1 Eylül 2011 Perşembe

Kolesterol yüksekliğini anlama kılavuzu (1. Bölüm)













Gerçekler daha ne kadar gizlenebilir?

Çünkü karaciğerde fazla kolesterol üretimi yoksa

kandaki kolesterol yüksekliği üretimden kaynaklanmayan

partikül birikimine bağlı göreceli bir yükseklikse, ilaç kullanmak ve

karaciğerin kolesterol-steroid üretimini engellemek akla ve mantığa ihanettir.




Günümüz tıp bilimlerinde de kanda kolesterol yüksekliği bulgusu bize göre gerçekte asla anlaşılmamış, bu yüzden kolesterol konusuna yaklaşımda sürekli hatalar yapılmıştır. Çünkü yapılan akademik çalışmalar tek yönlü verilmekte, karşıt görüşler ortaya çıksa da çeşitli şekillerde insanlara duyurulmamakta, kapitalizm ve bireysel çıkarlar bilimin ışığını söndüremese de, geçici bir süre gerçekleri gizleyebilmektedir.


Sizlere söylenen şudur: Kolesterol sorunu kalp krizi yapar, bu bilimsel gerçektir. Kolesterol konusu tartışmaya açık değildir binlerce üniversite, on binlerce akademik yayın, yüz binlerce profesöre göre her şey apaçıktır. Kolesterol konusunda bütün sorunlar günümüzde statinlerle (kolesterol düşüren ilaçlarla) çözülmektedir.

Acaba söyledikleri gibi mi?


Kolesterol yüksekliği sorunu gerçekten çözüldü mü?




************************
Ciddi bir problemi çözmenin ilk gerçekçi yolu problemi ve sorunu bütün yönleri ile anlamaktan geçer. Çünkü anlaşılmayan bir problem, siz ne yaparsanız yapın –çözüldü, bitti deseniz de-, asla çözülmüş sayılmaz.


Bazıları ‘kolesterol yüksekliği ve hastalık ilişkisi bilimsel gerçek’ deyiminin arkasına saklansa da, anlatılan ve gösterilen kolesterol konusu günümüzdeki kolesterol gerçeğini tümüyle yansıtmaz ve eksiktir. Konu anlaşılmadığı içinde yanılgıya düşmek ve hata yapmak kaçınılmazdır. Kolesterol konusunda öncelikli olarak kolesterol kötüdür düşüncesini taşıyanlara bazı paradoksları verelim:


1. Ölüm oranları (mortalite), kolesterol yüksekliği ve yaş dikkate alındığında (1) kolesterolü yüksek olanlar daha şanslıdır, ölüm oranları-kolesterol düzeyleri konusunda hep yanılgıya düşersiniz(2). Yani kolesterol ilacı almakla, kan kolesterolü düşürmekle ömrünüz uzamaz… Yani ‘kolesterol ilacı kullandınız, kolesterolünüz düştü ömrünüz uzadı’ gibi bir yalana artık sizde kanmayın(3).



2. Sağda solda kolesterol yüksekliği ve kalp krizi yapar nutukları atıp kendinizi bireysel olarak nutuklarınızla tatmin ederken, en az %50 bazılarına göre % 75 olan normal kolesterol düzeylerindeki kalp krizi vakalarını görmezden, duymazdan ve hatta hiç söylemezden (?) gelirsiniz(4). Ve normal kolesterol düzeylerinde kalp krizi-kolesterol ilişkisini kuramaz, kendinizce başkaca ve daha zor anlaşılır ‘multi’ nedenler bulur, kendi kendinizi kolesterol konusunda sahtekâr durumuna düşürürsünüz. Kısaca yüksek değil, kolesterolü normal ya da düşük olanlar (daha fazla) kalp krizi geçirmektedir, (ben değil) istatistikler böyle söylüyor! İstenirse şeytanın avukatlığına soyunur, bu bulguyu farklı değerlendirebiliriz. Yani konu kalp krizi ve kardiyoloji ise, kolesterol yüksek olanlar değil,kolesterolü normal olanlar daha büyük risk altında da diyebiliriz! Sizi kolesterol ile korkutmaya çalışan bir doktara sorulacak en gıcık ve acımasız sorulardan biri şudur: “Yani kolesterolü normal olanlar daha çok kalp krizi geçirirmiş değil mi?” dediğinizde, kardiyoloji servisine gidip kalp krizi geçiren hastaların kolesterol değerlerine bakmaya utanacaktır…



3. Hayırlı, iyi, manken gibi, fıstık ve sizlerin 90–60–90 ölçülerinde değerlendirdiğiniz, yüksekliğinin kalp hastalıklarından koruyucu olduğunu söylediğiniz HDL kolesterol yüksekliğinin, aslında hiç de düşündüğünüz gibi olmadığını gösteren (ACCORD vb) araştırmalar ortaya çıkmaya başlayınca neden bu araştırmaların birdenbire durdurulduğu üzerine kafa hiç yormazsınız(5). Ve böylece iyi dediğimiz HDL kolesterol yüksekliğinin şeker hastalığı ve statin ilaçlarıyla ilişkili bağlantıyı küçümsemek zorunda kalır (6), bu durumu ‘ama’ ve ‘fakat’larınızın yanı sıra ‘göreceli risk, mutlak risk’ gibi insanlarca zor anlaşılan kavramlar ve laf cambazlığı ile geçiştirmeye çalışırsınız.



4. Kolesterol molekülünün iyisi kötüsü olmaz, kolesterol molekülü tek bir moleküldür ve evrensel yapısı uzun zamandan bu yana bellidir. İyi veya kötü deyimleri kolesterol molekülüne göre değil, kolesterolün bağlandığı diğer bileşenlerle (apolipoproteinler, yağ asitleri vs) ve kolesterolün yapıldığı organlarla ilgili bir kavramdır. Doktor dostlarımıza bir biyolog olarak anlatamadığımız şudur: Kolesterol molekülüne başka bir molekül ya da moleküller bağlandığında artık o çok farklı bir bileşen olur, ve ortaya çıkan bileşen sadece kolesterol ile değerlendirilemez. Yani suyun içinde, su molekülünün yapısında hidrojen ve oksijen olarak iki farklı bileşen vardır. Suyu sadece hidrojen ya da oksijen moleküllerinden biriyle tanımlayamazsınız! Kandaki iyi ve kötü dedikleri kolesterolün durumu da suyu hidrojen ya da oksijen molekülü ile tanımlamaya benzer, bazı farklı partiküllere bağlı kolesterol molekülleri vardır, fakat bu partikülleri sadece kolesterol üzerinden değerlendirmek tümüyle yanlıştır. Ancak mecbursanız kanda iyi yada kötü partikül tanımlaması yapabilirsiniz, kolesterol tanımlaması değil çünkü kanda partiküller üzerindeki kolesterol miktarı ölçülmektedir! Tek başına, partiküllerden (LDL, HDL vs) bağımsız bir tek kolesterol molekülü dahi kanda dolaşamaz, kanda kolesterol molekülleri tek başına dolaşır diyebilen konuyu hiç bilmiyordur.


5. Bir yandan insanlara sürekli ‘yüksek kolesterol damarları tıkar’ nutukları atarken, aslında damarlarda kolesterolden çok daha fazla kalsiyum birikimi olduğunu (7), damarlarda kalsiyum birikiminin evrensel bir risk olduğunu fakat bunun kandaki kalsiyum veya kalsiyum içeren besinlerle ilişkili olmadığını söylemeyi hep unutmak zorunda kalarak kendi zekânızı kendiniz küçümsemek durumunda kalırsınız (8). Kısaca damarlarınızı tıkayan bir aterom plağının yapısı büyükten küçüğe şu şekildedir: % 50 kalsiyum, % 45 makrofaj ve hücre kalıntıları, % 3 kolesterol, % 2 diğerfarklı bileşenlerdir. Bu tabloya göre kolesterolün damarlarınızı tıkaması imkânsızdır, bu tabloya göre ilk sırada kalsiyum olmalıdır…


6. Karaciğerdeki bir hata veya hatalar nedeniyle (LDLreseptör bozukluğu, apo B bozukluğu vs) ve kanda artan LDL partikülleri nedeniyle yükselen kolesterol değerini düşürmek için, genetik kolesterol yüksekliğinin tek çözümünün ilaç kullanmak (statin) olduğunu düşünmek zorunda kalır ve karaciğer nakli ile de bu hastaların bir daha geri dönmemek üzere iyileştiğini görmezden gelirsiniz. Çünkü genetik kolesterol başta olmak üzere, bütün genetik hastalıklar en az bir hücre, doku ve organla ilişkili olmak durumundadır. Şayet hastalığın ilişkili olduğu organ biliniyorsa, organ değişimiyle genetik hastalıkta son bulur! Yani genetik, ailesel kolesterol yüksekliğinden kurtulmanın yolu, ilaç kullanımından değil karaciğer naklinden geçer, özellikle bebek ve çocuklarda mutlaka denenmeli ve karaciğer nakli yapılmalıdır. Karaciğer nakli ile sağlıklı karaciğer ile kanda kolesterol ve partikül birikimi olmayacağı için kolesterol değerleri de düşer… Genetik kolesterol yüksekliği aşırı kolesterol üretimi değil, kanda aşırı partikül birikimi olayıdır. Aşırı partikül birikimi nedeniyle rastlantısal zorunluluk gereği kolesterol de kanda yüksek çıkar, fakat bu yükseklik hücresel üretimle ilişkili değildir. Genetik kolesterol yüksekliği, sonradan ortaya çıkan kolesterol yüksekliğinin nedenini de açıklamaktadır fakat sadece anlayana ve aklını kullanmasını bilenlere (9)…


7. Kötü dediğimiz LDL kolesterol ile ilgili paradokslarortaya çıkınca, small LDL, small LDL ile paradokslar ortaya çıkınca ultra small LDL üzerinde kafa yorarsınız (10). Fakat İngilizce “small LDL cholesterol’ kelimelerinden ‘small’ kelimesini profluk unvanı gibi kendi kişiliğinizle bir bütün gibi algıladığınız, small kelimesinin üzerinde durmadığınız için, ‘küçük’ düşünmeye başlarsınız ve LDL partiküllerinin neden gittikçe ‘küçükleştiğini’, partikülde hangi moleküllerin eksik olduğunu değil, partikülde eksiklik olabileceğini bile kavrayamazsınız. Dahası bu LDL partiküllerindeki söz konusu küçülmelerin neye yol açtığını biliyor görünseniz de aslında sonuçta sizin mantıksal olarak bağladığınız noktada hiçbir şey bilmiyorsunuzdur! ‘Karmaşık bir cümle oldu’ dediğinizi duyar gibiyim. Açıklamama izin verin: Küçülen partiküller karaciğere geri dönemez, kanda birikir ve zorunlu bir partikül (LDL) yoğunluğu oluşur; kandaki söz konusu partiküllerdeki kolesterol ölçüldüğünde ise ‘siz kolesterolü çok yüksek’ bulursunuz. Kanda biriken partiküller (LDL) nedeniyle kolesterolün yüksek çıkması aslında mantıksal olarak beklenen sonuçlar arasındadır ve bu sonuç partikül artışına göre normaldir fakat nihai sonuçta siz ‘karaciğer fazla kolesterol yapıyor, üretiyor’ gibi kendi uydurduğunuz bir sonuca ulaşmak mantıksızlığın en üst zirvesidir, gerçekliği sıfır olan bir yalana gönül bağlamak bütün var olan mantıksal kurguyu berbat eder. Sapla- saman karmıştırılmıştır. Çünkü bu tabloda yani kanda biriken partiküller nedeniyle kanda kolesterolün yüksek olmasıyla, karaciğer hücrelerin fazla kolesterol üretimi aynı şey değildir! İşte konusunda uzman olduğunu düşünen birçok akademisyenin yanılgısı budur. Anlaşılmayan (özellikle genetik kolesterol yüksekliğinde) kandaki kolesterolün üretim fazlalığı nedeniyle değil, birikim nedeniyle yükseldiğidir. Yani anlayacağınız kolesterol yüksekliğinin gerekçesi kandaki partikül çokluğuna bağlı kolesterol birikimidir, karaciğerin fazla kolesterol yapması söz konusu bile değildir. Burada araştırmacılar tarafından bir kapitalizm saçmalığına da imza atılır: Karaciğer hücreleri fazla kolesterol üretmesin, kanda kolesterol yükselmesin diye insanlara tonlarca statin adı verilen ilaç yutturulur, ilaç hücre içinde kolesterol yapımını engeller çeşitli yan etkiler ortaya çıkar (11) ve karaciğer yetmezliği, katarak, böbrek yetmezliği, cinsel fonksiyon bozukluğu gibi onlarca yan etkileri görmezden gelirsiniz. Çünkü söz konusu statinler fungi adını verdiğimiz mikotik canlıların (mantarların), diğer canlılar için geliştirdiği bir savunma molekülüdür, çabuk ve hızlı hücre öldürür. Söz konusu statin adı verilen moleküller bakterilerde (12) dahil her türlü hücreyi öldürme özelliğine sahiptir, canlılardaki kolesterol dahil bütün steroid sistemi yok ederek yapar bu işi. Memeli canlılarda görülen, kandaki gördüğünüz ‘yüksek kolesterol’ üretim kaynaklı değidir yani kandaki yükseklik hücresel molekül üretimiyle ilişkili bir kolesterol yüksekliği değildir ve statin ilaçları bu nedenle göründüğünden çok daha fazla zararlıdır ve hücre için öldürücüdür. Kısaca karaciğer hücrelerinde üretim kaynaklı bir kolesterol yüksekliği olsaydı, bizim ilaçları (statinleri) eleştirmemiz elbette biraz daha insaflı olabilirdi… Fakat kandaki kolesterol yüksekliği, hücresel üretimle değil kandaki partikül birikimiyle ilişkili; bu nedenle eleştirilerimiz kızgın, acımasız ve keskin olmak zorunda, bunun aksini düşünenler lütfen kendi mantıklarını yeniden gözden geçirsinler ve genetik kolesterol yüksekliği adını verdikleri olguyu yeniden incelesinler: Kolesterol fazla üretim nedeniyle mi artıyor, yoksa partikül birikimleri nedeniyle mi yüksek görünüyor? Bu soruya vereceğiniz cevap konuya bakışınızı etkilemelidir...



İlaç şirketleri ve statinseverler…


Ve hala kendilerine göre çok ciddi, gerçekçi ve hüzünlü bulduğu ‘bir kolesterol türküsü’ söyleyerek yolunuza devam etmeye çalışıyorlar…



Oysa söyledikleri ‘kolesterol türküsü' ciddiyetten ve bilimsel mantıktan çok ama çok uzak...


Kolesterol konusunda şu andaki mantık tek kelimeyle açıklanabilir: Mantıksızlık….


Sizi imkansız ama eğlenceli bir türkünün gerçekliğine inandırmaya çalışır gibi çırpınır dururlar:


“—Manda yuva yapmış söğüt dalına, yavrusunu sinek kapmış, gördün mü?”



— !!!!...









Birinci bölümün sonu (Devam edecek)………..






Mevlüt DURMUŞ


Uzm. Biyolog
01 Eylül 2011







Kaynaklar
1. Dr. John Briffa (2011). TheStatin Stretch: Shifting the Scientific Goalposts (News). http://www.healthiertalk.com/statin-stretch-shifting-scientific-goalposts-4524




2. Ray KK, et al. (2010) Statins and all-causemortality in high-risk primary prevention: a meta-analysis of 11 randomizedcontrolled trials involving 65 229 participants. Arch Intern Med.2010;170(12):1024-1031



3. Chodick G, et al (2010)Statins and all-cause mortality in high-risk primary prevention: a second lookat the results. Arch Intern Med. 2010;170(22):2041-2



4. Statins: They stilldon't work. (News). http://www.healthiertalk.com/statins-they-still-dont-work-3257



5. The ACCORD StudyGroup(2010). Effects of Combination Lipid Therapy in Type 2 Diabetes Mellitus.N Engl J Med. Published at www.nejm.org March 14, 2010(10.1056/NEJMoa1001282)http://content.nejm.org/cgi/content/full/NEJMoa1001282





6. Naveed Sattar et al.(2010). Statins and risk of incident diabetes: a collaborative meta-analysis ofrandomised statin trials. The Lancet, Volume 375, Issue 9716, Pages 735 - 742,27 February 2010 (ABST)







7. http://www.iyilikguzellik.com/artikel.php?artikel_id=141







9. Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterolve Akıl Oyunları. Hayy Kitap. İstanbul.



10. Naila Rabbani et al(2011). Glycation of LDL by Methylglyoxal Increases Arterial Atherogenicity APossible Contributor to Increased Risk of Cardiovascular Disease in Diabetes.Published online before print May 26, 2011, doi: 10.2337/db11-0085 Diabetes May26, 2011(http://diabetes.diabetesjournals.org/content/early/2011/05/18/db11-0085.abstract)



11. Joanne Foody (2010).Cohort study: Statin use associated with increased risk of cataract, myopathy,liver dysfunction and acute renal failure with varying numbers needed to harm. EvidBased Med 2010;15:187-188 doi:10.1136/ebm1103. http://ebm.bmj.com/content/15/6/187.full





12. Statins could help to fight infections http://www.telegraph.co.uk/health/healthnews/8728939/Statins-could-help-to-fight-infections.html)

3 Haziran 2011 Cuma

Ultra kötü kolesterol masalı ve kolesterol paradigmasının iflası







Bilim süslü kelimeler ya da söylemlerle değil,




gerçeklerle daha güzeldir...




Mevlüt Durmuş











Ultra kötü kolesterol masalı ve kolesterol paradigmasının iflası




Süper, mega ve ultra…



Bilim kurgu filmlerinden fırlayan hayali kahraman karakterlerinin bilimsel çalışmalardaki yeni ön ve arka takma adları artık.



Yani bilime kendilerince biraz heyecan katıyorlar.




Naila Rabbani ve arkadaşları (1) da asıl adı MGmin-LDL olsa da, ultra küçük LDL kavramının kullanılmasına yol açarak biraz ortama heyecan kattı…



Ultra kötü (MGmin-LDL) kolesterol masalının özetini bir de bizden dinleyin şimdi: Özellikle tip 2 diyabet hastalarında öylesine bir zararlı bir kolesterol bulunmuş, bu öylesine zararlıymış ki buna sadece kötü kolesterol demek yetmemiş, bu nedenle ultra kötü kolesterol demişler(2)dikkatimiz artsın diye! Ultra kötü kolesterol dedikleri LDL partiküllerini ise şöyle tanımlamışlar: Kanda mevcut kötü LDL partiküllerinden çok daha küçük oluyorlarmış ve yoğunlukları da çok daha fazlaymış bu ultra kötü kolesterolün. Dikkat kötü olan partikül değilmiş gibi aktarılıyor, yani kötü olan onlara göre kolesterol molekülü. Yani yine çaktırmadan, şuuraltımıza kolesterolü işliyorlar, söz konusu haberlerde ve araştırmada suçlu olan çok çok küçülen, bizim kötü dediğimiz LDL partikülünü değil, bu partikül üzerinde bulunan kolesterol molekülü gibi gösteriliyor.



Küçülmüş LDL partikülü masum, küçülmüş partikül üzerindeki kolesterol suçlu, tabii yerseniz!..



Hatırlayın; hani küçük LDL partikülleri vardı (small LDL) ya, onlardan çok daha küçük ve yoğun partiküllere ultra kötü LDL demişler anlayacağınız. Yani küçük LDL partiküllerini (small LDL partiküllerini) de kendi aralarında küçüklük sırasına koyup süper, mega, mega star, ajdastar, tarkanstar ve ultra gibi ön eklerle kendilerine göre bilim yapıyorlar anlayacağınız.



Yani kendi kuyruğunu yakalamaya çalışarak komik duruma düşen kediden farkı kalmadı artık bu araştırmaların, kolesteroldeki paradigmanın iflas ettiğini görmüyorlar, sağ olsunlar sadece güldürmeye yarıyorlar…



Söz konusu çalışmalardaki ‘mega’ aptallıklara gelince…


Size hangi mega aptallığı anlatayım ki, anlatılacak mega aptallık ta kalmadı artık…


1. Sözü edilen araştırmada kolesterol molekülü değil, kötü olarak LDL partikülleridir yani kolesterol molekülünün olayla doğrudan ilgisi yoktur. Kolesterol söz konusu partiküllerde zorunlu olarak bulunması gereken yapısal bir moleküldür. (Hayır, LDL parkikülündeki kolesterolünde olayda ilgisi var diyenlerin mantıkla ciddi sorunları vardır ve partikül ile molekül, molekül ağırlı ve partikül küçülmeleri arasındaki farkı henüz anlayamamaktadır!)


2. Küçük LDL (small LDL) partiküllerin daha da küçük olması elbette daha zararlıdır. Çünkü söz konusu çok çok küçülmüş olan LDL partikülleri (MGmin-LDL) , hücre alıcıları tarafından tanınmadığı için (LDL reseptörlerince tanınmadığı için) karaciğere geri dönemeyecek, kanda mecburen ve zorunlu olarak birikmeye başlayacaktır. Bu LDL partiküllerinin kanda zorunlu olarak birikmesi demek aynı zamanda kanda göreceli olarak (üretim kaynaklı olmayan yükselme) kolesterolün de yüksek olabileceğini gösterir.


3. Kandaki partikül birikimi nedeniyle kolesterolün göreceli olarak yükseldiğini anlayamamak, kanda kolesterol yüksekliğinin üretimle ilişkili olmadığını görememek mega aptallıktır.


4. Yani küçük LDL partiküllerinin (small LDL), daha küçük olanlarının (MGmin-LDL) daha zararlı olması hiç te abartılacak bir şey değildir. Çünkü reseptörlerce (LDL reseptörleri) tanınmayan ve kanda biriken, çoğalan yoğunluğu artan her partikül savunma hücreleri tarafından yani makrofajlar tarafından yok edilmeye çalışılacak, bu sırada da damarlarda kalsifikasyonlar yani damar sertliği artacaktır. (Küçük partiküller, small LDL- makrofajlar ve damardaki kalsifikasyonları görmemek mega körlüktür.)


5. Söz konusu yayına, özellikle çok çok kötü kolesterol adını vererek, kolesterolden bizi korkutacağını sananlar ise mega aptalca yanılgıya kapılan, kendini araştırmacı sanan bilim adamı kılıklı bir takım insanlardır.


6. Araştırmada asıl olan kolesterol molekülleri değil, LDL partiküllerinin çok ama çok küçülmüş yani kendi deyimleriyle ultra küçük LDL partikülleri olmasıdır, ultra küçük kolesterol molekülü olmaz ve bu nokta gözden kaçırılmakta kolesterol karalanmaktadır ki, bizce asıl ultra aptallık burada ortaya çıkar.




Kısaca;


—Kolesterol molekülü ve damar sertliği paradigması iflas etmiştir, zırt pırt kolesterolü ön veya son ek yaparak, süper, mega ultra gibi kavramlarla süsleyip ‘kolesterol zararlı’ demekten vazgeçin! Zararlı olan kanda dolaşan, çeşitli nedenlerle farklılaşmış ve farklılaşan (LDL) partiküllerdir.


—Küçülen partiküllerin (small LDL) neden küçüldüğünü, hangi maddelerin LDL partikülünde azaldığını araştırın! Çünkü partikül üzerindeki moleküllerde bir azalma olmadan partikül küçülemez, moleküllerde azalma olmadan da LDL partikülü küçülür diyorsanız, lütfen ilkokul kitaplarından ‘yoğunluk ve moleküler ağırlık’ ilişkisini yeniden okuyun veya ilkokul öğretmeninize gidin, ilkokul öğretmeniniz konuyu size iyi öğretmemiş…


—Çok çok küçülen bir partikül (LDL) varsa, partikülün küçülmesine neden olan faktör üzerinde düşünün-partikül üzerinde eksik olan molekülleri tamamlayın. Ultra kötü kolesterol (MGmin-LDL) dediğimiz, ultra küçük LDL partikülüdür ve bir partikül durup dururken küçülmez!



— Mega, Ultra gibi kavramlarla değil, LDL partiküllerinin neden küçüldüğünü, partikül içeriğinde azalan moleküllerin neler olduğunu bulduğunuz (3)zaman bilime gerçek anlamda katkı sağlarsınız.



Gerçeği görmek istiyorsanız!



Gücünüz ve yüreğiniz yetiyorsa, bunları araştırın….



Ve kendi uydurduğunuz, insanları kandırdığınız kolesterol paradigmasının (4)nasıl çöktüğünü gözlerinizle görün!...





Mevlüt Durmuş


Uzm.Biyolog


http://www.kolesterolmasallar.blogspot.com/






Dipnot ve Kaynaklar







1. Naila Rabbani et al (2011). Glycation of LDL by Methylglyoxal Increases Arterial Atherogenicity A Possible Contributor to Increased Risk of Cardiovascular Disease in Diabetes. Published online before print May 26, 2011, doi: 10.2337/db11-0085 Diabetes May 26, 2011 (http://diabetes.diabetesjournals.org/content/early/2011/05/18/db11-0085.abstract)



2. http://www.dailymail.co.uk/health/article-1391398/Found-ultra-bad-cholesterol-present-elderly-type-2-diabetes-sufferers.html



3. LDL partikülünde yağ asitleri, fosfolipitler ve kolesterol molekülleri eksildiği için, partiküller küçülmek zorunda kalmışlardır.



4. Thomas Kuhn’a göre paradigma (değerler dizisi) bir bilimsel sorunu açıklığa kavuşturmak için ortaya atılmış, yöntem ya da varsayımlar olarak tanımlanır. Başkaları tersini söylese de kolesterol ve damar sertliği ilişkisi de ispat edilmemiş böyle bir paradigmadır.

14 Şubat 2011 Pazartesi

HÜCRE İÇİ KOLESTEROL AZALDIĞI İÇİN Mİ YAŞLANIYORUZ?


Hücre içi kolesterol eksikliği

bilim insanlarınca kavrandığında,

yaşlanma teorileri ve yaşlanma

konusu daha iyi anlaşılacaktır.

Mevlüt Durmuş




HÜCRE İÇİ KOLESTEROL AZALDIĞI İÇİN Mİ YAŞLANIYORUZ?

Bazı üniversiteler, doktorlar ve araştırmacılar çok iyi görseler de, maalesef şimdilik çoğunluğu oluşturan bazıları eskimiş kolesterol teorisinde ortaya çıkan değişimi görmüyor veya görmemek için kör, duymamak için sağır taklidi yapıyor.

Kolesterolün organizmamız için hayati bir öneme sahip olmasının nedeni sadece hücre zarında bulunmak zorunda olması değil, aynı zamanda organizmadaki bütün steroid metabolizmasının tam merkezinde, tam göbeğinde yer alması olduğunu unutuyorlar. Yani kolesterol yoksa hiçbir steroid metabolizması çalışmaz ve steroid hormonlar (erkeklik, dişilik vs) üretilemez…

Yurtdışı araştırmaları da aslında yurt içinden pek farklı sayılmaz, bazı araştırmacılar reel gerçeklik ile aynadaki gerçekliği karıştırıp, kan kolesterolünü yükselten genetik nedenler üzerine saçma sapan araştırmalar yapıp, hücre içinde aşırı moleküler senteze bağlı kolesterolü yükselten yepyeni genler bulduklarını iddia edebiliyorlar ki, bu gerçekten komik (1). Bu durum sadece yetenekli insanların fark edebileceği basit bir illüzyon. Söz konusu lipoprotein metabolizmasında yer alan genler sadece hücre içinde eksik olan steroid miktarını arttırabilmek için bütün gücüyle çalışıyorlar o kadar. Fakat genetik araştırmacılarımız hücre içi kolesterol konsantrasyonu kavramını bilmediği için, hücre içi gen ve protein aktivasyonunu doğrudan kandaki kolesterol yüksekliği ile ilişkilendiriyorlar ki, bu mantık sorunu uzun yıllar devam edecek gibi görünüyor!..

Genetikçi dostlar, hücre içindeki genlerin öncelikli temel işlevinin, hücre içi kolesterol miktarını düzenlemek olduğunu unutuyorlar. Hücre içi kolesterol konsantrasyonu ve kan kolesterolü konsantrasyonu birbirinden çok farklı nedenlerle ortaya çıkıyor. Genetik bilimi, hücre içi kolesterol ve steroid düzeyi ile ilgilenseydi sorun çoktan çözülmüştü. Çünkü hücre içi kolesterol (ve steroid) miktarının düzenlenmesinde gerçekten genetik faktörler etkili, fakat kandaki kolesterol yüksekliğinde durum biraz değişiyor ve farklılaşıyor!








Hücre içinde kolesterol ve steroidler



Gerçekte, hücre içinde steroid ve kolesterol miktarı yeterli olduğunda, zaten söz konusu kolesterol (ve steroid) üreten genlerin çalışması zaten teorik açıdan mümkün değil, bu durum bile tek başına hücre içi kolesterol ve steroid eksikliğini gösterir, tabii görmek isteyene!...

Kandaki kolesterol yüksekliği sizi kandırmasın, söz konusu yüksekliğin mekanizması çok farklı: Yani söz konusu kolesterol üreten genler aktif olmasına ve çok çalışmasına rağmen hücre içi kolesterol miktarını arttıramıyorlar[2], kolesterol miktarını hücre için yeterli düzeye getiremiyorlar aslında bu nedenle sürekli aktif görünüyorlar.

Kanda kolesterol neden yükseliyor’ sorusunun cevabı, ‘hücre içinde çok fazla kolesterol üretiliyor’ veya ‘genler ve enzimler çok aşırı çalışıyorlar’ değil anlayacağınız[3]. Hala bazı hekimlerimiz yapıyor olsa da, hücre içinde aşırı sentezle kolesterolün yükseldiğini iddia etmek bence son derece saçma. Hücre içinde çok fazla kolesterol üretildiği için kanda kolesterol artmıyor, hücreler tarafından üretilip (partiküllerle, parçacıklarla) kana verilen kolesterol, hücre içine geri dönemeyip kanda kaldığı için kolesterol (göreceli olarak) yüksek görülüyor, oysa hücre içinde geri dönemeyen partiküller nedeniyle (LDL) hücre içinde kolesterol aslında eksik ve genler bu nedenle, hücre içindeki eksikliği kapatmak için aktif olmak zorunda. Yani genler aşırı senteze yönlenmiş olsa da, bu hücre için kolesterol yeterli olmuyor zaten...

Ve sürekli bir kısırdöngüye giriyoruz!

Bazıları da kandaki yüksek kolesterolü düşürmek için hücre içinde kolesterol yapımını (statinlerle) engelleyerek insanlara yardımcı olduğunu, insanların ömrünü uzattığını, kalp krizini, ölümleri azalttığını filan düşünüyorlar ki bu da bence ayrı bir komedi! Bu kısır döngüden böyle kurtulduğunu düşünenler çöl ortasında 'serap' görüyorlar...

Kısaca, öyle ya da böyle kandaki yüksek kolesterol, hücre içindeki fazla kolesterol üretim sorunu değil, bu nedenle aklın ve mantığın gereği ilaç kullanılamaz! Tekrar hatırlatalım: Kandaki yüksek kolesterol kullanılmayan partiküllerden kaynaklanan (LDL vs) birikim sorunu. Kimsenin yanılgıya düşmesini istemem ama, üretim ve birikim kavramları arasındaki fark anlaşılmadığı sürece genetikçiler, kardiyologlar ve gerontolog dostlarım kolesterol konusunda daha çok yanılacaklar ve özür dileyecekler...

Yani şu an için birçok genetik, gerontoloji ve kardiyoloji uzmanı göremese de, kolesterol yüksekliğinin farklı bir diğer adı, hücre içi kolesterol eksikliğidir. Bu insanın biraz dikkatle çok kolay anlayabileceği çok basit bir paradokstur.

Söz konusu paradoksun görünmeyen, gösterilmeyen yüzü acı vericidir: Hücre içi kolesterol (ve elbette steroid) eksikliği, yaşlanma ve ölümle doğrudan ilişkilidir. Bunu görmek istemeyenler de mutlaka bu gerçekle bir gün yüzleşecek, fakat neyle yüzleştiğini o zaman dahi bilmeyecektir!

Oysa uzmanlarımız hücre içi kolesterol ve steroid eksikliğini biliyor fakat çok iyi bildikleri şeyin temel mekanizmasını nedense görmüyorlar. Oysa kavramak aslında çok basit, günümüz yaşlanma teorilerinden (4) bazıları zaten zamanla ortaya çıkan steroid eksikliğine dayanır: Örneğin bütün bilim adamları kolesterolden yapılmak zorunda olan DHEA (Dehydroepiandrosterone)’ın zaman içinde yaşla azaldığını çok iyi bilir(5). İşte bu nedenle yaşlandığımız süre boyunca erkeklik (testosteron) ve dişilik (östrojen) hormonlarımız, D vitamini ve bütün steroidlerimiz sürekli azalır! Fakat çoğu uzman ve araştırmacı bu durumu, yani steroid eksikliğinin hücre içi kolesterol konsantrasyonu ile bağlantısını görmez, zaman içinde hücre içinde kolesterol miktarının azaldığını[6]anlayamaz, bu nedenle de DHEA (Dehydroepiandrosterone)’unda azalmasına mantıklı bir yorum getiremez.

Daha kötüsü; siz söyleseniz de kimse dinlemez!

Çünkü bu düşünce kapitalizm ve ilaç tüccarlarının da işine gelmez, fikir ve teori bilimsel açıdan güzel olsa da ekonomik anlamda bir değeri ve ekonomik katma değeri yoktur, fikir ve düşünce kazandırsa da kimseye para kazandırmadığı için önemsizdir.

Yani modern kapitalist dünyada, düşünceleriniz ve fikirlerinizin değeri ekonomik katma değer oluşumuyla ölçülür: Birileri para kaybetmeli, birileri mutlaka para kazanmalıdır. Sistem bu şekilde işler. Bazıları köşe başlarında cebini doldurarak, bilim ve bilimsellik nutukları atmalı, size hiç utanmadan bilim felsefesi dersleri vermeye kalkmalıdır.

Kıyamet nedir, nasıldır, ne zamandır diye sormayın!

Tutku ve hırslarımızın, merak ve anlama duygumuzun önüne geçmesi…

Bence insanın, bilimin ve felsefenin kıyameti budur!





Mevlüt Durmuş

Uzm. Biyolog

KAYNAK VE DİPNOTLAR


[1] Tanya M. Teslovich et al (2010). Biological, clinical and population relevance of 95 loci for blood lipids. Nature Volume: 466, Pages: 707–713Date published: (05 August 2010) DOI: doi:10.1038/nature09270 Abst. (http://www.nature.com/nature/journal/v466/n7307/full/nature09270.html)

[2] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul.

[3] http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2010/10/genetik-kolesterol-yuksekligi-yuzyln.html

[4] http://womens-health.health-cares.net/aging-theories.php

[5]DHEA (Dehydroepiandrosterone) and anti-aging ( http://womens-health.health-cares.net/anti-aging-dhea.php )

6] http://beslenmebulteni.com/besin/index.php?option=com_content&view=article&id=275:huecre-ici-kolesteroluenuezuen-eksik-olabileceini-hic-dueuenduenuez-mue-&catid=77:kolestrol&Itemid=420

1 Kasım 2010 Pazartesi

Genetik kolesterol yüksekliğinde gizlenen gerçekler


Sağlık Bakanlığı, özellikle çocuklardaki ‘genetik

kolesterol yüksekliği’ olgusunda

ilaç (statin) kullanımını tümüyle yasaklamalı,

genetik kolesterol yüksekliğinde karaciğer naklini

mutlaka zorunlu hale getirmelidir.





Genetik kolesterol yüksekliğinde gizlenen gerçekler

Genetik (ailesel) kolesterol yüksekliğinde ‘Sebep-Sonuç’ ilişkilerini gerçek anlamda kavrayan beyinler, hiçbir zaman kolesterol düşürücü ilaç (statin) kullanmaya cesaret edemezler! Fakat hala bu ilacı kullananlar-kullandıranlar olduğuna göre bir tarafta çok ciddi bir mantık sorunu var demektir.

İnsanların kafalarında sözde bilimsel ‘kavram kargaşaları’ oluştuğunda, uyanık ilaç şirketleri bunu acımasızca kullanır. Şimdi çocuklara da kolesterol ilacı kullandırabilmek, cirolarını daha fazla yükseltebilmek için janjanlı sakız gibi çiğnenebilen şekerli kolesterol ilaçları (statin) (1)yapmak için patent aldılar. Sonuç olarak, insanları kolesterol ilaçları konusunda aptal yerine koyan ilaç şirketlerinin kazandıkları para yetmedi, çocuklarımızı da şekerin içine karıştırılmış ilaçlarla (2) kandırmak için harekete geçtiler.

Bütün bilim insanları, kandaki kolesterol yüksekliğine yönlendirilmiş durumda. Tam bir tavşan kaç, tazı tut oyunu. Kandaki kolesterol yükseldiği anda, eş zamanlı olarak hücre içinde neler olup bittiği ile uzmanlar dahil kimse ilgilenmiyor. İlaç şirketleri, hücre içinde kolesterol ve steroid oluşumunu engelleyen statin ilaçlarının kullanımında, hücresel kolesterol ve steroid eksikliği nedeniyle (3) çocuklarda oluşacak bin bir çeşit hastalığı elbette düşünmez. İlaç şirketleri ve onların destekçileri çocuklardaki steroid hormon düzensizliğini, kemik gelişimini, kas gelişim bozukluklarını, beyinleri minimum çalışan veya beyinleri hiç çalışmayan nesiller ortaya çıkaracaklarının farkında bile değiller, çocukların ve insanların beyin yapıları (4) onları hiç ilgilendirmiyor.

Çocuklarda genetik (ailesel) kolesterol yüksekliğinde, Amerikan Pediatri Derneği’ne göre de bu ilaçlar (5) kullanılmalıymış!

Büyüklere yaptınız, hiç olmazsa çocuklarımıza bu kötülüğü yapmayın!

Önce, gerçekten genetik kolesterol yüksekliğinin ne olduğunu anlayın!

İlaç şirketleri ve sözde bazı diplomalı uzmanlar, genetik kolesterol yüksekliğinin üretim değil, kanda birikim olduğunu anlayın, genetik kolesterol yüksekliğinde ‘fazla hücresel kolesterol üretimi’ diye bir şey yok, kafadan uydurmayın! Sadece bu da değil; kanda kolesterol yükseldiği anda ortaya çıkan hücre içindeki kolesterol ve steroid eksikliğini göremeyecek kadar saf olmayın, bir de ayrıca kolesterol düşürücü ilaç kullanacak kadar ‘mantıksız’ bir yola sapmayın!...

Kafalarını kuma gömmek, gerçeği yok saymaya çalışmak…

İşte size vahşi kapitalizm ve magandalık…

Her yerde magandalık…

Bazen rasgele sağa sola sıkılan tabancada, bazen trafikte, bazen de bilimde; nerede olduğu fark etmez magandalık her yerde magandalıktır...

Trafik magandaları malum, hani ehliyetlerini alınca kendilerini yolların kralı olarak görüp, hemen kocaman bir at gözlüğü takar, kırmızı ışık, yeşil ışık, yol işareti, yaya, kanun, kural, mantık, felsefe ve akıl gibi kavramları hatırlamazlar, doğrularından günden güne uzaklaştıkça uzaklaşır, hani direksiyon başında canavarlaşırlar, az çok vardır sağda solda bilirsiniz…

Bu tipler hatalarını, ancak büyük kaza yaptıktan sonra anlayacak kadar kendilerini zeki olarak görürler ki, aslında bu zekanın değil başka bir şeyin tanımıdır!...

Bir de bilimin magandaları vardır, ehliyet alanları farklı da olsa da, davranışlar trafik magandalarımızla büyük bir benzerlik gösterir!

Bizim, hepimizin genetik (ailesel) kolesterol yüksekliği anlayışımızda da biraz magandalık vardır. Bazı zekalar, hücre içi kolesterol ve kan kolesterolünün farkını anlama yeteneğinden yoksun olduğunda kolesterol düşürücü ilaçları (statinleri) elbette baş tacı yapabilirler. Bu işin mantığı bellidir; onların düşüncesine göre kandaki kolesterol yüksekliği, karaciğer hücrelerinin fazla ve aşırı kolesterol üretmesiyle ilgilidir. Kandaki yüksek kolesterolün oluşma nedenini, hücre içi kolesterol sentezinin (yapımı) artması olarak tanımlar, tedavi yöntemlerini ona göre geliştirir ve yapılabilecek en büyük hatayı yaparlar…

Elbette bu ilaç şirketlerinde ve bilimdeki maganda grubun başka ortak özellikleri de vardır.

Kırmızı etin, sütün, yumurtanın, yağlı besinlerin kan kolesterolünü yükselttiğini sanacak kadar beyinleri uyuşturulmuştur; bu konuda benim gibi meslekten olmayanları (6)hiç takmadıkları gibi kendi meslektaşlarının uyarıları (7) hiç önemli değildir onlar için, sağa sola bakmadan dümdüz bir mantıkla ilerlemeye çalışırlar: Bu konuda deney ve gözlem yapmaktan özenle kaçınırlar, deney yapmak yerine sadece ‘laf yapmayı’ tercih ederler. Her türlü düşünceyi aşağılar ve küçümserler. Bilimin tek hakiminin kendileri olduğunu iddia ederler, tıpkı yollarda,yolların tek hakiminin kendileri olduğunu sananlar gibi…

Kolesterol düşürücü (statinlerle) ilaçlarla hücre içinde kolesterol ve steroid yapımını engelleyince, her şeyin güllük gülistanlık olacağını düşünebilecek kadar aşırı kızgın ve tuhaf romantiktirler. Kolesterol düşürücü ilaçların (statinlerin) karaciğer hücreleri dahil, bir çok hücreyi öldürdüğünü, karaciğerde hücreler öldüğü için kolesterol düzeyinin düşük göründüğünü anlamak ve görmek istemezler. Yani işlerine gelmeyen noktada, kör numarası yapmanın yanında ayrıca şaşı numarası da yaparlar!...

Siz nerenizi yırtarsanız yırtın: Anlatamazsınız!

Çocuklarda kolesterol ilacı kullanacakmış, yazık!

Peki, bu durumdan kim sorumlu?

İlaç şirketleri mi, yoksa ilaç şirketlerine teslim olanlar mı?

Kendilerini ‘muhteşem ve dayanılmaz’ bilim adamı görenler, sağda solda nutuk atan beylerin, hücresel steroid eksikliği olayının ciddiyetini henüz tam olarak kavrayamamış olması bilim adına gerçekten üzücü, umarım gelecekteki bir gün ‘hücresel steroid ve kolesterol eksikliği’ni kavrarlar…

Genetik (ailesel) kolesterol yüksekliği konusu önemli.

Çünkü, genetik (ailesel) kolesterol yüksekliği bahane edilerek çocuklara ilaç (statin) vermeye çalışanlar var ve bu konuda daha çok çalışacaklar.

Genetik (ailesel) kolesterol yüksekliği konusunda, kolesterol düşürücülere (statin ilaçlarına) kurban gitmemek için, bazı ünvanlı akademisyen ve doktorlarımızın bilmediği-bilmek istemediği fakat sizlerin okuyucu bilmeniz gereken önemli noktalar şunlardır:

1.Genetik (ailesel) kolesterol yüksekliğinde, hata tümüyle karaciğerdedir, karaciğer hücreleri kandaki kolesterolü geriye alamazlar. Bu kanda kolesterolün (ve partiküllerin) mecburen ve sürekli birikmesi demektir. Yani kolesterol yüksekliği aslında tümüyle göreceli bir yüksekliktir ve bu yüksekliğin hücresel kolesterol üretimiyle bir ilişkisi yoktur. Genetik kolesterol yüksekliği, fazla kolesterol üretimi değildir anlayacağınız! Genetik kolesterol yüksekliğinde, karaciğerdeki kolesterol üretimi değil, kandaki kolesterol birikimi ön plandadır. Doktorların çoğu bunu size söyleyemez.

2. Hücresel üretim ve kanda birikim birbirinden çok farklı olaylardır, fakat bilim bu farkı anlamamakta ısrar etmekte, üretim ve birikim arasındaki farkı anlamak yerine kafasını kuma gömmeyi tercih etmektedir.

3. Herhangi bir biyokimyasal yüksekliğin hücresel üretim ya da zorunlu birikim nedeniyle ortaya çıkmış olması, insanlara uygulanan tedavi yöntemleriyle birebir ilişkilidir.

4. Genetik (ailesel) kolesterol yüksekliği konusunu insanlarımıza fazla hücresel kolesterol üretimi olarak anlatanlar veya öyle anlayanlar (kusuruma bakmasınlar) tam bir bilim magandasıdır.

5. Hücre içinde fazla kolesterol sentezine (yapımına) bağlı bir yükseklik varsa kolesterol sentezini durduran ilaç (statin) kullanabilirsiniz. Fakat hücre içinde fazla kolesterol sentezine (yapımına) bağlı olmayan bir nedenle kanda yükselen kolesterolü, hücre içinde (statinle) engelleyemezsiniz, bu bilim dışı olmaktır.

6. Genetik kolesterol yüksekliği, genel anlamda karaciğer hücrelerindeki ‘kolesterol ve partikül toplayıcılarının (LDL-reseptörlerinin) iyi çalışmadığını gösterdiği için gerçekten önemlidir. İki sorun ortaya çıkar: Kanda partiküller ve kolesterol birikmiştir, hücre içine geri dönemeyen partiküller (ve kolesterol) nedeniyle, hücrenin kolesterol konsantrasyonunda azalma başlamıştır.

7. Genetik (ailesel) kolesterol yüksekliği kanda ‘birikim’ nedeniyle oluşur. Bunu defalarca havuz örneği (8) ile açıklamış olsak ta bir kez daha hatırlatmakta fayda var: Havuzu dolduran ve boşaltan musluklarımızdan, havuzumuzu boşaltan musluk tıkandığı için, bizim havuzumuz taşmaktadır. Havuzun taşma nedeni havuzu dolduran muslukların çok fazla aşırı açık olması değil, havuzu boşaltan muslukların tıkalı olmasıdır. (Bu kadar basit bir anlatımı hala anlamayanlara gerçekten şaşıyorum!)

8. Genetik yüksekliklerde kanda partikül ve kolesterol birikimi oluşur. Kanda kolesterol ve partikül birikimi (yüksekliği) bir çok hastalıkla ilişkilendirilebilir. Çünkü söz konusu birikimin organizmaya mutlaka bir ağır faturası olacaktır. Fakat bu durum hücre içinde kolesterol ve steroid açığının (konsantrasyon olarak) sürekli azaldığı sonucunu değiştiremez, yaşlandığımız süre içerisinde hücre içi kolesterol konsantrasyonu ve steroidler sürekli zaten azalmaktadır.

9. Kanda kolesterol yüksek olsa da, hücre içinde bütün hormonlar ve steroid kökenli yapılar (D vitamini vs) sürekli azalmasının nedenini anlamayan bilim adamları yeni paradigma ile bunu gerçekleştirebilirler: Kandaki kolesterol konsantrasyonu ve hücre içi kolesterol konsantrasyonu birbiriyle ters orantılıdır.

10. Genetik (ailesel) kolesterol yüksekliği, hücre içinde fazla kolesterol üretimi ile ilişkili olmadığı için, hücre içinde kolesterol yapımını durduran ilaç kullanımı (statin) zaten akıl ve mantık dışıdır, böyle bir durumda statinleri (yani hücre içinde kolesterol yapımını durduran ilaçları) savunmak anlamsız ve saçmadır.

11. Genetik kolesterol yüksekliği üzerine çalışan kişiler, hücre içi kolesterol konsantrasyonu (miktarı) ve enzim aktivasyonu kavramlarını birbirine karıştırmıştır. Hücre içinde enzim aktivasyonunun fazla olmasını (anlamsız bir şekilde) kandaki kolesterol yüksekliğine bağlamışlardır ki, bu da maalesef bilimin en akıl almaz magandalığıdır. Çünkü hücre içi kolesterol ve steroid konsantrasyonu hücre açısından yeterli olana dek genler ve enzimler mutlaka çalışmak zorundadır. Hücre açısından önemli olan enzim aktivasyonu değil, son ürün yani kolesterol ve steroidlerin hücre için yeterli olup (9)olmamasıdır.

12. Genetik (ailesel) kolesterol yüksekliği kavramında kolesterol sentezleyen enzim aktivasyonlarının artması, hücre içinde kolesterolün konsantrasyon olarak arttığını göstermez, tam tersine hücre içi kolesterol ve steroidlerin yetersiz olduğunu gösterir.

13. Bu nedenle hücre kana verilmek için partikül oluşturduğunda, partiküllerdeki kolesterol ve çeşitli yağ asitleri eksik olabilir (small LDL). Söz konusu küçük partiküller de LDL reseptörlerince (10)tanınmazlar.

14. Genetik kolesterol yüksekliği, hücre içinde değil, kanda ortaya çıkan bir genel durum tespitinden, kanda oluşan partikül birikimi gösterdiği için (LDL birikimi) değerlidir, başka bir anlam taşımaz.

15. Genetik kolesterol yüksekliğinde bu nedenle tek tutarlı ve gerçekçi çözüm karaciğer naklidir. İlaçlar (statinler), kanda kolesterol düzeyini düşürse bile gerçekte hiç bir işe yaramaz.

16. Statin ilaçları hücre içi steroid ve kolesterol sentezi imkansızlaştırarak, dolayısıyla metabolizmayı bozarak hücreyi öldürür. Genetik kolesterol yüksekliğinde, statinlerin işe yaradığını söyleyenler de, (kusura bakmasınlar) bizce büyük bir yanılgı içindedirler. Bu nedenle özellikle çocuklarda ortaya çıkan, kanda belirlenen genetik (ailesel) kolesterol yüksekliklerinde karaciğer nakli, Sağlık Bakanlığı’nca zorunlu hale getirilmeli, varsa çeşitli yöntemlerle karaciğer nakli imkanı sonuna kadar kullanılmalı, tüm sağlık harcamaları yine Sağlık Bakanlığı’nca karşılanmalıdır.

17. Uzmanlar, kolesterol ve steroidlerin yaşamsal önemini, özellikle çocuk gelişimindeki önemini unutmamalı, genetik kolesterol yüksekliğinde statin ilaçları değil ‘karaciğer nakli’ ön plana alınmalı, organ nakli önemsenmeli, bu konuda insanlar cesaretlendirilmelidir.

18. Çocuklarda kolesterol yükseldiğinde statin kullanmak saçmadır. Fakat bu durumu göremeyen, hücre içi steroid metabolizmasıyla, kan kolesterol düzeyinin zıtlığını anlamayan bazı araştırmacıların durumu daha da saçmadır!


Çocukları lolipopla, sakızla, şekerle kandırmaya çalışan (11)ve kendilerini çok akıllı sanan uyanık ilaç tüccarlarını, ilerleyen bir zamanda isminden ve kendinden utanacaklarla birlikte bilimin karanlık sayfalarına havale ediyorum…

Son söze gelince!

Son sözü de zamana bırakıyorum…


Mevlüt Durmuş

01 Kasım 2010

www.kolesterolmasallar.blogspot.com


KAYNAK VE DİPNOTLAR

2. http://www.advancezine.com/advance/2010/7/6/pfizer-gets-eu-approval-for-kids-cholesterol-drug.html

3. http://beslenmebulteni.com/besin/index.php?option=com_content&view=article&id=275:huecre-ici-kolesteroluenuezuen-eksik-olabileceini-hic-dueuenduenuez-mue-&catid=77:kolestrol&Itemid=420

4. http://beslenmebulteni.com/besin/index.php?option=com_content&task=view&id=137&Itemid=73

5. http://www.ahmetrasimkucukusta.com/2010/02/12/yazilar/elestirel-yazilar/ilaclar/bizim-oglan-da-kolesterol-hapi-iciyor-amcasi/

6. Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul.

7. Prof.Dr. Ahmet Aydın (2009). Taş Devri Diyeti. Hayykitap. İstanbul

8. http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2008/10/bilimin-lgn-yanlgs-karacier-fazla.html

9. Mevlüt Durmuş (2007). Manifesto Çarmıha Gerilen Molekül ve Modern Bilimin Kolesterol Masalları. Platin Yayınları. Ankara.

10. Mevlüt Durmuş (2003). Kolesteroldeki Kaos. Nobel Yayın. Ankara

11. http://www.naturalnews.com/030213_cholesterol_drugs_children.html

20 Ekim 2010 Çarşamba

Gelecekteki yeni kanser ilacınız: Statinler....



Kolesterol düşürücü ilaçlar

(statinler), hücrelere ve dokulara zarar vermez,

hücreleri öldürmez diyenler,

kanser-statin araştırmalarını görünce

utanıyorlar mı?


MEVLÜT DURMUŞ




GELECEKTEKİ YENİ KANSER İLACINIZ: STATİNLER….

Bizim yıllar önce ve tekrar tekrar [1]söylediğimiz, kanser-statin ilişkilerinin tekrar gündeme gelmesi hiç te şaşırtıcı değil. Büyük ilaç şirketleri statinlerin kullanım alanının genişletilmesi için yine atağa geçti, statin ilaçlarının kanseri ve kanser riskini azalttığı yolunda çeşitli haberleri yeniden literatürler yoluyla (bilimsel yayın) servise koydu. Bu oyun denenmiş, riskleri görülmüş daha sonra statinlerin (kolesterol düşürücü ilaçların) kanser riskini azaltmak veya arttırmak yolunda hiçbir etkisi olmadığına dair de bir çok yayın[2] yapılmıştı. Yeniden devreye sokulan (eski çalışma) ise şöyle gündeme geldi:

ABD'de yapılan geniş çaplı bir araştırma, kolesterol düşürmek amacıyla kullanılan statin grubu ilaçların, kolon kanseri riskini azaltabileceğini gösterdi.

Dr. Jewel Samadder başkanlığında Michigan Üniversitesinden bir grup bilim adamının, 2,5 milyon gönüllünün katıldığı 22 araştırmanın sonuçlarının birleştirilmesiyle yaptığı analiz, statin grubu ilaçların kullanımının kolon kanserine yakalanma riskini yüzde 12 oranında düşürdüğünü ortaya koydu.

Yaptıkları analizin sonuçlarını American College of Gastroenteroloji adlı tıp kurumunca düzenlenen bilimsel toplantıda sunan araştırmacılar, statin gubu ilaçların kolesterol düşürmek ve kalp hastalıkları riskini azaltmanın çok ötesinde faydalarının bulunduğuna dikkati çekerek, bu ilaçların uzun süreli kullanılması halinde kolon kanserine yakalanma riskinin daha da düştüğünü belirlediklerini belirtti.

Araştırmayı yürüten ekibin başkanı Samadder, toplantıda yaptığı açıklamada, “Gözleme dayalı çalışmalarımız, statin grubu ilaçların uzun dönemli kullanımının, aralarında meme, prostat, akciğer, pankreas ve karaciğer kanserlerinin de bulunduğu birçok kanser türüne yakalanma riskinin azalmasıyla da ilişkisi bulunduğunu gösterdi” diye konuştu.

Ancak statin grubu ilaçların kullanımının da bazı riskler taşıdığı uyarısında bulunan uzmanlar, bir grup İngiliz araştırmacının mayıs
ayında yayımladığı bilimsel raporun, bu grup ilaçları kullanan kişilerde karaciğer bozukluğu, kas zayıflığı ve katarakta yakalanma riskinin arttığını ortaya koyduğuna dikkati çekiyor.”[3]


İnsanların kafası ilaçları konusunda iyice allak bullak edildi, düşünemez hale getirildi. Statin ilaçları ve kanser haberleri öylesine servis[4] edildi ki, birçok faydasının yanında çeşitli kanser (kolon kanseri vs) türlerine de iyi geldiği, kanser riskini düşürdüğü söylendi.

Haberde kötü olan, statinlerin kanser hastalarında kullanılması değil! Bu ilaç kanserli insanlarda kullanılabilir, hücreleri öldürüyor, elbette kanserli doku ve organdaki hücrelerini de öldürecek...

Kötü olan 'diğer faydalarının yanında' ibaresinin statinlerle birlikte yazılması ve ilacın zararlarının çok ustaca gizlenmesi...

Yani röntgen ışınları kanser hücrelerini öldürüyor, kanser hastaları kurtuluyor dile, hiç kimse biraz atom bombası istemez!...

Statin, ilaç şirketleri ve kanser araştırmaları üçgeni oldukça ilginç.

Bu ‘statin ilaçları hakkında’ yıllardır reddedilen bir gerçeği, itiraf etmenin başka bir yolu kanser-statin araştırmaları aslında…

Haydi, gelin birlikte biraz akıl oyunu oynayalım:

1. Bu ilaçlar hücre (statinler) öldürücü bir potansiyele sahiptir, kanser araştırmaları bu durumu onaylıyor. Yani daha önce bu ilaçlar karaciğerdeki, dalaktaki, böbrekteki ve beyindeki (!) hücreleri öldürebiliyormuş!

2. Bu ilaçlar, özellikle memeli canlılarda, hücrelerin kolesterol de dahil bütün steroid üretim sistemini yok ederek etki eder, hücreleri öldürürler. Kısacası statin (kolesterol) ilaçları hücre öldürücü yani ‘sitotoksik’miş.

3. Statinler elbette diğer sağlıklı hücrelerle birlikte kanserli hücreleri de yok ederler, fakat bu hücreleri yok etme sırasında ‘sen kanserli hücresin, sen değilsin’ şeklinde kanserli hücreyi ayırma yeteneği yoktur.

4. Söylenmeyen ve anlatılmayan, bu ilacın kanserli hücreler de dahil, bütün hücreleri öldürdüğü gerçeğidir. Kanserli hücreler diğer hücrelere oranla (metabolik açıdan) daha obur olduğu için, statinlerin hücre öldürme işinden daha yoğun etkileniyor olabilir.

5. Yıllar önce söylediğimiz gibi, bu ilaçlar kanser ilacı olarak kullanılabilir fakat bunun için, bu ilaçların diğer hücreleri öldürmeden, doğrudan kanserli hücrelere yönlendirecek mekanizmalar üzerinde çalışılmalıdır.

6. Gerçekten de şayet, statin molekülleri doğrudan, diğer sağlıklı hücreleri etkilemeden, kanserli doku veya organa yönlendirilirse, kanserli hücreleri de öldürecektir.

7. Unutmayın: Statin moleküllerini doğrudan kanserli dokulara yönlendirecek mekanizmaların bulunması koşuluyla, kanserli hücrelerin öldürülmesi elbette insanların faydasına olabilir.

Bu ilacı kanserli insanlar, söylediğimiz şartlar bulunursa (ilacı hedef kanserli organa ulaştıran mekanizmalar) bulunursa kullanabilir. Yani, gelecekteki yeni kanser ilacınızın, statinler (kolesterol düşürücü ilaçlar) olması bizce kaçınılmaz[5] görünüyor.

Asıl gerçek şudur:

Statin ilaçları, kanserli insanlarda kanserli hücreleri öldürürken, sağlıklı hücrelerde yeni kanser odakları[6] oluşturabilir…

Bu ilacı kolesterolü yüksek olanlar kullandığında ise bu ilacı kullanan insanlarda kanser riski artacaktır[7].

Kaç kişinin anlayacağını bilmesem de tekrar söylemek zorundayım:

Unutmayın!

Statin ilaçlarını siz, kanser tedavisinde kullanılan ‘röntgen ışınları, radyoaktif ışınlar’ gibi düşünün…

Bu ilaçlar, kanser olmayanları kanser yapabilir, fakat kanserli hücreleri de öldürür: Çünkü statin ilaçlarının işi memeli canlılardaki hücreleri öldürmek, bu işi hücrenin steroid metabolizmasını yok ederek gerçekleştirmektir.

Kanserli hücre ya da sağlıklı hücre...

Statin için bu farketmez!...

O, katildir, hücre öldürür...

Elbette kanserde de kullanılabilir.

Kısaca:

Neyi bildiğiniz değil, bildiğiniz şeyi nasıl kullandığınız önemli!

Hatırladınız mı?



Mevlüt Durmuş

Uzm. Biyolog

20 Ekim 2010

www.kolesterolmasallar.blogspot.com



KAYNAK VE DİPNOTLAR

[1] Mevlüt Durmuş (2007). Manifesto: Çarmıha Gerilen Molekül ve Modern Bilimin Kolesterol Masalları. Platin

Yayınları, Ankara.

[2] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap.İstanbul.

[3] http://www.hurriyet.com.tr/yasasinhayat/16078849.asp?gid=373

[4] http://www.pharmatimes.com/Article/10-10-19/Statins_could_reduce_colon_cancer_risk.aspx

[5] http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2008/06/kolesterol-drc-ilalar-kansere-hem-dert.html

[6] http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2008/03/dk-kolesterol-ve-kanser-ilikisi.html

[7] http://www.milliyet.com.tr/Yasam/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&Kategori=yasam&KategoriID=&ArticleID=986472&Date=04.09.2008&b=Bu%20kolesterol%20ilaci%20kanser%20riski%20tasiyor

15 Ekim 2010 Cuma

Genetik kolesterol yüksekliği yüzyılın yalanı mı?





Üzgünüm,
yanlış biliyorsunuz,
genetik (ailesel) kolesterol yüksekliği,
karaciğerdeki hücrelerin
çok fazla kolesterol üretmesiyle
ilgili değildir.
Mevlüt Durmuş




Genetik kolesterol yüksekliği yüzyılın yalanı mı?

Bazı şeyler nasıl anladığınıza bağlıdır.

Bir konuyu nasıl anladığınız veya anlamadığınız ise, tümüyle düşünce sistemiyle, sizde kavramların oluşturduğu mantıksal imgelerle ve imgelerin birbirleriyle beyninizde kurduğu bağlantılarla çok yakından ilişkilidir. Örneğin, dünya üzerindeki sayısız anlı şanlı profesörler, doktorlar, eczacı ve biyologlar olarak; genetik (ailesel) kolesterol yüksekliğini olayını, hızlı bir biçimde karaciğerin fazla kolesterol üretimi olarak düşünürseniz, kendinizi ilerleyen zamanda çok komik durumlara düşürmeniz (yumurta olayında da görüldüğü gibi) kesinlikle kaçınılmazdır.

Nedeni anlayanlar için aslında çok basit!

Çünkü genetik (ailesel) kolesterol yüksekliğinde temel etkenler hiçbir zaman, hücresel anlamda karaciğerde fazla kolesterol üretimi olmamış ve olmayacaktır[1]. Organizmada, karaciğerde kolesterol üretildiği doğrudur, genetik kolesterol yüksekliğine ait tanımlamada veya anlatımda yanlış olan, söz konusu kolesterol moleküllerinin karaciğer tarafından fazla üretildiği düşüncesi veya öyle düşündürülmek istenmesidir.

Karaciğer çok fazla kolesterol ürettiği için genetik (ailesel) kolesterol yüksekliği oluşmaz[2]

Karaciğerde fazla üretim nedeniyle kolesterolün yükseldiğini ısrarla iddia edenlere gerçekten kişisel olarak üzülüyorum!

Genetik kolesterol yüksekliği, oluşmuş (ve oluşmakta olan partiküllerde LDL, VLDL bulunan) kolesterol moleküllerinin bazı nedenlerle (kanda) kullanılmama (LDL reseptörler bozuklukları veya apo B-100 bozuklukları vs) durumuna bağlı olarak ortaya çıkan, kanda (partiküllerin karaciğere geri dönmeyişine bağlı olarak oluşan) kolesterol molekülleri birikimi olayıdır. Birikim ve üretim aynı şeyler değildir. Yani kolesterol fazla hücresel üretim değil, kandaki (partiküllerdeki) kolesterol molekülleri kullanılamadığı, karaciğere alınmadığı için oluşan birikim sorunudur!

Bazıları anlamıyor olsa da, biz ısrarla tekrarlayacağız!

Çünkü anlamak zorundalar!

Hücresel kolesterol üretimiyle, genetik kolesterol yüksekliğinin ilişkisi yok. (Buna rağmen ilaç kullananlara şaşırmamak mümkün değil!). Hücresel kolesterol üretim fazlalığı ve genetik kolesterol yüksekliğine bağlı, kolesterol yüksekliği anlayışı, aptalca ve kargaların bile kahkahalarla gülebileceği koca bir yalandır: Sadece kendinizi kandırırsınız!

Tedavi yöntemi ise daha da komik…

Bu anlayışa bağlı olarak gelişen, kolesterol sentezini (yapımını) hücre içinde durduran (statin) ilaçlarla ‘kolesterol yüksekliği’ tedavisine başlamanız, özellikle genetik kolesterol yüksekliği olan çocuklarda hiçbir işe yaramaz, siz yine sadece kendinizi (ve literatürleri) kandırırsınız. Özellikle genetik kolesterol yüksekliğinde, öncellikli olarak çocuklarda ortaya genetik (ailesel) kolesterol yüksekliğinde karaciğer nakli seçeneğini sonuna kadar zorlamak gerekiyor. Çünkü apaçık bir şekilde, bu tip ailesel kolesterol yüksekliklerinde, karaciğer reseptörlerinde (alıcılarında) sorun olduğu, kandaki kolesterolün hücre içine ve karaciğere geri dönemediği, bu nedenle kanda biriktiği çok belli, yani hücre içinde kolesterol yapımını durdurarak sorunu çözemezsiniz.

Genetik kolesterol yüksekliği ve ortaya çıkan etkileri (damar sertliği vs) kolesterol ilaçlarıyla (statinlerle) durdurmaya çalışmak nedense bana hep komik gelmiştir, en azından kolesterol düşürücü ilaçların gen tedavisi yapmadığını, LDL-reseptörlerinde veya apo B-100 de oluşan mutasyonları asla düzeltmeyeceğini bilecek kadar mutasyonlar konusunda genetik bilgim var....

Ve.

İşte bu nedenle ve yüreğiniz yetiyorsa bilime bir iyilik yapın, genetik kolesterol yüksekliğini, hücre içinde ortaya çıkan fazla kolesterol üretimi olarak algılamayın, insanlara da genetik kolesterol yüksekliğini öyle 'fazla üretim falan filan' diye anlatmayın! 'Kardeş, karaciğer hücrelerinin işleyişinde bir anormallik var, kolesterol moleküllerini kullanamıyor' filan deyin...

Çünkü, bu algıya bağlı genetik kolesterol yüksekliği anlayışı tümüyle yanlış ve yalan! Ve, böyle bir genetik kolesterol yüksekliği tanımına, doğrudan ve dolaylı olarak verilen destek, yani ‘genetik nedenlerle hücre içinde çok fazla kolesterol üretiliyor’ anlamı bugünün ya da yarının değil, yüzyılın en muhteşem yalanı!

Ve yalanlar bazen çok ama çok çekicidir.

Böyle bir yalana inanmış binlerce insanı görmek ise benim adıma utanç verici…

Koca koca bilim adamlarının söyledikleri şeye bak: ‘Genetik kolesterol yüksekliği, anabolikmiş, karaciğerdeki hücrelerin, hücre içinde fazla kolesterol üretimi nedeniyle ortaya çıkıyor’muş! ‘Bu yüzden, genetik kolesterol yüksekliği olan hastalara, hücre içinde kolesterol yapımını durduran ilaçlar verilmek zorundaymış, kolesterol yapımını hücre içindeyken ilaçlarla (statinlerle) durdurmak gerekiyormuş.

İşte bu akıl tutulması!.

Utanıyorum, çünkü yapılan mantığa, bilime açık bir ihanettir.

Sende mi Brütüs’ diye sorma:

Öyleyse, yıkıl artık Sezar!

Mevlüt Durmuş

Uzm. Biyolog

www.kolesterolmasallar.blogspot.com

16 Ekim 2010 Cumartesi