göreceli kolesterol yüksekliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
göreceli kolesterol yüksekliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Nisan 2012 Pazartesi

Akıl Tutulması: Bir Molekülü Çarmıha Germek



….sorun gerçekte kolesterol yüksekliği değildir. Kanda birim alanda çeşitli nedenlerle artan
partikül sorunudur. Bizim gerekçelerimize göre, birim alanda partikülsayısı arttığında kolesterol
tek parametrede mutlaka yüksek olmak zorundadır.Kolesterol yüksekliği adıyla bize yıllardır yutturulan masal, Jacques Monod’nun deyimiyle, hücresel yapımlailgili bir tercih değil; tamamıyla
kanda partikül birikimine bağlı rastlantısal bir zorunluluktur!

Kolesterol ve Akıl Oyunları'ndan





Akıl Tutulması: Bir Molekülü Çarmıha Germek
(Kolesterol yüksekliğini anlama kılavuzu 5.Bölüm)


Hücre içinde kolesterol sentezini ilaçlarla (statinlerle) durdurmak bilimin ve sözde modern tıbbın akıl tutulmasının en iyi örneği olarak tıp tarihine geçecektir. Canlı bir organizmaya, bir molekülü yok etmek üzere bu şekilde dışarıdan müdahale edenlerin ‘kar-zarar hesabı iyi yapılmalı, ondan sonra statin ilacı verilmeli’ söylemleri sadece kendilerini kandırmaktan, şişirilmiş egolarını tatmin etmekten başka hiçbir işe yaramaz.

Kolesterol tartışmaları sırasında (beni boş verin) kendi meslektaşlarını Canan Efendigil Karatay’ı, Ahmet Aydın ve Ahmet Rasim Küçükusta’yı doğrudan ‘bilim dışı’ olmakla suçlayan zihniyetin kendilerinin ne kadar ‘bilim içi’ olduğu, son iki-üç aydaki gelişmeler karşısında bütün insanlar tarafından anlaşılmış oldu.

Özellikle FDA kurumunun kolesterol düşürücü statin ilaçları için diyabet (şeker) ve hafıza kaybıyla ilgili uyarı yapma kararıyla birlikte, aslında statinseverlerin paçalarının tutuşması normaldi[1]. Fakat bu yan etkilerin (diyabet, hafıza kaybı) artık gizlenemez oluşunu hala savunmaya çalışanlar, bu durumu küçümseyip önemsizleştirmeye çalışanlar gerçekten komiktiler. Nasıl mı? Söz konusu diyabetle ilgili yan etkiler ‘göreceli’ olarak değerlendirilmişmiş (!), ‘mutlak risk’ değerlendirmelerinde diyabet (şeker) bu kadar olmaz mışmış! Bilim insanlarında bence biraz da ‘erdem’ olmalı…




Ahmet Rasim hocamın da haklı olarak ‘ Ben bu numaraları yemem arkadaş, hadi siz de kolesterol ilaçların (statinlerin) mutlak faydasını söyleyin, siz statinlerin faydalı olduğunu hangi hesapla söylüyorsunuz’ mealindeki yazılarına [2], TKD dahil statinlere toz kondurmayan akademik dünyadan hiç kimsenin ‘gıkı’ çıkmadı tabii ki! Çünkü onlarda kolesterol ilacının (sözde) faydalarını anlatırken aynı istatistiksel terminolojiyi kullanıyorlardı, kendileri kullanırken iyi, başkaları kullanınca kötü…




Bitmedi…

Sonra bir şey daha oldu, bir ilaç şirketi kolesterol düşürmek için, kolesterol sentezini hücre içinde durdurmak yerine, farklı ve oldukça etkili bir yöntem geliştirdiğini açıkladı: Kod adı REGN727 olan ilaç, kısaca PCSK9 (proprotein convertase subtilisin/kexin 9) adıyla bilinen bir maddeyi etkisiz hâle getiren bir monoklonal antikor ürettiğini açıkladı.

PCSK9, partikülleri kandan uzaklaştırması gereken LDL reseptörlerine (LDL-R) bağlanarak LDL reseptörlerinin çalışmasını engelliyordu. Yani üretilen bu ilaç özetle LDL reseptörlerinin çalışmasını engelleyen PCSK9’u etkisiz hale getirmekle görevli. Yok, yok isimlerin ve numaraların karışık görünmesine aldırmayın, ilköğretim çocuklarının bile çok rahat anlayabileceği konu bu. PCSK9, karaciğerde LDL reseptörlerinin çalışmasını bozduğu için özellikle genetik kolesterol yüksekliğinden sorumlu tutuluyor. İlacın yaptığı iş ise söylediğimiz gibi çok basit: LDL reseptörlerinin doğru düzgün çalışmasını engelleyen PCSK9’u etkisiz kılarak, reseptörlerin yeniden çalışmasını sağlıyor!

Hadi konuyu geldiğimiz noktayı daha iyi anlamak için soru-cevap oyunu şeklinde PCSK9 inhibitörünü biraz tanıyalım!

Soru 1: Karaciğerdeki LDL reseptörleri yani alıcılar çalışmayınca ne oluyor? Cevap: LDL partikülleri kanda mecburen birikiyor!

Soru 2: LDL partikülleri kanda birikince ne oluyor? Cevap yine basit: Kanda partikül birikimine bağlı göreceli bir kolesterol yüksekliği oluyor!

Soru 3: Göreceli kolesterol yüksekliği de ne demek? Cevap şu: Karaciğerde, hücresel kolesterol üretimine dayanmayan, kanda LDL partiküllerinin birikimiyle ortaya çıkan yükseklik demek. Olmadı siz yalancı yükseklik diye de düşünebilirsiniz, yani kolesterol yüksekliği gerçekte hücresel üretimle ilgili değil.

Soru 4: PCSK9 inhibisyonu prensibe dayanan bu yeni ilaç, LDL reseptörlerinin çalışmasını düzenleyince, kandaki kolesterol yüksekliği düşüyor mu? Cevap: Evet, kandaki kolesterolü LDL partikülleriyle de taşınabildiği için, LDL partikülleri karaciğer geri dönünce kandaki kolesterol düzeyi de düşüyor…



Soru 5: Bu PCSK9 inhibitörü (REGN727), yeni bir statin ilacı gibi mi, statinlerden ne farkı var, statinler gibi çalışmıyor mu, kolesterol düşüyor nesi önemli? Cevap: Düşünülen yeni ilacın kan kolesterolünü düşürme mantığı statinlerden çok farklı, yeni ilaç statinler gibi hücre içinde çalışmıyor, hücre içinde kolesterol yapımını engellemiyor (3)yani farklı bir deyimle hücreleri öldürmüyor. Çünkü zaten kandaki kolesterol yüksekliği mutlak ve gerçek bir yükselme değildi, hücreler fazla kolesterol yapmıyordu, üretilen kolesterol (ve LDL partikülleri) karaciğere geri dönemeyip mecburen kanda birikiyordu.




Soru 6: Statinseverler yeni ilacın mekanizmasının statinlerin mekanizmasından çok farklı olduğunu biliyorlar mı? Cevap: Elbette biliyorlar, fakat statinseverler bu çok önemli farkı anlamak ve anlatmak istemezler. Çünkü bu farkı anlattıklarında kendi yaptıkları statin tedavisinin ne kadar aptalca ve mantık dışı olduğunu da kabul etmeleri gerekecek. Defalarca söylediğimiz gibi masum bir molekül olan kolesterolü yıllarca boşu boşuna yok ettiler, kolesterol ve steroidlerin organizma için önemi fark edemeyecek kadar akıl tutulmasına uğradılar ve bunun hesabını bilim dünyasına ve kendi çocuklarına veremezler[4].

Soru 7: Yeni ilaç olacak bu yöntemle adamlar büyük bir keşif yapmış değil mi? Cevap: Başkaları, özellikle FDA ve bizim TKD üyelerinin bazıları (hepsini suçlamak doğru değil) şaşırmış olabilir, ama ben ve bazı dostlarım (Prof.Dr Ahmet Aydın, Prof. Dr Canan Karatay ve Prof. Dr Ahmet Rasim Küçükusta) için bu büyük bir keşif sayılmaz.

Soru 8: Neden? Cevap:Çünkü bu Türkiye’de yıllar önce söylenmişti, bazı bilim adamları ya bizim gibi düşünmüşler ya da bizim düşüncelerimizi bir laboratuar bulup uygulamışlar o kadar! Yeni yapılacak ilaçta da ilerde mutlaka eleştirdiğim, eleştireceğim, deneylerinde eksik bulduğum noktalarda de olacak ama şimdilik tebrik etmek lazım, en azından benzer düşüncelere sahip olduğum insanlar var demek ki…

Soru 9: Yani bu durumu Türkiye biliyor muydu, kolesterolün kandaki yüksekliğinin üretime bağlı olmadığını, nasıl yani? Cevap: Bilmeyenler utansın, ama biz biliyorduk! Durun anlamayanlar için bir kez daha anlatalım!



Bu kadar kolesterol üzerine atıp tutan varken, üç seneden beri piyasada olmasına rağmen hala birinci baskısı hala bitmeyen (!) Türkçe yazılmış kitaptan biraz alıntı yaparak, PCSK9 etkisiyle LDL reseptörlerinin çalışmaması konusunu yeniden anlatalım.

Unutmayın bu okuyacaklarınız üç yıl (3 yıl) önce yazılmış. Yani ilaç şirketinin yeni yaptığı araştırmadan aşırma yapmama imkân yok!

Genetik kolesterol yüksekliği için diyor ki: ‘Hücresel işlev hataları çok erken bir zaman diliminde, hücresel bölünmeler (karaciğer hücreleri) aşamasında ortaya çıkmıştır. Kolesterol açısından bakıldığında, karaciğer hücrelerindeki LDL reseptörlerinin (veya apo B mutasyonlarının) hepsi birden embriyolojik aşamalarda genetik bazı nedenlerle bozuk olarak üretilmek zorunda kalmıştır! Elbette karaciğer hücrelerinin birçok farklı alanlarda fonksiyonları vardır, burada hücre fonksiyonlarından sadece biri ya da birkaçı genetik olarak etkilenmiştir. Karaciğer bir şekilde partikül üretir ve kana verir fakat üretmiş olduğu partikülleri kandan tekrar geriye alamaz; partikülleri de organizmada kullanamaz! Dikkat edin, sorun partiküllerin veya kolesterolün fazla üretilmesi değil, üretilmiş olan partiküllerin tüketilmemesidir. İşte sayısız uzmanın kolesterol yüksekliği sorunu adını verdikleri saçmalık temelde budur. Gerçekte olaya nereden bakarsanız bakın kolesterol tek başına suçlanamaz; kolesterol sonuna kadar masumdur!’(sayfa 148)

İlerleyen yaşlarda ortaya çıkma ihtimali olan, sonradan çıkabilen kolesterol yüksekliğini için de kitapla şu bilgiler var: ‘Genetik nedenli olmayan ve ilerleyen yaşlarda yavaş yavaş ortaya çıkan kolesterol yüksekliğinde durum çok farklıdır. Hücresel fonksiyon kayıpları tek tek başladığı için uzun süreçlerde ortaya çıkar. Doku ve organlara ait hücrelerde tek tek başlayan partiküllerle ilgili fonksiyon kayıpları genellikle 30’lu yaşlardan sonra zamana yayılmış olarak yavaş yavaş hızlanır. Karaciğeri oluşturan hücrelerdeki partiküllerle ilgili işlev bozuklukları normal şartlarda rastlantısal olarak yavaş yavaş gelişir. Önce karaciğere ait birkaç hücrede fonksiyon (anabolik ya da katabolik) bozukluğu başlar. Sonra fonksiyon kaybına uğrayan hücre sayıları sürekli olarak artar. Bir de bakmışsınız ki hücresel fonksiyon kayıpları nedeniyle kanda birim alanda kullanılmayan partikülleriniz de artmış, kolesterolünüz almış başını gidiyor!’(sayfa 149)

Kısaca kolesterolünüz yüksekse, karaciğerinizde, karaciğer hücrelerinde bir hata vardır[5] diyoruz, kolesterol yüksekliğinin kendisi bir hastalık değildir! Yani herhangi bir şekilde (Taş Devri Diyeti, Karatay Diyeti, Omega 3, Enginar vs.) karaciğere faydalı bir şey yapabiliyorsanız, kolesterolünüz düşebilir!

Yani kitap, hücre içinde kolesterol sentezini (yapımını), statinlerle durdurmayın bu büyük bir hatadır çünkü kandaki kolesterol yüksekliğinin hücresel kolesterol üretimiyle ilgisi yok, karaciğerde LDL reseptörlerinin çalışmamasıyla ilgisi var diyor.

Bütün eleştirileri göze alıp, kolesterol ilacının yasaklanması gerektiğini yıllardır söylüyorum ama asıl dinlemesi gerekenler (TKD, Sağlık Bakanlığı, akademisyenler vs) dinlemiyor[6] ve hala statinler peşinde koşuyorlar.

Elimden geldiğince, gücümün yettiğince bu konuyu her platformda anlatmaya çalışıyorum. Hatta hiç unutmam, TV’de bir programda beni ezeceklerini, hakarete uğrayacağımı, beni aşağılayacaklarını bile bile TV programına çıkıp bu durumu çok önceden, basit bir deneyle (belki milyonların içinden üç-beş doktor veya araştırmacı anlar diye) kameralar karşısında basitçe toplarla yaptığım örnekle de gösterdim[7] ama nafile…

Kısaca üç-beş dostum hariç, kendine ‘bilimci-akademisyen’ diyen çoğu kimse beni anlamamış. İlaç şirketlerinin kendilerini tırnağım kadar sevmem ama sanırım yurt dışından bazıları ne söylemek istediğimi çok iyi anlamışlar, onlara da beni anlayabildikleri veya benzer düşünceler taşıdığımız için teşekkür ediyorum.

Ama tanıdığım değil, tanımadığım insanların anlaması biraz zoruma gitmiyor değil hani!

Ben sadece, beni anlamayan Türk profesörler, araştırmacılar adına utandım!…

Mevlüt Durmuş, Biyolog




10 Nisan 2012
http://www.kolesterolmasallar.blogspot.com/


Kaynak ve Dipnotlar
1) http://www.naturalnews.com/035147_cholesterol_drugs_warning_labels_memory_loss.html
2) http://www.haberturk.com/haber/haber/722644-murat-tuzcu-nun-sakladigi-bilimsel-gercekler



3) Robert A. Vogel (2012). PCSK9 Inhibition: The Next Statin? Journal of the American College of Cardiology, Vol. 59, No. 25, 2012, doi:10.1016/j.jacc.2012.03.011






4) http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2011/12/30/tabiban-i-cihan-icun/saglik-bakanligi-ve-kardiyoloji-dunyasinin-anlamak-istemedigi-yasamsal-sorun-steroidopenia/




5) http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2009/11/kolesterolunuz-yuksek-ckarsa.html







7) Kanal D, Prof. Dr Yağız Üresin’le kolesterol üzerine, Doktorum programı (http://tvarsivi.com/player.php?y=11&z=2011-10-06+09%3A30%3A00 )








3 Ekim 2011 Pazartesi

Kolesterol yüksekliğini anlama kılavuzu (2. Bölüm)



Bir bilimsel tartışmada

kişileri tartışmak anlamsız ve saçmadır.

Gerçekte, iddia edilen fikirleri tartışmak

en iyi yöntemdir.

Çünkü kişiler gelip geçici fakat

fikir ve düşünceler kalıcıdır.

Kolesterol yüksekliğini anlama kılavuzu (2. Bölüm)
(Statinlerin yan etkileri akıl yoluyla kavramak)




Kolesterol yüksekliğini anlama kılavuzunun ilk bölümünde (1) aslında çok basit bir soru soruluyor ve bu soruya bu soruya bir cevap aranıyordu. Soru basit olarak şuydu: ‘Genetik kolesterol yüksekliği, hücresel üretim kaynaklı olarak ortaya çıkmaz, karaciğerdeki hata ya da hatalar nedeniyle kanda zorunlu olarak partikül birikimi oluşur, bu partikül birikimine bağlı olarak kandaki kolesterol değerleri göreceli (üretim kaynaklı olmayan) olarak yüksek çıkar. Yani kandaki yüksek çıkan kolesterol değerlerindeki bu durum hücresel anlamda kolesterolün fazla yapıldığı-sentezlendiğini göstermez, kandaki yükseklik hücresel üretim kaynaklı değildir. ‘Karaciğeriniz fazla kolesterol yapıyor’ sözü fantastik bir yanılgıdan ibarettir. Bu nedenle hücresel olarak, hücre içinde kolesterol ve steroid oluşumunu (statinlerle) ilaçlarla engellemek bize göre, tıbbi olarak çok büyük bir hatadır.’



Bu düşünceye bazı hekim kökenli arkadaşlar çok kızmışlar, düşüncenin doğru ya da yanlışlığını tartışmak yerine, bizim sorduğumuz temel soruya cevap vermek istemedikleri için olsa gerek, farklı yolları tercih etmişler. Bu onların tercihi, ama seçtikleri yolun –bana yazılan yazıların ve yorumların, verilen cevapların- sorduğumuz soruyla ilgisi yok! Beni kişisel olarak eleştirmek yerine, ortaya koyulan düşüncenin doğru ya da yanlışlığını eleştirmek daha akılcı bir yaklaşım olurdu ama maalesef bunu yapamıyorlar ve sorduğum soruya cevap vermiyorlar.



İkinci olarak, anladığım kadarıyla bazı uzmanlarımız hala genetik kolesterol yüksekliğinde yavaş yavaş karaciğer naklinin yapıldığını (2) , böylelikle genetik kolesterol yüksekliğinin ortadan kalktığını hala bilmiyormuş ve hiç duymamış gibi davranıyorlar ki, genetik kolesterol yüksekliğinde karaciğer naklini bilmemeleri bence mümkün değil (3) . Bu konuda sık sık haberler yapıldı (4), eleştirmeden önce basit bir araştırma yapmak, bir genel cerrahla konuşmak yeterliydi zaten….



Bazı arkadaşların ‘statin ilaçları hücre içinde (steroid sistemi ortadan kaldırarak) hücreleri öldürür’ kısmına takılması ve bu durumu inkar etmesi bence anlamsız bir tepki. Bu ilaçların (statinlerin) bakteriler (5) üzerinde etkili olabileceğini (6) çoğu uzmanın bilmemesi açıkçası sıradan bir biyolog beni bir kez daha şaşırttı. Statinler bir çok bakteri üzerinde denendi ama arzu eden arkadaşlar, kendileri de bazı bakteriler üzerinde statinleri deneyebilirler.



Konu dağılmasın, kolesterol düşürücü olarak kullanılan statinler hücre öldürüyor (sitotoksik) demiştik! Ben olsam söz konusu ilaçları kolesterol yüksekliği için değil, kanserler için kullanırım da demiştim çok önceleri ve şimdi bu konuda çalışmalar hızlandı (7). Statinlerin öldüreceği hedef hücrede sadece asetil Co-A’dan başlayan bir steroid metabolizması olması, bu ilaçların (statinlerin) çalışması için yeterli. Virüsler dışında her canlının (bakteriler, bitkiler, hayvanlar) mutlaka kendine ait bir steroid metabolizmasının da olması gerektiğini de unutmamalıyız ve bir yerlere not etmeliyiz.



Kendinizi statinlerin hücre öldürücü olduğuna (sitotoksik) ikna edemiyorsanız, daha da olmadı kanser ve statin (8) araştırmalarını gözden geçirin (9). Ben kişisel olarak kolesterol düşürücü olarak kullanılan statinleri özellikle, başka müdahale imkanı kalmadığında özellikle karaciğer kanserlerinde kullanırdım (10) . En azından statinlerin etki metabolizmasının steroidler üzerinden gerçekleştiğini, kanserli hücrelerin (steroid) metabolizmasının normal bir hücreden çok hızlı çalışmak zorunda olduğunu biliyorum. Dolayısıyla kolesterol düşürmekte kullanılan bu ilaçlar (statinler) normal hücreleri de öldürücektir ama kanserli hücreleri daha çok öldüreceğini tahmin ediyorum (11) ve bazı araştırmalardan da zaten bu durumu biliyorum. Fakat inanması zor olsa da, kanser ve statin üzerine yapılan bu araştırmalar da, bilim adamları kanserden korunmak için de statin önerme şaşkınlığına ve yanılgısına düşüyorlar ki (12) , bence bilimde akıl tutulması işte burada ortaya çıkıyor. Örneğin kanser araştırmada kanser hücrelerinin % 90’ını statinlerle bir şekilde öldürüyor veya kanserli hücrenin gelişimini durduruyorlar ve saçma bir şekilde (ilaç şirketlerinin de yardımıyla) mantıksızca şu sonuca ulaşıyorlar: ‘Bu ilaçlar (statinler) insanlarda kanserden koruyucu olarak kullanılabilir’ (13): İşte komik olan da bu bir bilimsel araştırmadan çıkan bu sonuç! Yani statinler kanserli hücreyi öldürüyormuş, ama sağlıklı hücreye bir şey yapmıyormuş gibi, kanserli hücrelerde elde ettikleri sonucuna (!) sizi inandırmaya çalışıyorlar. Üstelik ‘kanser tedavisinde kullanılabilir’ diye açıkça söylemiyorlar ama büyük bir ısrarla ‘kanserden korunmak için kullanılabilir-ya da- bu ilaçlar kanserden korur’ diyorlar, ilaç şirketlerinin ekmeğine yağ sürüyorlar! Bu deneylerin bazıları bizim Karadenizli araştırmacı Temel fıkralarından daha komik geliyor bana nedense, hani Temel sineklerin bacağını kopartıp ‘zıpla’ diyormuş, birinci, ikinci, üçüncü derken sineğin son bacağını da koparmış ‘zıpla’ demiş Temel ama haliyle bütün bacakları koptuğu için sinekte tık yok. Ve temel araştırma sonucuna şöyle yazmış: ‘sineğin bütün bacaklarını koparınca zıplayamıyor, çünkü sineğin kulakları duymuyor!’ Kanser-statin araştırmalarında da benzer sonuçları okumanız mümkün, yani bazı araştırmacılara göre bu ilaçlar (statinler) kanserli hücreleri yok edebilir, ama sağlıklı hücreleri asla!



Kolesterol düşürücü olarak kullanılan ilaçların (statinlerin) hücre öldürücü olduğunu gösterebilmek –ispat edebilmek- için, farklı bakteri kültürleri ve statin kullanımı bazı dostlar için yerinde bir örnek değilse çok daha basit bir önerim olacak. Hücre ve doku kültürü çoğu yerde (moleküler biyoloji, tıbbi biyoloji, genetik vb laboratuarlarda) az veya çok mutlaka yapılıyor. Söz konusu kültürü yapılan örneğe küçücük bir miktar statin (kolesterol düşürücü) ilacı bırakın…



Sizce ne olur? Pahalı bir deney değil! Kanser araştırmalarında, kanserli hücre ve dokulardaki değişimi yapıyorlar. Ama normal sağlıklı hücrelerde kimse bu deneyi yapmaya cesaret edemiyor! Basit bir hayvansal (veya bitkisel, bakteriyel de olur!) hücre kültürü, maliyeti de yok, fakat söylemedi demeyin: Bu deneyi yapmak, yapabilmek bence kolay, zor olan elde ettiğiniz sonuçları söyleyebilmek, bu biraz cesaret ve mangal gibi bir yürek ister. Çünkü statinleri deneylerini kanserli hücrelerde de deneseniz (14) , sağlıklı hücrelerde denesenizde de hücre öldürücü olduğunu görürsünüz, ama sağlıklı hücreleri öldürdüğünü gösterdiğiniz araştırmayı dergilerde yayınlayamazsınız. Umarım sağlıklı hücreler için benzer bir deney yapılmamıştır da (15) , bunu ilk siz yaparsınız ve sonuçlarını bana büyük bir gururla yazarsınız: ‘Hücre kültürü çok normal gelişti, hücreler sizin iddia ettiğin gibi ölmedi, hepsi sapasağlam hücre kültüründeki hücreler yerli yerinde duruyor. Sen kolesterol konusunda iyi sallamışsın, insanları iyi kandırmışsın, ilaçların sitotoksit olduğu yalanmış’ dersiniz ve ben de ‘statin ilaçları hücre öldürür’ dediğim için utancımdan yüzüm kızarır ve yerin dibine girerim…



Böyle olmayacağını siz de az veya çok tahmin edersiniz, büyük bir ihtimalle hücre veya doku kültürünüzde hiç gelişme olmadığı gibi varolan hücrelerin öldüğünü görebilme süprizine hazırlıklı olun! Farklı deneysel dozlarda ise kolesterol-steroid metabolizmasının baskılanmasından dolayı hatta zaman içinde farklı (doku kültürlerinde) tümoral oluşumlar meydana gelme ihtimalini de göz ardı etmemek gerekir (16) . Gerçekte daha önce de söylediğimiz gibi kolesterol ilaçlarını röntgen ışınları gibi düşünmek gerekir, sağlıklı kişileri hastalandırablir ve kanser olabilir, sağlıklı kişilerde çünkü steroid metabolizmasını bozar, kanserli hastaları da iyileştirmek için kullanılabilir, çünkü kanserli hücrenin de steroid metabolizmasını bozar…



Çalışan bir insan metabolizmasında bu etkileri görebilmek elbette bu biraz daha uzun zaman alır, bazen hiç görünmeyebilir de, işte bütün mesele bunu kavrayabilmektir.



Peki, anladık diyelim: Kandaki kolesterol yüksekliği göreceli bir yükseklik, statinler de hücre öldürücü (sitotoksik), öyle bile olsa bu statin adı verilen ilaçlarla kandaki yükseklik nasıl azalıyor, karaciğer hücrelerine bu ilaç ne yapıyor, sadece hücre içinde kolesterol yapılmasını (sentezini) mı engelliyor, yoksa kolesterol sentezini engelleyerek, partikül yapımını da mı engelleniyor ve kolesterol değerleri düşüyor?



İşte zurnanın ‘zırt’ şeytanın ‘gör’ dediği kör nokta tam da burası….
***************************
Karaciğer kendini yenileme (rejenerasyon) yeteneği en muhteşem organlardan birisidir, bu ilerleyen bölümlerde gerekebilir, karaciğerin bu özelliğini –yani rejenerasyon yeteneğini- lütfen unutmayın. Elbette karaciğer organının sayısız ve çok önemli görevleri olduğu da unutulmamalı.
Bir de karaciğerde işin bizi ilgilendiren yönü var ki, burada da karaciğer başrolde bulunuyor. Karaciğer organımızın, kanımızda kolesterol ve farklı yağları taşıyan lipoprotein partikülleri (özellikle VLDL, LDL) açısından iki farklı yönü vardır. Partiküllerin anabolizması (yapımı=VLDL) ve katabolizması (kandan uzaklaştırılması=LDL) karaciğer organına bağlıdır…





Kısaca kanımıza verilen (yağları taşıyan) partiküllerin durumunu, bahçenizdeki bir yüzme havuzu olarak düşünün, hem havuzu dolduran (anabolizma) hem de fazla suyu havuzdan (katabolizma) boşaltan musluklar karaciğere bağlıdır. Ve kanda kolesterol düzeyiniz yükselmişse (bahçedeki havuz bir nedenle taşmışsa) iki şeyden biri olabilir: Ya anabolizma yüksektir (havuzu dolduran musluk çok açılmıştır) ya da katabolizma yoktur veya azalmıştır (havuzun fazla suyunu boşaltan musluk bir şekilde tıkanmıştır). Kanda kolesterolün yükselmemesi için (havuzun taşmaması için), partiküllerin hem yapımında (havuzu dolduran musluk), hem de yıkımında (havuzu boşaltan musluk) -katabolizmasındaki karaciğer hücrelerinizin mutlaka sağlıklı olması gerekir. Konunun daha iyi anlaşılması için yine ‘genetik kolesterol yüksekliği’ olgusuyla birlikte anlatalım.



Önceki bölümde de anlattığımız gibi genetik kolesterol yüksekliğinde, karaciğer hücrelerinde katabolik yani partikül yıkımıyla ilgili sorunlar vardır (yani havuzu boşaltan musluklar tıkandığı için havuz taşar). Öncelikle normal olarak partiküller üretilir (VLDL) ve kana verilir, kanda çeşitli yağ asitleri partiküllerden (LPL enzimleri vs) ayrılır ve partikül bazı değişikliklere uğrar LDL durumuna geçer ve LDL tekrar geriye dönmek ister, karaciğer hücresine geri dönüş için gider ve genetik kolesterol yüksekliği adını verdiğimiz olgu işte bu anda başlar!
Partiküller karaciğerdeki hatalar nedeniyle (LDL-reseptörleri, apo B-100 defektleri vs) geriye dönemez kanda birikmek zorunda kalır. Çünkü genetik kolesterol yüksekliğinde karaciğer hücrelerinin katabolik bölgesi (LDL reseptörleri veya apo B bozukluğu vs) yani partikülleri kandan geri alacak bölge bozuktur (havuzu boşaltan musluk), partikül üretimiyle ilgili bir (havuzu dolduran musluk) sorun yoktur . Partiküller üzerinde de rastlantısal zorunluluk gereği kolesterol vardır –partiküller çok olduğu için- kolesterol de yüksek görülür, bu göreceli yani üretim ve hücresel kaynaklı olmayan kolesterol yüksekliği demektir, üretim kaynaklı olmasa da, kanda partikül sayısı ve kolesterol değerleri kanda (göreceli olarak) yükselmiştir. Genellikle size sadece kolesterolün yüksek olduğunu söylerler, kolesterol ile birlikte partikül sayısının da kanda birikerek arttığını söylemezler. ‘LDL kolesterol yüksek aman kolesterole dikkat edin' derken, LDL partiküllerinin de sayısal olarak arttığını size unuttururlar. Siz sadece kolesterol yüksekliğini düşünmek zorunda kalırsınız!



Yani kanda yüksek olan kolesterol değerinizin azalması , kanda partikül sayınızın (LDL) azalmasıyla gerçekleşmek zorundadır ve bu karaciğerin söz konusu partikülleri kandan geriye almasıyla gerçekleşebilir. Kısaca genel anlamda kandaki birim alandaki partikül sayınızla, kolesterol değeriniz birlikte azalır ve birlikte yükselirler. Partiküllerden bağımsız kolesterol düşüklüğü veya kolesterol yüksekliği hiçbir zaman söz konusu değildir. Partiküllerden bağımsız bir kolesterol yüksekliği veya düşüklüğünden söz etmeye kalkanlar ya hiç biyoloji-biyokimya görmemiştir veya görmüş ama çoktan unutmuştur…



Genetik kolesterol yüksekliğinde kullanılan statinler elbette kandaki kolesterol değerini düşürüyor, burada bir tartışma yok…



Ama bu nasıl oluyor! Söz konusu ilaçların zararlarını anlamak için bu durumun, genetik kolesterol yüksekliği olan hastalarda kolesterol değerlerinin nasıl düştüğünü mutlaka kavramak gerekiyor! Çünkü kandaki kolesterol yüksekliği, üretim kaynaklı olmadığı halde bu ilaç genetik kolesterolü olan insanlarda da kullanılıyor.



Bu ilaçlar yani statinler hücre içinde o ya da bu şekilde –sonuç olarak- iki şey yapabilirler: Ya karaciğer hücrelerinin kana verdiği partikül yapımı (anabolizma) engellenecek (havuza su girişi önlenecek) ya da partikül yıkımına ait hatalar ortadan kaldırılacak (havuzu boşaltan musluklar tamir edilecek) partikül yıkımı (katabolizması) düzelecek, partiküller karaciğere geri dönecek yüksek olan kolesterol de düşmüş olacaktır. Söz konusu ilaçlarla (statinlerle) ortaya çıkan kolesterol azalmasının ortaya çıkış şartları budur, iki yol vardır ve bu yollardan sadece sadece biri doğrudur. Bu iki yolun ortasını bulmaya çalışmak (17) bize göre bilim yapmaya çalışmak değil, gözlerini gerçeğe kapamaktır. Bu iki yolun iddiaları şunlardır:



1. İddia: Bu ilaçlar (statinler) karaciğer hücrelerinin bozuk olan katabolizmasını (havuzu boşaltan musluk) düzelti, ve kanda biriken partiküller kandan karaciğere geçti ve kanda kolesterol düzeyi de düştü ve aynı zamanda hücre içinde az kolesterol yapıldığı için bu durum (?) ortaya çıktı. Bu iddiadaki mantıksal tutarsızlıklara şimdilik aldırmayın! Size çok inandırıcı görünen veriler sunarlar ve zaten mantığın bütün kurallarını kendileri parçalarlar. Bazılar karaciğerde hücre içi kolesterol yapımı azaldığı için, kandaki kolesterolün azaldığını düşünür, karaciğer hücrelerinden partikül çıkışının da (VLDL-LDL) azaldığını çünkü bu partiküllerin kolesterolü taşıdığını kabul etmezler, yani kolesterol sentezi az olsa da partiküller sağlam ve tamdır: Nasıl oluyorsa! Bazıları da partikül çıkışının değişmediğini, sadece kolesterol yapımının (?) engellendiğini iddia eder! Yani tutarsızlığın ve aymazlığın literatürlerde sonu yoktur. Oysa partikül çıkışı azalmadan kanda kolesterol düzeyi azalmaz. Bazıları da söz konusu statin ilaçlarının LDL reseptörlerini veya apo B-100 mutasyonlarını düzelttiğini , böylece karaciğer hücrelerinin katabolizma (yıkımla ilgili) hatalarını giderdiğini, statinlerin bozuk LDL reseptörlerini tekrar çalıştırdığını veya yeni LDL-reseptörleri oluşturduğunu böylece partiküllerin (LDL) karaciğere geri dönebildiği iddiasındadır. Bunu cümleyi gelecek tepkilere önlem olsun diye yazıyorum, şimdi bazıları (kraldan daha kralcılar) onlarca akademik yayını, profesörlerin adıyla birlikte bana kıllık olsun diye gönderir, açıkçası ben de bunların hiç birini ciddiye almam, çünkü o yayınların hepsini okudum. Statinlerin karaciğerdeki partikül salınımına (VLDL) olumsuz bir etkisi yokmuş, statinler LDL reseptörlerinin de çalışmasını düzeltiyormuş-yepyeni gıcır gıcır LDL reseptörleri oluşturuyormuş dersiniz. Yani bir şekilde genetik kolesterol yüksekliğinde bile, söz konusu ilaçların (statinlerin) genetik mutasyonları (?) düzenlediğini-oluşmuş bir genetik mutasyonu- gen hatalarını bu ilaçların (statinlerin) düzelttiğini iddia edersiniz. Ben bu iddia sahiplerinin (Nobel tıp ödülü de alsalar da) genetik ve mutasyon kavramını bile bilmediğinizi, kolesterol ile ilişkili genetik mutasyonların ilaçla düzelemeyeceğini, mutasyonlar ve gen bozulmalarının geri dönüşümsüz olduğunu, söz konusu aksaklığın ancak ve ancak ‘gen nakli’ ile düzelebileceğini hatırlatmak zorunda kalırım.

2. İddia: Karaciğer hücrelerinin kolesterol senteziyle birlikte partikül yapımı da (anabolizması) engellendi , kana partiküller verilemedi ve kolesterol düzeyi böylece düştü (havuza su girişi engellendi). Söz konusu statin ilaçlarının karaciğerdeki anabolizmayı bozduğunu, karaciğer hücrelerinden (VLDL) partikül salınımını engellediğini böylece partikül sayısının kanda azaldığını ve kolesterol değerlerinin de bu nedenle azaldığını söylerim. Yani statinler sadece hücre içinde kolesterol ve steroid üretimi engellemekle kalmamış, farklı bir etki olarak hücre içinde kolesterol oluşmadığı için sağlıklı partikül oluşmamış ve kana partikül girişi olmamıştır. Kana karaciğerden partikül salınımları da azaldığı (VLDL-LDL) için kolesterol değerinin düştüğünü söylerim. Çünkü bu ilaçlar bütün karaciğer hücreleri olmasa da, bir çok karaciğer hücresi ilaçlar (statinler) nedeniyle ölmüş, kana kolesterol taşıyan partiküller verilmemiş ve kolesterol değeri de düşmüştür. Karaciğerdeki organının rejenerasyon yeteneği nedeniyle bu durum klinik olarak çok fazla dikkat çekmez, fakat ilaç öncesinde ciddi karaciğer rahatsızlığı geçirenlerde bu durum daha görünür bir durumdadır. Hücre içinde artık steroid sistem tümüyle çöktüğü için, ilacı kullanan kişilerde ilginç ve anlaşılması zor yan etkiler ortaya çıkar: Depresyon, cinsel bozukluk, kanser, hafıza kaybı, katarakt, böbrek yetmezliği, karaciğer bozukluğu, miyopati bu yan etkilerin en basit olanlarıdır (18). Partikül salınımı –ölen hücreler nedeniyle- azaldığında kandaki kolesterol değeri de zorunlu olarak düşmüş gibi olur, ilaç bırakılınca kolesterol tekrar yükselir! Yani kolesterol ilacı olan statinler, karaciğer hücrelerin anabolizmasını –partikül yapımını tümüyle bozmuş, partiküller kana geçmemiş ve kolesterolünüz de bu nedenle düşmüştür.



Bazılarının çok mükemmel dedikleri bazı araştırmacılar, çok ünlü akademik yayınlar sizlere (genetik kolesterol yüksekliğinde bile) hep birinci ihtimali vermeye çalışır, ikinci ihtimalin adını bile bilmez veya bilir ama bilmezlikten gelir ve söyleyemez. Veya öyle bir sulandırılacak anlatılır ki, hücre içinde kolesterol yapımının engellendiğini, ama partiküllerde hiçbir değişim olmadığını düşünürsünüz. Onlara göre statinler, hücrelere çok da fazla zarar vermeden, hem karaciğerdeki hücre içinde kolesterol oluşumunu engellemiş, hem partikül salınımında (VLDL) hiçbir değişim olmamış, LDL-reseptörlerini düzeltmiş, hücrede statinlerden kaynaklanan kolesterol azlığı nedeniyle partikül yapısında small LDL oluşmamış, kısaca pek de anormal bir şey olmamıştır. Üstelik bazı nedenlerle (pleitropik etki vs) mucizevi bir şekilde gen nakli yapılmadan filan genetik hastalık bulunan karaciğer hücreleri düzelivermiş, karaciğer hücreleri genetik hatalarının bilincine (!) varıp artık düzgün çalışmaya adam olmaya başlamışlardır: Yani, ben ve birkaç dostum hariç, çoğu uzman öyle düşünüyor!



Statin ilaçları, karaciğer hücrelerinde anabolizmayı bozarak, karaciğer hücresinin katabolik (genetik LDL reseptör hataları, apo B-100 mutasyonları vs) sorunlarını çözecek kadar muhteşemdir bazı uzmanlara göre. Fakat ben o uzmanlardan değilim, bazılarının da dediği gibi ‘sıradan bir biyologum’ açıkçası ve biyolog olmak da hoşuma gidiyor. Karaciğer hücrelerindeki katabolik bir sorunu (LDL-reseptörleri, apo B-100 mutasyonları) anabolizmayı bozarak, elbette görünmez ve anlaşılmaz yapabilirsiniz: Ama bir biyolog olarak bana, sorun çözüldü diyemezsiniz. Siz buna tedavi deseniz de, benim gözümde bu bir tedavi değil sadece basit bir illuzyondur. Yani kolesterolün tedavisi gerçek değildir, hala bozuk reseptörler oradadır. LDL-reseptörleri gerçekten düzeliyor olsaydı belli bir süre sonra zaten ilaç kullanımı tümüyle biter, hasta gerçek anlamda tedavi olur ve sürekli ilaç kullanmak zorunda kalmaz, ilacı bıraktığında kolesterolü yükselmezdi…



Şu an lütfen aklınız bir köşesine not düşün: Özellikle genetik kolesterol yüksekliğinde, kolesterol yüksekliğine neden olan sorun, anabolik değil, katabolik bir sorundur ve kandaki kolesterol yüksekliği karaciğerdeki hücresel üretim fazlalığından kaynaklanmamıştır!



Bir hekim olarak şimdi siz düşünün ve kendiniz özgür iradenizle karar verin çünkü hekimlik bence bireysel kararı vicdanıyla hasta lehine olacak şekilde karar verebilme sanatıdır. Size gelen bir hastanızda, genetik kolesterol yüksekliği olan birinin karaciğer hücrelerinde katabolik bir sorun vardır, partiküller (LDL) bu katabolik sorun nedeniyle (LDL-reseptörleri vs) karaciğere geri dönememiş, partiküller kanda birikmiş ve kolesterol de (göreceli olarak, partikül sayısının artması nedeniyle) yüksek çıkmıştır, hücrede anabolik (yapım) olarak fazladan bir kolesterol üretimi de söz konusu değildir, karaciğer hücreleri aşırı kolesterol üretmemektededir…



Fakat bu durumu bilmeniz, güncel 'tedavi' yaklaşımı değiştirmeye yetmez!



Mevcut tedavi sistemi, size bu hastalarda, hücrelerin anabolizmasını bozmanızı, kolesterol sentezini hücre içinde engellemenizi öneriyorlarsa, siz hekim olarak ne yaparsınız?



Yani hücresel kolesterol –steroid üretimiyle hiç ilgili olmayan bir sorunu, siz hücresel steroid-kolesterol üretimini engelleyerek çözmeye çalışıyorsunuz, işte bizce yanlış olan ve birazda bizi kızdıran asıl neden budur…



Memeli canlılar ve steroid (ve kolesterol) metabolizması ve ilaçlarla (statinlerle) ortaya çıkan yan etkiler, damar sertliğinden (ateroskleroz) daha mı önemsiz dersiniz? Genetik kolesterol yüksekliği karaciğer hücrelerinin çok kolesterol üretmesiyle ortaya çıkmadı ki! Neden ben hücre içinde kolesterol sentezini (yapımını) ilaçlarla engelliyorum, sorun aslında bambaşka?



Daha da vahimi, kanda biriken ve karaciğer hataları (LDL reseptör, apo B-100 vs) nedeniyle, karaciğer hücrelerine geri dönemeyen partiküller (ve kolesterol) nedeniyle, hücre içinde steroid-kolesterol açığı da ortaya çıkar ki, bu da ilerleyen bölümlerde ele alacağız (19) , öncelikle kavranması gereken nokta kandaki kolesterol yüksekliğinin hücresel kolesterol üretiminden kaynaklanmadığı kavrayabilmek, bu anlaşılmadan hücresel kolesterol eksikliği hiç anlaşılmaz…



Bir hücrede hem anabolizma (statinlerle bozulan) hem de katabolizmanın bozulması (önceden genetik olarak bozuk olan) ne anlama gelir, siz benimle değil kendi dostlarınızla bunu tartışın bu konuyu! Hem anabolizması, hem de katabolizması bozuk bir hücre düşünün! Elbette, karaciğer hücrelerinin kendini yenileme mekanizması (rejenerasyon) nedeniyle, bu durumu tamamen klinik olarak görmek zor. Zaten ilaçlar da (doz) tüm bir karaciğer organını birden bire öldürmüyor, karaciğer hücrelerinden sadece birazını öldürüyor, karaciğer direnip kaybolan hücrelerin birazı yenileniyor, ilaçların hücre öldürücü etkisi kolesterolü birazcık düşük gösterecek kadar! Bereket karaciğerin kendini yenileme mekanizması bu durumu biraz hafifletiyor. Ama siz bu ilaç (statinler) hiç hücreleri öldürmüyor diyemezsiniz!



Karaciğer kendini bir şekilde yenileyebiliyor, ya kendini hiç yenileyemeyen hücrelere bu ilaçların etkisini hiç düşündünüz mü? İsterseniz yan etkiler üzerinde biraz daha düşünün!



Ne dersiniz?



Hipokrat olsaydı ne yapardı?





Mevlüt DURMUŞ
Uzm. Biyolog
03 Ekim 2011
www.kolesterolmasallar.blogspot.com





Kaynak ve Dipnotlar




1. http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2011/09/kolesterol-yuksekligini-anlama-klavuzu.html


2. http://www.sabah.com.tr/Yasam/2011/09/16/kucucuk-bedeniyle-3-kisiye-can-oldu#


3. http://www.haberturk.com/saglik/haber/199644-dunyada-bir-ilk


4. http://www.haber3.com/kucuk-nermin-uc-kisiye-umut-oldu-1017966h.htm


5. Vineet Chopra et al (2009). Does Statin Use Improve Pneumonia Outcomes? CHEST November 2009 vol. 136 no. 5 1381-1388 (abst) (http://chestjournal.chestpubs.org/content/136/5/1381.abstract)


6. S. Jerwood and J. Cohen (2007).Unexpected antimicrobial effect of statins. Journal of Antimicrobial ChemotherapyVolume61, Issue2Pp. 362-364 (abst)(http://jac.oxfordjournals.org/content/61/2/362.short )



7. N Dilara Zeybek et al (2011). Rosuvastatin induces apoptosis in cultured human papillary thyroid cancer cells. Endocrinol 2011 210: 105-115 (abst) (http://joe.endocrinology-journals.org/content/210/1/105.abstract)


8. Kelvin K. W. Chan et al (2003). The Statins as Anticancer Agents. Clinical Cancer Research Vol. 9, 10-19, January 2003


9. Anindya Dutta et al (2006). Differential efficacy of 3-hydroxy-3-methylglutaryl CoA reductase inhibitors on the cell cycle of prostate cancer cells. Mol Cancer Ther September 2006 5; 2310. (http://mct.aacrjournals.org/content/5/9/2310.full)



10. http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2008/03/dk-kolesterol-ve-kanser-ilikisi.html


11. http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2008/06/kolesterol-drc-ilalar-kansere-hem-dert.html


12. Matthijs R. Graaf et al (2004). The Risk of Cancer in Users of Statins. Journal of Clinical Oncology, Vol 22, No 12 (June 15), 2004: pp. 2388-2394. (http://171.66.121.246/content/22/12/2388.full)


13. H. Seeger et al (2003). Statins Can Inhibit Proliferation of Human Breast Cancer Cells in Vitro. Exp Clin Endocrinol Diabetes 2003; 111(1): 47-48 DOI: 10.1055/s-2003-37501 (abst) (https://www.thieme-connect.com/ejournals/abstract/eced/doi/10.1055/s-2003-37501)


14. H. Seeger et al (2003). Statins Can Inhibit Proliferation of Human Breast Cancer Cells in Vitro. Exp Clin Endocrinol Diabetes 2003; 111(1): 47-48 DOI: 10.1055/s-2003-37501 (abst)


15. İlk statin ilacı piyasaya çıkmadan önce benzer deneyler yapılmış, ilk deneyleri yapan Japon şirketi ilacı uzun vadede güvensiz olduğu için üretmemiş daha sonra çalışmaları ve patentini başka bir Amerikalı şirkete devretmiş olabilir mi?


16. Newman, Thomas B.et al. (1996) “Carcinoma of Lipid-Lowering Drugs.” Journal of the American Medical Association. January 3, 1996-Vol 275, No.1.


17. Bir çok araştırmacı bu statinlerin hem kolesterol yapımını azalttığını hem de bozuk olan LDL-reseptörlerini düzenlediği iddiasındadır. Bu tutarsız ve mantıksız bir bilim anlayışı orta yolu bulma (ne şiş yansın ne kebab) çabasıdır. TKD sitesinde bu yayınları bulabilirsiniz.


18. Joanne Foody (2010).Cohort study: Statin use associated with increased risk of cataract, myopathy,liver dysfunction and acute renal failure with varying numbers needed to harm. EvidBased Med 2010;15:187-188 doi:10.1136/ebm1103. http://ebm.bmj.com/content/15/6/187.full


19. http://beslenmebulteni.com/bes/index.php?option=com_content&view=article&id=1605:huecre-ici-kolesteroluenuezuen-eksik-olabileceini-hic-dueuenduenuez-mue-&catid=78:kolesterol&Itemid=445



19 Mayıs 2009 Salı

Kolesterol ilaçları (statinler) konusunda neden iflah olmuyoruz?


Bu yazı kolesterol konusunda çok bilgili
olan, bizim ‘iflah’ olmamızı
sabırsızlıkla bekleyen
araştırmacılara
ve ilaçlar konusundaki
tartışmalarda, kararsızlık
yaşayan doktorlarımıza ithaf edilmiştir.

Mevlüt Durmuş


Kolesterol ilaçları (statinler) konusunda neden iflah olmuyoruz…

İflah olmak teriminin karşılığı basit olarak düzelmek, iyileşmek olarak tanımlanabilir. Ve bazı uzmanlarımız, statin ilaçlarının çok faydalı olduğunu düşündükleri için olsa gerek, statin ilaçlarını sevmeyen, sevemeyenlere ‘iflah olmaz[1]’ diyorlar ve bence de bu konuda çok ama çok haklılar…

Gerçekten de biz statin ilaçları karşıtları, kolesterol masumdur savunucuları iflah olmayız, daha doğrusu artık çok geç, ‘iflah olmak’ istesek bile olamayız! Fakat bu durum düşünüldüğü gibi bizim inatçılığımızdan veya ilaç karşıtlığımızdan değil, bilimsel arayışlarımızdan, cevabını bulamadığımız sorulardan ve her bilim adamında olması gereken bilimsel şüpheciliğimizden kaynaklanıyor.

Ve bizce özellikle statin ilaçları ve kolesterol konusunda doktorlarımızın da birazcık şüpheci olması ve bazı sorulara cevap bulması gerekiyor.

İşte size bazı sorular, bizim iflah olmamışlığımızla ilgili bazı gerekçelerimiz ve konuya temel bakış açımız:

1. Kanda lipit taşıyan partiküllerden yani lipoproteinlerden bağımsız dolaşan kolesterol molekülleri yoktur. Bütün kolesterol molekülleri, kandaki farklı türdeki (LDL, HDL vs) partiküllere bağımlıdır.

2. ‘Kandaki kolesterol ve lipitleri taşıyan (VLDL, LDL, HDL) lipoprotein partikülleri çoğalmadan, birim alanda partikül sayısı artmadan tek parametrede kolesterol düzeyinin yükselmesi mümkün müdür?’ sorusuna verilecek cevap öncelikli ve özellikle bu konuda tereddüt içinde olan doktorlar için son derece çok önemlidir. Çünkü bu soruya vereceğiniz cevap, kolesterol konusuna bakışınızı tümüyle değiştirecektir. Bazı uzmanların ısrarla kandaki kolesterol düzeyini, birim alandaki partikül birikiminden bağımsızmış gibi görmesi, bağımsız algılaması ve insanlara da kolesterol moleküllerini bağımsız olarak sunması bizce bilimsel saçmalıktır. Kanda birim alanda partikül sayısı (VLDL, LDL, HDL vs) artmadan tek parametrede kolesterol ve lipit değerleri hiçbir zaman yüksek olamaz. Kolesterol düşüklüğü içinde bu durumun tersi geçerlidir: Kanda birim alanda partikül sayısı azalmadan, kolesterol ve lipit değerleri azalmaz!

3. Önceki maddelere bağlı olarak üzerinde biraz düşünülmesi gereken konu şudur: Söz konusu kolesterol düşürücü statin ilaçlar (statinler) ya kana geçen partikül miktarını azaltarak ya da kanda biriken partiküllerin kullanılmasını sağlayarak birim alandaki partikül sayısında azalmaya neden olarak kan kolesterol düzeyini düşürebilir! Yani tek başına kanda kolesterol molekülü bulunmadığına göre, birim alandaki partikül sayısı ve partikül miktarı azalmadan tek parametrede kolesterol düşmez, düşemez. Kısaca hücre içinde ilaçlarla (statinlerle) kolesterol yapımını engellediğinizde, sadece kolesterol yapımını, hücre içinde kolesterol sentezini engellemiyorsunuz, karaciğer hücrelerinde başka şeyler de oluyor. Statin türevi ilaçların partikül salınımını engellemediği yolunda bir çok yayın olsa da bu yayınlar bize göre anlamsız kalıyor. Çünkü hücre içi kolesterol sentezi engellendiğinde, aynı zamanda kana daha az lipoprotein partikülü (VLDL) veriliyor. Kısaca partikül oluşumu da engelleniyor ki, tek parametrede kolesterol miktarı azalabiliyor!

4. Kanda partikül birikimleri ve kolesterol yükseklikleri az da olsa paraleldir. Hatta birim olarak partikül bazında yağ asitleri ve kolesterol eksik bile olabilir (small LDL). Araştırmacılar tarafından çok önceden sorgulanması gereken ve asla sorgulanmayan bir diğer önemli nokta, kandaki partikül birikimini ortaya çıkaran neden veya nedenlerdir. Teorik olarak kandaki kolesterol taşıyan lipoprotein partiküllerin birim alanda artışına metabolik açıdan sadece iki faktör etkili olabilir: Ya partiküllerin (ve kolesterolün) aşırı yapımı (anabolik sentezi) söz konusudur, ya da daha önce oluşmuş lipit taşıyan partiküllerin (lipoproteinlerin) yıkımında (katabolizmasında) çok ciddi bir sorun olmalıdır ki kanda partiküller biriksin ve kolesterol yüksek görülsün! Başka türlü kanda partikül birikimi olamaz. Bazıları tam aksini iddia etse de, bizce genel anlamda partiküllerin ve kolesterolün yıkımında (katabolizmasında) çeşitli sorunlar vardır. Yani tek parametredeki yüksek kolesterol olgusu bizim düşüncemize göre hiçbir zaman, kolesterolün hücre içinde aşırı senteziyle ortaya çıkan bir olgu değildir[2], kolesterol ya da partiküllerin aşırı, fazla üretimi bizce tam bir masaldır ve insanlar kandırılmaktadır! Yüksek kolesterol olgusu tamamen partikül farklılaşmalarına (small LDL, okside LDL) ve birikimine (katabolizmasına) bağlıdır, karaciğer hücrelerinde fazla partikül ya da kolesterol üretimi söz konusu değildir!

5. Kaç kişinin, kaç uzmanın, kaç doktorun anlayacağını, konuyu anlayabileceğini gerçekten bilmiyorum ama daha basit ve kısa bir anlatım yolu bulamadım. Yayınlanmak için hazırlanmış konuyla ilgili bir kitabımız olsa da, biz şimdilik[3] düşüncelerimizi şöyle özetleyebiliriz: Kanda partikül (LDL vs) birikimlerine bağlı olarak ortaya çıkan kolesterol yüksekliğinin metabolik yolları bellidir. Birim alanda partikül sayısı çokluğu ya fazla hücresel yapıma (anabolik) ya da düşük hücresel yıkıma (katabolizmaya) bağımlıdır. Ve ‘kolesterol yüksekliği’ adını vermiş olduğumuz olgu lipit taşıyan partiküller temelinde tamamıyla, partikül sayısına bağlı olarak ortaya çıkan rastlantısal bir zorunluluktan ibaret, üretim fazlalığı ile ilişkili olmayan ‘göreceli’ bir yüksekliktir. Kolesterol yüksekliği olarak algıladığımız, partikül sayısı artışına bağlı bu rastlantısal zorunluluk, tamamen birim alanda kullanılamayan veya farklılaşmış partiküllerin çokluğundan kaynaklanır. Farklılaşmış ve/veya kullanılmayan, biriken partiküller makrofajlar yoluyla kandan uzaklaştırılmaya çalışılırken damar sertliği (ateroskleroz), damar kireçlenmesi elbette oluşabilir, bu konular tartışılabilir! Fakat bütün bu metabolik olayların doğrudan kolesterol molekülleriyle değil, partikül birikim ve partikül farklılaşmalarıyla ilişkisi vardır. Makrofajlar sadece kolesterol moleküllerini değil, bütün bir partikülü yok etmeye çalışırlarken damarlarda kireçlenmelere neden olurlar. Fakat çoğu uzman partikül birikimleri veya partikül farklaşmalarını değil, rastlantısal zorunluluk gereği yükselen kolesterol hedef göstermektedir. Prof. Dr Ahmet Aydın’ın deyimiyle[4] kolesterol molekülleri bilim dünyasınca tam anlamıyla ‘günah keçisi’ yapılmıştır.

6. Kullandığımız statin türevi ilaçlar, hücre içinde kolesterol sentezini durdurarak kana partikül verilmesini (salınımını) engelliyorsa, bizler partiküllere ait hücresel yapım (anabolik) fonksiyonlarını hücre içinde durdurmuş oluyoruz demektir! Moleküler veya lipit taşıyan partiküllerle ilgili metabolik bir sistemde, sistemin partiküllerin kandan uzaklaştırmasıyla ilgili bölüm (katabolizma) bozuksa ve bu bozukluğa bağlı olarak tek parametrede kolesterol yüksek oluyorsa, partikül yapımını (anabolizmayı) engelleyerek kolesterolü düşürebiliyor olmam yeterli değildir. Anabolik açıdan partikül oluşumunu engellemek organizmadaki kronikleşen katabolik bir sorunu çözebilir mi dersiniz? Bu anlayışı kabul etmek, bilim adamlarının hem kendilerini hem de insanları kandırmasından başka hiç bir işe yaramaz! Katabolik bir soruna, anabolik bir çözüm arayışı, organizma bütünlüğü içinde tedavi adıyla anılabilir mi?
Partiküllere ait yıkım fonksiyonları (katabolizması) bozulmuş bir karaciğer hücresinin, yapım fonksiyonları (anabolizmasını) bozacak olursam hastaya iyilik mi, yoksa kötülük mü yapmış olurum? Tren kazasında bir insanın bir ayağı kopmuşsa, elbette yürümesinde çeşitli sorunlar ortaya çıkmasına rağmen az çok yürüyecek, olmadı sürenecek, zor da olsa hareket etmeye çalışacaktır. Fakat hastanın sağlam olan ikinci ayağını kesip birinci ayağın boyuna getirmek, tıp bilimleri açısından tedavi olarak tanımlanabilir mi? Doktorlarımızın bu soruyu mutlaka bana değil, kendilerine sormaları gerekir!

Hem yapım (anabolik) hem de yıkım (katabolik) fonksiyonları bozulmuş bir lipit metabolizmasında, bütün vücudun, organizmanın yağ asitleri ve kolesterol dahil, steroid ihtiyaçları karşılanabilir mi? Şayet sizin cevabınız ‘evet, lipit metabolizmasında hem anabolizma hem de katabolizma birlikte bozulabilir ve organizma bu durumdan hiç zarar görmez’ diyebiliyorsanız çekinmeden statin ilaçlarınızı rahat rahat yazabilirsiniz. Elbette bu sizin sorumluluğunuz ve sizin tercihinizdir. Fakat bize göre, defalarca yazdığımız gibi bu sorunun cevabı artık bizce bellidir[5], total anlamda ve bütün organlar temelinde organizma içinde kolesterol, steroid (ve yağ asitleri) kullanımı fonksiyonel anlamda eksiktir! Ve yaşlandığımız süre içinde de eksilecektir!

Sıradan bir biyologun düşünceleri ne kadar dikkate alınır bunu bilemem. Fakat kişisel olarak, benim kolesterol düşürmek için (statin) hiç ilaç kullanmayacağım, statin ilaçları konusunda iflah olmayacağım kesin olarak bellidir.

Ve bizce başkalarının iflah olması gerektiğini düşündüğümüz nokta da tam burasıdır!

Karaciğer hücrelerinin zaten partikül yıkımıyla ilgili (katabolik) fonksiyonları ya doğuştan (genetik) ya da sonradan çeşitli nedenlerle (small LDL, okside LDL) bozulmuştur. Bu durumun varlığı bilindiği halde, bu üzücü tabloya bir de karaciğer hücrelerinin partikül yapımıyla ilgili fonksiyonlarını bozarak yeni bir faktör ilave etmekle, bizim henüz kabul görmeyen düşüncemize göre büyük bir hata yapıyorsunuz!

Hele bir de bunu hücre içinde kolesterol yapımını durdurarak ilaçlarla (statinlerle) yapıyorsanız, hatalar daha bir katmerli oluyor!…

Ve bunun bir tek anlamı olabilir...

Kolesterol ilaçları (statinler) bizce bu nedenle son derece sakıncalıdır! Bir ayağıyla zor da olsa sekerek, aksayarak yürümeye çalışan bir metabolizmanın, ikinci ayağını da kesmek ve ayak boylarını eşitlemeye çalışmak bizim düşüncemize göre bilim ya da bilimsellik değildir!...

Statin ilaçlarını çok seven bir doktora sorulması gereken şudur: Karaciğerden kana partikül salınımının ilaçlarla (anabolizmanın) durdurulması, yıkımı tamamen (katabolizması) azalmış bir karaciğer hücresinin işleyişi açısından ne anlama[6] gelir?

Statin ilaçlarının yan etkileri ve statin ilaçlarının zararları konusunda iflah olmayanlar, söz konusu sorunun cevabını aslında çok ama çok iyi bilirler!...

Tabii ki metabolizma deyiminin ne anlama geldiğini hala unutmamışlarsa!...


Mevlüt Durmuş
Biyolog

19 Mayıs 2009

Not: Statin ilaçlarıyla ilgili, statin ilaçlarının sağlıksız, katabolizması bozuk bir hücrede (?) sağlıklı reseptörler (LDL-R) oluşturabileceği gibi farklı iddilar (pleitropik etkiler vs) da elbette var. Bunu farklı bir yazıda ilerleyen günlerde ele alacağız!



Dipnot ve açıklamalar
[1] http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/11621644.asp?yazarid=95&gid=61 Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’nun ‘Kolesterol ilaçlarına ne zaman başlamalı’ konulu yazısı
[2] http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=93903 Bilimin çılgın yanılgısı www.kolesterolmasallar.blogspot.com
[3] Bu konuları detaylı olarak incelediğimiz kitap sanıyorum çok yakında (Haziran) çıkmış olacak…
[4] http://www.beslenmebulteni.com/
[5] http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=95365 yaşlanırken seks hormonlarımız neden azalır
[6] Anabolizma ve Katabolizma bir alandaki metabolizma işleyişidir. Her ikisinin de yok olması, organizmanın lipit ihtiyacının hiç karşılanmaması ve/veya hücrenin ölmesi anlamındadır.

28 Ekim 2008 Salı

Bilimin çılgın yanılgısı: Karaciğer fazla kolesterol üretir!..

Kolesterol
kanda yüksek görülebilir.
Fakat bu durum karaciğerinizin
çok fazla kolesterol ürettiğini
söylemek için yeterli
bilimsel verileri içermez.

Mevlüt Durmuş






Bilimin çılgın yanılgısı: Karaciğer fazla kolesterol üretir!...

“ Sizin karaciğeriniz fazla kolesterol yapıyor” sözlerini mutlaka bir şekilde duymuşsunuzdur. Gerçekten de birçok araştırmacı özellikle yaşla birlikte karaciğerde kolesterol sentez hızının artması nedeniyle çok kolesterol sentezlendiğini ve bu nedenle kanda kolesterolün yükseldiğine[1] inanmakta, bu yönde sayısız bilimsel yayınlar yapılmaktadır.
Temelleri başından beri yanlış olan kolesterol teorisinde bütün suçu 'karaciğere' ve ‘genlere’ doğru yönlendirmek, hastada bir durgunluk, hekimde ise hastaya karşı çok kısa vadeli bir kurtuluş ve rahatlamayı ifade eder.

Bu noktadan sonra insanlar üzerinde yüksek kolesterol konusunda bilimin eli kolu bağlı durumdaymış hissi uyanır. Kolesterolü yüksek olan insanlarda ister istemez: ‘Kolesterolü karaciğer yapıyormuş” veya "...genetik olarak yüksekmiş, doktor da fazla bir şey yapamayacak..." şeklinde düşünmek zorunda hisseder kendini, konunun üzerine daha fazla gidemez, soru soramaz.

Öyle ya iddialara göre karaciğer hücreleri fazla kolesterol üretip, kana veriyor kolesterolümüzde bu nedenle yükseliyormuş… Her ne kadar kanda tek parametrelik kolesterol yüksekliğine, birincil (doğuştan genetik) ve ikincil sebepler (dış faktörler, besin, ilaç vb) gibi süslü akademik yakıştırmalar yapılsa da, söz konusu yaklaşımlar düşünebilen ve araştıran bilim insanları için oldukça fazla paradokslar (ikilem) içerir.

Örneğin tek parametrede kanda kolesterolün ‘neden ve nasıl yükseldiği’ sorusuna genetik kolesterol yüksekliği faktörlerini de ilave edecek olursanız, kandaki kolesterol yüksekliğinin nedenini tam açıklayacak mantıklı, akılcı bir cevap bulamazsınız.

Kanımızda neden yükseliyor ki bu kolesterol?

Kolesterol yüksekliği konusunda cevap karşınıza iki şekilde çıkar.

Ya karaciğerimiz fazla üretim (sentez) yaptığı için suçlanır, ya da aileden gelen genetik kolesterol yüksekliğinden söz edilir. Çoğunlukla yaşla beraber zaman içinde ortaya çıkan kolesterol yüksekliklerinde her iki durum birden insanlara hastalık nedeni olarak verilmeye, anlatılmaya çalışılır.

Fakat sadece bizim bilim adamlarımızın değil, dünyaca ünlü bilim adamlarının gözden kaçırdığı, söylemekten çekindiği veya söylemeyi unuttuğu çok önemli şaşırtıcı bilimsel detaylar vardır.

İlk olarak, daha önce defalarca söylediğimiz gibi kanda tek başına lipit taşıyan partiküllerden (lipoprotein parçacıklarından) bağımsız olan tek bir kolesterol molekülü yoktur kanımızda, kolesterol ve farklı lipitler kanda lipoproteinlerle (HDL, VLDL, LDL vs) taşınırlar.

İkinci olarak dikkatlerden kaçan, her hangi bir organizma molekülünün özellikle kanda tek başına fazla miktarda olması, söz konusu molekülün her zaman fazla üretildiği (sentezlendiği) anlamına gelmez. Birçok bilim adamı ve araştırmacıların bizce kavrayamadığı, bizim anlatmaya çalıştığımız noktada tam burasıdır.

Tekrar açıklamaya çalışalım!

Çoğu zaman normal şartlarda kanda olması gereken fakat çeşitli nedenlerle (genetik-çevresel) kullanılmayan bazı moleküller, özellikle birikim nedeniyle kanımızda yüksek görünebilir. Fakat kanda görülen yüksek değer, söz konusu molekülün hücreler tarafından fazla üretildiği ve kana verildiği anlamını da asla taşımaz!

Örneğin diyabet (şeker) hastalarındaki durumu ele alın ve şeker yüksekliği üzerinde yeniden bir kez daha düşünün!

Kanda şekerin yüksekliğinin nedeni hücrelerin fazla şeker yapması mı, yoksa insülin hormonu düzeyindeki yetersizlik midir sizce?

Cevap biliniyor ve son derece basit: Pankreasın beta hücreleri (genetik ya da çevresel) zaman içinde insülin yapmakta zorlanır ya da yapmaz. İnsülin eksikliği de hücrelerin yaşamak ve enerji elde etmek için kullandığı kandaki şekerin hücrelere girişini engeller. Ve böylece insülin hormonu düzeyindeki yetersizlik nedeniyle kandaki şeker oranı yüksek olarak karşımıza çıkar.

Kandaki şekerimiz insülin hormonu olmadığı veya yetersiz olduğu için yükselmektedir, şeker hastalığının nedeni ilgili hücrelerin fazla şeker üretmesi (sentez) ya da kana çok fazla şeker vermesi değildir. Söz konusu hormonumuz (insülin) yetersiz kaldığında veya olmadığında hücreler kanda varolan şekeri ne yaparsa yapsın bir türlü kullanamaz, kanda şeker molekülleri mecburen birikir ve kanda şeker yüksek olur.

Kısaca yüksek şeker değerimiz, başka bir yönde (katabolik) insülin eksikliğini göstermektedir. Bu tip hastalara insülin verildiğinde durum tamamen normale döner, kandaki yüksek şeker hemen organizma hücrelerince kullanılmaya başlar ve kandaki şekerinizde böylece düşer…

Yani…

Yani, herhangi bir molekülün kandaki değerinin tek parametrede yüksek olması, söz konusu molekülün fazla üretildiğini söylemek için yeterli bilimsel bilgiyi içermez. Organizma tarafından kullanılması gereken fakat kullanılmayan moleküller kanda biriktiği için, şeker hastalığında olduğu gibi kanda çok yüksek değerler bulunabilir.

Kandaki şeker yüksekliği, başka bir açıdan organizma hücrelerinin şekerini kullanmadığı için yükseldiği anlamına gelir!

Hiperglisemi yani yüksek şekerin bir diğer adı işte bu nedenle insülin yetersizliğidir.

‘Kolesterol yüksekliği ile şeker yüksekliğinin ne alakası var’ demeyin, bilimsel alanda moleküllerin işleyişinde birçok benzerlikler vardır. Şeker metabolizmasının işleyişinde geçerli olan mantık, biraz farklılaşmış olsa da bize göre kolesterol metabolizmasıyla hemen hemen aynı sistemi içerir.

Birkaç dostum hariç şimdilik çok fazla kabul görmeyen düşüncelerimize göre şeker yüksekliği-insülin yetersizliğinde örneklendirmeye çalıştığımız bu paradoksal durum, genetik ve çevresel kolesterol yüksekliği içinde geçerli olmak zorundadır.
Kanda tek parametredeki kolesterol yüksekliğine sadece tanım olarak genetik kolesterol yüksekliği adını vermekte elbette teknik olarak bir sakınca yok!

Sakıncalı olan durum ise çok farklı ve gözlerden kaçıyor!

Birçok araştırmacı genetik kolesterol yüksekliğinde, kanda tek parametrede kolesterol yüksekliğe bakıp, bazı doku ve organların gereğinden fazla kolesterol yaptığı (sentezlediği) düşüncesini ortaya koyuyor ki, bizce bu bilimsel açıdan tamamen saçmalık.

Her şeyden önce temel Biyokimya ve organizma dinamiklerine ters. Örneğin karaciğer günümüz tıp anlayışında, fazla kolesterol sentezlediği düşüncesi nedeniyle, büyük bir ittifakla cinayet derecesinde sabıkalıdır. Karaciğerin kana çok fazla kolesterol verdiği iddia edilir. Önüne gelen her araştırmacı, her doktor, karaciğerin fazla kolesterol yaptığını, fazla kolesterol ürettiğini söyler durur…

Acaba doğru mu?

Emin misiniz?

Karaciğer fazla kolesterol ürettiği için mi kolesterol tek parametrede yüksektir?

Kandaki tek parametredeki kolesterol yüksekliği, aşırı kolesterol üretimiyle değil de başka nedenlerle ortaya çıkmış olamaz mı?

Bir kez daha birlikte düşünelim isterseniz!..

----------------------------------

Bütün metabolizma olaylarında olduğu gibi, kolesterol ve lipoprotein metabolizmasının da genel olarak iki temeli vardır; anabolizma (yapım) ve katabolizma (yıkım). Bu ayaklardan herhangi birindeki aksaklık organizmadaki çeşitli sorunlar ve hastalıkların da gerçek temelini oluşturur. Canlının varolmasını sağlayan metabolizmadaki bu iki olgu (yapım-yıkım) sürekli birbirinin tamamlayıcısı olurlar ve yaşam böylece devam eder. Moleküllerde meydana gelen yapım (anabolizma) ve yıkım (katabolizma) sorun ve hatalarında ise sistemin bütünü zarar görür ve canlı mutlaka sonunda yaşamını kaybeder.

Soru şu: Lipoprotein ve kolesterol metabolizmasında sorun hücresel yapımdan (anabolizmadan) mı, yoksa hücresel yıkımdan (katabolizmadan mı) mı kaynaklanıyor dersiniz?

Biraz dikkatli bakacak olursanız genetik kolesterol yükseklikleri (ailesel kolesterol yükseklikleri) bu konuda oldukça iyi fikirler verebilir.

Genetik kolesterol yüksekliği ile ilişkili olarak, kolesterol yüksekliğine neden gösterilen genlerin sayısı çok fazla olmakla birlikte karşınıza en sık olarak taşıyıcı protein B–100 (apo B–100) de çeşitli mutasyonları veya karaciğer ve farklı hücrelerde lipoprotein alıcısı olarak bilinen LDL reseptörleri (LDL-R) ve mutasyonları gösterilir.



ŞEKİL 1. LDL PARTİKÜLLERİ VE LDL-reseptörleri İLİŞKİSİ: LDL partikülündeki apo B–100 de veya LDL reseptörlerindeki genetik ya da çevresel hatalar, kanda zorunlu olarak partikül birikimine yol açarlar. Partiküller hücre içine alınamaz ve kullanılamazlar.



Anlayacağınız çoğunlukla (aslında daha çok gen var) genetik yüksek kolesterolün nedeni söz konusu genlerle ilişkilendirilmiştir. Konuya yabancı okuyucular için, çoğu bilim adamları tarafından kabul edilen biyokimya kitaplarına girmiş genetik kolesterol yüksekliğinden[2] ikisini, örnek olması açısından biraz da olsa anlatalım.İlk olarak Apo B–100 bozukluğu veya mutasyonları ele alalım, söz konusu taşıyıcı protein birçok lipoprotein partikülünde (VLDL, IDL ve LDL) bulunmak zorundadır. Karaciğer kökenli lipitleri kanda taşımakta görevlidir, apo B–100 yoksa partiküller salınmaz ve kısa zaman içinde ölürsünüz (abetalipoproteinemi). Lipitleri taşıyan (özellikle LDL) apo B–100 adındaki taşıyıcı protein oluşumunda ortaya çıkan genetik bozukluk ve apo B–100 proteininde ortaya çıkan çok çeşitli aminoasit değişimleri taşıyıcı proteinin yapısını bozar. Fakat söz konusu taşıyıcı protein apo B–100 deki amino asit değişimleri lipit taşıyan partiküllerin kana salınmasına engel değildir. Kötü olarak LDL partiküllerini kandan uzaklaştırmak zorunda olan, partikül toplayıcısı, alıcısı durumundaki LDL reseptörleri, genetik bozukluk nedeniyle apoB–100 proteinini tanıyamaz ve hücre içine almaz, hücreler LDL partikülünü bu nedenle alamazlar. Böylece kanda varolan LDL partikülleri kandan uzaklaştırılamaz. Kanımızda birim alanda LDL partikül sayısı (ve doğal olarak kolesterol) ve miktarı üretim sürekli devam ettiği için artar. LDL ve LDL partikülüne ait bütün bileşenler (trigliserit, kolesterol vs) tek parametrede yüksek olarak görülür[3].

Söz konusu genetik ilişkilerini doğru kabul ederseniz, birincil sorun aşırı kolesterol yapımıyla ilgili değil, tam tersine LDL yıkımıyla, LDL partiküllerinin kandan uzaklaştırılmasıyla ilgilidir (katabolik sorun).Kanda kolesterol yüksekliğine ikinci olarak LDL reseptör mutasyon/bozuklukları gösterilir. Sıklıkla kolesterol-genetik ilişkisinde LDL lipoproteinlerini kandan uzaklaştırmakla görevli, hücrelerimizde bulunan LDL reseptörlerinin (alıcılarının) genetik bozukluğundan veya genetik mutasyonundan söz edilir. Partikülleri kandan uzaklaştırmakla görevli olan LDL reseptörleri bozulmuştur. Bu nedende kanda bulunan LDL partikülleri hücre içine alınamazlar. Söz konusu zararlı olarak gösterilen LDL partiküllerini, partikül alıcısı-kullanıcısı konumundaki reseptörlerimiz tanıyamaz ve LDL partikülleri kandan uzaklaştırılamaz. Kandan uzaklaştırılamayan LDL partikülleri yine birim alanda çoğalır ve tek parametrede ölçmek istediğiniz kolesterol veya trigliserit gibi değerlerde yüksek çıkar[4] (katabolik sorun).Umarım dikkatinizi çekmiştir, çünkü bilim adamları ve araştırmacılar bu çok önemli noktayı özellikle bilerek ya da bilmeden gözden kaçırılıyor. Kanda tek parametrede yüksek olan kolesterol ve trigliserit gibi değerler, söz konusu bütün dünyada kabul gören genetik yaklaşımlara göre aslında partikül yoğunluğunun, birim alanda çoğalmasına bağlı olarak artıyor.

Biliyorum konuya yabancı olan okuyucular için anlaması ve kavraması biraz zor.

İsterseniz durumu daha iyi kavramak için bir zamanlar hiç sevmediğimiz havuz problemlerini hatırlayın. Bir tarafta sürekli lipoprotein ve kolesterol havuzunu dolduran musluklar, diğer tarafta söz konusu havuzu boşaltan musluklar var. Aynı zamanda havuzunuzu boşaltan musluklarınızı da bahçenizdeki yeşillikleri ve ağaçları sulamak için kullanıyorsunuz. Havuzu dolduran musluklarınız normal şekilde çalışıyor. Fakat havuzu boşaltan musluklarda bir bozukluk bir sorun varsa musluklar bir şekilde tıkandıysa ne olur? Elbette havuz dolar ve taşar, fakat ağaçlarınız, çiçekleriniz sulanmaz ve ölürler!

Bütün bunları görmeden nasıl olurda siz havuzu dolduran muslukların akış hızının çok arttığını söyleyebilirsiniz, bilim mantığı, felsefesi nerede kaldı! Bırakın felsefeyi, mantığı bir kenara, bir zamanlar çözmüş olduğumuz havuz problemlerine bari haksızlık etmeyin!..

Daha net bir şekilde açıklamak gerekirse, hücrelerde genlere bağlı olarak (bizim düşüncemize göre) aşırı bir kolesterol üretimi ya da lipoprotein partikül üretimi zaten yok, fakat genetik ya da çevresel nedenlerle kanda kullanılmayan partiküllerin ve partikül içeriklerinin kanda aşırı miktarda birikimi, birikim (göreceli) yüksek olan kolesterol var. Kanda bu şekilde kullanılmayan partikülleri temizleyen LDL-foresis denilen bir cihaz bile var. Yani genetik kolesterol yüksekliklerinde kandaki kullanılmayan partikülleri temizleyince, kolesterolünüz otomatik olarak düşüyor, normal değerlere geliyor zaten[5]. Fakat bu durum metabolizma sorunları çözüyor mu derseniz, benim cevabım çok açık ve net hayır olacaktır. Benzer şekilde günümüzdeki kolesterol düşürücü ilaçlar (Statinler) konusunun da bize göre çözüm olmadığını açıkça söylemeliyim.

Nedeni son derece basit: lipoprotein metabolizmasının katabolik bölgesi (LDL reseptörleri, apo B–100 vs) sorunlu. Kolesterol-steroid sentezini durdurmaya çalışmak, bilim adına saçmalamaktan başka bir şey olamaz!

-----------------

Bundan sonra ise, bazılarına çılgınca gelen bizim düşüncelerimiz başlıyor.

Kanda partikül birikimine neden olacak başka problem var mı?

Elbette var!

Bizce, az önce söylemeye çalıştığımız katabolik (yıkımla) sorunlar yanında anabolik (yapımla) ilgili sorunlar da var. Yapımla ilgili sorunlar genel olarak lipitlerin tümünü kapsıyor. Ve bu sorunlar da tıpkı genetik faktörler gibi partiküllerin kanda birikmesini sağlayarak, kolesterol düzeyini de genetik kolesterolde olduğu gibi yüksek gösteriyor!

Küçülen partiküllerimiz var[6].

Partikülün lipit bölümleri yani çeşitli yağ asitleri ve kolesterol gibi bazı bileşenleri lipoprotein yapımı sırasında eksik kalıyor ve partiküllerimiz küçülüyor, kana geçiyorlar fakat hücreler tarafından kullanılmıyor, kanda birikiyorlar…

Bir partikül oluşumu sırasında normal boyutlarına ulaşamaz, eksik bileşenler nedeniyle küçülürse ne olur?

LDL partikülleriniz, LDL reseptörlerince (alıcıları) tanınmaz tabii ki…

Örneğin küçük yani small LDL partikülleri de LDL reseptörlerince tanınmıyor, partiküller kanda birikiyor ve tek parametrede kolesterol düzeyi bu nedenle yüksek[7] olabiliyor!

Peki, partiküller neden küçülür ve nasıl büyütülür sizce?

Tek parametrede yüksek trigliserit (3 yağ asiti) düzeyinin çeşitli yağ asitleri (?) tarafından neden düştüğünü ve normale geldiğini sanıyorsunuz? Yani yüksek trigliserit düzeyini, yağ asitleriyle normale getiriyorsunuz. Bazı yağ asitleriyle mesela omega3 ile yüksek trigliserit düzeyi[8] başka nasıl normal hale gelebilir ki. Bütün yağ asitleri partiküllerle trigliserit veya kolesterol esterleri oluşturuyorsa[9] ve bunlarda LDL partikül yapısını meydana getiriyorsa, partiküller büyüyor demektir.

Kandaki kolesterol ya da trigliserit gibi yüksek değerlerden, günümüz araştırmacı ve doktorlarının anladığı şeylerden çok farklı sonuçlar çıkartabiliriz:

1) Yüksek kolesterol ve/veya trigliserit değerleri genel anlamda, hangi gerekçeye olursa olsun (genetik ya da besinsel) kanda kullanılmayan partiküllerin çoğaldığını işaret eder ve gösterir, aslında bu bir şanstır. Yüksek kolesterol ve trigliserit düzeyi olmadan da, partiküller küçülebilirler fakat birim alanda partikül sayısı artmaz (kolesterol düşük ya da normal olur),
2) Kan kolesterol ya da trigliserit yüksekliğine rağmen, organizmanın kolesterol (steroid) ve trigliserit gibi yağ ihtiyaçları, partikül küçülmesine bağlı birikim nedeniyle karşılanmamaktadır. Östrojen, testosteron ve yağ asitleri eksiklikleri, erken menopoz, yaşlanma vb burada sayılamayacak birçok hastalıkta bu faktör geçerlidir.
3) Yağ alımıyla partikül yapıları düzenlenebilir ve küçülmüş partiküller normalleşebilir. Çeşitli 0mega3 gibi temel yağların yanı sıra, zamanla sentezi genetik nedenlerle azalmış çeşitli yağ asitleri olabilir,
4) Aslında her türlü steroid yapıların (bitkisel steroid, hormon tedavisi, testosteron, östrojen vs) kolesterol düzeyini düşürme nedeni partikül yapılarının normalleşmesiyle ilişkilidir,
5) Kanda birikmek zorunda kalan, eksik bileşenli, küçülmüş (small) ve kullanılmayan (LDL) partiküller, savunma hücreleri (makrofajlar) tarafından mutlaka kandan uzaklaştırılmak zorundadır, yoksa damar sertliği veya damar kireçlenmesi (ateroskleroz) kaçınılmaz[10] bir zorunluluktur.

Bu durum genel anlamda, henüz bilimsel açıdan kabul görmese de bütün dünyada artık değişmek, değiştirilmek üzeredir. Biz yine gerilerde kalacağız. Ne kadar kabul görür elbette bilinmez fakat Arteriosclerosis, Thrombosis, and Vascular Biology ‘de Michael H. Davidson bu konuda bir yazı yazdı bile[11], gerçi konu çeşitli steroid hormonların partikül yapısını nasıl etkilediği, küçük olan partikül yapısını nasıl (büyüttüğü) konusuydu ama artık küçük partiküllerin normalleşmesi yolunda steroidlerin önemi biliniyor. Kötü olarak tanımlanan LDL partikül yapısının fiziksel (küçük, büyük vs) özelliklerinin daha çarpıcı sonuçlar ortaya çıkardığı yavaş yavaş bilim dünyasında görülmeye başladı[12].

Böylelikle aslına bakarsanız kandaki düşüklüğü yaşlanma, ölüm ve kalp hastalıkları için risk sayılan[13] çeşitli steroid hormonların ve günümüzde moda olan hormon tedavilerinin (testosteron ve östrojen) bazen (!) neden ve nasıl faydalı olduğu da biraz açıklandı sayılır. Dahası var, steroid hormonların (ve bitkisel steroidlerin) kan kolesterol düzeylerini tek parametre nasıl düşürdüğü de böylece daha iyi anlaşılır konuma geldi.

Aslında 2003 yılından günümüze kadar ben ve bazı dostlarımın[14] iddia ettiği gibi bizce doğru olan da zaten buydu. Kanda genetik ya da çevresel partikül birikimi ve partikül (LDL) yapısındaki fiziksel eksiklikler ve küçülmelerin nedeni anlaşılmadan bu sorunu bilimsel olarak çözmek bizce zaten mümkün değildi[15] . Bir şekilde küçülmüş olan partikülü yapısını büyütmek, normalleştirme gerekiyordu bu yüzden paradoksal bir şekilde birçok yağlı besin kolesterol düzeyini düşürebiliyordu…

İşte birçok araştırmacı ve konunun uzmanlarının bizim bütün çabalarımıza rağmen görmediği-görmek istemediği de aslında bu!

Kanda kullanılmayan lipoprotein artışına bağlı, kolesterol yüksekliği doğru! Fakat hücrelerin aşırı miktarda kolesterol sentezlediği düşüncesi tamamen yanlış…

Karaciğer ise bu konuda tamamen masum…

Fazla kolesterol sentezi bir yana, zavallı karaciğerimiz bileşenleri eksik (yağ asitleri, kolesterol vs) olan lipoproteinler (small LDL) üretiyor…

Kanda aşırı lipoprotein partikülü birikiminden kaynaklanan bu durum, hücrelerin sentez aşamasında fazla kolesterol üretildiğini hiçbir zaman gösteremez!

Kolesterolünüz (göreceli) kanda yüksek olmasına rağmen, steroid hormonlarınız hızla azalır ve yaşlanma hızlanır, çünkü kanda kolesterol yüksek olsa da kullanılamaz! Sizlerde ‘kan kolesterol düzeyi yükseldikçe, hormon düzeyi azalıyor’ diye eğlenceli akademik yayınlar yaparsınız!

Hangi genetik veya çevresel kolesterol yüksekliği ile ilgili teoriyi ele alırsanız alın, tıpkı şeker hastalığında olduğu gibi, genetik açıdan lipoproteinlerin katabolizmasında (yıkımında) sorun var, hücreler o ya da bu nedenle oluşturulan partikülleri kullanamıyorlar!

Panik yapmayın, sakin olun ve üzülmeyin.

Unutmayın, organizmada yaşla birlikte bütün doku ve organlarda kolesterol-steroid yapım oranları azalırken karaciğer organizmadaki bu gelişmenin dışında kalamaz!

Organizma bir bütündür. Organizmamız “diğer organlar az yapıyor ama sen kolesterol-steroid üretimini artır” deyip, karaciğerin kolesterol-steroid üretimine torpil yapamaz.

İşte günümüzün en çılgın yanılgısı!..

Biz karaciğerde fazla kolesterol üretimi olmaz ve olamaz diyoruz!

Bazı araştırmacılar ise karaciğer fazla kolesterol ürettiği için, kanda kolesterol yüksek olur diyor ve size bol bol ilaç (Statin) veriyorlar…

Sizce kim haklı…




Mevlüt Durmuş
Biyolog

25 Ekim 2008

KAYNAK VE DİPNOTLAR
[1] Valentina Pallottini et al (2004). Mechanisms underlying the impaired regulation of 3-hydroxy-3-methylglutaryl coenzyme A reductase in aged rat liver. Mechanisms of Ageing and Development. Volume 125, Issue 9, September 2004, Pages 633-639

[2] ‘Genetik kolesterol yüksekliği üzerinde şüpheler’ yazısında bu konudaki görüşlerimizi daha önce 3 bölüm halinde açıklamıştık.
[3] Jan Borén et al (2001). The Molecular Mechanism for the Genetic Disorder Familial Defective Apolipoprotein B100. J. Biol. Chem., Vol. 276, Issue 12, 9214-9218, March 23, 2001. (http://www.jbc.org/cgi/content/full/276/12/9214)
[4] S. Bertolini et al (1999). Analysis of LDL Receptor Gene Mutations in Italian Patients With Homozygous Familial Hypercholesterolemia. Arteriosclerosis, Thrombosis, and Vascular Biology. 1999;19:408-418. (http://atvb.ahajournals.org/cgi/content/full/19/2/408)

[5] Cyrille Maugeais et al (2001). Effect of Low-Density Lipoprotein Apheresis on Kinetics of Apolipoprotein B in Heterozygous Familial Hypercholesterolemia. The Journal of Clinical Endocrinology & Metabolism Vol. 86, No. 4 1679-1686

[6] Benoit J. Arsenault et al (2007). Cholesterol levels in small LDL particles predict the risk of coronary heart disease in the EPIC-Norfolk prospective population study. European Heart Journal 2007 28(22):2770-2777.

[7] Benoit Lamarche et al.(1998), Fasting insulin and apolipoprotein B levels and low-density lipoprotein particle size as risk factors for ischemic heart disease. JAMA.1998;279:1955-1961

[8] Emilio Ros, MD et al (2004). A Walnut Diet Improves Endothelial Function in Hypercholesterolemic Subjects. Circulation. 2004;109:1609-1614. http://circ.ahajournals.org/cgi/content/abstract/109/13/1609

[9] http://beslenmebulteni.com/besin/index.php?option=com_content&task=view&id=190&Itemid=73
[10] http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=75664
[11] Michael H. Davidson (2008). Is LDL-C Passed Its Prime? The Emerging Role of Non-HDL, LDL-P, and ApoB in CHD Risk Assessment. Arteriosclerosis, Thrombosis, and Vascular Biology. 2008;28:1582. http://atvb.ahajournals.org/cgi/content/full/28/9/1582

[12] Judith Hsia et al (2008). Lipoprotein Particle Concentrations May Explain the Absence of Coronary Protection in the Women’s Health Initiative Hormone Trials. Arteriosclerosis, Thrombosis, and Vascular Biology. 2008;28:1666.

[13] Gail A. Laughlin et al (2007). Low Serum Testosterone and Mortality in Older Men. The Journal of Clinical Endocrinology & Metabolism Vol. 93, No. 1 68-75. http://jcem.endojournals.org/cgi/content/abstract/93/1/68+

[14] BKZ. http://www.beslenmebulteni.com/ Prof. Dr Ahmet Aydın

[15] Kolesterol ve genetik konusunda daha önce de blogumuzda yazmıştık yeni gelişmeleri de ilave etmek için konu yeniden ele alınmıştır. Daha geniş bilgi için ‘yüksek kolesterol ve genetik üzerindeki süpheler’ yazısının 2 ve 3 bölümlerini okuyabilirsiniz.