17 Ocak 2010 Pazar

Siz hangi kolesterol yalanına inanmıştınız?



Bazıları sürekli yalan söyleme
ihtiyacı hissediyorsa, siz de
sürekli gerçekleri söyleme ihtiyacını
hissetmek zorundasınız.




Siz hangi kolesterol yalanına inanmıştınız?


Yalan 1: Kişinin kolesterol düzeyi ne kadar yüksek çıkarsa kalp hastalıkları ve kalp krizi geçirme ihtimali de o kadar yüksektir.
Gerçek: Yüksek kolesterol düzeyleriyle kalp hastalıkları, kalp krizi arasında doğrusal bir bağıntı yoktur. Bu iddiaların bilimsel bir değeri de yoktur. Kalp krizi geçiren hastaların yarısından fazlası normal[1] ya da düşük kolesterole sahiptir[2]. Yani kolesterol yükseldikçe kalp krizlerinin de artacağı iddiası bilimsel değildir. Dahası yaşlılar üzerinde yapılan bazı araştırmalarda tek parametrede kolesterolü düşük olan insanlarda ölüm oranları (mortalite) daha yüksektir, kolesterol yükseldikçe ölüm oranı azalır[3].

**********************************

Yalan 2: Genetik kolesterol yüksekliğinde, ilaç kullanmak (statin) dışında yapılacak hiç bir şey yoktur.
Gerçek: Genetik kolesterol yüksekliğinin çözümü vardır ve ilaçlar (statinler) bir dayatmadır, aslında Sağlık Bakanlığı bu konuda uyarılmalıdır. Bütün genetik hastalıklar, en az bir hücre, doku veya organla ilişkilidir. Genetik bir hastalıklarla ilişkili olan organ kesin olarak belirlenmişse, söz konusu organın değiştirilmesi söz konusu genetik hastalığı tümüyle ortadan kaldıracaktır. Genetik kolesterol yüksekliğinde, özellikle çocuklarda ortaya çıkan genetik kolesterol yüksekliğinde mutlaka karaciğer nakli anne, baba veya yakın akrabalardan denenmelidir. Elbette karaciğer naklinde organ bulmak gibi çeşitli zorluklar olsa da, genetik kolesterol yüksekliğinin tedavisi imkânsız değildir. Böyle bir karaciğer nakil yapıldığında, karaciğerdeki partikül (ve kolesterol) yıkımlarıyla ilgili (anabolik değil katabolik) sorunlar tamamen ortadan kalkar ve kolesterol değerleri normale döner.. ‘Kolesterol ve Akıl Oyunları’ kitabında da belirttiğimiz gibi, işini gerçekten bilen uzmanlarca genetik kolesterol yüksekliklerinde karaciğer nakli zaten günümüzde de yapılıyor[4], sadece bazı doktorlar ve kardiyologlar kolesterol bilgilerini güncellemediği, yeni bilgileri takip edemediği için genetik kolesterol yüksekliğinde ‘karaciğer nakli’ konusunu henüz yeterince bilmiyor olabilir. Sağlık Bakanlığı özellikle çocuklardaki genetik kolesterol yüksekliğinde 'karaciğer nakli'ni zorunlu hale getirmelidir.

********************************

Yalan 3: Kolesterol yüksekliği mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır ve kolesterol molekülleri doğrudan suçludur.
Gerçek: Kolesterol yüksekliğinin kendisi (tek parametrede) bir hastalık değildir, fakat size hasta olan organ hakkında temel bilgileri verebilir. Hasta olan organ aslında karaciğer organı ve karaciğer hücreleridir. Aslında bu tanım tam yeterli ve çok anlaşılır değil, konunun anlaşılması için bunu biraz açalım, çünkü insanlar ‘kolesterolün bir hastalık olduğu’ konusunda gerçekten çok kötü bir şekilde kandırılıyor. Karaciğer hücrelerinde lipit ve kolesterol metabolizmasının iki önemli ayağı vardır; tıp dilinde anabolizma yani lipit yapımları denilen birinci ayak, katabolizma yani lipitlerin kandan uzaklaştırılması denilen ikinci ayak, lipitler ve kolesterol ile ilişkili sistem bu ayaklar üzerinde yürür. Başka türlü karaciğerde lipitlerle ilgili işler yürümez. Karaciğer hücreleri hem yağlarımızı taşıyan partiküllerimizi (LDL, VLDL) üretip kana verir hem de söz konusu partikülleri kandan tekrar geriye toplar. Yani karaciğerimizdeki hücreler, kolesterol ve yağlarla ilgili iki işi birden yapar. Sorun veya sorunların hepsi olmasa da (?) çoğu, yağlar ve partiküllerimiz karaciğer tarafından üretilirken değil, partiküllerin tekrar karaciğer tarafından geriye alınması, partiküllerin toplanması sırasında ortaya çıkar. Karaciğer hücrelerinde partiküllerin geri toplanması sırasında çeşitli nedenlerle (small LDL, LDL-reseptörleri vs) aksamalar ortaya çıktığında kandaki toplam kolesterolünüzün yükselmesi bu nedenle kaçınılmazdır. Bu durumu bir taraftan dolan, bir taraftan da boşalan bir havuz olarak düşünün[5] havuzu dolduran musluklarda fazladan bir akış söz konusu değil havuzu dolduran musluklarınız normal çalışıyor, fakat havuzu boşaltan mekanizmanız tıkandığı için havuzunuzda sürekli olarak taşıyor, yani toplam kolesterolünüz sürekli yükseliyor. Burada araştırmacılarda korkunç bir yanılgıya, bilimsel bir yanlışa, bir illüzyona (göz yanılması) kanıyorlar. Havuzun sürekli dolup taştığı doğru, fakat havuzun taşma nedeni havuzu dolduran muslukların çok açık olması değil, havuzu boşaltan muslukların tıkalı olması…. Günümüz tıp dünyasının doktorları ‘kolesterol yüksekliğinin kendisini bir hastalık olarak’ gördükleri için havuzdaki suyun taşmasını önlemek adına saçma sapan yöntemlere (statinlere) başvuruyorlar, yapılmaması gerektiği halde havuzu dolduran muslukları kapatıp havuzun kirlenmesini, pislenmesini sağlıyorlar. Bu tip sözde tıbbi yöntemler, bildiğiniz gibi asla soruna gerçek bir çözüm getirmediği gibi, yöntemlerdeki saçmalıklar başka ve çok farklı sorunlara da yol açabiliyor.

*************************************
Yalan 4: Kolesterol düşürücü ilaçların (statinlerin) yan etkileri abartıldığı kadar yüksek değildir.
Gerçek: Kolesterol düşürücü ilaçların yan etkilerini küçümsemek, hücre içindeki kolesterolün, organizmadaki bütün steroidlerin temeli olduğunu unutmak, bizce bilim adına utanç verici bir durumdur. Fakat bu durum ve umursamazlık çok yakında değişecek[6] gibi görünüyor[7]. Unutmamamız gereken nokta şu; kandaki aşırı miktarda kolesterol yüksekliği her şeyden önce aşırı hücresel kolesterol üretimi nedeniyle ortaya çıkmış bir sorun değildir. Bu nedenle hücre içinde kolesterol üretimini ilaçlarla (statinlerle) durdurmak, bilim adamlarında olması gereken bilimsel ‘mantık’ ve bilimsel ‘tedavi’ ilkeleriyle çatışır. Hücre içinde aşırı kolesterol üretimiyle ilgili bir sorun olsa, hücre içinde kolesterol sentezinin (yapımının) ilaçlarla (statinlerle) durdurulması belki mantıklı bir tıbbi yaklaşım olabilirdi. Oysa kandaki kolesterol yüksekliği üretim nedeniyle değil, kullanılmayan, kanda biriken partiküller ve kolesterol nedeniyle ortaya çıkıyor. Bu şu duruma benzer; bir tren kazasında bir insanın ayağının kopması kötü ve istenmeyen bir durumdur fakat hastayı tedavi ediyorum diye hastanın sağlam olan ayağını kesip ayak boylarını eşitlemeye çalışmak saçmalıktır. Bu nedenle kolesterol düşürücü ilaç (statin) kullanmak hastanın sağlam ikinci ayağını kesmek kadar saçmadır ve bu durum asla bir tedavi değil, kişinin kendini ve insanları kandırmasıdır. Söz konusunu ilaçların hücre içinde kolesterol yapımının engellenmesi çok farklı sorunlara, hücre ölümlerine yol açar[8]. Bu arada kolesterol sentezi sırasında (Koenzim Q10 vs) ve kolesterolden yapılan birçok hormonun (testosteron, östrojen vs) bu ilaçlarla azaldığını, hormon eksikliğinin[9] birçok hastalıkla ve erken ölümlerle ilişkili olduğunu da unutmayın[10].

***************************************

Yalan 5: Yüksek kolesterol, karaciğer hücrelerinin fazla kolesterol yapımıyla (anabolik) nedenlerle ortaya çıkar. Dolayısıyla, karaciğer hücreleri fazla kolesterol ürettiği için kanda kolesterol yükselir.
Gerçek: Kolesterol gibi her açıdan hayati derecede önemli bir steroid molekülün, yaşlandıkça karaciğer hücrelerince fazla üretildiği iddiası, son derece mantıksız ve saçma bir iddiadır. Böylesine değerli bir molekülün hücresel üretim yönünden bir fazlalığının olduğunu düşünmek çok ciddi, affedilmesi oldukça zor bir bilimsel yanılgıdır. Bu konuda otorite olduğunu, kolesterol konusunu çok iyi bildiğini iddia edenlerin anlamadığı nokta şudur: Kandaki yüksek kolesterol değerleri fazla hücresel üretim nedeniyle ortaya çıkmaz, araştırmacılar bu durumu bir türlü anlamadı veya biz anlatmayı beceremedik[11]. Yani karaciğer normal hızla üretmiş olduğu partikülleri (HDL, LDL vs) ve kolesterolü, çeşitli nedenlerle (küçük LDL, LDL reseptör hataları vs) aynı hızda tüketemez. Bu nedenle kandaki partiküllerin oluşturduğu birikimi karaciğer hücreleri ortadan kaldıramaz, doğal olarak da kanda partikül ve kolesterol yüksekliği başlar[12]. Fakat unutmayın, ortaya çıkan bu kolesterol yüksekliğinin hücresel kolesterol üretimi ile hiçbir ilişkisi yoktur. Hücresel kolesterol üretimi dikkate alındığında bu gerçek bir yükseklik değildir, tamamen kan kolesterol ölçümlerinde ortaya çıkan göreceli bir durumdur. Kolesterol yüksekliği karaciğer hücrelerinin fazla kolesterol üretmesiyle ilgili değil, üretilen miktarda tüketimin gerçekleşmemesinden kaynaklanır. Yani aslında hücre içinde kolesterol eksikliği vardır. Karaciğer hücrelerinin kana verilmek üzere fazla kolesterol ürettiği iddiası bilim dünyasının bizce en komik yalanıdır.

***********************************************


Yalan 6: Yüksek kolesterol ve kandaki yağlar damarlarda birikir, damarları sertleştirir ve damarları tıkayarak kalp krizlerine neden olur.
Gerçek: Her şeyden önce unutmamanız gereken son derece önemli bir nokta var; kanda tek başına damarları tıkayabilecek, tek başına damarlarda dolaşabilecek, tek başına damarlarda birikime yol açacak kolesterol ve yağlar yoktur. Çünkü kandaki bütün yağlar ve kolesterol sadece ‘lipoprotein’ adı verilen partiküller (HDL, LDL, VLDL vs) üzerinde bulunurlar. Ayrıca kolesterol molekülünün damarlarda tek başına sertleştirme yapması da hiçbir noktada mümkün değildir. Hücrelerde ve damarlarda sertleşme özelliği, savunma hücrelerinin etkisiyle (makrofajlar) damarlarda özellikle kalsiyum birikmesiyle[13] birlikte ortaya çıkmak zorundadır. Bu olaya damarlarda kalsifikasyon veya damarlarda sertleşme (ateroskleroz) adının verilmesinin asıl nedeni budur. Damarlarda kalsiyum birikimi, damar sertliği olgusunda birinci derecede evrensel bir risktir[14]. Ve daha da önemlisi damarlarda kalsiyum birikimi yüksek ya da düşük kolesterol düzeylerinden tamamen bağımsızdır. Bu nedenle aterom plaklarının, yani damarları tıkayan tıkaçların yapısında en az % 50 kadar kalsiyum vardır. Damarlarda ‘Kalsiyum’ miktarının ölçülmesi damar sertliği olgusunu en doğru yöntemdir. Damarlarda biriktiği iddia edilen kolesterol miktarının, bütün aterom plaklarındaki miktarı sadece ve sadece % 3 kadardır, fakat kolesterol konusundan çıkar sağlayan gruplar damarda biriken aterom plaklarındaki % 50 Kalsiyum, % 47 de farklı hücre bileşenlerini insanlara söyleme gereğini hiç hissetmezler. Sadece partiküller üzerinde ve hücre yapısında rastlantısal zorunluluk olarak bulunması gereken % 3 lük kolesterol miktarının damarları tıkayabildiğini (?) iddia ederler ki, bu son derece düşündürücüdür. Yani damarlarda kolesterol, yağ birimi dedikleri olay kocaman ve kuyruklu bir yalandır, damar sertliğinde özellikle büyük oranda kalsiyum birikimi vardır fakat bunu çoğu insan bilmez.

*****************************

Yalan 7: Etlerdeki görünen yağlar pişirilmeden önce ayrılmalı, sakatat tüketimi çok azaltılmalıdır. Sosis, salam, sucuk gibi işlenmiş et ürünleri doymuş yağları fazla içerdiğinden az tüketilmelidir. Tavuk, hindi ve balık eti koyun ve sığır etine tercih edilmeli. Kızartma yerine ızgara, haşlama, buğulama gibi pişirme şekilleri kullanılmalıdır. Balık eti kalp sağlığı açısından en yararlı ettir. Ancak balık yağını ilaç olarak almak doktorunuz tarafından tedavi olarak verilmemişse önerilmez. Karides ve kabuklu deniz hayvanları kolesterolden zengindir. Tahıl, sebze ve meyve tüketimi arttırılmalıdır. Bu besinler yağdan fakir vitamin ve posadan zengindirler. Eriyebilen posanın kolesterolü düşürdüğü çeşitli araştırmalarda gösterilmiştir. Yulaf, çavdar, fasulye, bezelye, pirinç kabuğu, turunçgiller, çilek eriyebilen posadan zengindir. Kepek, havuç, turp, lahana, karnabahar, meyve kabukları ise erimeyen posa içerirler, bu tür posanın kolesterol üzerine etkisi yoktur, ancak bağırsakların normal çalışmasını sağlar. Tam yağlı sütten hazırlanmış süt ürünleri yerine az yağlı veya yağsız sütten hazırlananlar tercih edilmelidir. Eti az yiyen kişilerin peyniri fazla tükettikleri görülmüştür. Ülkemizde sık tüketilen tam yağlı beyaz peynir ve kaşar peynirde doymuş yağ oranı yüksektir. Az yağlı peynir ve yoğurtlar tercih edilmelidir. Pasta, krema, dondurma çoğunlukla doymuş yağlar ve yumurta sarısı içerdiğinden az tüketilmelidir. Haftada 3 veya 4 den fazla yumurta yenmemelidir. Yumurta sarısı kolesterolden zengindir. Yumurta beyazı protein içerdiğinden daha çok tüketilebilir[15].
Gerçek: Doğrular ve yanlışlar birbiriyle karıştırılıp, ortaya karışık bir menü sürüldüğünde hiçbir zaman gerçeğe ulaşılamaz. Gıdaların tüketimi konusunda dikkat edilmesi gereken gerçek nokta günlük kalori ihtiyacı ve kalori miktarı konusudur[16]. Kilolu değilseniz, günlük kalori ihtiyacınız normal şartlarda 1500–2000 kalori civarındadır. Günlük kalori ihtiyacı aşılmadığı sürece, Amerikan Kalp Derneği (AHA) uzmanları bilim adamlarınca ‘zararlı ve riskli’ ilan edilen hiçbir hayvansal besin (yumurta, et, süt, tereyağı vs) kilo yapmaz. Söz konusu hayvansal besinlerin kolesterolü yükselteceği varsayımı ise tamamen tıp dünyasının ve bu konudan çıkar sağlayan grupların en trajikomik uydurmasıdır. Bütün yağ çeşitleri az ya da çok mutlaka kandaki küçülmüş bazı partiküllerin (small LDL, nascent HDL vs) normalleşmesini sağlar, normalleşen partiküller karaciğer hücrelerince daha kolay ve zahmetsizce kandan uzaklaştırılır ve kanda toplam kolesterol miktarı da düşer. Hayvansal besinlerin içeriğindeki kolesterolü ısrarla suçlayan Dünya’daki hiçbir araştırmacı, hayvansal besinlere ait söz konusu iddialarını noter huzurunda yapılacak, gönüllülerin katıldığı bir deneyde ispat edemez. “Günlük kalori miktarını aşmadan (doğal) hayvansal besinlerle kan kolesterol düzeyinin yükseldiğini ben ispat ederim” diyebilen bir araştırmacı, uzman, kendine güvenen bir profesör varsa buyursun yapsın, bu kim olursa olsun noter memurları karşısında mutlaka yalancı durumuna düşer! Hayvansal ürünlerle beslenme ve kolesterol yüksekliği ilişkisi ispat edilmemiş saçma sapan iddialardan ibarettir[17], bu durumu yıllardır söylemeye çalışan Prof. Dr Ahmet Aydın gibi araştırmacılarımız Türkiye’de zaten var.

************************************
Burada bilimsel açıdan önemli gördüğümüz bazı yalanları anlatmaya çalışmış olsak ta, sonuç olarak kolesterol konusunda yaşanan gelişmeler istenmeyen bir durum olsa da, yalanlar da hayatın ilginç, kaçınılmaz bir gerçeğidir. Hatta küçük yalanlar olmadan hayatın çekilemeyeceğini iddia eden büyük düşünürlere bile rastlamak mümkündür. Hepimizin az ya da çok inandığı, gerçeğini henüz göremediğimiz, şu an için anlamadığımız yalanlar mutlaka vardır ve hayatın yaşam dinamikleri içinde bu durumdan kaçabilmek gerçekten de zordur.

Kısaca; yaşadığınız sürece bazı yalanlarla karşılaşmak çok normaldir!

Normal olmayan, gerçeği görmemek için insanın başını kuma gömmesidir!

Önemli olan hangi yalana ne kadar süre inandığınız değil, yaşadığınız süre içerisinde gerçeği bulup bulamayacağınızdır. Ve gerçekle karşılaştığınızda takınacağınız tavırdır. Çünkü gerçeği görebilmek, bu zamana kadar anlamsızca inandığınız yalanlara, kendinize veya başkalarına kızmaktan çok daha önemlidir.

Şimdi kolesterol konusunu tekrar düşünün, şayet anlamadıysanız lütfen tekrar okuyun ve karar verin…

Ve başınızı kuma gömmeden gerçeği söyleyin:

Siz hangi kolesterol yalanına daha çok inanmıştınız?


Mevlüt Durmuş
Uzm. Biyolog

http://www.kolesterolmasallar.blogspot.com/

KAYNAK VE DİPNOTLAR
[1] Adnan K. Chhatriwalla et al (2009). Low Levels of Low-Density Lipoprotein Cholesterol and Blood Pressure and Progression of Coronary Atherosclerosis. J Am Coll Cardiol. 2009;53:1110-1115,
[2] Ridker PM et al (2008). Rosuvastatin to Prevent Vascular Events in Men and Women with Elevated C-Reactive Protein. N Engl J Med 2008;359:2195-2207.
[3] Irwin I Schatz et al (2001). Cholesterol and all-cause mortality in Honolulu. Volume 358, Issue 9296, 1 December 2001, Page 1906, The Lancet.
[4] http://www.haberturk.com/haber.asp?id=199644&cat=220&dt=2010/01/10
[5] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul
[6] http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2009/11/mzrak-cuvala-girmeyince.html
[7] http://www.aksam.com.tr/2009/11/10/haber/saglik/501/kolesterol_ilaclarinda_depresyon_tehlikesi.html
[8] Shane Ellison (2007). Bir masalmış kolesterol (Hiddeh Truth About Cholesterol -Lowering Drugs) (Çev: Arzu Aygen) Hayykitap. İstanbul
[9] Do, Catherine et al (2009). Statins and Erectile Dysfunction: Results of a Case/Non-Case Study using the French Pharmacovigilance System Database. Drug Safety: 1 July 2009 - Volume 32 - Issue 7 - pp 591-597
[10] http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2009/05/kolesterol-ilaclar-statinler-konusunda.html
[11] http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2008/10/bilimin-lgn-yanlgs-karacier-fazla.html
[12] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul.
[13] Elizabeth R. Brown et al (2008). Coronary Calcium Coverage Score: Determination, Correlates, and Predictive Accuracy in the Multi-Ethnic Study of Atherosclerosis. Radiology 2008;247:669-675.
[14] Scott M. Grundy, MD, PhD. (2001) Coronary calcium as a risk factor: role in global risk assessment. J Am Coll Cardiol, 2001; 37:1512-1515.
[15] http://www.tkd.org.tr/pages.asp?pg=376
[16] http://www.ntvmsnbc.com/id/25042876/
[17] Prof. Dr Ahmet Aydın (2009). Taş Devri Diyeti. Hayykitap. İstanbul

27 Aralık 2009 Pazar

İyi kolesterol (HDL-kolesterol), nasıl kötü oldu?




Prof. Dr. Altan Onat ve arkadaşları
‘TEKHARF’ çalışmalarıyla
ilgili olarak, aşırı miktarda HDL-kolesterol yüksekliğinin
düşünüldüğü kadar iyi olmadığını söylüyor
ve bize göre de bu konuda çok ama çok haklılar.

İyi kolesterol (HDL-kolesterol), nasıl kötü oldu?

Doğası gereği bilim saf ve temizdir. Fakat bilimin gelişim dinamikleri içinde insancıl düşünceler ve merak duygusu kaybediliyor, bilim sadece kapitalizmle birlikte anılıyor, bireysel çıkarlar ön plana geliyorsa bilim bütün saflığını-temizliğini artık yitirmeye başlıyor demektir.

Temizlik ve saflık yitirildiğinde, doğası gereği bilim alanları da, bilim gibi görünen, kendi sahte putlarını oluşturabilir, sahte balonlarla insanları bir süre oyalayabilirler.

İyi olarak görülen HDL kolesterol de böyle bir balondur.

Ve bütün şişirilen balonlar er ya da geç patlar!

Aslında damarlarımızda partiküllerden bağımsız dolaşan kolesterol molekülleri yoktur, çünkü kolesterol ve diğer lipitler mutlak surette lipoprotein adı verilen parçacıklarla (partiküllerle) taşınmak zorundadır. Ve söz konusu lipit taşıyan parçacıklardan biri de HDL adı verilen (High-density lipoprotein) lipoprotein türüdür, iyi kolesterol yani (HDL-kolesterol) ise bu partikülün içerdiği kolesterol miktarıdır.

Hangi tip partikül olursa olsun, kanda aşırı partikül yoğunluğu zararlıdır.

Kandaki kolesterol ve diğer yağlarımızı taşıyan partikül (parçacık) yoğunluğu bir şekilde arttığı, yani kanda parçacık yoğunluğu yükseldiği zaman, kandaki kolesterolünde yükselmesi bu nedenle kaçınılmazdır. Bu durum iyi (HDL) veya kötü (LDL) dediğimiz partiküller üzerinde bulunan kolesterol molekülleri içinde geçerli bir kuraldır. Çünkü kandaki her türlü partikül birikimi (LDL, HDL vs) ya lipopotein metabolizmasındaki (anabolizma değil katabolizmadaki ) bir aksaklık, bir hata, bir olumsuzluk nedeniyle ortaya çıkar. Yani yüksek HDL-kolesterol ya da total kolesterolün üretimle (anabolizmayla) bir ilişkisi yoktur.

Kandaki partikül tiplerinde de (HDL, LDL, VLDL, Şilomikron) ortaya çıkan bu kandaki birikimler, söz konusu partikül içeriğindeki lipitler de göreceli olarak yüksek gösterecek, partikülün içerdiği lipitler (örneğin kolesterol) kanda yüksek olarak bulunacaktır.

İyi kolesterol adını verdiğimiz kolesterol, HDL partikülünün içerdiği kolesteroldür ve HDL kolesterol yüksekliği bilim adamlarınca sürekli olarak iyi olarak gösterilir.

Ortak bir ses çıkar: Yüksek HDL iyidir, dahası ne kadar yüksekse o kadar iyidir!...

Klasik düşünceler bellidir, insanlarımıza sürekli aynı masal anlatılır, beyin sürekli olarak yıkanır: “HDL (iyi) olan yeter, LDL kolesterol (kötü) olmasa da olur! HDL (iyi) ve LDL (kötü) kolesterol miktarları birbirine çok yakın olmalıdır. HDL kolesterol ne kadar fazlaysa, o kadar sağlıklı sayılırsınız. İmkan olsa da şu LDL (kötü) kolesterolü tamamen ortadan kaldırsak, içme suyuna da kolesterol ilaçlarından biraz katarak bunu yapsak, nasıl olsa damarlar tıkanacak vakit kaybetmeden çocuklarda doğar doğmaz ilaca başlasak” şeklinde ilginç düşünlere rastlanması da bu nedenle mantıksız olsa da, güncel söylemlere halk gözüyle bakıldığında söylenenler çok mantıklı gibi görünür.

Oysa hiçbir şey göründüğü gibi değildir ve çok yüksek HDL kolesterolde sanıldığı gibi çok iyi değildir…

-----------------------------------------------------

İnsanlar HDL-kolesterolü yüksek olduğunda, damarlarının tıkanmadığına, kalp krizi geçirmeyeceğine inanır. Çünkü çoğu uzman araştırmada hep LDL (kötü) kolesterolü yüksek çıkarmış, yapılmış olan sözde araştırmalarda HDL (iyi) kolesterolü yüksek olanlarda (?) nedense kalp krizlerine ve damar sertliğine pek rastlamamıştır.

Kalp cerrahlarının çoğu damar tıkanıklığı nedeniyle ameliyat ettikleri hastaların çoğunda HDL düzeyinin normal ya da yüksek olduğunu aslında çok iyi bilir! Bu durum genel anlamda bilinsede aynı ‘klasik’ söylemleri tekrarlamaya devam ederler. Fakat bu araştırmacılar, “HDL düzeyi yüksek olduğunda görülen damar tıkanıklarına, kalp krizlerine” bir anlam veremediği için kendilerine hemen başkaca bilimsel kılıflar aramaya başlarlar, multifaktöriyel riskler falan filan…

Hatta çoğu araştırmalarda ortaya çıkması gereken HDL düzeyi yüksekliğine dayalı bu gerçek, bir şekilde araştırma kayıtlarından silinir ve pek ortalarda görülmez, kalp krizi geçirenlerin hepsinin LDL düzeyi yüksektir, bu bilimde sahtekarlıktır! Oysa kalp krizi geçiren çoğu insanın HDL düzeyi aşırı yüksek ya da normaldir, fakat bunu kalp krizi ve kolesterol üzerine yapılan sayısız araştırmalarda görmeniz adeta imkansızdır. Hepsi olmasa da çoğu araştırmacı gözlerinin önündeki bu durum çok açık olmasına rağmen göremez, körleşmiştir!...


Çoğu uzman tek parametrede, kanda iyi kolesterolün fazla (70 mg/dl üstü) yükselmiş olmasının da büyük bir risk taşıdığını unutmuş gibi görünür. Oysa bu durum yıllar önce Birgit Agerholm-Larsen[1] gibi çeşitli araştırmacılar tarafından defalarca açıklanmasına rağmen bu konuyu özellikle kardiyoloji dünyası üyeleri hiç dikkate almazlar. Elbette, konuyu kendileri biliyor olabilirler fakat böylesine (kendilerince) derin (?) bir konuyu insanlara nedense söylemek istemezler. Yüksek HDL kolesterol düzeyi, yani iyi kolesterol düzeyi de kalp damarlarının daralmasına, kalp krizine neden olabilir. Aşırı iyi kolesterol (HDL) yüksekliklerinin( 65-70 mg/dl üstü), lipitleri taşıyan partikül (parçacıklar) metabolizmalarında bazı genetik hataları[2] gösterebileceğini doğal olarak unutmamak gerekir. Doktorlarımızın çoğu ise, yüksek HDL düzeyinin tanısal anlamını, yüksek HDL bulgularının HDL metabolizmasındaki aksaklığı gösterebileceğini unutmuş gibi davranırlar. Elbette HDL yüksekliği genetik nedenlere olabilir, fakat genetik anlamda HDL yüksekliğinin gerekçesi ne olursa olsun, kanda aşırı HDL partikülleri ve HDL kolesterol değeri, gerçek bir bulgudur vardır ve kanda HDL kolesterol yüksekliği genetik etkilerle ortaya çıkan nesnel sonucu doğrudan gösterebildiği için çok önemlidir..

HDL yüksekliğinin zararları ve genetik etkiler konusunu, aldıkları eğitim gereği uzmanların bilmemeleri imkânsız gibidir.

Oysa kural basittir!

HDL-kolesterol aşırı yükselmişse, HDL partikül metabolizmasında ters giden bir şeyler vardır.

Anlamazlar….

Aaaa ne kadar iyi, çok yaşlanmışsın ama HDL çok yüksek, sonucun mükemmel” şeklinde ilginç bir tepki verir, iyi kolesterolünün (HDL) yüksek olması nedeniyle hastayı kutlar, pofpoflayarak evine gönderir!

Çoğu uzman ve doktora göre; iyi kolesterol yüksekliğinin de risk olması, 70-80-90-100 olması bazıları için önemli değildir, iyi kolesterolün (HDL) faziletleri nutuklarına göre, bu durum ihmal edilebilir bir durumdur, varsa yoksa iyi kolesteroldür: “ HDL düzeyi yüksek olsun, diğer lipoproteinler (LDL) hikaye” diyen dünyaca ünlü araştırmacılar bile vardır. Sadece HDL-kolesterol düzeyinin yüksekliği, HDL’ nin çok yüksek düzeylerde olması ile insanları gerçekten kalp hastalıklarından kurtarabileceklerine inanırlar, fakat bu sadece inançtır, gerçek değil…

Yani bilinçli olarak, HDL-kolesterolü (iyi) ilahlaştırırken, LDL kolesterolü (kötü) yerin dibine batırırlar!

Vücudumuzda bir çok sistem vardır. Bir sisteme ait metabolizma, bazı etkilerle bozulduğunda, vücuttaki diğer sistemlerinde zarar görmesi kaçınılmazdır, organizma bir bütün olduğu için, organizma içinde bir sistemin bozulması farklı sistemler[3] üzerinde zaman içinde mutlaka bir domino etkisi yaratır! Kısaca, lipoprotein sisteminde şayet HDL metabolizması bir şekilde bozulmuşsa, HDL partikülleri kandan uzaklaştırılamıyorsa, bunun etkileri sadece kalp damar hastalıklarıyla sınırlı kalmaz, kalamaz. İşte bu nedenle şeker metabolizması, şişmanlık dahil, kanda HDL yüksekliği konusu bir çok hastalıkla ilişki bulunabilir ki, Prof. Dr Altan Onat ve arkadaşları da özveriyle bu çalışmayı yapmışlardır. Çalışmalarında, aşırı HDL yani iyi kolesterol yüksekliğinde çeşitli (CETP) protein kusurları olabileceğini belirten, aşırı HDL (kolesterol ve partikül) yüksekliği ve çeşitli hastalıklar arasında, özellikle şişmanlık ve şeker hastalığı arasında ilişkiler bulmuşlardır. İnsanları aşırı ve çok fazla HDL yüksekliğinin zararları konusunda dikkatli olmaya çağıran uzmanlarımız, araştırmacılarımız ve doktorlarımızın şeker hastalığı (diabet) ve obesite (şişmanlık) konusunda CETP ve HDL ilişkisine dikkat çekmeye çalışmışlardır[4]. Fakat, bilimsel platformlarda söz konusu araştırmacıların yeterince dikkate alındığını düşünmüyorum. Nedeni çok basit, yüksek HDL iyidir önyargısı…

Günümüzdeki, ‘HDL kolesterol düşüncesindeki, ne kadar yüksek o kadar iyi’ anlayışına bağlı olarak gelişen, bu bilimsel gericiliği ve Katolik bilim anlayışını aşmakta sanırım bu araştırmacılarda zorlanıyorlar[5].

Kaç kişi, kaç uzman, kaç profesör anlayacak bilmiyorum ama buyurun sizlere dikkatlerden kaçan ve önemli olduğu halde değeri çok anlaşılmayan konuyla ilgili bir haber:

“'İyi kolesterolüm yüksek, fazla kilolu, göbekli de olsam kalbime zarar gelmez' diye düşünenler yanılıyor. Kardiyolojinin duayen doktorlarından Prof. Dr. Altan Onat, insanı kalp, diyabet ve metabolik hastalıklardan koruduğu bilinen HDL yani iyi kolesterolün obezite olanlarda bu hastalıkları tetiklediğini ortaya çıkardı. Türkiye'de kalp üzerine 19 yıldır yürütülen tıp alanındaki en önemli çalışmalardan biri kabul edilen TEKHARF araştırmasının sonuçlarını 11. İç Hastalıkları Kongresi'nde açıkladı. Prof. Dr. Onat, şunları söyledi: 'Yılda 100 bini aşkın yetişkinimizin kalp-damar hastalığına yakalanmasından bilinen faktörler sorumlu değildir. Oysa şişmanlık ve metabolik sendrom ilişkili aşırı iltihap ve vücutta oksijenle oluşan bir dizi kimyasal reaksiyonun ortaya çıkan zararlı ürünlerin hücreleri zorlaması sonucu önemli kan proteinlerimiz damar sertliği gelişmesine karşı koruyuculuğu kaybeder. Asıl sorumlu budur.' Prof. Dr. Altan Onat, kongrede yaptığı sunumda vücutta yaşanan değişimi şöyle anlattı: 'Bugüne dek HDL yani iyi kolesterol ve içinde bulunan bazı proteinlerin vücutta yüksek düzeyde bulunmasının olumlu olduğu düşünülürdü. Ama TEKHARF çalışması, Türkiye'de bu durumun her iki cinste diyabete yol açabildiğini, bunun yanı sıra metabolik sendroma da sebep olabildiğini ortaya koydu' dedi……”[6]

Kısaca iyi kolesterol (HDL) ve iyi partiküllerin kandaki birim alandaki yüksekliği, HDL metabolizmasında bir protein mutasyonunu (CETP) gösterebilir! Daha önce defalarca belirttiğimiz noktayı bir kez daha hatırlayalım: HDL metabolizmasında her hangi bir mutasyonun genetik nedenlerle ortaya çıkmış olması, kanda HDL’nin yüksek olduğu sonucunu değiştiremez. Çünkü CETP mutasyonu nedeniyle HDL’de ortaya çıkan bu sonuç ve HDL yüksekliği, lipit ve lipoprotein metabolizmasını tümüyle değiştirir[7]. Ve organizmadaki bütün sistemler, bir şekilde bu olumsuz gelişmeden zaman içinde etkilenmek zorundadır, biyolojik açıdan bunun başka bir yolu yoktur…

İyi kolesterol (HDL) çok yüksek olabilir, fakat bu durum sizin sağlığınız için genel anlamda düşündüğünüz kadar iyi olmayabilir!

Sıkıcı bir durum ama tekrarlayalım: Kandaki her türlü biyokimyasal yükseklik, bir metabolizma bozukluğunu gösterir. Aşırı HDL kolesterolün yüksekliği, söz konusu HDL partikül metabolizmasının bozulduğu gösterir[8], söz konusu (iyi) partiküller çok iyi olarak ta tanımlansalar da, kanda CETP[9] eksik olduğu için HDL partikülleri kandan uzaklaştırılamaz. Bu nedenle iyi dediğimiz HDL partikülleri sürekli kanda birikir, bu birikim nedeniyle de HDL kolesterol (iyi kolesterol) düzeyiniz çok yüksek çıkar: Fakat bu günümüz doktorlarınca ‘aman aman ne güzel, HDL kolesterol çok yüksek çıktı sonuçlarınız mükemmel’ şeklinde büyük bir sevinçle karşılanacak bir durum değildir. Bilinmeyen veya size söylenmeyen gerçek şudur: HDL metabolizmanız tıkanmış durumda ve çalışmıyor, kandaki (HDL) partikülleriniz kandan uzaklaştırılamıyor ve HDL kolesterolünüz yüksek çıkıyor…

Bu durum sevinmenizi değil, tam tersine üzülmenizi gerektiriyor!

HDL partikül birikimlerinde, doğal olarak HDL-kolesterolde (iyi) yüksek görülür, tıpkı LDL partikül birikimlerinde, LDL-kolesterolün (kötü kolesterol) yüksek çıkması gibi...

Basit akıl oyunlarıyla bu durumu siz kendiniz anlayabilirsiniz!

Kanda her türlü partikül birikimi (LDL, HDL, VLDL vs) organizmayı bir şekilde olumsuz etkiler, kanda partikül birikimleri gerekçesi (genetik vs) ne olursa olsun sonuç olarak partikül bütün birikimleri organizma için zararlıdır. Rastlantısal anlamda, partiküller üzerinde zorunlu bulunması gereken kolesterol molekülünün olaylarda doğrudan bir rolü olmadığını, kolesterol yüksekliğinin tamamen göreceli olduğunu daha önceleri belirtmiştik, yani kolesterol masumdur, biyokimyasal olarak partiküller üzerinde bulunmak zorundadır, kolesterole takılmayın. Ve çok tuhaftır ‘rastlantısal zorunluluk’ kelimelerini anlamak sanırım bazı uzmanlarımıza zor ve ağır geldi. Kandaki total kolesterolün, kandaki partikül artışı nedeniyle göreceli olarak yüksek göründüğünü, kolesterol yüksekliğinin iddia edildiği gibi üretimle (anabolik) ilişkili bir sorun olmadığını kavrayamadılar, umarım bir gün anlama gereği duyarlarda, biz de gereksiz yere ilaç kullanmaktan (statin) kurtuluruz!

Bilim sadece üretilmiş düşünceleri sağa sola satmak değil, bilimsel bulguların birbiriyle çeliştiği noktalarda yeni bilgiler, yeni modeller, yeni paradigmalar tasarlayabilmektir. Bilim adamlarımızda eksik gördüğümüz nokta burasıdır: Kolesterol konusunda yeni paradigmalar üretilemiyor!

Bilimin kapitalist tacirleri buna pek izin vermiyor!

Oysa; hem HDL’nin aşırı yüksekliği, hem de LDL’nin aşırı yüksekliği, üretimden değil partikül birikimlerinden kaynaklanır[10].

Kandaki partikül birikimleri o ya da bu şekilde, er ya da geç organizma için zararlıdır!

Sonuçta bu iyi (HDL) de demiş olsanız, bu çok kötü (LDL) de demiş olsanız hiç fark etmez! İyi ve kötü sıfatları, organizmanın işleyişinin biyolojik temelinde anlamsızdır, temel gerçek organizma dengeleridir.

Tek parametrede 'yüksek kolesterol' de artık bu işin büyük evrensel yalanı olmaktan çıkmış, umursamaz bilim adamları yüzünden, bilimin klasik komedisi haline[11] gelmiştir!

Kanda hangi tür olursa olsun, partikül birikimleri engellendiğinde, lipit metabolizması yeniden işleyecek ve ‘yüksek kolesterol sorunu’ diye bir sorun kalmayacaktır[12]. Önemli olan partikül birikimlerinin (katabolik) nedenlerini ortadan kaldırabilmektir. Tıp bilimleri gerçeğe dönüp, bu sorunla uğraşmalı, kolesterol senteziyle uğraşmayı bırakıp bu duruma yoğunlaşmalıdır.

Yeni bir yıla girerken, kendinize ve bütün sevdiklerinize bir iyilik yapın, lütfen 'kolesterol' bilgilerinizi güncelleyin ve eski kolesterol bilgilerinizden bir an önce kurtulun!

Bu iyi dediğimiz HDL için de geçerlidir!

Ve unutmayın;
iyi kolesterolün aşırı (HDL) yüksekliği, gerçekte hiç te iyi olmayabilir!.



Mevlüt Durmuş
Uzm. Biyolog
http://www.kolesterolmasallar.blogspot.com/
DİPNOT VE AÇIKLAMALAR
[1] Birgit Agerholm-Larsen et al (2000). Elevated HDL Cholesterol Is a Risk Factor for Ischemic Heart Disease in White Women When Caused by a Common Mutation in the Cholesteryl Ester Transfer Protein Gene. Circulation; 101: 1907.
[2] Birgit Agerholm-Larsen et al (2000) Common cholesteryl ester transfer protein mutations, decreased HDL cholesterol, and possible decreased risk of ischemic heart disease. Circulation. 2000; 102: 2197.
[3] http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2009/04/multifaktoriyel-risklerimiz-ve-yasamak.html
[4] TEKHARF çalışması yıllardır devam ediyor fakat nedense günümüz uzmanlarınca yeterince dikkate alınmıyor.
[5] Dr. Altan Onat, Gülay Hergenç, Dr. Günay Can (2009). Halkımızda koruyucu protein disfonksiyonlarının kardiyometabolik risk üzerine büyük etkisi ve cinsiyet farkı. Türk Kardiyol Dern Arş - Arch Turk Soc Cardiol 2009;37(6):1-10
[6] http://www.aksam.com.tr/2009/10/09/haber/473/saglik/haber.html
[7] http://beslenmebulteni.com/bes/index.php?option=com_content&view=article&id=249:yal-besinler-iyi-dediimiz-hdl-kolesterolue-nasl-yuekseltir-&catid=77:kolestrol&Itemid=172
[8] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul
[9] CETP= Kolesterol Ester Taşıyıcı Protein: Söz konusu protein eksikliğinde HDL partiküllerinden LDL’ye kolesterol esterleri aktarılması gerçekleşemez veya HDL metabolizması zorlanır. Kanda HDL partikülleri sayısı, dolayısıyla HDL-kolesterol de yüksek görülür.
[10] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul
[11] http://www.fathead-movie.com/index.php/about/
[12] http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2009/05/kolesterol-ilaclar-statinler-konusunda.html

18 Aralık 2009 Cuma

TAŞ DEVRİ DİYETİ VE BEYİN-KOLESTEROL İLİŞKİSİ


Basitlik ve yalınlık bilimin
en keskin yönüdür, bazen fena
halde canınızı yakabilir!...

TAŞ DEVRİ DİYETİ VE BEYİN-KOLESTEROL İLİŞKİSİ


Bazıları için önemli olmasa da, sinir sistemi ve özellikle en ön önemli organımız olan beynimizde[1], diğer organlara oranla çok büyük miktarda kolesterol vardır. İnsan beyninin yüz gramında, 2200 (iki bin iki yüz) mg’dan fazla kolesterol bulunur ki bu, karaciğerin içerdiği kolesterol miktarının pabucunu dama atmak için yeterlidir.
Kısaca, eskimiş kolesterol söylemlerini unutun çünkü hücre içi kolesterol miktarı ve kan kolesterol düzeyi birbirinden çok farklı ve birbirinden bağımsız konular. Kolesterolü düşman gören günümüz bilimi sapla samanı henüz birbirinden ayıracak mantıksal kuralları henüz geliştiremedi veya henüz anlayamadılar. Kısaca yaşlandığımız sürece kanda kolesterolünüz yükselmiş olsa bile, hücre içinde kullanılabilir kolesterol miktarının azaldığını sizler okuyucu olarak unutmayın! Kandaki kolesterol yüksekliğine günümüz bilim adamlarının yaklaşımı bizce hiç tutarlı bir bilim anlayışı değil!

Bu nedenle hayvansal ürünlerin kolesterol içerdiği için yasaklanmasının mantıksız bir yaklaşım olduğunu da her zaman hatırlayın!

Daha da önemlisi beyin organı için kolesterol molekülleri hayati öneme sahiptir ve beynin gelişiminde kolesterolün önemi asla unutulmamalıdır. Ağırlık olarak insan beyni ortalama 1400 gram, kertenkele beyni 0,08 gram, filinki 6000 gram, timsahınki 80 gram, köpeğinki 92 gram, tavşanınki 10 gram, deveninki 760 gram, atınki 500 gram, şempanzeninki 400 g, koyununki 140 gram, fareninki 2 gram, kutup ayısınınki 500 gram, zürafanınki 680 gram, kedininki 30 gram, baykuşunki 3 gram, balinanınki 8000 gram, kaplumbağanınki 0,3 gram, aslanınki 240 gram, su aygırınınki 580 gram, kirpininki 25 gram'dır.

Elbette bu ağırlık rakamların tek başına bir anlamı yok, fakat vücut ağırlığı ve beyin ağırlığı devreye girince iş birden bire değişiyor. Vücudun ağırlığına göre insan beyni 1/50 oranında iken, en gelişmiş memelilerde bu oran ancak 1/100 kadardır. Yani insan beyni, vücudu dikkate alındığında en büyük beyin organına sahiptir. Kısaca bir balinanın beyni ağırlık olarak insan beyninden fazla olsa da, vücut-beyin ağırlığı oranı işin içine girince insan beyninin, diğer memeli canlılardan farkı da ortaya çıkmış olur. Fiziksel ve evrimsel olarak insan beyninin gelişim ve oluşumu, memeli canlılar dünyasında büyük bir avantajdır ve fiziksel açıdan insanı doğada üstün kılan en önemli faktörlerden biri de budur. Söz konusu avantajımız özellikle hayvansal ürünlerle beslenme tarzımız nedeniyle zamanla ortaya çıkmıştır.

Beyin ve kolesterol ilişkisini[2] daha önce yazmış ve beyin kolesterol ilişkisini detaylarıyla son kitabımızda da incelemiştik[3]

Peki, hayvansal beslenme[4] tarzından, yani et, süt, yumurta, tereyağı gibi besinlerden uzaklaşırsak, günümüz bazı bilim adamları söz konusu besinleri çeşitli gerekçelerle bize yasaklamaya devam ederlerse (?) ilerleyen zamanda neler olabilir, insan beyninin[5] gelecekteki evrimsel gelişimi ne olur?

Her şeyden önce günümüz bazı bilim adamlarının hayvansal besinlerin yasaklanması bize göre tamamıyla bilimsel saçmalıktır. Hayvansal besinlerin günümüzde kolesterol içeriği nedeniyle yasaklanıyor olması hem kendimiz, hem çocuklarımız hem de gelecekteki torunlarımızın beyinlerinin gelişimi için büyük risktir!...
Hayvansal besinler kolesterol içeriği bahane edilerek yasaklanmamalı!

Hayvansal beslenme tarzından uzaklaştığımız sürece, beyinsel evrim ve gelişmemiz maalesef tersine işleyecek gibi görünüyor! Bu durumu Türkiye’de yıllardır insanlarımıza anlatmaya çalışan Prof. Dr. Ahmet Aydın, Dr. Güçlü Ildız gibi çok değerli uzmanlar elbette var[6], yıllardır söylüyorlar ve son yapılan araştırmalar da bu bilim insanlarımızı desteklemekte…
Buyurun sizlere kendi bilim adamlarını dinlemeyenler, kendi bilim adamlarını dikkate almayanlar için, yurt dışı kaynaklı bir haber: “Bilim adamları, özellikle beynin hızla değişmeye devam ettiğini açıkladı. Genler üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda, halen yüzlerce genin değişim göstermeye devam ettiği duyuruldu. Wisconsin Üniversitesinden yapılan açıklamaya göre, insan beyninin sürekli evrim içinde olduğu ve yaşanan evrimin beklenmedik bir şekilde gelişiyor. Bilim insanları kafatasları üzerine yaptıkları ölçümler sonucunda, son 5 bin senedir insan beyninin küçülmekte olduğunu açıkladı. Avrupa, Çin, Güney Afrika ve Avustralya’dan alınan kafatasları üzerinde yapılan araştırmalar sonrasında, son 5 bin sene içinde insan beyninin tam 150 santimetre küp küçüldüğü açıklandı. Bu şekilde, insan beyni 5 bin sene önceki haline oranla yüzde 10 küçüldü. Bilim insanları ise hayvan avı ile geçinen insanlıktan bu yana ihtiyaçlarını başkaları ile gidermeye başlayan insanların edindiği davranış değişikliklerinin beynin küçülmesini tetiklediklerini ifade ettiler.”[7]

Gerçekten de 5–10 bin yıl önce, insanlık tarımsal üretimle tanışmış, avcılık ve dolayısıyla hayvansal besinlerden, etten, sütten, yumurtadan, tereyağından uzaklaşmaya başlamıştı. Ve bu beyin gelişimini büyük oranda etkilemişti.

Günümüzde ise bu durum daha da ileriye ve sözde ‘bilim’ adına yürütülen kampanyalarla daha da hızlı ilerliyor. Fakat durum gün geçtikçe daha da komik bir hal alıyor. Bilim adamlarının bu umursamaz tutumu artık televizyonların, şov programlarının, Tom Naughton (*) gibi ünlü komedyenlerin eğlencesi haline gelmiş durumda..

Çoğu bilim adamlarının iddialarının tam tersine günlük kalori ihtiyacının (1500–2000 kalori) en az yarısı mutlaka hayvansal gıdalardan sağlanmalı.

İnsan beyninin evrimsel gelişimi, günümüz bilim adamlarınca hayvansal besinleri yasaklayarak durdurulmamalı!
Yoksa küçülmekte olan beynimiz, daha da hızla küçülecek...

İşte bu nedenle hayvansal besinler!

Bu nedenle yapabildiğiniz, başarabildiğiniz kadar taş devri diyeti!...

Uzm. Biyolog
Mevlüt Durmuş
DİPNOT VE AÇIKLAMALAR

[1] Merkezi sinir sistemi ve periferik sinir sistemi, beyinden başlayarak omurilik dâhil bütün periferik sinir hücrelerini kapsar. Biz merkezi, santral, periferik sinir sistemi yerine, konuya yabancı olanlar için daha anlaşılır olsun diye, sadece beyin ve sinir sistemi terimlerini kullandık. Ayrıca beyin organının çok büyük bir bölümünün su (% 90) olduğu da her zaman hatırlanmalıdır.
[2] http://beslenmebulteni.com/bes/index.php?option=com_content&task=view&id=137&Itemid=172
[3] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul
[4] Prof. Dr Ahmet Aydın (2009) Taş Devri Diyeti. Hayykitap. İstanbul
[5] Beyin kendi kolesterolünü kendi sentezlemekle birlikte, bizim henüz kabul görmeyen düşüncemize göre organizmaya ait bütün organlar hücre içi kolesterol miktarı konusunda ‘birleşik kaplar kuralı’na göre çalışır. Yani diyetle, besinlerle alınan kolesterol miktarı azaldığı, farklı organlara ait hücrelerde, özellikle hücre içinde kolesterol miktarı azaldığı zaman beyin organı kendisi için üretmiş olduğu kolesterol moleküllerini hücre içinde kullanmakta zorlanabilir. Bütün organlara ait hücrelerde, hücre içi kolesterol miktarı yeterli olmalıdır. (Hücre içi kolesterolü, kan kolesterolünden bağımsız ve birbirinden çok farklı, bkz. Kolesterol ve Akıl Oyunları)
[6] Bkz. Beslenmebulteni.com
[7] http://www.iha.com.tr/haber/detay.aspx?nid=96815&cid=13 Bu konuda mutlaka itirazlar ve görüşlerimize katılmayanlar da olacaktır. Hayvansal beslenme ve beyin gelişimiyle ile ilgili bilimsel itirazların ilgili üniversiteye ve bilim adamlarına yapılması yerinde olur.
(*) http://www.fathead-movie.com/index.php/about/ Komedyen Tom Naughton kolesterol, yağlı beslenme ve hayvansal besinlerle ilgili yanlış ve tutarsız söylemleri komediyle eleştirdi, kendi deneyini belgesel haline getirdi.

20 Kasım 2009 Cuma

Mızrak çuvala girmeyince...


Gerçeklerin er ya da geç
ortaya çıkmak gibi
çok kötü bir alışkanlığı vardır.
Anonim
Kolesterol ilaçlarının yan etkilerinde mızrak çuvala girmiyor!...

Bazı uzmanların kulaklarını tıkadığı veya farkında olmadan atladığı haberin kısaca özetini bir gazetemizde yayınlanan şekliyle aktaralım: “İngiltere'de yapılan araştırmalar, kolesterolü düşürmek için kullanılan statin tipi ilaçların, depresyon ve hafıza kaybına da yol açtığını ortaya koydu. Saygın tıp dergisi 'The Drugs and Therapeutics Bulletin' editörlerinden Dr. Ike Iheanacho, 'Bu ilaçları kullanan on binlerce kişi bu yan etkilere maruz kaldı' dedi. Gelecek aylarda, kolesterol düşürücü ilaçların prospektüslerindeki yan etkiler bölümüne, depresyon, hafıza kaybı, uyku güçlüğü, cinsel işlevsizlik ve tedavi edilmediği takdirde ölüme yol açabilecek nadir rastlanan bir akciğer hastalığına yol açabileceği uyarısının da ekleneceği belirtildi. Söz konusu ilaçlarla ilgili yapılan klinik incelemelerde ise, bu hapları kullanan deneklerin yüzde 12'sinde uyku bozukluğu, yüzde 12'sinde ereksiyon sorunu, yüzde 11'inde depresyon, yüzde 3'ünde çeşitli derecelerde hafıza kaybı ortaya çıktı. Iheanacho, hastaların, bu yan etkilere rağmen bu ilaçları kullanmaktan vazgeçmemeleri gerektiğini de sözlerine ekledi.”[1]


Her ne kadar çoğu uzman ve konuyla ilgili olduğunu söyleyen dernek kuruluşlarımız, kolesterol ilaçlarının (statinlerin) yan etkileri görmemezlikten gelip, kendi sitelerine “Kolesterol düşürücü ilaçlar sinir sistemini etkilemez. Beyin fonksiyonları üzerine yan etkisi yoktur”[2] şeklinde bizce çok yanlış, biraz trajikomik ve anlamsız açıklamalar yapıyor olsa, kolesterol düşürücü ilaçlar (statinler) için bazıları bütün uyarılarımıza rağmen ‘şifa deposu, kolesterol ilaçları hafızayı güçlendiriyor, kolesterol ilaçları seks gücünü arttırıyor, kolesterol ilaçları depresyona iyi geliyor, bak böbreğe de çok faydalı vs. vs’ şeklinde nutuklar atsa da[3] yeni bilimsel gelişmeler karşısında artık yapacak çok fazla şeyleri yok!….


Çünkü insanlar kolesterol ve kolesterol ilaçları (statinler) konusundaki gerçekleri, bazı uzman ve doktorlarımızdan daha önce kavrayacak gibi görünüyor.


Defalarca, tekrar tekrar söyledik[4], kaç kişinin bizim düşüncelerimizi ve söylediklerimizi anlayacağını şimdilik bilmiyor olsak ta, biz kendi doğrularımızı, bildiğimiz gerçekleri söylemeye devam edeceğiz: Çünkü bizim bilim anlayışımız zorunlu olarak bunu gerektiriyor: Gerçeklerin ortaya çıkması elbette geciktirilebilir, fakat asla engellenemez…


Genel bir deyimle; gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi çok kötü bir huyu vardır.


Daha önceleri çeşitli hayati riskleri çok iyi bilindiği, onlarca kez çeşitli bilim insanlarınca ısrarla söylendiği halde[5], bu insanların söyledikleri halk sağlığını, insan sağlığını düşündüklerini söyleyenlerce dikkate alınmamıştı. Fakat sanırım bu dönem artık bitiyor. Batılı akademisyen ve uzmanlar statin ilaçlarının prospektüsüne yazılmayan bazı riskler artık yazılacak[6] diyorlar. Ben Dr. Ike Iheanacho’nun yalancısıyım. Kapitalizm, çıkar grupları ve ilaç şirketleri ilişkisi nedeniyle bu duruma kişisel olarak pek ihtimal vermesem de, kolesterol tacirleri ve ilaç şirketlerini aşarak umarım Dr. Ike Iheanacho ve arkadaşları bunu başarabilirler. Çünkü bu gerçekten çok zor!


Haberlere göre, önceden varlığı ısrarla reddedilen bazı riskler artık görünür halde!

Kısaca ne yaparsanız yapın, artık ‘mızrak çuvala’ girmiyor. Statin ilaçlarının riskleri birebir yaşayan insanların durumunu, artık tıp dünyasının bilim insanları görmemezlikten gelemiyorlar, kulaklarını tıkayamıyorlar…


Riskler ortada, fakat Dr. Ike Iheanacho sanırım ‘kolesterol ilaç şirketlerine’ bulaşmamak için sanıyorum ‘risklerine rağmen ilacı kullanın’ anlamında bir şeylerde söylemiş ki, bizim buna kişisel olarak katılmamız elbette mümkün değil…

Bu arada söz konusu ilaçların (statinlerin) kullanımlarında ortaya çıkabilecek kanser, kas zayıflıkları, koenzim Q10 eksikliği, hormon bozuklukları, karaciğer hastalıkları gibi bir çok yan etkiye söz konusu çalışmalarda hiç girilmediğini belirtmeliyiz. Kısaca, yapılan çalışmanın sadece depresyon, hafıza kaybı, cinsel fonksiyon bozuklukları ve uyku bozuklukları ile sınırlı olduğunu, statin ilaçlarının çok farklı riskleri olduğunu da unutmamak, okuyucu olarak sürekli akılda tutmak gerekiyor.

Çok daha önemli bir nokta var!

İlaçların (statinler) bazı risklerini ayrı ayrı kategorilere ayrılmış ve oldukça güzel değerlendirmiş…

Fakat Dr. Ike Iheanacho sanırım söz konusu araştırmalarda ortaya çıkan risklerde ‘toplam’ riskinde hesaplanmasını gerektiğini unutmuş.

Kısaca anlaşılır bir örnekle açıklamak gerekirse; kolesterol düşürücü (statin) ilaç kullanan her 100 kişinin; 12 kişide ereksiyon (cinsel fonksiyon) bozukluğu, 12 kişide de uyku bozukluğu, 11 kişide ağır depresyon ve 3 kişide de önemli ölçüde hafıza kaybı ortaya çıkmış…

Peki, bu ilacı kullanan insanlarda görülebilecek toplam risk oranı?

Yani çoğu uzmanımızın görüşüne göre önemli bir risk değil!

İlaç kullananların insanların karşılarına çıkan toplam risk şimdilik sadece % 38 kadarcık…

Ufacık ve miniminnacık risk %38...

Yani bu ilaçları kullanan 100 kişiden 38 kişi çeşitli riskler altında…

Ve riskler açısından, bu bizim düşüncemize göre sadece bir başlangıç!

Bizden söylemesi...

Sağlık Bakanı sayın Prof. Dr Recep Akdağ ve Sağlık Bakanlığı yetkililerine ısrarla duyurulur…



Biyolog
Mevlüt Durmuş
20 Kasım 2009
http://www.kolesterolmasallar.blogspot.com/






Dipnot ve Kaynaklar
[1] http://www.aksam.com.tr/2009/11/10/haber/saglik/501/kolesterol_ilaclarinda_depresyon_tehlikesi.html
[2] http://www.tkd.org.tr/cg/005/?p=tib
[3] http://www.sabah.com.tr/Gunaydin/Yazarlar/2009/10/10/kolesterol_dusurucu_ilaclar_sifa_deposu
[4] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul
[5] http://www.beslenmebulteni.com/ (BKZ. kolesterol ve kalp hastalıkları )
[6] http://www.dailymail.co.uk/health/article-1226238/Side-effects-alert-statin-users-drug-linked-depression-memory-loss.html Side-effects alert for all statin users as drug is linked to depression and memory loss

9 Kasım 2009 Pazartesi

Kolesterolünüz yüksek çıkarsa, karaciğerinize çok iyi bakın !


Ne kadar bilirsen bil,
söylediklerin (senin) karşındakilerin
anlayabildiği kadardır.

Mevlana C.R

Kolesterolünüz yüksek çıkarsa, karaciğerinize çok iyi bakın!

Bazı uzmanları sevindiren, bazı uzmanların korktuğu, bazılarını şaşırtan ‘kolesterol ve akıl oyunları’ kitabımızın temel sorularından biri şudur:

Kandaki yüksek olan kolesterolü karaciğer hücreleri mi yapar, yoksa üretilmiş olan kolesterol karaciğere geri dönemediği için mi kolesterol kanımızda yüksek çıkar? Yani, kolesterol üretim kaynaklı mı, yoksa birikim kaynaklı nedenlerle mi yükselir?

Sizin okuyucu olarak bu soruya verecek cevabınız ne olursa olsun, kolesterolünüz yükselmişse karaciğerinize çok iyi bakın!

Çünkü karaciğerinizde o ya da bu şekilde bir bozukluk olmadan kolesterol değerleri asla yükselemez. ‘Karaciğeriniz çok güzel mükemmel çalışıyor, ama kolesterolünüz yükselmiş’ sözü ancak düşüncesizliğimizin ve bilgisizliğimizin bir yansımasıdır. Kolesterol yükseldiğinde, karaciğer hücrelerinin işleyişinde mutlaka görülemeyen, henüz anlaşılmamış bir bozukluk vardır!
Gelelim sorumuzun cevabına!..

Bizim görüşümüze göre kolesterol yüksekliği, iddiaların tam tersine karaciğerde fazla üretim nedeniyle değil, kandaki lipit taşıyan partiküllerin (LDL, HDL, VLDL) kullanılmamasına ve kandan karaciğere geri dönmeyişine bağlı olarak, kanda ‘kandaki partikül birikimi’ nedeniyle ortaya çıkar. Yani uzmanlarımızın ‘karaciğer hücrelerinde ortaya çıkan fazla üretim nedeniyle kandaki kolesterol yükselir’ düşüncesi bize göre saçmalamaktan başka bir şey değildir.

Karaciğer ve kolesterol ilişkisinde anlaşılmayan nokta bu!

Yüksek kolesterol değerleri, karaciğerinizde bir şekilde bazı sorunların başladığını gösterebilir sadece…

Kendini otorite sayan, kolesterol hakkında bol bol nutuk atanlar hala kavrayamadı. Hiçte anlayacak gibi de görünmüyorlar. Yani kandaki kolesterolünüzün yüksek olması, kolesterolün hastalıklardan sorumlu olduğunu, doğrudan kolesterol molekülünün suçlu olduğunu gösteremez! Çünkü kullanılmayan partiküller kanda arttığı, karaciğer organımız üretmiş olduğu partikülleri kullanmadığı sürece, kolesterol kanda zorunlu olarak yüksek görülecektir. Asıl sorun kolesterol yüksekliği değil, kanda aşırı partikül birikimidir.

Kolesterolünüzün yüksek olması sizlere sadece, karaciğer hücrelerinin kanda biriken partikülleri ve kolesterol moleküllerini kullanamadığı, kanda sürekli biriktiğini gösterir! Bu durum iki nedenle gerçekten de çok sakıncalıdır:

1) Karaciğerdeki hata veya hatalar nedeniyle, kullanılamayan ve kanda biriken partiküller bir şekilde (makrofajlarla) ortadan kaldırılmalıdır. Bu durum damar sertliği ile ilişkilidir (ateroskleroz) bu sırada söz konusu hastalık gelişimi hızlanabilir. Fakat bu durumun sorulmusu yani gerçek özne kolesterol molekülleri değil, kandaki işlevini bir şekilde kaybetmiş, kanda birikmiş olan partikül çokluğudur. İşlevini kaybetmiş her türlü yapı ve moleküler bileşimler, organizma için gereksiz bir yüktür. Bunlar organizmadan bir şekilde (?) uzaklaştırılmaya çalışılır.

2) Bazılarının nedense anlamakta zorlandığı, bizim ilaçlara (statinlere) karşı olduğumuz nokta burada ortaya çıkar. Kullanılmayan, kanda birikmiş olan partiküller ve kolesterol nedeniyle, hücre içinde kullanılabilir kolesterol molekülleri mutlaka azalır. Yani erkeklik, dişilik hormonları, D vitamini ve kolesterolden yapılan onlarca sayıdaki organizma molekülleri sürekli olarak, hücrelerimizde ve vücudumuzda yetersiz kalır. Kanımızda kullanılmayan partikül artışına bağlı kolesterol yüksekliği varken, hücre içinde kolesterol yapımı sırasında ortaya çıkan (Koenzim Q10 vs) ve kolesterol kaynaklı (hormonlar vs) biyokimyasal maddeler son derece azalmıştır.

Tekrar hatırlatmakta fayda var: Karaciğer hücreleri, partikülleri ve kolesterolü kullanmakta yetersiz kaldığında ise elbette doğal olarak kanda birikecek, kolesterol düzeyi de kanımızda kaçınılmaz olarak yüksek görülecektir, bu durum kolesterol için rastlantısal bir zorunluluktan ibarettir.

Anlamak isterseniz, kolesterol-karaciğer ilişkisi bu kadar basit ve kolaydır!

Vücudumuzda benzer mekanizmaya sahip birçok sistem vardır.

Kanda savunma hücreleri, yani lökosit sayısı yüksekse, gerçek suçlu kandaki değeri yükselen lökositler değil, söz konusu lökositlerin artmasına neden olan, enfeksiyona neden olan (bakteri, virüs vb) etkenlerdir.

Kanda üre ve kreatinin gibi değerler yükselmişse böbreklerinizde çok ciddi sorunlar olabilir!

Şekeriniz kanda yüksekse sizin genel anlamda insülin yetersizliğiniz vardır, her ne kadar hastalığa genel anlamda ‘şeker hastalığı’ adı verilmişse de, bunun tıptaki adı ‘insülin yetersizliği hastalığı’dır. Sorun temelde pankreas hücrelerine ait organındadır. Penkreas hücreleri yeteri kadar insülin yapamadığı için kanda şekeriniz birazda zorunlu olarak yükselmiştir!

Kandaki kolesterol yüksekliğinin hala karaciğer hücrelerinin fazla üretimle (anabolizma) ilişkili olduğunu iddia edenler, kandaki partikül birikimlerinde, karaciğer hücrelerinin kandaki partikülleri ve kolesterolü kullanamadığı bir türlü göremeyen uzmanlarımız, doktorlar tarihsel bir tıp ayıbıyla mutlaka karşılaşacaklardır[1].

Okuyucu olarak sizler, karaciğeriniz konusunda dikkatli olun.

Kolesterol yüksekliğiniz varsa, karaciğer hücrelerinde ciddi sonuçları olabilecek bir sorun vardır.
Fakat çok önemli bir avantajımız var: Karaciğer hücreleri organizma içinde kendini en iyi şekilde yenileyebilen organımızdır. Çoğu uzmanın hiç bilmediği veya anlamadığı için yeterince dikkate almadığı doğru bir beslenme tarzı[2], karaciğerdeki bazı sorunların giderilmesine inanılmaz derecede olumlu katkı sağlar. Fakat bizim önerdiğimiz bu beslenme tarzı, çoğu uzmanca iddia edildiği gibi yağsız ve kolesterolsüz bir beslenme tarzı hiç değildir. Uzmanlarca 'kolesterol yüksekliğini bahane edilerek' beslenme ve yağlı besinlerin yasaklanması konusu, bizce büyük bir hata kaynağıdır.

Belki her uzman söylemiyor! Çocuklarda, karaciğer hücrelerindeki partiküllerdeki yıkımla ilgili (katabolik) bozukluklar nedeniyle ortaya çıkan ‘genetik kolesterol yüksekliği’ olgularında ise ‘karaciğer nakli’ seçeneği imkan varsa her zaman aklınızın bir köşeşinde olmalıdır. Çünkü bütün genetik hastalıklar organizma etkilerini, en az bir hücre, doku ve organ üzerinden gerçekleştirir.
Hastalığa ait temel organ biliniyorsa ve imkan varsa, söz konusu organın değiştirilmesi 'genetik hastalığın organizmaya zararlarını' etkisiz kılacaktır...

*******************************************

Hepsi değil belki ama çoğu uzman ve doktorumuz hiç anlayamadı!

İnsan sağlığında bilim felsefesi, mantık gibi kavramlar bazıları için çoktan önem ve anlamını kaybetti!
Mantık ve bilim felsefesi olmadan, sadece deneysel karşılaştırmalar yoluyla, tıp bilimlerinin varolabileceğini düşünmek gibi bir yanılgıya düştüler bilim adamlarımız. Deneysel çalışmalar tıp bilimlerinde elbette önemlidir, fakat mantık ve matematiksel ilkelerini kaybetmiş bir bilimsel anlayışta, yapılan deneysel çalışmalar göz boyamaktan, kendi kendimizi kandırmaktan öteye geçemez.

Şaşırmayın!

Bilim tarihinde onlarca kez tekrarlanan bir ilginç bir oyun bu!

İlk kez olmuyor!

Bazıları mantık ve matematiği kullanarak çok önceden bazı şeyler söylerler. Fakat bazıları söylenenleri hiç dinleme ve anlama gereği hissetmezler, boş verirler.

Örneğin genetik biliminin kurucusu, babası sayılan, matematiksel kanunlarıyla tanınan G. Mendel’in bulguları var olmasına rağmen otuz yıl kadar geciktirilmiştir. Ancak ölümünden sonra Mendel’in bulgu ve çalışmaları William Bateson tarafından yeniden yayınlanmıştır. Zamanın bilgin, bilgiç ve sözde uzman geçinen insanları Mendel’i zamanında hiç anlamamış, kimbilir belki de o zaman anlamak istememiştir…

Aristo’dan sonra dünyanın ikinci öğretmen olarak gördüğü ünlü mantıksal kuramcımız Fârâbî’nin[3] yüzyıllar önce söylemiş olduğu ilginç bir sözü işte bu nedenle çok önemlidir: ‘Mantık ve matematik bilmeyen kadının(hakimin) kararına hiç güven olmaz!’. Bizce G. Mendel’in şanszlığı matematik ve mantık bilmeyen insanlarla karşı karşıya kalmış olmasıdır. Yoksa genetik bilimi, bugün olduğundan çok daha ileri bir düzeyde olabilirdi!....

Bilimsel bulgular zamana ve mekana göre göreceli olarak değişim gösterir.

Bazıları önce görür, bilir, anlar, çalışır.

Bazıları yapılan bu çalışmaları zamanla anlar.

Bazıları yaşadığı sürece hiç anlayamaz!

Çünkü anlamak için öncelikle gerçekten ve isteyerek dinlemek gerekir.

Üzülerek ve sıkılarak belirtmeliyim ki, aradan yüzyıllar geçmiş olsa bile bilimin tutuculuğu, farklı görüşlere klasik pencereden küçümseyerek bakışları hiç değişmiyor. Hepsi olmasa da çoğu araştırmacımız, uzmanımız, doktorumuz henüz daha ‘görmek ve bakmak’ arasındaki farkı dikkate alamıyor…

Belki bizim sorunumuzda bu; karşılıklı olarak birbirimizi hiç takmıyoruz…

Kolesterol teorisindeki saçma sapan bulgulardaki tutarsızlığı gerçekten bilen, insan sağlığı üzerine gerçek anlamda kafa yoran Prof. Dr. Ahmet Aydın gibi bilim adamlarımız yazılarıyla, kitaplarıyla[4] kolesterol tedavisi konusunda uygulanan yönteme itirazlarını her zaman sürdürüyor, bir avuç aydın düşünen bilimci insanlara doğruları anlatmaya çalışıyor.

Daha kaç kişinin, kaç doktorun, kaç akademisyenin ‘kolesterol’ teorisindeki yanlışları söylemesi gerekecek bilmiyorum. Sanırım Amerikan Kalp Derneği’ni (AHA) ikna etmeden, bizim Türkiye’deki derneğimizin bazı üyeleri (TKD) ve doktorlarımız kolesterol konusundaki mantıksızlığa, statin ilaçlarına hiçbir zaman ‘dur bu yanlışmış arkadaş’ diyemeyecekler. Kendilerince sözde en güvendikleri kurumu (AHA) referans alıyor ve onun izinden adım adım gidiyorlar. Onlarda belki kendilerince haklı. Fakat unuttukları çok önemli ince bir nokta var: Sürekli başkalarının izinden gidenlerin, takip ettiklerini kişileri, kurumları geçme şansı yoktur. Kendileri hiçbir zaman takip ettiklerinden daha iyi ve kaliteli veya daha az hatalı olamazlar! Her zaman takipçi ve taklitçi konumunda kalmaya ömür boyu mahkum olurlar. Bizce sürekli birilerinin sadece izinden gitmek, bilimi ve bilimsel yaratıcılığı öldürür!...
Çeşitli reklamlarla daha fazla hasta sahibi olabilirsiniz, ama kariyer durumunuz ne olursa olsun, maalesef bilimci olamazsınız!

Başkalarını ben bilemem!

Fakat ilgili derneklerin kolesterol teorisindeki söylemleri şayet mantığıma uymuyorsa, sıradan bir vatandaş olarak beni ne Amerikan Kalp Derneği (AHA) ne de FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) zerre kadar bağlamaz!

İnsan hakları, daha da önemlisi ‘hasta hakları’ diye bir şey var! Yani ‘kolesterol’ konusunda uygulanan tedavi şekli hoşuma gitmiyorsa, bana mantıksız geliyorsa, doktorum beni bu konuda ikna edemediyse tedaviyi rahatlıkla bireysel olarak reddetme[5] hakkına sahibim.

Çünkü kolesterol yüksekliği sorunu, karaciğerin fazla kolesterol üretimiyle birinci derecede hiç ilgili değil. Öncelikle doktorlarımızın, uzmanlarımızın ‘kolesterol yüksekliğinin, hücrenin aşırı kolesterol yapımıyla ilgili olmadığını’ anlaması gerekir.

Hücrede, hücre içinde kolesterol üremiyle ilgili bir sorun olsa, kolesterol gerçekten hücre içinde fazla üretiliyor olsa ve hücre sitoplazmasında kolesterol miktarı (enzimler değil!) çok olursa, elbette AHA ve FDA görüşlerini vatandaş olarak bende dikkate alırım. Böyle bir durumda elbette kolesterol düşürücü (statin) ilaçlar kullanılabilir ve kimse buna itiraz edemez!

Ama kolesterol yüksekliği sorunu hücrenin kolesterol üretimiyle ilgili bir sorun değilse, kolesterol yüksekliği kanda kullanılmayan partiküllerin birikiminden kaynaklanıyorsa, neden hücre içinde kolesterol yapımını statin ilaçlarıyla durdurayım ki?

Bu ne biçim bir bilimsellik, ne biçim bir mantıktır?

Hadi karaciğer hücreleri kaynaklı, genetik kolesterol yüksekliğinde, kolesterolün birikim kaynaklı yükselmediğine beni, neyse bırakın beni bir kenara, ‘kendi aklınızı ve mantığınızı’ bir parça ikna edin de görelim bakalım!

Bilim bazen gerçekten zordur.

Özgür bir kafayla, bağımsız bir şekilde bilimle ilgilenecekseniz, unutmayın: Gerçekten oturmuş bir bilim anlayışında, sadece iğne ile kuyu kazmaya çalışmak değildir zor olan, iğneyle kuyu kazmak bu işin bence en kolay kısmıdır!

Asıl zorluklar tam da bu noktada başlar…

Bilim bazen, çok ama çok geride kalanları büyük bir sabırla bekleme sanatıdır!



Mevlüt Durmuş
Uzm. Biyolog
http://www.kolesterolmasallar.blogspot.com/
9 Kasım 2009
Dipnot ve açıklamalar
[1] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul
[2] Prof. Dr. Ahmet Aydın (2009). Taş Devri Diyeti. Hayykitap. İstanbul (www.beslenmebulteni.com)
[3] Fârâbî (871-950). Her Türk vatandaşının adını çok iyi bildiği (!) fakat düşüncelerini çoğu vatandaşımızın hiç kavramadığı ünlü Türk-İslam filozofu..
[4] Prof. Dr. Ahmet Aydın (2009). Taş Devri Diyeti. Hayykitap. İstanbul.
[5] Sağlık Bakanlığı, Hasta Hakları, Madde 25- Kanunen zorunlu olan haller dışında ve doğabilecek olumsuz sonuçların sorumluluğu hastaya ait olmak üzere; hasta kendisine uygulanması planlanan veya uygulanmakta olan tedaviyi reddetmek veya durdurulmasını istemek hakkına sahiptir. Bu halde, tedavinin uygulanmamasından doğacak sonuçların hastaya veya kanuni temsilcilerine veyahut yakınlarına anlatılması ve bunu gösteren yazılı belge alınması gerekir. Bu hakkın kullanılması, hastanın sağlık kuruluşuna tekrar müracaatında hasta aleyhine
kullanılamaz.

11 Ekim 2009 Pazar

Kolesterol hastalığı değil, kolesterol komedisi!...



Bilim bir kez örgütlü bir grup faaliyeti haline
gelirse neredeyse kaçınılmaz olarak
bürokratikleşme eğilimine girer.
Bunun bireysel yaratıcılık yeteneği üzerinde
olumsuz bir etkisi var.


Federico Mayor ve Augusto Forti
Bilim ve İktidar, Tübitak Yayınları








Kolesterol hastalığı değil, kolesterol komedisi!...

Karşımızdaki bazı insanların, bunca çabaya rağmen hala üç maymunu oynamaya devam ediyor olmaları aslında son derece düşündürücü. Hala renkli 'hastalık reklamları' yapma, insanları korkutma peşindeler.

Olayı bilinçli bir şekilde çarpıtanları, kolesterol konusunda insanları kandırarak çıkar sağlayan ve ilaç şirketlerinin sponsorları gibi çalışanları şimdilik ayrı bir noktaya koyduğunuzda karşınıza farklı bir tablo daha ortaya çıkıyor.

Çoğu sağduyulu mesleki ve insani konularda hassas doktorların kafası gerçekten karışmış durumda. Doktorlar artık ‘hastalarımıza et, tam yağlı süt, yumurta versek mi, vermesek mi?’ diye düşünüyorlar, geçmişle karşılaştırıldığında bu asla küçümsenmemesi gereken bir gelişme. Bürokratik 'kolesterol lobisi' dışında bulunan doktorlar da kendilerince çok haklı. Yıllar yılı koca koca tonlarca ağırlıktaki kitapları okumak, anlamak veya ezberlemek kolay iş değil!... On binlerce doktor, kolesterolün zararları masalıyla büyüdü, doktorların eğitimi sırasında sorgulama yapması bir şekilde engellendi, zaten bunu yapmaya zamanları da kalmıyordu...


Kolesterol hakkında hala öylesine saçma sapan ve komik düşünceler ileri sürülüyor, öylesine ısmarlama akademik yayınlar yapılıyor ki, bir noktadan sonra gerçekten kızamıyorsunuz. Tam tersine, üzülüyor ve ister istemez bu duruma bazen gülüyorsunuz.


Ara sıra bizim gibi sıradan, basit bir biyologu güldürenler dünyaca ünlü, gerçekten mesleğinde çok saygın bir yere gelmiş profesörler, uzmanlar, doktorlar, eczacılar ve akademisyenler bile olabiliyor. İlaç, sponsor, çıkar, menfaat ve sadece kariyer edinme korkusuyla yazılmış onlarca yazı ve makale ortalığa çok pis bir koku bırakıyor. İster istemez rahatsız oluyorsunuz. Konuyu ve tartışmayı sizin anlatmak istediğinizden çok farklı alanlara çekmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Size son derece klasik bir mantıkla, ilginç tutucu tepkiler verebiliyorlar. Karşı görüşleri dikkatle dinlemek, anlamaya çalışmak, bilimsel anlamda eleştirmek yerine; söz konusu kendilerine oldukça ters gelen düşünceyi dikkate almayıp tümüyle yok sayıyorlar. Bu da bilimde 'statüko' anlayışının temellerini oluşturuyor...

Okuyucu olarak sizlerinde tahmin edebileceği gibi, bazı nedenlerle biz bu ilaçlara (statinlere) [1] kolesterol düşürülmesi konusunda tamamen karşıyız ve bu konuda gerçekten insanların kandırıldığını düşünüyoruz! Yanlış anlamayın ilaçlara tamamen karşı değilim, sıradan bir biyolog olarak kişisel düşüncem, bu ilaçların (statinlerin) hücre öldürücü özelliğini (sitotoksik) özellikle kanser vakalarında, özellikle 'karaciğer' kanserlerinde kullanılması gerektiği yönünde. Fakat bu ilaçlar kansere karşı korur düşüncesinin düşüncesinin bilimle anlaşılır bir tarafı bizce hiç yoktur ve bu iddia da bir komedidir. Sağlıklı kişilerde bu ilaçların (statinlerin) çeşitli kanserler yapabileceğine karşı onlarca çalışma var, fakat kimse zahmet edipte görmüyor...

Yani kolesterol-statinler konusu bilimsel bir alerji, kişisel değil...


Üstelik güzel bir hafta sonunda ‘Kolesterol düşürücü ilaçlar şifa deposu!’ konulu bir yazıyla karşılaşmanız durumunda haliyle alerjimiz de zorunlu olarak artıyor[2].

Sonra birden jetonunuz düşüveriyor!

Alerjilerimiz de karşılıklı!

Bizim kızdığımız, alerji duyduğumuz ve güldüğümüz vakalar aslında ters bir şekilde onlar içinde geçerli olmak zorunda. Düşünebiliyor musunuz yıllarca bir mesleğe kazanmak için çalışmış ve zor şartlarda okumuşsun. Uzman ve doktor olmuşsun, yıllarca hastalarda kolesterol sorununu halletmek için, hocalarından öğrendiğin gibi sürekli kolesterol düşürücü ilaç ‘statin’ vermişsin. Daha sonra kıytırık, sıradan bir biyolog çıkmış koskoca, yıllarca çalışmış uzmanlara bilimsel anlamda diklenmeye çalışıyor. Söylemeye çalıştığı şeyler, yıllardır uygulamaya çalıştığınız tedaviyle tümüyle çelişiyor: Kolesterol ilaçları (statinler) yanlış bir uygulamadır, kolesterol masum, kolesterol sorunu karaciğerin anabolik (yapımla ilgili) değil, katabolik (yıkımla ilgili) bir sorunudur, kolesterol üretim değil birikim nedeniyle yüksek çıkar işte bu nedenle ilaç (statin) kullanamazsınız, yağlı besinlerden korkmayın falan filan diyor. Üstelik kendi kariyerinin pireliğine bakmadan, koskoca uzman olmuş beni, yani büyük kocaman beni kolesterol konusunda akıl oyunları[3] oynamaya davet ediyor.

Bak şu zıpçıktının yaptığına!... Akıl oyunuymuş, oynamıcam işte!...

Hakikaten düşünüldüğünde bu durum yenilir, yutulur şey değil! Yani mecburen gargara yapacaksınız!

Böyle bir durumda bazen iç güdüsel olarak mesleki (hekimlik, uzmanlık vs) anlamda savunma sistemleri acil kırmızı alarm koduyla devreye girebiliyor. Üstelik alerjileri de son derece kabarmış. Karşı tarafın ne söylediğinin bu aşamada hiçbir değeri, hiçbir anlamı yok! Sonra bilerek ya da bilmeyerek ipler kopuyor ve gerçeklerle bağlantılı olmayan, oldukça komik yayınlar, yazılar ve tartışmalar ortaya çıkabiliyor…

İlaçlar sadece kolesterolü düşürse iyi, kolesterol ilaçları katarakta[4] iyi gelebiliyormuş!

Kolesterol ilaçları zatürree ye de[5] de faydalıymış!

Hatta nasıl olduğunu hiç anlayamadığım bir şekilde kolesterol ilaçları kalp kaslarının zayıflığına karşı[6] bile etkiliymiş!

Cinsel fonksiyon bozukluklarına iyi geliyormuş!

Daha neler, ama nelere iyi geliyor bu kolesterol düşürücü statinler bir bilseniz! Acayip faydalı bir şifa deposuymuş statinler…

Yani en az bin tane hastalığınızı, bir tek bu ilaçla (statinlerle) geçirebilirsiniz iddialara göre! Bir tek ağzıyla kuş tutmuyor, yani kuş tutma işi de var, ama bu işi ağzıyla değil, başka bir yeriyle yapıyor…


Biraz ciddiyet beyler!...

Hemen hemen her köşe başını tutmuş ilaç şirketlerinde, modern ilaç denilen ama aslında bir kocakarı ilacıyla (veya reklamıyla) karşı karşıya olduğunuzu umarım anlıyorsunuzdur!

Eskiden zavallı yaşlı Ayşe Teyze’de aynı şekilde para kazanırdı. Onun ilacına ‘böyle her şeye birden, her hastalığa iyi gelen ilaç olmaz, bu bilimsel değil, bunlar kocakarı ilaçlarıdır’ demiştiniz ya, işte tam da onlardan!

Siz de haliyle gülüyorsunuz!

Daha sonra hayal gücünüz, güldüğünüz konu ve yazıları biraz daha fazla allayıp pullayıp yavaş yavaş genişletiyor!

Konu kolesterol ile bağlantılı, haliyle bu teknik bir konu yani teknik konularla ilgili gülebilmek gerçekten zor, ama imkansız değil!

Devamı var.

Her zaman gerilmektense, bir kerelik de olsa farklı bir yol izleyerek, biraz tebessüm ettirerek konuları anlatmak, konuyla ilgili karşı eleştirilerimize espri katmak biraz daha eğlenceliymiş!…

Fakat gülebilmek için dipnotlarla ilişkili yazılarını da mutlaka okumalısınız. Yoksa sadece gülmek pek fazla işe yaramaz!

Yani dipnotlara dikkat!...
*****************

Kolesterol olayında gelişmelere Fransız kalanlar için!
Fransada 216.900 kişi üzerinde yapılan araştırmada kolesterol düşürücü ilaçların (statinlerin) erkeklerde ereksiyon bozukluğuna ve cinsel yetersizliğe sebep olduğu ortaya çıkmış[7]. Statin üreten ilaç şirketleri tabii ki bu işe ve yapılan araştırmaya elbette çok bozulmuşlar. Amerikan hükümeti hemencecik LCD, FDA, NCEP, RECEP, AHMET, FİA, CİA, KİA ve konuyla ilgili bütün İlaç şirketlerini toplamış ve geleceğe yönelik gizli bir ön rapor hazırlanmış.
Top Secret: Kendi alanında başarılı, yakışıklı, ünlü, sempatik ve televizyonlarca da tanınan bir kalp cerrahı acilen Fransa’ya gönderilecek. Bu yakışıklı profesör Fransız halkına, 60 yaşın üstünde ve 9 yıl boyunca statin kullanan erkeklerin; ereksiyon problemiyle yüzde 64 oranında daha az karşılaştığını anlatacak[8]. Yani statin ilaçlarıyla 60-70 yaşındaki erkeklerde 30-35 yaşlardaki cinsel performansın sağlandığı konusunda yazılar yazacak. Fransız kadınları da buna inanacak, kocalarına mutlaka kolesterol düşürücü statin ilacı içirecekler. Fransız bilim adamlarını ve Fransız araştırmacıları, statinlerin erkeklerde cinsel fonksiyon bozukluğu yapmadığına, tam tersine statin ilaçlarının kılcal damarları açtığı için, en az viagra kadar etkili olduğuna mutlaka ikna edilecek… İlaç şirketlerinin geleceği açısından bu olaya asla ülke olarak asla Fransız kalınmayacak. Çok Önemli Not: Gerekirse kadınları statin ilaç kullanımına ikna etmek için farklı yöntemler izlenecek, brokoli salatasının faziletleri ve fındıklı brokoli salatasının nasıl yapıldığı da alternatif olarak Fransızlara TV kanallarında anlatılabilir…
**************************
Kötü şans
İnegy (Vytorin) adlı kolesterol düşürücü ilaç kullananlarda ani ölüm ve kanser vakaları aşırı derecede artmış ve ilaç piyasadan çekilmek zorunda kalmış[9]. Aslında bu durum piyasada kullanılan bütün statin ilaçlarında da varmış[10]. Bu duruma çok bozulan, diğer statin ilaçlarını çok kıskanan İnegy kendi kendine kızıyormuş:
-Bizim şansa bak, daha ilk olayımızda yakalandık. Yıllardır aynı işi yapanlar nedense hiç yakalanmıyor. Diğer ilaçlardan hızlı olmak bile suç, ah benim sersem kafam keşke bizde biraz ağırdan alsaydık. Ah ulen Harlan Krumholz [11] piyasada o kadar (muadil) benzer ilaç varken, bula bula beni mi buldun?

*************************************

Çaylak ve tecrübesiz ilaç
Gazetede yeni çıkan ve büyük yatırımlar yapılan kolesterol ilacının (Torcetrapib) fazla ve ölüm nedeniyle piyasadan toplatıldığını[12] öğrenen eski tecrübeli statin ilacı kendi kendine söylenmiş:
- O acemi çaylağa bin kere söylemiştim, öldürdüğün insanların sayısını değil, bu aşamada sadece öldüremediklerinin sayısını vereceksin…

*********************************************
Hovarda da olsa evlat işte
Testosteron (erkeklik) hormonunun babası olan büyük kolesterol molekülü[13] çok sert bir şekilde elini kolunu sallaya sallaya testosterona çıkışıyor ve yüksek sesle bağırıyormuş:
- Lanet olsun içimdeki evlat sevgisine… Ulan velet geçen sefer beyin hücrelerine gideceğim demiştin ama sen yine hovardalığa gitmişsin!...
***************************************************
Boşanma nafakası ödememek için
Kolesterol düşürücü ilaçların (statinlerin) özellikle kadınları aptallaştırdığını iddia edilen Dr. Orli Etingin’le, tam tersi zıt görüşler ileri süren, bu ilaçlarının hafızaya çok iyi geldiğini[14] iddia eden Profesörle bir New York lokantasında tesadüfen karşılaşırlar. İçkilerini yudumlarken Dr. Orli Etingin sorar:
-Bu kadar bilimsel çalışmaya rağmen nasıl böyle bir iddiada bulunduğunuzu anlayamıyorum profesör, bu ilaçlar özellikle kullanım sırasında kadınları gerçekten aptallaştırıyor, kadınlar düşünme yeteneğini az veya çok mutlaka kaybediyorlar.
İçkisinden bir yudum daha alan profesör dalgın ve düşünceli bir şekilde cevap verir:
- Sizin de benim gibi kolesterolü yüksek olduğu halde ilaç kullanmak istemeyen çirkin bir karınız olsaydı, üstelik bu kadın sizden 500 bin dolar nafakayla boşanmak için dava açmış olsaydı, beni ve yaptığım çalışmamın değerini çok iyi anlardınız değerli dostum, demiş...
Dr. Orli Etingin bu olaya çok kızmış ve oldukça sert tepki göstermiş:
-Profesör demiş yaptığınız çok bencilce bir iş, bu bilime, mantığa ve mesleki dayanışmaya son derece aykırı, üstelik hiç etik değil! Keşke bunu bana ben karımdan 50 bin dolar nafakayla boşanmadan önce söyleseydiniz.

*******************
Yumurta kapıya dayandığında!
Yumurta ve kolesterol konusunda yıllardır sağda solda atıp tutan, bu konuyu diyet listelerine, yemek kitaplarına taşıyan, önceleri mangalda hiç kül bırakmayan bazı araştırmacılar, bizim yıllardır söylediklerimize değil de bazı meslektaşlarının yaptığı ‘yumurta kolesterol bombası değil’’ açıklamasına çok fena bozulmuşlar[15]. Kendilerini ‘Sezar’ sanan bu profesörlerimiz, arkadaşlarını da ‘Brütüs’ diye çağırmaktan geri kalmıyor ve kara kara düşünüyorlarmış:
-Yumurta geldi kapıya dayandı, şimdi bu yumurtayı nasıl ……. Pardon, bu işten nasıl kurtulacağız!...


Mevlüt Durmuş
Uzm. Biyolog
11 Ekim 2009


Konuyu ve Komediyi Anlamayanlar İçin Özel Bir Ek: Akşam Gazetesi: http://www.aksam.com.tr/2009/11/10/haber/saglik/501/kolesterol_ilaclarinda_depresyon_tehlikesi.html

Kolesterol ilaçlarında depresyon tehlikesi

On binlerce insanın kullandığı statin tipi kolesterol ilaçlarının yan etkileri arasında depresyon ve hafıza kaybı da olduğu ortaya çıktı. Şimdi, prospektüslerdeki uyarılara bu iki unsur da eklenecek
İngiltere'de yapılan araştırmalar, kolesterolü düşürmek için kullanılan statin tipi ilaçların, depresyon ve hafıza kaybına da yol açtığını ortaya koydu.Saygın tıp dergisi 'The Drugs and Therapeutics Bulletin' editörlerinden Dr. Ike Iheanacho, 'Bu ilaçları kullanan on binlerce kişi bu yan etkilere maruz kaldı' dedi. Gelecek aylarda, kolestrol düşürücü ilaçların prospektüslerindeki yan etkiler bölümüne, depresyon, hafıza kaybı, uyku güçlüğü, cinsel işlevsizlik ve tedavi edilmediği takdirde ölüme yol açabilecek nadir rastlanan bir akciğer hastalığına yol açabileceği uyarısının da ekleneceği belirtildi. Söz konusu ilaçlarla ilgili yapılan klinik incelemelerde ise, bu hapları kullanan deneklerin yüzde 12'sinde uyku bozukluğu, yüzde 12'sinde ereksiyon sorunu, yüzde 11'inde depresyon, yüzde 3'ünde çeşitli derecelerde hafıza kaybı ortaya çıktı. Iheanacho, hastaların, bu yan etkilere rağmen bu ilaçları kullanmaktan vazgeçmemeleri gerektiğini de sözlerine ekledi. DIŞ HABERLER SERVİSİ

Dipnot ve Kaynaklar

[1] http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=120886
[2] Prof. Dr. Mehmet Öz’ün Cumartesi günü yazısı 10.10.2009
http://www.sabah.com.tr/Gunaydin/Yazarlar/2009/10/10/kolesterol_dusurucu_ilaclar_sifa_deposu [3] M.Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayy kitap.

[4] http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/377493.asp
[5] http://www.cnnturk.com/2008/saglik/02/27/kolesterol.ilaclari.zaturreeye.iyi.geliyor/432313.0/index.html [6] http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=165772

[7] Do, Catherine et al (2009). Statins and Erectile Dysfunction: Results of a Case/Non-Case Study using the French Pharmacovigilance System Database. Drug Safety: 1 July 2009 - Volume 32 - Issue 7 - pp 591-597
doi: 10.2165/00002018-200932070-00005. (Abst).

[8] http://www.sabah.com.tr/Gunaydin/Yazarlar/2009/10/10/kolesterol_dusurucu_ilaclar_sifa_deposu (Prof. Dr Mehmet Öz’ün yazısı)

[9] http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=HaberDetay&ArticleID=986472

[10] http://beslenmebulteni.com/bes/index.php?option=com_content&view=article&id=215:doktorunuz-kolesterol-dueueruecue-ilaclarn-kansere-yol-acabilecei-ihtimaline-kar-sizi-uyard-m-&catid=79:kalp-hastal&Itemid=376

[11]
http://arsiv.sabah.com.tr/2008/04/01/haber,F1FAD0FB2CC0458DB10E659956701955.html

[12] http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=5555118&p=2

[13] http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=95365&do=print

[14] http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/454570.asp

[15] http://www.stargazete.com/yasam/yumurta-kalbe-iyi-geliyormus-haber-217139.htm