sen onlara uyma bizim söylediğimize bak: “Diyabeti (şeker hastalığı), koroner kalp hastalığı gibi hastalığı olanlarda LDL-K değerinin 100 mg/dl’nin altında olması yeterli görülse de, artık bu değerler daha da aşağı çekilmektedir. Diyabeti ve koroner kalp hastalığı olan hastalarda LDL-K hedef değeri daha da düşük olup, 70 mg/dl hatta daha da düşük olması gerektiği yönünde yapılmış çalışmalar vardır…..”[9]. Bunun tersi iddiaları söyleyen sıradan kıytırık insanlar bunlar bilimden, bilim felsefesinden hiç anlamazlar. Türkiye’de de bunlardan 3–5 adet var, Amerika’da da var, zaten her yerde varlar, amip gibi bölünerek çoğalıyor bunlar…)

— Daha söylenmeyen birçok risk varmış bu ilaçlarda. Hormon bozukluğu, kanserle filan ilişkileri varmış, düşük kolesterol düzeylerinde de kanser oluyormuş insanlar. Bu ilaçlar koenzim Q10 seviyesini düşürüyor, insanlara zarar veriyormuş. ( Hepsi uydurma bunların kafaya takmayın böyle şeyleri, yapmayın canım, hem statin, hem de koenzim Q10 tableti veririz olur biter…)

— Kolesterol ilaçlarında böbrek yetersizliği filan ortaya çıkacağı söyleniyor[10], üstelik bunu[11] FDA midir nedir, onlar da söylemiş, buna ne diyeceksiniz? ( Boş ver onları, yarın ne söylediklerini unutur onlar. FDA’in neresi doğru ki, parayı bastıran her şeyi (!) yaptırır!...)

— Kolesterol ilaçları (statinler) damar sertliği ve kalp krizini engellemiyormuş, yapılmış en iyi (şişirilmiş ve abartılmış) araştırmalara göre rölatif risk değil, mutlak risk en az yüzde 1, en fazla yüzde 3 çıkıyormuş. Yani bu ilaçları kullanan yüz kişiden en az 1 kişi, en fazla 3 kişi fayda görüyormuş. İddialara göre ilacın (statinlerin) olumsuz riskleri, olumlu etkisinden çok ama fazlaymış ve ilaç şirketleri nedeniyle Sağlık Bakanlığı bu durumu bir türlü görmüyormuş, ülkenin milyonlarca doları boşuna uçup gidiyormuş. Kimse bu ilacın (statinlerin) yan etki ve risklerin hepsini birden toplayıp, iddia edilen kardiyolojik faydasıyla karşılaştırma gereği de duymuyormuş. Statinlerin sebep olduğu hayati risklerin hepsi birden değerlendirildiğinde, insanların çok daha fazla zarar gördüğünü iddia eden birileri de Türkiye’de varmış üstelik. Bu insanlar ‘yapmayın bu ilacı kullanmayın, kandaki yüksek kolesterol sorunu paradoksal bir şekilde hücre içindeki kolesterol eksikliğine bağlı[12]’ filan diyormuş çılgınlık değil mi bu. Çıldırmış mı bu insanlar, ne kadar sahtekârlar değil mi? Üstelik hücre içindeki kolesterol (steroid miktarı) zamanla azaldığı için, kana geçen kolesterol taşıyan partiküllerin (parçacıkların) sağlıklı oluşmadığını iddia ediyorlarmış. Söz konusu sağlıksız oluşan partiküllerin de (small LDL, okside LDL vs) hücrelerce kullanılmadığı için de zorunlu olarak kanda biriktiğini, bu durumunda (göreceli) kolesterol yüksekliği oluşturduğunu filan söylüyormuşlar. Yani bu ilaçlık bir iş değil demek istiyorlarmış. Ölüm oranlarına bakıldığında da kanda kolesterol düzeyi düşük değil, yüksek olanların daha uzun yaşadığını[13] iddia ediyorlarmış, gerçekten komik değil mi? 'İlaçlarla (statinlerle) hücre içinde kolesterol (ve steroid) sentezini durdurmayın: Siz insanları tedavi etmiyorsunuz, steroid yapımını durdurarak cinayet işliyorsunuz, hücre içi steroid sistemini tümüyle yok ediyorsunuz’ filan diyorlarmış! (Pardon, ne diyormuş bunlar nedir tam anlayamadım. Bir daha anlatır mısın? Yok, boş ver anlatma zaten bunları söyleyenler, statin ilaçlarını kötüleyenler hep kafadan bir şeyler sallıyorlar. Bunların hücre içi kolesterol ve steroid oluşum bilgileri beş para etmez, uyduruyor bu ilaç karşıtları!)

*******************

Sonuç:

Kör, dilsiz, sağır ayaklarına yatmayın, mazeretler üretmeyin ve bizi asla suçlamayın! Ne söylediğimizi bal gibi biliyorsunuz ve anladınız!

Bizce kolesterol ilaçları (statinler) bilim ve sağlık adına saçmalıktır. Ascomycetes grubuna ait mantarlarda (Penicillium, Candida, Arpergillus, Monascus puspurus vs) bulunan bu metabolik ürün (statin), bu mantarlara zarar veren, bu mantarları tüketen düşman canlının bütün hücre içi steroid sistemini yok edebilmek için evrimsel olarak gelişmiş bir savunma molekülüdür. (Dahası istenirse statinlerin yüksek dozlarıyla cinayet bile işlenir, biyolojik ve kimyasal silahlar bile yapılabilir!)

Yani…

Bu ilaçlarla sadece insanlardaki kolesterolü değil, canlının bütün steroid sistemini mahvediyorsunuz!

Asla unutmayın: Hücre içindeki steroid (kolesterol) üreten enzimler, hücre içi kolesterol konsantrasyonuna (yoğunluğuna) bağımlıdır, kandaki görmüş olduğunuz toplam kolesterole değil! Hücre içi kolesterol ve steroid üreten enzimlerin kanda partiküller üzerindeki kolesterol ile hiçbir ilişkisi yoktur[14], sizler bir illüzyona (yanılsamaya) saçma bir şekilde inanıyorsunuz? Lütfen gözlerinizi biraz açın: Hücre içi kolesterol senteziyle, kandaki kolesterol yüksekliğinin birbiriyle ilişkili olmadığını bile bile statin kullanamazsınız!

Sahi, hücre içi kolesterol miktarı ve kandaki kolesterol arasındaki farkı bildiğinize gerçekten bu kadar emin misiniz?

Biliyorsunuz; hücre içinde yeterli kolesterol konsantrasyonuna ulaşılmadan, hücre içinde yeterli miktarda steroidler (kadınlık, erkeklik hormonları, beyin steroidleri, D vitamini vs vs) asla yapılamaz. Kolesterol sentezi sırasında ortaya çıkan (Koenzim Q10 vs) birçok maddeden organizma yoksun kalır. Bunun ne anlama geldiğini ve sonuçlarını gerçekten düşünüyor musunuz? Söylenen ve açığa çıkan yan etkilere biraz daha yakından ve dikkatlice bakın, anlayacaksınız!

Bu ilaçlar öylesine bir saçmalıktır ki, hücre içi steroid (kolesterol) metabolizmasını ilaçlarla hücre içinde öldürdüğünüzde, ortaya çıkacak ‘mutlak hücresel ölüm’ sonucu göremeyecek kadar körleşirsiniz! Çünkü anlamsız bir şekilde hücre içindeki kolesterol konsantrasyonuna değil, kana bakarsınız! Bereket bazı hücrelerin (karaciğer) kendini yenileme (rejenerasyon) mekanizmaları var, bu mekanizma olmasaydı şimdiye kadar çoktan işiniz bitmişti. Bu ilaçları kullanan kişilerde bazı enzimlerin (AST, ALT, CK vs) neden yükseldiğini sanıyorsunuz? Asıl olumsuzluklar kendini yenileyemeyen hücrelere bağımlı organ ve dokularda (sinir sistemi vs) ortaya çıkıyor, artık bunu bari lütfen anlayın. Zaten statin ilaçlarının elde edildiği çeşitli mantarlar, bu ‘statin’ mekanizmasını çevresel düşmanlarının steroid metabolizmasını çökertmek, düşmanlarını bir şekilde öldürmek için evrimsel olarak geliştirmemiş miydi? Statinlerin büyük mucidi Akira Endo bu ilacı ‘penisilin’den esinlenerek aramadı mı? Akira Endo, Penicilim citrinum adlı mantardan ilk statini elde etmişti hatırlayın. A. Endo, geçmiş anılarını anlatırken “Doğada bulunan bazı mikroorganizmalar, sterol veya diğer mevalonik asit türevleriyle beslenen diğer mikroorganizmalardan (kendileri) korunabilmek amacıyla HMG-CoA redüktaz inhibisyonu yapan metabolitler üretiyor olmalıydılar diye düşündüm” dememiş[15] miydi acaba? Yani söz konusu mantarlarda bulunabilen bu metabolik (statin türevi) ürünler, sadece ve sadece mantarların doğal düşmanlarının tüm steroidlerini yok etmek, böylece kendine düşman olanı öldürmek, onlara karşı (genetik) avantaj sağlamak amacıyla evrimsel olarak gelişmemiş miydi?

Memeli bir canlı da, bütün bir steroid metabolizmasını çökertmenin ne anlama geldiğini şu an bilmiyorsanız bile, biraz mantıklı olun ve yan etkileri asla küçümsemeyin, biraz aykırı seslere kulak verin.

Bu ilaçlarla (statinlerle) yapılan sözde kardiyolojik tedavi metodunun kaç kişiye Nobel ödülü kazandırdığını elbette bizde biliyoruz, ama bu bizi hiç ilgilendirmez, kendilerine afiyet olsun!

Kimseye düşman değiliz, kimseyle bir alıp veremediğimiz yok. Fakat bize göre yanlış olanı açıklamak için, biz sadece kendi üzerimize düşeni yapıyoruz.

Sağlık Bakanlığı yetkililerini bir kez daha buradan uyarıyoruz: Statin ilacının ateroskleroza (damar sertliğine) bağlı kalp hastalıklarındaki (mutlak) faydası sadece % 1–3 arasında değişir. Yani ilacı kullanan her yüz kişiden 1 veya en fazla 3 kişi fayda görür, geriye kalan 97 kişi hiçbir fayda görmez[16], boşu boşuna ilaç kullanır ve Türkiye’nin milyonlarca dolarları uçar gider!

Lütfen vakit geçirmeden konuyu gündeme alın, karşılaştırın ve araştırın; bu ilacı (statinleri) kullanan kişilerde oluşacak birbirinden farklı yan etkilerin genel toplamı nedir? Yani toplam yüz kişide, ne gibi yan etkiler ortaya çıkıyor? Toplam yan etki miktarı yüzde kaç?

Gerçekten, hücre içi kolesterol ve steroid ilişkilerini biliyor musunuz, yoksa birçok ülke gibi ilaç şirketlerinin ve kapitalizmin emperyalist ilaç oyununa sizde teslim mi olacaksınız?

Kolesterol düşürücü ilaçlarla (statinlerle) sadece kolesterolü değil, hücre içinde bütün steroidlerin oluşumlarını da yok ettiğinizin gerçekten de farkında mısınız, ben sadece bunu bilmek istiyorum, kimsenin yerinde, yurdunda, koltuğunda gözümüz yok! Memeli canlılardaki hücre içi steroid (kolesterol) metabolizmasını yok etmenin, ortadan kaldırmanın oluşturduğu kar-zarar hesabını tutabilecek kadar kendinizi çok akıllı mı sanıyorsunuz?

Özellikle konusunda uzman olduğunu düşünenler hiç utanmadan, sıkılmadan bu olumsuz ve öldürücü yan etkileri anlamak istemiyor, görmüyor ve küçümsüyor!

Statin severlere son bir şey söylemek istiyorum: Haklısınız, sizler bize gülüyorsunuz, bizler de size gülüyoruz. Benim bir şikâyetim yok, karşılıklı gülüşmek eğlenceli oluyor zaten. Fakat unutmayın; burada önemli olan son gülenin kim olacağıdır ki, bunu zaman yavaş yavaş gösteriyor ve göstermeye devam edecek…

İsterseniz utanmayın itiraf edin: Hücre içi kolesterolü ve memeli canlılardaki steroidlerin önemini belki biliyordunuz, ama kolesterolün hücre içi ve kandaki çalışma mantığını gerçekte hiç bilmiyordunuz!

Sakın biliyoruz demeyin!

Bilseydiniz, bu ilaçları (statinleri) insanlar üzerinde kullanmaya cesaret edemezdiniz!



ÖNEMLİ NOT: Hücre içinde kolesterol sentezinde görev alan bir çok enzim aktivitelerinin yüksek olması, kolesterolün hücre içinde yeterli miktarda olmadığını gösteriyor ve araştırmacılar bu noktayı unutuyorlar. Hücre içi enzim aktivitesiyle kan kolesterol yüksekliği arasında (aptalca) bağlantı kurmaya çalışıyorlar.... Oysa hücre içi ve kandaki toplam kolesterol birbirinden çok farklı... Anlayana tabii ki...

Mevlüt Durmuş

Biyolog

28 Mart 2010

www.kolesterolmasallar.blogspot.com

KAYNAK VE DİPNOTLAR

[1] www.beslenmebulteni.com (Prof. Dr Ahmet Aydın)

[2] http://www.ahmetrasimkucukusta.com/ (Prof. Dr Ahmet R. Küçükusta)

[3] http://www.dailymail.co.uk/health/article-1226238/Side-effects-alert-statin-users-drug-linked-depression-memory-loss.html Side-effects alert for all statin users as drug is linked to depression and memory loss

[4] http://www.iyilikguzellik.com/artikel.php?artikel_id=105

[5] Do, Catherine et al (2009). Statins and Erectile Dysfunction: Results of a Case/Non-Case Study using the French Pharmacovigilance System Database. Drug Safety: 1 July 2009 - Volume 32 - Issue 7 - pp 591-597
doi: 10.2165/00002018-200932070-00005. (Abst).

[6] Naveed Sattar et al. (2010). Statins and risk of incident diabetes: a collaborative meta-analysis of randomised statin trials. The Lancet, Volume 375, Issue 9716, Pages 735 - 742, 27 February 2010 (ABST)

[8] The ACCORD Study Group(2010). Effects of Combination Lipid Therapy in Type 2 Diabetes Mellitus. N Engl J Med. Published at www.nejm.org March 14, 2010 (10.1056/NEJMoa1001282)http://content.nejm.org/cgi/content/full/NEJMoa1001282

[9] TKD (Türk Kardiyoloji Derneği) sitesinden. http://209.85.129.132/search?q=cache:JfWd6A2bK-4J:www.tkd.org.tr/cg/005/%3Fp%3Dtib+KOLESTEROL+%C4%B0LA%C3%87LARI+%C5%9EEKER&cd=4&hl=tr&ct=clnk&gl=tr

[11] http://www.msnbc.msn.com/id/35949601/ns/health-heart_health/

[12] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul.

[13] Tamara B. Horwich et al (2008). Cholesterol levels and in-hospital mortality in patients with acute decompensated heart failure. Am Heart J 2008; Advance online publication. http://www.ahjonline.com/article/S0002-8703(08)00571-1/abstract

[14] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul

[15] TKD sitesi (http://www.tkd.org.tr/pages.asp?pg=:dergi/dergi_content&plng=tur&id=1600&dosya=155)

[16] TKD (bkz. http://www.tkd.org.tr/cg/005/?p=masaldegil)

14 Mart 2010 Pazar

İyi kolesterolü yükseltmek (HDL-k) hiçbir işe yaramıyor(muş)!...


Bazen haklı çıkmak sevindirmez,

tam tersine sizi üzer...

(Amerika'yı yeniden keşfedenlere...)



İyi kolesterolü yükseltmek (HDL-k) hiçbir işe yaramıyor(muş)!...

Bazılarına yeni gibi gelecek bilgiler, bizi ve sitemizi takip edenler için ‘miş’li geçmiş zaman hikayesi…

Uzun zamandır devam eden ‘ACCORD’ adlı çalışmanın[1] sonuçları nihayet yayınlandı, sonuçlar bize göre normal. Fakat özellikle ‘şekeri yüksek hastalara ille de kolesterol ilacı yazacağım, HDL’yi yükseltirsem bütün sorunlar bitecek’ diyenleri oldukça üzecek. Profesör Henry Ginsberg ve ekibinin çalışmalarına göre, iyi bildiğimiz ve bizi koruyacağını düşündüğümüz HDL’yi yükseltmek; özellikle şeker hastalarında hiçbir işe yaramıyor, kalp damar hastalıkları riskini azaltmıyor, beyin damarlarının tıkanmasını da engellemiyor[2].

Bu durumu daha önce Prof. Dr Ahmet Aydın, Prof. Dr Altan Onat ve bizler defalarca söylemiştik[3]. Fakat bizi dikkate almayıp “mutlaka yabancı kaynak-araştırma istiyorum” diyen bazı uzmanlarımız biraz sıkılacaklar!...

Haberin basına yansıması şöyle:Klinik deneyler, şeker hastalarında iyi kolesterolü artırmanın ve tansiyonu normal seviyeye indirmenin, şeker hastalarını kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskine karşı korumadığını gösterdi. ABD hükümeti tarafından finanse edilen "Action to Control Cardiovascular Risk in Diabetes" (ACCORD) adlı geniş bir araştırmanın çerçevesinde, ABD ve Kanada'da yaşayan, 40 ile 79 yaş arasındaki 10 binden fazla şeker hastası üzerinde yapılan iki önemli klinik deneyin neticeleri bugün yayımlandı. Bu hafta sonu ABD'nin Georgia eyaletindeki Atlanta kentinde Amerikan Kardiyoloji Koleji'nin 59'uncu yıllık konferansında açıklanan neticelere göre, hastalar 5 yıl boyunca iki antilipemik ilaç grubu olan statin ve fibrat kombinasyonu tedavisine tabi tutuldu ve tansiyonları normal seviyeye indirildi. Düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol yani "kötü kolesterol" (LDL) düzeyini düşüren en etkin ilaçlar statinlerdir. Fibratlar ise yüksek yoğunluklu lipoproteinleri yani "iyi kolesterol" (HDL) düzeyini artırır. Deneyleri yürüten yetkililerden ve New York Columbia Üniversitesinden Profesör Henry Ginsberg, deneylerin, statin ve fibrat kombinasyonu tedavisinin risk taşımadığını ama bu tedavinin şeker hastalarında kalp damar hastalıklarına yakalanma riskini ve bu hastalıklara bağlı olan kalp krizi ve beyin damarlarının tıkanması riskini ortadan kaldırmadığını gösterdiğini vurguladı.’[4]

Biz bunu yıllardan beri biliyorduk, hiç şaşırmadık[5] aslında….

Şimdi bize düşen basit görev ise bazılarına sadece ‘günaydın’ demek…

Günaydın beyler!

Günaydın Amerika…...


Mevlüt Durmuş

Biyolog

www.kolesterolmasallar.blogspot.com


KAYNAK VE DİPNOTLAR

[1] http://www.nhlbi.nih.gov/health/prof/heart/other/accord/q_a.htm

[2] http://content.nejm.org/cgi/content/full/NEJMoa1001282

[3] http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2009/12/iyi-kolesterol-hdl-kolesterol-nasl-kotu.html

[4] http://www.sabah.com.tr/Dunya/2010/03/14/iyi_kolesterolu_artirma_ise_yaramiyor

[5] Mevlüt Durmuş(2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul

3 Mart 2010 Çarşamba

Kadınlarda menopoz dönemi geciktirilebilir fakat….


Menopoz sorunu östrojenle
ilişkilidir, östrojen hormonu hücre içinde
yeterli kolesterol olmadan oluşamaz...

Kadınlarda menopoz dönemi geciktirilebilir fakat….

Menopoz konusu elbette, sadece ve sadece kadınlarda hormon değişimlerine östrojene bağlanamaz, menopozu dönemi çevresel ve genetik birçok faktörle ilişkili olabilir.

Fakat bu durum menopoz dönemlerinde ortaya çıkan hormon (steroid) değişimlerinin, özellikle kadınlarda ortaya çıkan östrojen azlığının önemi hiçbir zaman azaltmaz. Östrojen (ve testosteron) azlığı, menopoz dışında birçok hastalığın habercisi olabilir ve bu hastalıklarda arasında elbette damar sertliği (ateroskleroz) da vardır.

Yaşlanma sürecinde ortaya çıkan ve vücudumuzu menopoz (veya adropoz) dahil her alanda etkileyen steroid azlığı (steroidopenia) konusunu ‘ kolesterol konusundaki önyargılarımızdaki çarpık bilim anlayışı’mız nedeniyle nedense açıklığa kavuşamıyor. Çarpık kolesterol[1] anlayışımız kısa vadede hiç azalmayacak gibi duruyor, sadece bizde değil bütün dünyadaki gelişmeler şimdilik bunu gösteriyor. İnsanlar kolesterol yüksekliği nedeniyle, kandaki östrojen seviyesinin azaldığını düşünmek gibi korkunç bir yanılgıya kapılıyorlar, bu konuda sayısız yayın yapıyorlar.

Oysa durum farklı!

Birçok bilim adamı özellikle östrojen gibi hormonların sadece hücre içinde ve sadece kolesterol molekülünden yapıldığı unutmuş görünüyor, anlamak istemiyor.

Aslında östrojen ve steroid azlığı konusu her bireyin anlayabileceği basit bir akıl oyunudur, bazı uzmanlarca iddia edildiği gibi çok karmaşık bir mekanizmaya sahip değildir!

Eldeki veriler şunlardır:

1.Yaşlanma sürecinde kadınlarda östrojen, erkeklerde testosteron hormonu azalıyor.

2. Bütün steroid hormonlar ise kanda değil, tam tersine mutlaka hücre içinde yapılıyor.

3. Hücre içinde steroid hormon yapımları için mutlaka kolesterole ihtiyaç duyuluyor, hücre içinde yeterli miktarda kolesterol molekülleri yoksa östrojen ve testosteron gibi steroid moleküller yapılamıyor.

4. Kolesterol molekülü sadece hücre içinde bazı organellerin (örn.mitekondri, ER vs) yardımıyla farklı steroidlere, örneğin östrojene dönüştürülüyor.

Menopoz gibi steroid eksikliği sorunları için en önemli anahtar kelime ‘hücre içi kolesterol eksikliği’dir. Ve öyle sanıyorum ki bu tanımı ilk defa Türkiye’de biz kullandık[2]. Kolesterol konusundaki önyargılar nedeniyle, zamanla hücre içinde ortaya çıkan steroid azlığını, hücre içi kolesterol eksikliği temelinde kavrayabilmek ve kabul edebilmek bazı bilim adamları açısından oldukça zor görünüyor. Çünkü onlar hücre içi kolesterol düzeyi ve kan kolesterol düzeyi arasında bir paralellik olduğunu düşünüyorlar; oysa tam tersine hücre içi kolesterol miktarıyla kan kolesterolü arasında ters orantı var: Yani kan kolesterolü yükselirse, hücre içi kolesterol mecburen[3] ve paradoksal olarak azalır! Günümüz uzmanları ise bu gerçeğe kulaklarını tıkamış[4] ve üç maymunu oynamaya devam ediyorlar. Dahası bazı (damar sertliği vs) hastalıkları gerekçe göstererek, hücre içinde kolesterol yapımını bazı ilaçlarla (statinlerle) durdurmaya devam ediyorlar: Bu bizce bilim ve tıp adına utanç verici bir ‘tedavi’ anlayışı...

Organizmada steroid eksikliklerine bağlı hastalık gelişimlerini kavramak için hücre içi kolesterol ve kan kolesterolünü mutlaka birbirinden ayırmak zorundasınız! Kan kolesterol yüksekliği ve hücre içi kolesterol miktarlarının birbirlerinden çok farklı konular[5] olduğunu kavramadan bu sorun asla çözülemez!

Yaşlanma sürecinde ortaya çıkan menopoz gibi sorunları çözebilmenin, bu süreci geciktirebilmenin tek yolu günümüzde kullanılan kolesterol teorisini değiştirmek, daha doğrusu söz konusu teoriyi yenilemektir.

Ve sizde takdir edersiniz ki, bu oldukça zor!

Daha önce de defalarca söylediğimiz[6] gibi; hücre içinde (sitoplazmada) ortaya çıkan kolesterol eksikliğini görmeden, organizmamızda yaşlanma sürecinde ortaya çıkan steroid azlığına bağlı menopozu ya da andropozu anlamanız ve kavramanız hiçbir aşamada mümkün değil. Bu konuyu sağda solda atılan ‘kolesterol çok zararlı’ nutuklarıyla da asla çözemezsiniz. Sadece kandaki kolesterol yüksekliğine bakarak hastalara kutularca ilaç kullandırmanız, hücre içi steroid (ve kolesterol) eksikliğine hiçbir çözüm getirmeyeceği gibi insanlara inanılmaz zararlar veriyor olsa da, bunu önyargılar nedeniyle bir türlü göremezsiniz. Menopoz olgusunda olduğu gibi yaşlılık ya da yaşlılığa geçiş dönemlerinde hücre içinde kolesterol yapımını ilaçlarla (statinlerle) durdurmak, organizma açısından cinayetten başka bir şey değildir..

Çünkü östrojen gibi hormonlar hücre içinde ve sadece kolesterolden yapılır!…

Ve unutmayınız ki kanda görülen kolesterol yüksekliği, hücrelerin aşırı kolesterol yapımı ile ortaya çıkmaz! Kanda çeşitli nedenlerle (!) kullanılmayan partiküllerin kanda birikimi nedeniyle kolesterol yüksekliği oluşur, yani kandaki kolesterol yüksekliği görecelidir, kandaki kolesterol yüksekliğinin hücresel steroid (kolesterol) üretimiyle ilişkisi yoktur.

Kanda çeşitli nedenlerle (small LDL, LDL reseptör hataları vs) kullanılamayan partikül kaynaklı, tek parametredeki kolesterol birikimleri elbette farklı hastalıklar için örneğin ateroskleroz (damar sertliği) için ‘tanısal anlamda’ önemli olabilir. Dahası kandaki aşırı partikül birikimi farklı hastalıklarında temeli olabilir. Fakat unutmayın, partikül ve kolesterol birikimleri aşırı hücresel üretimle ortaya çıkmaz. Partikül birikimi nedeniyle oluşan (göreceli) kolesterol yüksekliği bu nedenle önemli bir tanısal anlam taşıdığı için, doğrudan kolesterol moleküllerini hedef alan bir tedavi gerektirmez. Kısaca bu süreçte kolesterol molekülleri suçlu ilan edildikten sonra çarmıha gerilip, doğrudan kolesterol molekülleri ‘hastalık yaptığı’ gerekçesiyle suçlanamaz. Güncel tedavi yaklaşımlarında hücre içinde kolesterol yapımını (ilaçlarla) engellemek, bizce bilim adına saçmalamaktan başka bir işe yaramaz.…

Günümüzde bilim adamı olduğunu iddia edenlerin hatası tanımadan ve anlamadan bir molekülü yani kolesterolü çarmıha germiş olmasıdır!

Biyolojik açıdan canlı organizması muhteşem bir sistemdir ve bu sistemde hiçbir şey göründüğü gibi değildir.

Sadece yetenekli ve insanların kavrayabileceği bilimsel paradoks şudur: Kanda birikmesine rağmen kolesterol, kandan hücrelere (karaciğer) geçmemiştir, hücreler açısından kolesterolün mutlaka hücre içinde yeterli olması önemlidir. Hücre içinde yeterli kolesterol yoksa, kolesterolden yapılan hormonlar ve partikül oluşumları mutlaka eksik kalır. Bunun içinde kandan, hücreye geçmesi gereken kolesterol moleküllerine ihtiyaç vardır, fakat aynı zamanda kandan hücreye kolesterol geçişinde de sorunlar (small LDL, LDL reseptör bozuklukları vs) vardır. Bu nedenle kanda ne kadar yüksek olursa olsun, yaşlanma sürecinde hücre içindeki kolesterol konsantrasyonu hızla azalır. Bir hocamın da söylediği gibi, kolesterol açısından bakıldığında ‘denizin ortasında susuzluktan ölmek’ zorunda kalmakla bu durum hemen hemen aynı şeydir.

Kendini bilimci görenlerin hatası şudur: Hücreler bazı üretimleri için kolesterole çok fazla ihtiyaç duysa da, çeşitli nedenlerle ortaya çıkan (small LDL, LDL reseptör hataları vs) hatalar nedeniyle kandaki kolesterolü istese de kullanamazlar. Ve kanda kolesterol birikimi günden güne artarken, kanda östrojen (steroid) seviyesi de azalmış olur. Partiküller üzerinde bulunmak zorunda olan kolesterol molekülleri hücre içine (karaciğer) tekrar geri dönmeyi başaramamış, böylece hücrelerde kolesterol açığı oluşmuştur…

Kanda kolesterolünüz yükselirse, bilin ki hücre içinde kolesterol molekülleri (konsantrasyonu) mutlaka azalıyor!

Ve östrojen gibi moleküllerin hücre içi yapımlarında da eksiklikler ortaya çıkıyor, kadınlarda menopoz olgusu da bu nedenle daha büyük bir hızla gerçekleşiyor. Yani kanda biriken, çoğalan ve hücre içine giremeyen kolesterol molekülleri, hücre içine girebilse (!) östrojenle ilgili sorunlar ortadan kalkabilir, menopoz ve östrojen ilişkisi açıklığa kavuşturulablir!...

Yani, menopoz dönemine geçiş bir anlamda geciktirilebilir!

Peki, sizce canlılık için hangi kavram nerede değerlidir?

Kan kolesterolü miktarı mı, yoksa hücre içi kolesterol miktarı mı daha önemlidir?

Bizim ortaya attığımız[7], bazılarınca hiç görülmek istenmeyen, anlaşılamayan paradoksun temeli işte budur!

Menopoz, andropoz veya yaşlanma, tümüyle engellenmese de bize göre geciktirilebilir bir durumdur, erken menopoz ise bizce bir kader değildir!

Ama öncelikle, hücre içindeki kolesterol miktarının zamanla azaldığı görün! Hücre içi kolesterol ve kan kolesterolü arasındaki farkı, kandaki yüksek kolesterolün hücresel açıdan üretimle ilgili bir sorun değil, kanda oluşan partikül birikimiyle ortaya çıktığını kavrayın…

Bundan sonra yapılması gereken bilimsel çalışmalar artık sizin için yorucu bir çalışma değil, bir çocuk oyuncağı olacak, günümüzdeki bir çok tartışma da bitecektir…


Mevlüt Durmuş

Biyolog

03 Mart 2010

www.kolesterolmasallar.blogspot.com


Kaynak ve Dipnotlar


[1] http://www.hurriyet.com.tr/yasasinhayat/13936442.asp?gid=245

[3] http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2009/11/kolesterolunuz-yuksek-ckarsa.html

[4] M. Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul

[6] http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=95365

[7] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul