karaciğer kolesterol ilişkisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
karaciğer kolesterol ilişkisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Kasım 2009 Pazartesi

Kolesterolünüz yüksek çıkarsa, karaciğerinize çok iyi bakın !


Ne kadar bilirsen bil,
söylediklerin (senin) karşındakilerin
anlayabildiği kadardır.

Mevlana C.R

Kolesterolünüz yüksek çıkarsa, karaciğerinize çok iyi bakın!

Bazı uzmanları sevindiren, bazı uzmanların korktuğu, bazılarını şaşırtan ‘kolesterol ve akıl oyunları’ kitabımızın temel sorularından biri şudur:

Kandaki yüksek olan kolesterolü karaciğer hücreleri mi yapar, yoksa üretilmiş olan kolesterol karaciğere geri dönemediği için mi kolesterol kanımızda yüksek çıkar? Yani, kolesterol üretim kaynaklı mı, yoksa birikim kaynaklı nedenlerle mi yükselir?

Sizin okuyucu olarak bu soruya verecek cevabınız ne olursa olsun, kolesterolünüz yükselmişse karaciğerinize çok iyi bakın!

Çünkü karaciğerinizde o ya da bu şekilde bir bozukluk olmadan kolesterol değerleri asla yükselemez. ‘Karaciğeriniz çok güzel mükemmel çalışıyor, ama kolesterolünüz yükselmiş’ sözü ancak düşüncesizliğimizin ve bilgisizliğimizin bir yansımasıdır. Kolesterol yükseldiğinde, karaciğer hücrelerinin işleyişinde mutlaka görülemeyen, henüz anlaşılmamış bir bozukluk vardır!
Gelelim sorumuzun cevabına!..

Bizim görüşümüze göre kolesterol yüksekliği, iddiaların tam tersine karaciğerde fazla üretim nedeniyle değil, kandaki lipit taşıyan partiküllerin (LDL, HDL, VLDL) kullanılmamasına ve kandan karaciğere geri dönmeyişine bağlı olarak, kanda ‘kandaki partikül birikimi’ nedeniyle ortaya çıkar. Yani uzmanlarımızın ‘karaciğer hücrelerinde ortaya çıkan fazla üretim nedeniyle kandaki kolesterol yükselir’ düşüncesi bize göre saçmalamaktan başka bir şey değildir.

Karaciğer ve kolesterol ilişkisinde anlaşılmayan nokta bu!

Yüksek kolesterol değerleri, karaciğerinizde bir şekilde bazı sorunların başladığını gösterebilir sadece…

Kendini otorite sayan, kolesterol hakkında bol bol nutuk atanlar hala kavrayamadı. Hiçte anlayacak gibi de görünmüyorlar. Yani kandaki kolesterolünüzün yüksek olması, kolesterolün hastalıklardan sorumlu olduğunu, doğrudan kolesterol molekülünün suçlu olduğunu gösteremez! Çünkü kullanılmayan partiküller kanda arttığı, karaciğer organımız üretmiş olduğu partikülleri kullanmadığı sürece, kolesterol kanda zorunlu olarak yüksek görülecektir. Asıl sorun kolesterol yüksekliği değil, kanda aşırı partikül birikimidir.

Kolesterolünüzün yüksek olması sizlere sadece, karaciğer hücrelerinin kanda biriken partikülleri ve kolesterol moleküllerini kullanamadığı, kanda sürekli biriktiğini gösterir! Bu durum iki nedenle gerçekten de çok sakıncalıdır:

1) Karaciğerdeki hata veya hatalar nedeniyle, kullanılamayan ve kanda biriken partiküller bir şekilde (makrofajlarla) ortadan kaldırılmalıdır. Bu durum damar sertliği ile ilişkilidir (ateroskleroz) bu sırada söz konusu hastalık gelişimi hızlanabilir. Fakat bu durumun sorulmusu yani gerçek özne kolesterol molekülleri değil, kandaki işlevini bir şekilde kaybetmiş, kanda birikmiş olan partikül çokluğudur. İşlevini kaybetmiş her türlü yapı ve moleküler bileşimler, organizma için gereksiz bir yüktür. Bunlar organizmadan bir şekilde (?) uzaklaştırılmaya çalışılır.

2) Bazılarının nedense anlamakta zorlandığı, bizim ilaçlara (statinlere) karşı olduğumuz nokta burada ortaya çıkar. Kullanılmayan, kanda birikmiş olan partiküller ve kolesterol nedeniyle, hücre içinde kullanılabilir kolesterol molekülleri mutlaka azalır. Yani erkeklik, dişilik hormonları, D vitamini ve kolesterolden yapılan onlarca sayıdaki organizma molekülleri sürekli olarak, hücrelerimizde ve vücudumuzda yetersiz kalır. Kanımızda kullanılmayan partikül artışına bağlı kolesterol yüksekliği varken, hücre içinde kolesterol yapımı sırasında ortaya çıkan (Koenzim Q10 vs) ve kolesterol kaynaklı (hormonlar vs) biyokimyasal maddeler son derece azalmıştır.

Tekrar hatırlatmakta fayda var: Karaciğer hücreleri, partikülleri ve kolesterolü kullanmakta yetersiz kaldığında ise elbette doğal olarak kanda birikecek, kolesterol düzeyi de kanımızda kaçınılmaz olarak yüksek görülecektir, bu durum kolesterol için rastlantısal bir zorunluluktan ibarettir.

Anlamak isterseniz, kolesterol-karaciğer ilişkisi bu kadar basit ve kolaydır!

Vücudumuzda benzer mekanizmaya sahip birçok sistem vardır.

Kanda savunma hücreleri, yani lökosit sayısı yüksekse, gerçek suçlu kandaki değeri yükselen lökositler değil, söz konusu lökositlerin artmasına neden olan, enfeksiyona neden olan (bakteri, virüs vb) etkenlerdir.

Kanda üre ve kreatinin gibi değerler yükselmişse böbreklerinizde çok ciddi sorunlar olabilir!

Şekeriniz kanda yüksekse sizin genel anlamda insülin yetersizliğiniz vardır, her ne kadar hastalığa genel anlamda ‘şeker hastalığı’ adı verilmişse de, bunun tıptaki adı ‘insülin yetersizliği hastalığı’dır. Sorun temelde pankreas hücrelerine ait organındadır. Penkreas hücreleri yeteri kadar insülin yapamadığı için kanda şekeriniz birazda zorunlu olarak yükselmiştir!

Kandaki kolesterol yüksekliğinin hala karaciğer hücrelerinin fazla üretimle (anabolizma) ilişkili olduğunu iddia edenler, kandaki partikül birikimlerinde, karaciğer hücrelerinin kandaki partikülleri ve kolesterolü kullanamadığı bir türlü göremeyen uzmanlarımız, doktorlar tarihsel bir tıp ayıbıyla mutlaka karşılaşacaklardır[1].

Okuyucu olarak sizler, karaciğeriniz konusunda dikkatli olun.

Kolesterol yüksekliğiniz varsa, karaciğer hücrelerinde ciddi sonuçları olabilecek bir sorun vardır.
Fakat çok önemli bir avantajımız var: Karaciğer hücreleri organizma içinde kendini en iyi şekilde yenileyebilen organımızdır. Çoğu uzmanın hiç bilmediği veya anlamadığı için yeterince dikkate almadığı doğru bir beslenme tarzı[2], karaciğerdeki bazı sorunların giderilmesine inanılmaz derecede olumlu katkı sağlar. Fakat bizim önerdiğimiz bu beslenme tarzı, çoğu uzmanca iddia edildiği gibi yağsız ve kolesterolsüz bir beslenme tarzı hiç değildir. Uzmanlarca 'kolesterol yüksekliğini bahane edilerek' beslenme ve yağlı besinlerin yasaklanması konusu, bizce büyük bir hata kaynağıdır.

Belki her uzman söylemiyor! Çocuklarda, karaciğer hücrelerindeki partiküllerdeki yıkımla ilgili (katabolik) bozukluklar nedeniyle ortaya çıkan ‘genetik kolesterol yüksekliği’ olgularında ise ‘karaciğer nakli’ seçeneği imkan varsa her zaman aklınızın bir köşeşinde olmalıdır. Çünkü bütün genetik hastalıklar organizma etkilerini, en az bir hücre, doku ve organ üzerinden gerçekleştirir.
Hastalığa ait temel organ biliniyorsa ve imkan varsa, söz konusu organın değiştirilmesi 'genetik hastalığın organizmaya zararlarını' etkisiz kılacaktır...

*******************************************

Hepsi değil belki ama çoğu uzman ve doktorumuz hiç anlayamadı!

İnsan sağlığında bilim felsefesi, mantık gibi kavramlar bazıları için çoktan önem ve anlamını kaybetti!
Mantık ve bilim felsefesi olmadan, sadece deneysel karşılaştırmalar yoluyla, tıp bilimlerinin varolabileceğini düşünmek gibi bir yanılgıya düştüler bilim adamlarımız. Deneysel çalışmalar tıp bilimlerinde elbette önemlidir, fakat mantık ve matematiksel ilkelerini kaybetmiş bir bilimsel anlayışta, yapılan deneysel çalışmalar göz boyamaktan, kendi kendimizi kandırmaktan öteye geçemez.

Şaşırmayın!

Bilim tarihinde onlarca kez tekrarlanan bir ilginç bir oyun bu!

İlk kez olmuyor!

Bazıları mantık ve matematiği kullanarak çok önceden bazı şeyler söylerler. Fakat bazıları söylenenleri hiç dinleme ve anlama gereği hissetmezler, boş verirler.

Örneğin genetik biliminin kurucusu, babası sayılan, matematiksel kanunlarıyla tanınan G. Mendel’in bulguları var olmasına rağmen otuz yıl kadar geciktirilmiştir. Ancak ölümünden sonra Mendel’in bulgu ve çalışmaları William Bateson tarafından yeniden yayınlanmıştır. Zamanın bilgin, bilgiç ve sözde uzman geçinen insanları Mendel’i zamanında hiç anlamamış, kimbilir belki de o zaman anlamak istememiştir…

Aristo’dan sonra dünyanın ikinci öğretmen olarak gördüğü ünlü mantıksal kuramcımız Fârâbî’nin[3] yüzyıllar önce söylemiş olduğu ilginç bir sözü işte bu nedenle çok önemlidir: ‘Mantık ve matematik bilmeyen kadının(hakimin) kararına hiç güven olmaz!’. Bizce G. Mendel’in şanszlığı matematik ve mantık bilmeyen insanlarla karşı karşıya kalmış olmasıdır. Yoksa genetik bilimi, bugün olduğundan çok daha ileri bir düzeyde olabilirdi!....

Bilimsel bulgular zamana ve mekana göre göreceli olarak değişim gösterir.

Bazıları önce görür, bilir, anlar, çalışır.

Bazıları yapılan bu çalışmaları zamanla anlar.

Bazıları yaşadığı sürece hiç anlayamaz!

Çünkü anlamak için öncelikle gerçekten ve isteyerek dinlemek gerekir.

Üzülerek ve sıkılarak belirtmeliyim ki, aradan yüzyıllar geçmiş olsa bile bilimin tutuculuğu, farklı görüşlere klasik pencereden küçümseyerek bakışları hiç değişmiyor. Hepsi olmasa da çoğu araştırmacımız, uzmanımız, doktorumuz henüz daha ‘görmek ve bakmak’ arasındaki farkı dikkate alamıyor…

Belki bizim sorunumuzda bu; karşılıklı olarak birbirimizi hiç takmıyoruz…

Kolesterol teorisindeki saçma sapan bulgulardaki tutarsızlığı gerçekten bilen, insan sağlığı üzerine gerçek anlamda kafa yoran Prof. Dr. Ahmet Aydın gibi bilim adamlarımız yazılarıyla, kitaplarıyla[4] kolesterol tedavisi konusunda uygulanan yönteme itirazlarını her zaman sürdürüyor, bir avuç aydın düşünen bilimci insanlara doğruları anlatmaya çalışıyor.

Daha kaç kişinin, kaç doktorun, kaç akademisyenin ‘kolesterol’ teorisindeki yanlışları söylemesi gerekecek bilmiyorum. Sanırım Amerikan Kalp Derneği’ni (AHA) ikna etmeden, bizim Türkiye’deki derneğimizin bazı üyeleri (TKD) ve doktorlarımız kolesterol konusundaki mantıksızlığa, statin ilaçlarına hiçbir zaman ‘dur bu yanlışmış arkadaş’ diyemeyecekler. Kendilerince sözde en güvendikleri kurumu (AHA) referans alıyor ve onun izinden adım adım gidiyorlar. Onlarda belki kendilerince haklı. Fakat unuttukları çok önemli ince bir nokta var: Sürekli başkalarının izinden gidenlerin, takip ettiklerini kişileri, kurumları geçme şansı yoktur. Kendileri hiçbir zaman takip ettiklerinden daha iyi ve kaliteli veya daha az hatalı olamazlar! Her zaman takipçi ve taklitçi konumunda kalmaya ömür boyu mahkum olurlar. Bizce sürekli birilerinin sadece izinden gitmek, bilimi ve bilimsel yaratıcılığı öldürür!...
Çeşitli reklamlarla daha fazla hasta sahibi olabilirsiniz, ama kariyer durumunuz ne olursa olsun, maalesef bilimci olamazsınız!

Başkalarını ben bilemem!

Fakat ilgili derneklerin kolesterol teorisindeki söylemleri şayet mantığıma uymuyorsa, sıradan bir vatandaş olarak beni ne Amerikan Kalp Derneği (AHA) ne de FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) zerre kadar bağlamaz!

İnsan hakları, daha da önemlisi ‘hasta hakları’ diye bir şey var! Yani ‘kolesterol’ konusunda uygulanan tedavi şekli hoşuma gitmiyorsa, bana mantıksız geliyorsa, doktorum beni bu konuda ikna edemediyse tedaviyi rahatlıkla bireysel olarak reddetme[5] hakkına sahibim.

Çünkü kolesterol yüksekliği sorunu, karaciğerin fazla kolesterol üretimiyle birinci derecede hiç ilgili değil. Öncelikle doktorlarımızın, uzmanlarımızın ‘kolesterol yüksekliğinin, hücrenin aşırı kolesterol yapımıyla ilgili olmadığını’ anlaması gerekir.

Hücrede, hücre içinde kolesterol üremiyle ilgili bir sorun olsa, kolesterol gerçekten hücre içinde fazla üretiliyor olsa ve hücre sitoplazmasında kolesterol miktarı (enzimler değil!) çok olursa, elbette AHA ve FDA görüşlerini vatandaş olarak bende dikkate alırım. Böyle bir durumda elbette kolesterol düşürücü (statin) ilaçlar kullanılabilir ve kimse buna itiraz edemez!

Ama kolesterol yüksekliği sorunu hücrenin kolesterol üretimiyle ilgili bir sorun değilse, kolesterol yüksekliği kanda kullanılmayan partiküllerin birikiminden kaynaklanıyorsa, neden hücre içinde kolesterol yapımını statin ilaçlarıyla durdurayım ki?

Bu ne biçim bir bilimsellik, ne biçim bir mantıktır?

Hadi karaciğer hücreleri kaynaklı, genetik kolesterol yüksekliğinde, kolesterolün birikim kaynaklı yükselmediğine beni, neyse bırakın beni bir kenara, ‘kendi aklınızı ve mantığınızı’ bir parça ikna edin de görelim bakalım!

Bilim bazen gerçekten zordur.

Özgür bir kafayla, bağımsız bir şekilde bilimle ilgilenecekseniz, unutmayın: Gerçekten oturmuş bir bilim anlayışında, sadece iğne ile kuyu kazmaya çalışmak değildir zor olan, iğneyle kuyu kazmak bu işin bence en kolay kısmıdır!

Asıl zorluklar tam da bu noktada başlar…

Bilim bazen, çok ama çok geride kalanları büyük bir sabırla bekleme sanatıdır!



Mevlüt Durmuş
Uzm. Biyolog
http://www.kolesterolmasallar.blogspot.com/
9 Kasım 2009
Dipnot ve açıklamalar
[1] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul
[2] Prof. Dr. Ahmet Aydın (2009). Taş Devri Diyeti. Hayykitap. İstanbul (www.beslenmebulteni.com)
[3] Fârâbî (871-950). Her Türk vatandaşının adını çok iyi bildiği (!) fakat düşüncelerini çoğu vatandaşımızın hiç kavramadığı ünlü Türk-İslam filozofu..
[4] Prof. Dr. Ahmet Aydın (2009). Taş Devri Diyeti. Hayykitap. İstanbul.
[5] Sağlık Bakanlığı, Hasta Hakları, Madde 25- Kanunen zorunlu olan haller dışında ve doğabilecek olumsuz sonuçların sorumluluğu hastaya ait olmak üzere; hasta kendisine uygulanması planlanan veya uygulanmakta olan tedaviyi reddetmek veya durdurulmasını istemek hakkına sahiptir. Bu halde, tedavinin uygulanmamasından doğacak sonuçların hastaya veya kanuni temsilcilerine veyahut yakınlarına anlatılması ve bunu gösteren yazılı belge alınması gerekir. Bu hakkın kullanılması, hastanın sağlık kuruluşuna tekrar müracaatında hasta aleyhine
kullanılamaz.

19 Mayıs 2009 Salı

Kolesterol ilaçları (statinler) konusunda neden iflah olmuyoruz?


Bu yazı kolesterol konusunda çok bilgili
olan, bizim ‘iflah’ olmamızı
sabırsızlıkla bekleyen
araştırmacılara
ve ilaçlar konusundaki
tartışmalarda, kararsızlık
yaşayan doktorlarımıza ithaf edilmiştir.

Mevlüt Durmuş


Kolesterol ilaçları (statinler) konusunda neden iflah olmuyoruz…

İflah olmak teriminin karşılığı basit olarak düzelmek, iyileşmek olarak tanımlanabilir. Ve bazı uzmanlarımız, statin ilaçlarının çok faydalı olduğunu düşündükleri için olsa gerek, statin ilaçlarını sevmeyen, sevemeyenlere ‘iflah olmaz[1]’ diyorlar ve bence de bu konuda çok ama çok haklılar…

Gerçekten de biz statin ilaçları karşıtları, kolesterol masumdur savunucuları iflah olmayız, daha doğrusu artık çok geç, ‘iflah olmak’ istesek bile olamayız! Fakat bu durum düşünüldüğü gibi bizim inatçılığımızdan veya ilaç karşıtlığımızdan değil, bilimsel arayışlarımızdan, cevabını bulamadığımız sorulardan ve her bilim adamında olması gereken bilimsel şüpheciliğimizden kaynaklanıyor.

Ve bizce özellikle statin ilaçları ve kolesterol konusunda doktorlarımızın da birazcık şüpheci olması ve bazı sorulara cevap bulması gerekiyor.

İşte size bazı sorular, bizim iflah olmamışlığımızla ilgili bazı gerekçelerimiz ve konuya temel bakış açımız:

1. Kanda lipit taşıyan partiküllerden yani lipoproteinlerden bağımsız dolaşan kolesterol molekülleri yoktur. Bütün kolesterol molekülleri, kandaki farklı türdeki (LDL, HDL vs) partiküllere bağımlıdır.

2. ‘Kandaki kolesterol ve lipitleri taşıyan (VLDL, LDL, HDL) lipoprotein partikülleri çoğalmadan, birim alanda partikül sayısı artmadan tek parametrede kolesterol düzeyinin yükselmesi mümkün müdür?’ sorusuna verilecek cevap öncelikli ve özellikle bu konuda tereddüt içinde olan doktorlar için son derece çok önemlidir. Çünkü bu soruya vereceğiniz cevap, kolesterol konusuna bakışınızı tümüyle değiştirecektir. Bazı uzmanların ısrarla kandaki kolesterol düzeyini, birim alandaki partikül birikiminden bağımsızmış gibi görmesi, bağımsız algılaması ve insanlara da kolesterol moleküllerini bağımsız olarak sunması bizce bilimsel saçmalıktır. Kanda birim alanda partikül sayısı (VLDL, LDL, HDL vs) artmadan tek parametrede kolesterol ve lipit değerleri hiçbir zaman yüksek olamaz. Kolesterol düşüklüğü içinde bu durumun tersi geçerlidir: Kanda birim alanda partikül sayısı azalmadan, kolesterol ve lipit değerleri azalmaz!

3. Önceki maddelere bağlı olarak üzerinde biraz düşünülmesi gereken konu şudur: Söz konusu kolesterol düşürücü statin ilaçlar (statinler) ya kana geçen partikül miktarını azaltarak ya da kanda biriken partiküllerin kullanılmasını sağlayarak birim alandaki partikül sayısında azalmaya neden olarak kan kolesterol düzeyini düşürebilir! Yani tek başına kanda kolesterol molekülü bulunmadığına göre, birim alandaki partikül sayısı ve partikül miktarı azalmadan tek parametrede kolesterol düşmez, düşemez. Kısaca hücre içinde ilaçlarla (statinlerle) kolesterol yapımını engellediğinizde, sadece kolesterol yapımını, hücre içinde kolesterol sentezini engellemiyorsunuz, karaciğer hücrelerinde başka şeyler de oluyor. Statin türevi ilaçların partikül salınımını engellemediği yolunda bir çok yayın olsa da bu yayınlar bize göre anlamsız kalıyor. Çünkü hücre içi kolesterol sentezi engellendiğinde, aynı zamanda kana daha az lipoprotein partikülü (VLDL) veriliyor. Kısaca partikül oluşumu da engelleniyor ki, tek parametrede kolesterol miktarı azalabiliyor!

4. Kanda partikül birikimleri ve kolesterol yükseklikleri az da olsa paraleldir. Hatta birim olarak partikül bazında yağ asitleri ve kolesterol eksik bile olabilir (small LDL). Araştırmacılar tarafından çok önceden sorgulanması gereken ve asla sorgulanmayan bir diğer önemli nokta, kandaki partikül birikimini ortaya çıkaran neden veya nedenlerdir. Teorik olarak kandaki kolesterol taşıyan lipoprotein partiküllerin birim alanda artışına metabolik açıdan sadece iki faktör etkili olabilir: Ya partiküllerin (ve kolesterolün) aşırı yapımı (anabolik sentezi) söz konusudur, ya da daha önce oluşmuş lipit taşıyan partiküllerin (lipoproteinlerin) yıkımında (katabolizmasında) çok ciddi bir sorun olmalıdır ki kanda partiküller biriksin ve kolesterol yüksek görülsün! Başka türlü kanda partikül birikimi olamaz. Bazıları tam aksini iddia etse de, bizce genel anlamda partiküllerin ve kolesterolün yıkımında (katabolizmasında) çeşitli sorunlar vardır. Yani tek parametredeki yüksek kolesterol olgusu bizim düşüncemize göre hiçbir zaman, kolesterolün hücre içinde aşırı senteziyle ortaya çıkan bir olgu değildir[2], kolesterol ya da partiküllerin aşırı, fazla üretimi bizce tam bir masaldır ve insanlar kandırılmaktadır! Yüksek kolesterol olgusu tamamen partikül farklılaşmalarına (small LDL, okside LDL) ve birikimine (katabolizmasına) bağlıdır, karaciğer hücrelerinde fazla partikül ya da kolesterol üretimi söz konusu değildir!

5. Kaç kişinin, kaç uzmanın, kaç doktorun anlayacağını, konuyu anlayabileceğini gerçekten bilmiyorum ama daha basit ve kısa bir anlatım yolu bulamadım. Yayınlanmak için hazırlanmış konuyla ilgili bir kitabımız olsa da, biz şimdilik[3] düşüncelerimizi şöyle özetleyebiliriz: Kanda partikül (LDL vs) birikimlerine bağlı olarak ortaya çıkan kolesterol yüksekliğinin metabolik yolları bellidir. Birim alanda partikül sayısı çokluğu ya fazla hücresel yapıma (anabolik) ya da düşük hücresel yıkıma (katabolizmaya) bağımlıdır. Ve ‘kolesterol yüksekliği’ adını vermiş olduğumuz olgu lipit taşıyan partiküller temelinde tamamıyla, partikül sayısına bağlı olarak ortaya çıkan rastlantısal bir zorunluluktan ibaret, üretim fazlalığı ile ilişkili olmayan ‘göreceli’ bir yüksekliktir. Kolesterol yüksekliği olarak algıladığımız, partikül sayısı artışına bağlı bu rastlantısal zorunluluk, tamamen birim alanda kullanılamayan veya farklılaşmış partiküllerin çokluğundan kaynaklanır. Farklılaşmış ve/veya kullanılmayan, biriken partiküller makrofajlar yoluyla kandan uzaklaştırılmaya çalışılırken damar sertliği (ateroskleroz), damar kireçlenmesi elbette oluşabilir, bu konular tartışılabilir! Fakat bütün bu metabolik olayların doğrudan kolesterol molekülleriyle değil, partikül birikim ve partikül farklılaşmalarıyla ilişkisi vardır. Makrofajlar sadece kolesterol moleküllerini değil, bütün bir partikülü yok etmeye çalışırlarken damarlarda kireçlenmelere neden olurlar. Fakat çoğu uzman partikül birikimleri veya partikül farklaşmalarını değil, rastlantısal zorunluluk gereği yükselen kolesterol hedef göstermektedir. Prof. Dr Ahmet Aydın’ın deyimiyle[4] kolesterol molekülleri bilim dünyasınca tam anlamıyla ‘günah keçisi’ yapılmıştır.

6. Kullandığımız statin türevi ilaçlar, hücre içinde kolesterol sentezini durdurarak kana partikül verilmesini (salınımını) engelliyorsa, bizler partiküllere ait hücresel yapım (anabolik) fonksiyonlarını hücre içinde durdurmuş oluyoruz demektir! Moleküler veya lipit taşıyan partiküllerle ilgili metabolik bir sistemde, sistemin partiküllerin kandan uzaklaştırmasıyla ilgili bölüm (katabolizma) bozuksa ve bu bozukluğa bağlı olarak tek parametrede kolesterol yüksek oluyorsa, partikül yapımını (anabolizmayı) engelleyerek kolesterolü düşürebiliyor olmam yeterli değildir. Anabolik açıdan partikül oluşumunu engellemek organizmadaki kronikleşen katabolik bir sorunu çözebilir mi dersiniz? Bu anlayışı kabul etmek, bilim adamlarının hem kendilerini hem de insanları kandırmasından başka hiç bir işe yaramaz! Katabolik bir soruna, anabolik bir çözüm arayışı, organizma bütünlüğü içinde tedavi adıyla anılabilir mi?
Partiküllere ait yıkım fonksiyonları (katabolizması) bozulmuş bir karaciğer hücresinin, yapım fonksiyonları (anabolizmasını) bozacak olursam hastaya iyilik mi, yoksa kötülük mü yapmış olurum? Tren kazasında bir insanın bir ayağı kopmuşsa, elbette yürümesinde çeşitli sorunlar ortaya çıkmasına rağmen az çok yürüyecek, olmadı sürenecek, zor da olsa hareket etmeye çalışacaktır. Fakat hastanın sağlam olan ikinci ayağını kesip birinci ayağın boyuna getirmek, tıp bilimleri açısından tedavi olarak tanımlanabilir mi? Doktorlarımızın bu soruyu mutlaka bana değil, kendilerine sormaları gerekir!

Hem yapım (anabolik) hem de yıkım (katabolik) fonksiyonları bozulmuş bir lipit metabolizmasında, bütün vücudun, organizmanın yağ asitleri ve kolesterol dahil, steroid ihtiyaçları karşılanabilir mi? Şayet sizin cevabınız ‘evet, lipit metabolizmasında hem anabolizma hem de katabolizma birlikte bozulabilir ve organizma bu durumdan hiç zarar görmez’ diyebiliyorsanız çekinmeden statin ilaçlarınızı rahat rahat yazabilirsiniz. Elbette bu sizin sorumluluğunuz ve sizin tercihinizdir. Fakat bize göre, defalarca yazdığımız gibi bu sorunun cevabı artık bizce bellidir[5], total anlamda ve bütün organlar temelinde organizma içinde kolesterol, steroid (ve yağ asitleri) kullanımı fonksiyonel anlamda eksiktir! Ve yaşlandığımız süre içinde de eksilecektir!

Sıradan bir biyologun düşünceleri ne kadar dikkate alınır bunu bilemem. Fakat kişisel olarak, benim kolesterol düşürmek için (statin) hiç ilaç kullanmayacağım, statin ilaçları konusunda iflah olmayacağım kesin olarak bellidir.

Ve bizce başkalarının iflah olması gerektiğini düşündüğümüz nokta da tam burasıdır!

Karaciğer hücrelerinin zaten partikül yıkımıyla ilgili (katabolik) fonksiyonları ya doğuştan (genetik) ya da sonradan çeşitli nedenlerle (small LDL, okside LDL) bozulmuştur. Bu durumun varlığı bilindiği halde, bu üzücü tabloya bir de karaciğer hücrelerinin partikül yapımıyla ilgili fonksiyonlarını bozarak yeni bir faktör ilave etmekle, bizim henüz kabul görmeyen düşüncemize göre büyük bir hata yapıyorsunuz!

Hele bir de bunu hücre içinde kolesterol yapımını durdurarak ilaçlarla (statinlerle) yapıyorsanız, hatalar daha bir katmerli oluyor!…

Ve bunun bir tek anlamı olabilir...

Kolesterol ilaçları (statinler) bizce bu nedenle son derece sakıncalıdır! Bir ayağıyla zor da olsa sekerek, aksayarak yürümeye çalışan bir metabolizmanın, ikinci ayağını da kesmek ve ayak boylarını eşitlemeye çalışmak bizim düşüncemize göre bilim ya da bilimsellik değildir!...

Statin ilaçlarını çok seven bir doktora sorulması gereken şudur: Karaciğerden kana partikül salınımının ilaçlarla (anabolizmanın) durdurulması, yıkımı tamamen (katabolizması) azalmış bir karaciğer hücresinin işleyişi açısından ne anlama[6] gelir?

Statin ilaçlarının yan etkileri ve statin ilaçlarının zararları konusunda iflah olmayanlar, söz konusu sorunun cevabını aslında çok ama çok iyi bilirler!...

Tabii ki metabolizma deyiminin ne anlama geldiğini hala unutmamışlarsa!...


Mevlüt Durmuş
Biyolog

19 Mayıs 2009

Not: Statin ilaçlarıyla ilgili, statin ilaçlarının sağlıksız, katabolizması bozuk bir hücrede (?) sağlıklı reseptörler (LDL-R) oluşturabileceği gibi farklı iddilar (pleitropik etkiler vs) da elbette var. Bunu farklı bir yazıda ilerleyen günlerde ele alacağız!



Dipnot ve açıklamalar
[1] http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/11621644.asp?yazarid=95&gid=61 Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’nun ‘Kolesterol ilaçlarına ne zaman başlamalı’ konulu yazısı
[2] http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=93903 Bilimin çılgın yanılgısı www.kolesterolmasallar.blogspot.com
[3] Bu konuları detaylı olarak incelediğimiz kitap sanıyorum çok yakında (Haziran) çıkmış olacak…
[4] http://www.beslenmebulteni.com/
[5] http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=95365 yaşlanırken seks hormonlarımız neden azalır
[6] Anabolizma ve Katabolizma bir alandaki metabolizma işleyişidir. Her ikisinin de yok olması, organizmanın lipit ihtiyacının hiç karşılanmaması ve/veya hücrenin ölmesi anlamındadır.