09 Kasım 2009 Pazartesi

Kolesterolünüz yüksek çıkarsa, karaciğerinize çok iyi bakın !


Ne kadar bilirsen bil,
söylediklerin (senin) karşındakilerin
anlayabildiği kadardır.

Mevlana C.R

Kolesterolünüz yüksek çıkarsa, karaciğerinize çok iyi bakın!

Bazı uzmanları sevindiren, bazı uzmanların korktuğu, bazılarını şaşırtan ‘kolesterol ve akıl oyunları’ kitabımızın temel sorularından biri şudur:

Kandaki yüksek olan kolesterolü karaciğer hücreleri mi yapar, yoksa üretilmiş olan kolesterol karaciğere geri dönemediği için mi kolesterol kanımızda yüksek çıkar? Yani, kolesterol üretim kaynaklı mı, yoksa birikim kaynaklı nedenlerle mi yükselir?

Sizin okuyucu olarak bu soruya verecek cevabınız ne olursa olsun, kolesterolünüz yükselmişse karaciğerinize çok iyi bakın!

Çünkü karaciğerinizde o ya da bu şekilde bir bozukluk olmadan kolesterol değerleri asla yükselemez. ‘Karaciğeriniz çok güzel mükemmel çalışıyor, ama kolesterolünüz yükselmiş’ sözü ancak düşüncesizliğimizin ve bilgisizliğimizin bir yansımasıdır. Kolesterol yükseldiğinde, karaciğer hücrelerinin işleyişinde mutlaka görülemeyen, henüz anlaşılmamış bir bozukluk vardır!
Gelelim sorumuzun cevabına!..

Bizim görüşümüze göre kolesterol yüksekliği, iddiaların tam tersine karaciğerde fazla üretim nedeniyle değil, kandaki lipit taşıyan partiküllerin (LDL, HDL, VLDL) kullanılmamasına ve kandan karaciğere geri dönmeyişine bağlı olarak, kanda ‘kandaki partikül birikimi’ nedeniyle ortaya çıkar. Yani uzmanlarımızın ‘karaciğer hücrelerinde ortaya çıkan fazla üretim nedeniyle kandaki kolesterol yükselir’ düşüncesi bize göre saçmalamaktan başka bir şey değildir.

Karaciğer ve kolesterol ilişkisinde anlaşılmayan nokta bu!

Yüksek kolesterol değerleri, karaciğerinizde bir şekilde bazı sorunların başladığını gösterebilir sadece…

Kendini otorite sayan, kolesterol hakkında bol bol nutuk atanlar hala kavrayamadı. Hiçte anlayacak gibi de görünmüyorlar. Yani kandaki kolesterolünüzün yüksek olması, kolesterolün hastalıklardan sorumlu olduğunu, doğrudan kolesterol molekülünün suçlu olduğunu gösteremez! Çünkü kullanılmayan partiküller kanda arttığı, karaciğer organımız üretmiş olduğu partikülleri kullanmadığı sürece, kolesterol kanda zorunlu olarak yüksek görülecektir. Asıl sorun kolesterol yüksekliği değil, kanda aşırı partikül birikimidir.

Kolesterolünüzün yüksek olması sizlere sadece, karaciğer hücrelerinin kanda biriken partikülleri ve kolesterol moleküllerini kullanamadığı, kanda sürekli biriktiğini gösterir! Bu durum iki nedenle gerçekten de çok sakıncalıdır:

1) Karaciğerdeki hata veya hatalar nedeniyle, kullanılamayan ve kanda biriken partiküller bir şekilde (makrofajlarla) ortadan kaldırılmalıdır. Bu durum damar sertliği ile ilişkilidir (ateroskleroz) bu sırada söz konusu hastalık gelişimi hızlanabilir. Fakat bu durumun sorulmusu yani gerçek özne kolesterol molekülleri değil, kandaki işlevini bir şekilde kaybetmiş, kanda birikmiş olan partikül çokluğudur. İşlevini kaybetmiş her türlü yapı ve moleküler bileşimler, organizma için gereksiz bir yüktür. Bunlar organizmadan bir şekilde (?) uzaklaştırılmaya çalışılır.

2) Bazılarının nedense anlamakta zorlandığı, bizim ilaçlara (statinlere) karşı olduğumuz nokta burada ortaya çıkar. Kullanılmayan, kanda birikmiş olan partiküller ve kolesterol nedeniyle, hücre içinde kullanılabilir kolesterol molekülleri mutlaka azalır. Yani erkeklik, dişilik hormonları, D vitamini ve kolesterolden yapılan onlarca sayıdaki organizma molekülleri sürekli olarak, hücrelerimizde ve vücudumuzda yetersiz kalır. Kanımızda kullanılmayan partikül artışına bağlı kolesterol yüksekliği varken, hücre içinde kolesterol yapımı sırasında ortaya çıkan (Koenzim Q10 vs) ve kolesterol kaynaklı (hormonlar vs) biyokimyasal maddeler son derece azalmıştır.

Tekrar hatırlatmakta fayda var: Karaciğer hücreleri, partikülleri ve kolesterolü kullanmakta yetersiz kaldığında ise elbette doğal olarak kanda birikecek, kolesterol düzeyi de kanımızda kaçınılmaz olarak yüksek görülecektir, bu durum kolesterol için rastlantısal bir zorunluluktan ibarettir.

Anlamak isterseniz, kolesterol-karaciğer ilişkisi bu kadar basit ve kolaydır!

Vücudumuzda benzer mekanizmaya sahip birçok sistem vardır.

Kanda savunma hücreleri, yani lökosit sayısı yüksekse, gerçek suçlu kandaki değeri yükselen lökositler değil, söz konusu lökositlerin artmasına neden olan, enfeksiyona neden olan (bakteri, virüs vb) etkenlerdir.

Kanda üre ve kreatinin gibi değerler yükselmişse böbreklerinizde çok ciddi sorunlar olabilir!

Şekeriniz kanda yüksekse sizin genel anlamda insülin yetersizliğiniz vardır, her ne kadar hastalığa genel anlamda ‘şeker hastalığı’ adı verilmişse de, bunun tıptaki adı ‘insülin yetersizliği hastalığı’dır. Sorun temelde pankreas hücrelerine ait organındadır. Penkreas hücreleri yeteri kadar insülin yapamadığı için kanda şekeriniz birazda zorunlu olarak yükselmiştir!

Kandaki kolesterol yüksekliğinin hala karaciğer hücrelerinin fazla üretimle (anabolizma) ilişkili olduğunu iddia edenler, kandaki partikül birikimlerinde, karaciğer hücrelerinin kandaki partikülleri ve kolesterolü kullanamadığı bir türlü göremeyen uzmanlarımız, doktorlar tarihsel bir tıp ayıbıyla mutlaka karşılaşacaklardır[1].

Okuyucu olarak sizler, karaciğeriniz konusunda dikkatli olun.

Kolesterol yüksekliğiniz varsa, karaciğer hücrelerinde ciddi sonuçları olabilecek bir sorun vardır.
Fakat çok önemli bir avantajımız var: Karaciğer hücreleri organizma içinde kendini en iyi şekilde yenileyebilen organımızdır. Çoğu uzmanın hiç bilmediği veya anlamadığı için yeterince dikkate almadığı doğru bir beslenme tarzı[2], karaciğerdeki bazı sorunların giderilmesine inanılmaz derecede olumlu katkı sağlar. Fakat bizim önerdiğimiz bu beslenme tarzı, çoğu uzmanca iddia edildiği gibi yağsız ve kolesterolsüz bir beslenme tarzı hiç değildir. Uzmanlarca 'kolesterol yüksekliğini bahane edilerek' beslenme ve yağlı besinlerin yasaklanması konusu, bizce büyük bir hata kaynağıdır.

Belki her uzman söylemiyor! Çocuklarda, karaciğer hücrelerindeki partiküllerdeki yıkımla ilgili (katabolik) bozukluklar nedeniyle ortaya çıkan ‘genetik kolesterol yüksekliği’ olgularında ise ‘karaciğer nakli’ seçeneği imkan varsa her zaman aklınızın bir köşeşinde olmalıdır. Çünkü bütün genetik hastalıklar organizma etkilerini, en az bir hücre, doku ve organ üzerinden gerçekleştirir.
Hastalığa ait temel organ biliniyorsa ve imkan varsa, söz konusu organın değiştirilmesi 'genetik hastalığın organizmaya zararlarını' etkisiz kılacaktır...

*******************************************

Hepsi değil belki ama çoğu uzman ve doktorumuz hiç anlayamadı!

İnsan sağlığında bilim felsefesi, mantık gibi kavramlar bazıları için çoktan önem ve anlamını kaybetti!
Mantık ve bilim felsefesi olmadan, sadece deneysel karşılaştırmalar yoluyla, tıp bilimlerinin varolabileceğini düşünmek gibi bir yanılgıya düştüler bilim adamlarımız. Deneysel çalışmalar tıp bilimlerinde elbette önemlidir, fakat mantık ve matematiksel ilkelerini kaybetmiş bir bilimsel anlayışta, yapılan deneysel çalışmalar göz boyamaktan, kendi kendimizi kandırmaktan öteye geçemez.

Şaşırmayın!

Bilim tarihinde onlarca kez tekrarlanan bir ilginç bir oyun bu!

İlk kez olmuyor!

Bazıları mantık ve matematiği kullanarak çok önceden bazı şeyler söylerler. Fakat bazıları söylenenleri hiç dinleme ve anlama gereği hissetmezler, boş verirler.

Örneğin genetik biliminin kurucusu, babası sayılan, matematiksel kanunlarıyla tanınan G. Mendel’in bulguları var olmasına rağmen otuz yıl kadar geciktirilmiştir. Ancak ölümünden sonra Mendel’in bulgu ve çalışmaları William Bateson tarafından yeniden yayınlanmıştır. Zamanın bilgin, bilgiç ve sözde uzman geçinen insanları Mendel’i zamanında hiç anlamamış, kimbilir belki de o zaman anlamak istememiştir…

Aristo’dan sonra dünyanın ikinci öğretmen olarak gördüğü ünlü mantıksal kuramcımız Fârâbî’nin[3] yüzyıllar önce söylemiş olduğu ilginç bir sözü işte bu nedenle çok önemlidir: ‘Mantık ve matematik bilmeyen kadının(hakimin) kararına hiç güven olmaz!’. Bizce G. Mendel’in şanszlığı matematik ve mantık bilmeyen insanlarla karşı karşıya kalmış olmasıdır. Yoksa genetik bilimi, bugün olduğundan çok daha ileri bir düzeyde olabilirdi!....

Bilimsel bulgular zamana ve mekana göre göreceli olarak değişim gösterir.

Bazıları önce görür, bilir, anlar, çalışır.

Bazıları yapılan bu çalışmaları zamanla anlar.

Bazıları yaşadığı sürece hiç anlayamaz!

Çünkü anlamak için öncelikle gerçekten ve isteyerek dinlemek gerekir.

Üzülerek ve sıkılarak belirtmeliyim ki, aradan yüzyıllar geçmiş olsa bile bilimin tutuculuğu, farklı görüşlere klasik pencereden küçümseyerek bakışları hiç değişmiyor. Hepsi olmasa da çoğu araştırmacımız, uzmanımız, doktorumuz henüz daha ‘görmek ve bakmak’ arasındaki farkı dikkate alamıyor…

Belki bizim sorunumuzda bu; karşılıklı olarak birbirimizi hiç takmıyoruz…

Kolesterol teorisindeki saçma sapan bulgulardaki tutarsızlığı gerçekten bilen, insan sağlığı üzerine gerçek anlamda kafa yoran Prof. Dr. Ahmet Aydın gibi bilim adamlarımız yazılarıyla, kitaplarıyla[4] kolesterol tedavisi konusunda uygulanan yönteme itirazlarını her zaman sürdürüyor, bir avuç aydın düşünen bilimci insanlara doğruları anlatmaya çalışıyor.

Daha kaç kişinin, kaç doktorun, kaç akademisyenin ‘kolesterol’ teorisindeki yanlışları söylemesi gerekecek bilmiyorum. Sanırım Amerikan Kalp Derneği’ni (AHA) ikna etmeden, bizim Türkiye’deki derneğimizin bazı üyeleri (TKD) ve doktorlarımız kolesterol konusundaki mantıksızlığa, statin ilaçlarına hiçbir zaman ‘dur bu yanlışmış arkadaş’ diyemeyecekler. Kendilerince sözde en güvendikleri kurumu (AHA) referans alıyor ve onun izinden adım adım gidiyorlar. Onlarda belki kendilerince haklı. Fakat unuttukları çok önemli ince bir nokta var: Sürekli başkalarının izinden gidenlerin, takip ettiklerini kişileri, kurumları geçme şansı yoktur. Kendileri hiçbir zaman takip ettiklerinden daha iyi ve kaliteli veya daha az hatalı olamazlar! Her zaman takipçi ve taklitçi konumunda kalmaya ömür boyu mahkum olurlar. Bizce sürekli birilerinin sadece izinden gitmek, bilimi ve bilimsel yaratıcılığı öldürür!...
Çeşitli reklamlarla daha fazla hasta sahibi olabilirsiniz, ama kariyer durumunuz ne olursa olsun, maalesef bilimci olamazsınız!

Başkalarını ben bilemem!

Fakat ilgili derneklerin kolesterol teorisindeki söylemleri şayet mantığıma uymuyorsa, sıradan bir vatandaş olarak beni ne Amerikan Kalp Derneği (AHA) ne de FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) zerre kadar bağlamaz!

İnsan hakları, daha da önemlisi ‘hasta hakları’ diye bir şey var! Yani ‘kolesterol’ konusunda uygulanan tedavi şekli hoşuma gitmiyorsa, bana mantıksız geliyorsa, doktorum beni bu konuda ikna edemediyse tedaviyi rahatlıkla bireysel olarak reddetme[5] hakkına sahibim.

Çünkü kolesterol yüksekliği sorunu, karaciğerin fazla kolesterol üretimiyle birinci derecede hiç ilgili değil. Öncelikle doktorlarımızın, uzmanlarımızın ‘kolesterol yüksekliğinin, hücrenin aşırı kolesterol yapımıyla ilgili olmadığını’ anlaması gerekir.

Hücrede, hücre içinde kolesterol üremiyle ilgili bir sorun olsa, kolesterol gerçekten hücre içinde fazla üretiliyor olsa ve hücre sitoplazmasında kolesterol miktarı (enzimler değil!) çok olursa, elbette AHA ve FDA görüşlerini vatandaş olarak bende dikkate alırım. Böyle bir durumda elbette kolesterol düşürücü (statin) ilaçlar kullanılabilir ve kimse buna itiraz edemez!

Ama kolesterol yüksekliği sorunu hücrenin kolesterol üretimiyle ilgili bir sorun değilse, kolesterol yüksekliği kanda kullanılmayan partiküllerin birikiminden kaynaklanıyorsa, neden hücre içinde kolesterol yapımını statin ilaçlarıyla durdurayım ki?

Bu ne biçim bir bilimsellik, ne biçim bir mantıktır?

Hadi karaciğer hücreleri kaynaklı, genetik kolesterol yüksekliğinde, kolesterolün birikim kaynaklı yükselmediğine beni, neyse bırakın beni bir kenara, ‘kendi aklınızı ve mantığınızı’ bir parça ikna edin de görelim bakalım!

Bilim bazen gerçekten zordur.

Özgür bir kafayla, bağımsız bir şekilde bilimle ilgilenecekseniz, unutmayın: Gerçekten oturmuş bir bilim anlayışında, sadece iğne ile kuyu kazmaya çalışmak değildir zor olan, iğneyle kuyu kazmak bu işin bence en kolay kısmıdır!

Asıl zorluklar tam da bu noktada başlar…

Bilim bazen, çok ama çok geride kalanları büyük bir sabırla bekleme sanatıdır!



Mevlüt Durmuş
Uzm. Biyolog
http://www.kolesterolmasallar.blogspot.com/
9 Kasım 2009
Dipnot ve açıklamalar
[1] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul
[2] Prof. Dr. Ahmet Aydın (2009). Taş Devri Diyeti. Hayykitap. İstanbul (www.beslenmebulteni.com)
[3] Fârâbî (871-950). Her Türk vatandaşının adını çok iyi bildiği (!) fakat düşüncelerini çoğu vatandaşımızın hiç kavramadığı ünlü Türk-İslam filozofu..
[4] Prof. Dr. Ahmet Aydın (2009). Taş Devri Diyeti. Hayykitap. İstanbul.
[5] Sağlık Bakanlığı, Hasta Hakları, Madde 25- Kanunen zorunlu olan haller dışında ve doğabilecek olumsuz sonuçların sorumluluğu hastaya ait olmak üzere; hasta kendisine uygulanması planlanan veya uygulanmakta olan tedaviyi reddetmek veya durdurulmasını istemek hakkına sahiptir. Bu halde, tedavinin uygulanmamasından doğacak sonuçların hastaya veya kanuni temsilcilerine veyahut yakınlarına anlatılması ve bunu gösteren yazılı belge alınması gerekir. Bu hakkın kullanılması, hastanın sağlık kuruluşuna tekrar müracaatında hasta aleyhine
kullanılamaz.

11 Ekim 2009 Pazar

Kolesterol hastalığı değil, kolesterol komedisi!...



Bilim bir kez örgütlü bir grup faaliyeti haline
gelirse neredeyse kaçınılmaz olarak
bürokratikleşme eğilimine girer.
Bunun bireysel yaratıcılık yeteneği üzerinde
olumsuz bir etkisi var.


Federico Mayor ve Augusto Forti
Bilim ve İktidar, Tübitak Yayınları








Kolesterol hastalığı değil, kolesterol komedisi!...

Karşımızdaki bazı insanların, bunca çabaya rağmen hala üç maymunu oynamaya devam ediyor olmaları aslında son derece düşündürücü. Hala renkli 'hastalık reklamları' yapma, insanları korkutma peşindeler.

Olayı bilinçli bir şekilde çarpıtanları, kolesterol konusunda insanları kandırarak çıkar sağlayan ve ilaç şirketlerinin sponsorları gibi çalışanları şimdilik ayrı bir noktaya koyduğunuzda karşınıza farklı bir tablo daha ortaya çıkıyor.

Çoğu sağduyulu mesleki ve insani konularda hassas doktorların kafası gerçekten karışmış durumda. Doktorlar artık ‘hastalarımıza et, tam yağlı süt, yumurta versek mi, vermesek mi?’ diye düşünüyorlar, geçmişle karşılaştırıldığında bu asla küçümsenmemesi gereken bir gelişme. Bürokratik 'kolesterol lobisi' dışında bulunan doktorlar da kendilerince çok haklı. Yıllar yılı koca koca tonlarca ağırlıktaki kitapları okumak, anlamak veya ezberlemek kolay iş değil!... On binlerce doktor, kolesterolün zararları masalıyla büyüdü, doktorların eğitimi sırasında sorgulama yapması bir şekilde engellendi, zaten bunu yapmaya zamanları da kalmıyordu...


Kolesterol hakkında hala öylesine saçma sapan ve komik düşünceler ileri sürülüyor, öylesine ısmarlama akademik yayınlar yapılıyor ki, bir noktadan sonra gerçekten kızamıyorsunuz. Tam tersine, üzülüyor ve ister istemez bu duruma bazen gülüyorsunuz.


Ara sıra bizim gibi sıradan, basit bir biyologu güldürenler dünyaca ünlü, gerçekten mesleğinde çok saygın bir yere gelmiş profesörler, uzmanlar, doktorlar, eczacılar ve akademisyenler bile olabiliyor. İlaç, sponsor, çıkar, menfaat ve sadece kariyer edinme korkusuyla yazılmış onlarca yazı ve makale ortalığa çok pis bir koku bırakıyor. İster istemez rahatsız oluyorsunuz. Konuyu ve tartışmayı sizin anlatmak istediğinizden çok farklı alanlara çekmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Size son derece klasik bir mantıkla, ilginç tutucu tepkiler verebiliyorlar. Karşı görüşleri dikkatle dinlemek, anlamaya çalışmak, bilimsel anlamda eleştirmek yerine; söz konusu kendilerine oldukça ters gelen düşünceyi dikkate almayıp tümüyle yok sayıyorlar. Bu da bilimde 'statüko' anlayışının temellerini oluşturuyor...

Okuyucu olarak sizlerinde tahmin edebileceği gibi, bazı nedenlerle biz bu ilaçlara (statinlere) [1] kolesterol düşürülmesi konusunda tamamen karşıyız ve bu konuda gerçekten insanların kandırıldığını düşünüyoruz! Yanlış anlamayın ilaçlara tamamen karşı değilim, sıradan bir biyolog olarak kişisel düşüncem, bu ilaçların (statinlerin) hücre öldürücü özelliğini (sitotoksik) özellikle kanser vakalarında, özellikle 'karaciğer' kanserlerinde kullanılması gerektiği yönünde. Fakat bu ilaçlar kansere karşı korur düşüncesinin düşüncesinin bilimle anlaşılır bir tarafı bizce hiç yoktur ve bu iddia da bir komedidir. Sağlıklı kişilerde bu ilaçların (statinlerin) çeşitli kanserler yapabileceğine karşı onlarca çalışma var, fakat kimse zahmet edipte görmüyor...

Yani kolesterol-statinler konusu bilimsel bir alerji, kişisel değil...


Üstelik güzel bir hafta sonunda ‘Kolesterol düşürücü ilaçlar şifa deposu!’ konulu bir yazıyla karşılaşmanız durumunda haliyle alerjimiz de zorunlu olarak artıyor[2].

Sonra birden jetonunuz düşüveriyor!

Alerjilerimiz de karşılıklı!

Bizim kızdığımız, alerji duyduğumuz ve güldüğümüz vakalar aslında ters bir şekilde onlar içinde geçerli olmak zorunda. Düşünebiliyor musunuz yıllarca bir mesleğe kazanmak için çalışmış ve zor şartlarda okumuşsun. Uzman ve doktor olmuşsun, yıllarca hastalarda kolesterol sorununu halletmek için, hocalarından öğrendiğin gibi sürekli kolesterol düşürücü ilaç ‘statin’ vermişsin. Daha sonra kıytırık, sıradan bir biyolog çıkmış koskoca, yıllarca çalışmış uzmanlara bilimsel anlamda diklenmeye çalışıyor. Söylemeye çalıştığı şeyler, yıllardır uygulamaya çalıştığınız tedaviyle tümüyle çelişiyor: Kolesterol ilaçları (statinler) yanlış bir uygulamadır, kolesterol masum, kolesterol sorunu karaciğerin anabolik (yapımla ilgili) değil, katabolik (yıkımla ilgili) bir sorunudur, kolesterol üretim değil birikim nedeniyle yüksek çıkar işte bu nedenle ilaç (statin) kullanamazsınız, yağlı besinlerden korkmayın falan filan diyor. Üstelik kendi kariyerinin pireliğine bakmadan, koskoca uzman olmuş beni, yani büyük kocaman beni kolesterol konusunda akıl oyunları[3] oynamaya davet ediyor.

Bak şu zıpçıktının yaptığına!... Akıl oyunuymuş, oynamıcam işte!...

Hakikaten düşünüldüğünde bu durum yenilir, yutulur şey değil! Yani mecburen gargara yapacaksınız!

Böyle bir durumda bazen iç güdüsel olarak mesleki (hekimlik, uzmanlık vs) anlamda savunma sistemleri acil kırmızı alarm koduyla devreye girebiliyor. Üstelik alerjileri de son derece kabarmış. Karşı tarafın ne söylediğinin bu aşamada hiçbir değeri, hiçbir anlamı yok! Sonra bilerek ya da bilmeyerek ipler kopuyor ve gerçeklerle bağlantılı olmayan, oldukça komik yayınlar, yazılar ve tartışmalar ortaya çıkabiliyor…

İlaçlar sadece kolesterolü düşürse iyi, kolesterol ilaçları katarakta[4] iyi gelebiliyormuş!

Kolesterol ilaçları zatürree ye de[5] de faydalıymış!

Hatta nasıl olduğunu hiç anlayamadığım bir şekilde kolesterol ilaçları kalp kaslarının zayıflığına karşı[6] bile etkiliymiş!

Cinsel fonksiyon bozukluklarına iyi geliyormuş!

Daha neler, ama nelere iyi geliyor bu kolesterol düşürücü statinler bir bilseniz! Acayip faydalı bir şifa deposuymuş statinler…

Yani en az bin tane hastalığınızı, bir tek bu ilaçla (statinlerle) geçirebilirsiniz iddialara göre! Bir tek ağzıyla kuş tutmuyor, yani kuş tutma işi de var, ama bu işi ağzıyla değil, başka bir yeriyle yapıyor…


Biraz ciddiyet beyler!...

Hemen hemen her köşe başını tutmuş ilaç şirketlerinde, modern ilaç denilen ama aslında bir kocakarı ilacıyla (veya reklamıyla) karşı karşıya olduğunuzu umarım anlıyorsunuzdur!

Eskiden zavallı yaşlı Ayşe Teyze’de aynı şekilde para kazanırdı. Onun ilacına ‘böyle her şeye birden, her hastalığa iyi gelen ilaç olmaz, bu bilimsel değil, bunlar kocakarı ilaçlarıdır’ demiştiniz ya, işte tam da onlardan!

Siz de haliyle gülüyorsunuz!

Daha sonra hayal gücünüz, güldüğünüz konu ve yazıları biraz daha fazla allayıp pullayıp yavaş yavaş genişletiyor!

Konu kolesterol ile bağlantılı, haliyle bu teknik bir konu yani teknik konularla ilgili gülebilmek gerçekten zor, ama imkansız değil!

Devamı var.

Her zaman gerilmektense, bir kerelik de olsa farklı bir yol izleyerek, biraz tebessüm ettirerek konuları anlatmak, konuyla ilgili karşı eleştirilerimize espri katmak biraz daha eğlenceliymiş!…

Fakat gülebilmek için dipnotlarla ilişkili yazılarını da mutlaka okumalısınız. Yoksa sadece gülmek pek fazla işe yaramaz!

Yani dipnotlara dikkat!...
*****************

Kolesterol olayında gelişmelere Fransız kalanlar için!
Fransada 216.900 kişi üzerinde yapılan araştırmada kolesterol düşürücü ilaçların (statinlerin) erkeklerde ereksiyon bozukluğuna ve cinsel yetersizliğe sebep olduğu ortaya çıkmış[7]. Statin üreten ilaç şirketleri tabii ki bu işe ve yapılan araştırmaya elbette çok bozulmuşlar. Amerikan hükümeti hemencecik LCD, FDA, NCEP, RECEP, AHMET, FİA, CİA, KİA ve konuyla ilgili bütün İlaç şirketlerini toplamış ve geleceğe yönelik gizli bir ön rapor hazırlanmış.
Top Secret: Kendi alanında başarılı, yakışıklı, ünlü, sempatik ve televizyonlarca da tanınan bir kalp cerrahı acilen Fransa’ya gönderilecek. Bu yakışıklı profesör Fransız halkına, 60 yaşın üstünde ve 9 yıl boyunca statin kullanan erkeklerin; ereksiyon problemiyle yüzde 64 oranında daha az karşılaştığını anlatacak[8]. Yani statin ilaçlarıyla 60-70 yaşındaki erkeklerde 30-35 yaşlardaki cinsel performansın sağlandığı konusunda yazılar yazacak. Fransız kadınları da buna inanacak, kocalarına mutlaka kolesterol düşürücü statin ilacı içirecekler. Fransız bilim adamlarını ve Fransız araştırmacıları, statinlerin erkeklerde cinsel fonksiyon bozukluğu yapmadığına, tam tersine statin ilaçlarının kılcal damarları açtığı için, en az viagra kadar etkili olduğuna mutlaka ikna edilecek… İlaç şirketlerinin geleceği açısından bu olaya asla ülke olarak asla Fransız kalınmayacak. Çok Önemli Not: Gerekirse kadınları statin ilaç kullanımına ikna etmek için farklı yöntemler izlenecek, brokoli salatasının faziletleri ve fındıklı brokoli salatasının nasıl yapıldığı da alternatif olarak Fransızlara TV kanallarında anlatılabilir…
**************************
Kötü şans
İnegy (Vytorin) adlı kolesterol düşürücü ilaç kullananlarda ani ölüm ve kanser vakaları aşırı derecede artmış ve ilaç piyasadan çekilmek zorunda kalmış[9]. Aslında bu durum piyasada kullanılan bütün statin ilaçlarında da varmış[10]. Bu duruma çok bozulan, diğer statin ilaçlarını çok kıskanan İnegy kendi kendine kızıyormuş:
-Bizim şansa bak, daha ilk olayımızda yakalandık. Yıllardır aynı işi yapanlar nedense hiç yakalanmıyor. Diğer ilaçlardan hızlı olmak bile suç, ah benim sersem kafam keşke bizde biraz ağırdan alsaydık. Ah ulen Harlan Krumholz [11] piyasada o kadar (muadil) benzer ilaç varken, bula bula beni mi buldun?

*************************************

Çaylak ve tecrübesiz ilaç
Gazetede yeni çıkan ve büyük yatırımlar yapılan kolesterol ilacının (Torcetrapib) fazla ve ölüm nedeniyle piyasadan toplatıldığını[12] öğrenen eski tecrübeli statin ilacı kendi kendine söylenmiş:
- O acemi çaylağa bin kere söylemiştim, öldürdüğün insanların sayısını değil, bu aşamada sadece öldüremediklerinin sayısını vereceksin…

*********************************************
Hovarda da olsa evlat işte
Testosteron (erkeklik) hormonunun babası olan büyük kolesterol molekülü[13] çok sert bir şekilde elini kolunu sallaya sallaya testosterona çıkışıyor ve yüksek sesle bağırıyormuş:
- Lanet olsun içimdeki evlat sevgisine… Ulan velet geçen sefer beyin hücrelerine gideceğim demiştin ama sen yine hovardalığa gitmişsin!...
***************************************************
Boşanma nafakası ödememek için
Kolesterol düşürücü ilaçların (statinlerin) özellikle kadınları aptallaştırdığını iddia edilen Dr. Orli Etingin’le, tam tersi zıt görüşler ileri süren, bu ilaçlarının hafızaya çok iyi geldiğini[14] iddia eden Profesörle bir New York lokantasında tesadüfen karşılaşırlar. İçkilerini yudumlarken Dr. Orli Etingin sorar:
-Bu kadar bilimsel çalışmaya rağmen nasıl böyle bir iddiada bulunduğunuzu anlayamıyorum profesör, bu ilaçlar özellikle kullanım sırasında kadınları gerçekten aptallaştırıyor, kadınlar düşünme yeteneğini az veya çok mutlaka kaybediyorlar.
İçkisinden bir yudum daha alan profesör dalgın ve düşünceli bir şekilde cevap verir:
- Sizin de benim gibi kolesterolü yüksek olduğu halde ilaç kullanmak istemeyen çirkin bir karınız olsaydı, üstelik bu kadın sizden 500 bin dolar nafakayla boşanmak için dava açmış olsaydı, beni ve yaptığım çalışmamın değerini çok iyi anlardınız değerli dostum, demiş...
Dr. Orli Etingin bu olaya çok kızmış ve oldukça sert tepki göstermiş:
-Profesör demiş yaptığınız çok bencilce bir iş, bu bilime, mantığa ve mesleki dayanışmaya son derece aykırı, üstelik hiç etik değil! Keşke bunu bana ben karımdan 50 bin dolar nafakayla boşanmadan önce söyleseydiniz.

*******************
Yumurta kapıya dayandığında!
Yumurta ve kolesterol konusunda yıllardır sağda solda atıp tutan, bu konuyu diyet listelerine, yemek kitaplarına taşıyan, önceleri mangalda hiç kül bırakmayan bazı araştırmacılar, bizim yıllardır söylediklerimize değil de bazı meslektaşlarının yaptığı ‘yumurta kolesterol bombası değil’’ açıklamasına çok fena bozulmuşlar[15]. Kendilerini ‘Sezar’ sanan bu profesörlerimiz, arkadaşlarını da ‘Brütüs’ diye çağırmaktan geri kalmıyor ve kara kara düşünüyorlarmış:
-Yumurta geldi kapıya dayandı, şimdi bu yumurtayı nasıl ……. Pardon, bu işten nasıl kurtulacağız!...


Mevlüt Durmuş
Uzm. Biyolog
11 Ekim 2009


Konuyu ve Komediyi Anlamayanlar İçin Özel Bir Ek: Akşam Gazetesi: http://www.aksam.com.tr/2009/11/10/haber/saglik/501/kolesterol_ilaclarinda_depresyon_tehlikesi.html

Kolesterol ilaçlarında depresyon tehlikesi

On binlerce insanın kullandığı statin tipi kolesterol ilaçlarının yan etkileri arasında depresyon ve hafıza kaybı da olduğu ortaya çıktı. Şimdi, prospektüslerdeki uyarılara bu iki unsur da eklenecek
İngiltere'de yapılan araştırmalar, kolesterolü düşürmek için kullanılan statin tipi ilaçların, depresyon ve hafıza kaybına da yol açtığını ortaya koydu.Saygın tıp dergisi 'The Drugs and Therapeutics Bulletin' editörlerinden Dr. Ike Iheanacho, 'Bu ilaçları kullanan on binlerce kişi bu yan etkilere maruz kaldı' dedi. Gelecek aylarda, kolestrol düşürücü ilaçların prospektüslerindeki yan etkiler bölümüne, depresyon, hafıza kaybı, uyku güçlüğü, cinsel işlevsizlik ve tedavi edilmediği takdirde ölüme yol açabilecek nadir rastlanan bir akciğer hastalığına yol açabileceği uyarısının da ekleneceği belirtildi. Söz konusu ilaçlarla ilgili yapılan klinik incelemelerde ise, bu hapları kullanan deneklerin yüzde 12'sinde uyku bozukluğu, yüzde 12'sinde ereksiyon sorunu, yüzde 11'inde depresyon, yüzde 3'ünde çeşitli derecelerde hafıza kaybı ortaya çıktı. Iheanacho, hastaların, bu yan etkilere rağmen bu ilaçları kullanmaktan vazgeçmemeleri gerektiğini de sözlerine ekledi. DIŞ HABERLER SERVİSİ

Dipnot ve Kaynaklar

[1] http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=120886
[2] Prof. Dr. Mehmet Öz’ün Cumartesi günü yazısı 10.10.2009
http://www.sabah.com.tr/Gunaydin/Yazarlar/2009/10/10/kolesterol_dusurucu_ilaclar_sifa_deposu [3] M.Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayy kitap.

[4] http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/377493.asp
[5] http://www.cnnturk.com/2008/saglik/02/27/kolesterol.ilaclari.zaturreeye.iyi.geliyor/432313.0/index.html [6] http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=165772

[7] Do, Catherine et al (2009). Statins and Erectile Dysfunction: Results of a Case/Non-Case Study using the French Pharmacovigilance System Database. Drug Safety: 1 July 2009 - Volume 32 - Issue 7 - pp 591-597
doi: 10.2165/00002018-200932070-00005. (Abst).

[8] http://www.sabah.com.tr/Gunaydin/Yazarlar/2009/10/10/kolesterol_dusurucu_ilaclar_sifa_deposu (Prof. Dr Mehmet Öz’ün yazısı)

[9] http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=HaberDetay&ArticleID=986472

[10] http://beslenmebulteni.com/bes/index.php?option=com_content&view=article&id=215:doktorunuz-kolesterol-dueueruecue-ilaclarn-kansere-yol-acabilecei-ihtimaline-kar-sizi-uyard-m-&catid=79:kalp-hastal&Itemid=376

[11]
http://arsiv.sabah.com.tr/2008/04/01/haber,F1FAD0FB2CC0458DB10E659956701955.html

[12] http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=5555118&p=2

[13] http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=95365&do=print

[14] http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/454570.asp

[15] http://www.stargazete.com/yasam/yumurta-kalbe-iyi-geliyormus-haber-217139.htm

25 Eylül 2009 Cuma

Vitamin D'nin azlığı yavaş yavaş öldürür, çünkü...


D vitamini de dahil
organizmadaki bütün
steroidler hücre içinde
kolesterolden yapılırlar.
Peki ya hücre içindeki kolesterol
miktarı yeterli değilse neler
olabileceğini hiç düşündünüz mü?

Kolesterol ve Akıl Oyunları,
Hayykitap


VİTAMİN D'NİN AZLIĞI YAVAŞ YAVAŞ ÖLDÜRÜR, ÇÜNKÜ…

Bilim ve özellikle tıp bilimleri mantıktan uzaklaşıp rütinleşmeye[1], bürokratikleşmeye başladığında, yaptığınız ve yapacağınız işlemler, araştırmalar konusunda yeni düşüncelere ve yeni fikirlere ihtiyaç duymuyorsanız artık bilimle gerçek anlamda işiniz kalmamıştır.

Bilim nedenler (sebep) ve sonuçlar arasında ilişki kurmaya çalışır. Sonuçları gördüğü zaman, nedenleri sürekli sorgulama ihtiyacı duymalıdır.

Özellikle tıp alanında çalışan araştırmacılar olumsuz laboratuvar sonuçlar elde ettiğinde, söz konusu sonucu ortaya çıkaran nedenleri düşünmelidir. Çünkü çeşitli nedenler (sebepler) sonuçlar üzerinde etkilidir. Nedenleri olmayan sonuçlarla işlem yapmak bilimin doğasına ters düşer. Nedenler araştırılmadan, tartışılmadan sadece ve sadece sonuçlar üzerinde ortaya koyulan sözde ‘bilimsel’ makale ve yayınların sadece ‘akademik yayın’ olarak bir değeri vardır. Çünkü bilim neden-sonuç (sebep-sonuç) ilişkisini araştırmak için vardır. Sonuçları gördükten sonra nedenleri arar ve bulur. Nedenleri (sebep) ortadan kaldırmadan, sadece ortaya çıkan laboratuvar sonuçlarını değiştirmeye çalışmak bilim ya da bilimsellik değildir.

Bu konuda sayısız örnek verilebilir…

Fakat güncel bir konudan, örneğin D vitaminiyle[2] ilgili bir örnek verelim, gerçekten de D vitamini eksikliği sayısız hastalıkla ilişkili bulunabilir[3]. D vitamin düzeyi normal olan insanlar daha uzun yaşama potansiyeline sahiptir. Yani D vitamini düşük bir hasta grubunda daha erken ölüm (mortalite) veya diğer hastalıklar daha fazla görülebilir. İşte size son günlere ait bir haber:

“D vitamini eksikliğinin özellikle ileri yaşlarda kalp hastalıklarında ölüm riskini artırdığı belirlendi.İtalyan La Stampa gazetesinde yayımlanan habere göre, ABD'deki Colorado Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Massachusetts Hastanesi tarafından yapılan araştırma sırasında, kandaki D vitamini düzeyi ile 65 yaş üstü ölüm oranı arasındaki ilişki incelendi.Araştırmacılar, 3 bin 400 kişinin kan örneklerini analizi sonucunda, D vitamini oranı düşük olanların kalp hastalıklarından ölme riskinin diğerlerinden üç kat fazla olduğunu tespit etti.Araştırma ekibinde yer alan Doktor Adit Ginde, D vitamini takviyesinin kolaylığına dikkati çekerek, bu şekilde daha sağlıklı bir yaşam sürülebileceğini söyledi.”[4]

Nedenler değil, sonuçları açısından bakıldığında halkın bilgilenmesi için gerçekten güzel bir haber! Kısaca yaşlandığımız zaman D vitamini düzeyimiz azalıyormuş, D vitamini düşük olanların kalp krizi geçirme riski, diğerlerine göre üç kat artıyormuş. Belli bir yaştan sonra D vitamini takviyesi son derece yararlıymış. Bütün bunlar doğru, gerçektende yaşlandığınız süre içinde D vitaminine ihtiyaç var…

Peki neden? Neden D vitamini neden özellikle ben yaşlandığımda azalıyor? Neden yaşlandığımda D vitamini almak zorundayım? D vitamini normal şartlarda nasıl ve nerede yapılıyor?

Bu tamamen un, şeker, yağ ve helva meselesi! Yani helva yapacak malzemelerinizin olması halinde sorun çıkmaz!

Cevaplar son derece basit! D vitamini yapımı için hücre içinde bazı şartların tam olması gerekir.

D vitamini hücre içinde yapılır. Normal şartlarda, D vitamini oluşumu için güneş ışığı mutlaka gereklidir!

Fakat daha da önemlisi hücre içinde, D vitaminini oluşturacak temel moleküllerinizin hücre sitoplazmasında yeterli miktarda olması gerekir. Temel steroid molekülünüz hücre içinde zaman içinde azalıyorsa D vitamini oluşumu da mutlaka riske girecek, zaman içinde mutlaka diğer steroid yapılar[5] gibi D vitamini de organizma içinde azalacak, D vitamini eksikliği ortaya çıkacaktır.

Çünkü kandaki yüksekliği ne olursa olsun, hücre içinde (kullanılabilir) kolesterol miktarı[6] zamanla azalmıştır!

Yaşlandığımız süre içinde de hücre içindeki kolesterol azalacaktır!

Kolesterol ve D vitamini, ne alaka demeyin!

Çünkü hücre içinde D vitamini sadece kolesterol molekülünden yapılır!...



Mevlüt Durmuş
Uzm. Biyolog
25. 09. 2009


DİPNOT VE AÇIKLAMALAR


[1] Sürekli yinelenen ve artık düşünmeden yapılan eylemlerin tümü.
[2] Adit A. Ginde et al (2009). Association Between Serum 25-Hydroxyvitamin D Level and Upper Respiratory Tract Infection in the Third National Health and Nutrition Examination Survey. Arch Intern Med Vol. 169 No. 4, February 23, 2009. (abst)
[3] Vitamin D düşüklüğü ile kanser dahil bir çok hastalık ilişkilendirilmiştir. İlişkilendirilmeyen hastalıklar da D vitamin düzeyiyle çok rahat istatistiksel olarak ilişkilendirilebilir, bolca yayın yapılabilir.
[4] http://www.hurriyet.com.tr/yasasinhayat/12536429.asp?gid=245
[5] M. Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayy kitap. İstanbul (Hücre içi kolesterol miktarı ve kan kolesterol miktarı birbirinden farklı ve bağımsızdır)
[6] Özellikle % 70 oranında, karaciğer dışı organların kolesterol yapımını dolaylı olarak gösteren HDL kolesterol düzeyi mutlaka azalmıştır.

13 Eylül 2009 Pazar

KOLESTEROL: ESKİMİŞ BİR ŞEHİR EFSANESİ


Akıl önüne çıkan bir yolda dümdüz
gitmek değil, bazen gittiği yolun doğru
olup olmadığını da sorgulamayı
gerektirir.
Kolesterol ve Akıl Oyunları kitabından...










http://www.isteinsan.com.tr/yazarlar/kolestrol_bir_masal_daha_5.html



KOLESTEROL: ESKİMİŞ BİR ŞEHİR EFSANESİ

Kim ne derse desin, ne kadar direnirse dirensin artık taşlar yerinden oynadı. Sadece bu durumu kavrayabilmek için başkalarının aklını değil, kendi aklınızı kullanmak zorundasınız[1]. Özellikle kolesterol konusunda sağda solda sık sık atıp tutan, mangalda kül bırakmayan araştırmacılar yeni ortaya çıkan kolesterol görüşleri, kolesterol tartışmaları içerisindeki konumlarını belirlemek sahip oldukları düşünceleri yeniden gözden geçirmek zorundalar.


Çünkü kolesterol konusunda değişim kaçınılmaz... Önemli olan sizin bu değişim sürecinin neresinde olduğunuzdur!

Bilimin kalıplaşmış düşüncelerinden kopamayanlar, bilimi bilimsel tutuculuk olarak görenler, güncel kolesterol tartışmaları konusunda kendilerini yenilemeyenler için farklı düşünceler her zaman ciddi sorundur. Eski bilgi sürekli değişime direnir, yeni görüşleri bilimsel bir tartışma olarak kabul etmek istemezler. Bu nedenle yeni konular hiç tartışılmaz, tartıştırılmaz ve yok sayılırlar. Bilime en çok zararı bilimsel tartışmalar, yanlışlar veya bilimsel yanılgılar değil bu anlamsız bakış açısı zarar verir.


Oysa çözüm kolay.


Her hangi bilimsel bir konunun karşısında olanlar ya direnecekler, ya kabul edecekler ya da kendi eleştirilerini ortaya koyacaklardır; böylesine kaotik ortamlardan kurtulabilmenin başka bir yolu maalesef yok…


Bilim tartışmaktan ve konuşmaktan korkmamalıdır!


Bizim düşüncelerimize göre çok daha da önemlisi, tıp kitaplarımızda yer alan kolesterol yüksekliği ve kolesterol yüksekliğinin nedenlerini açıklamaya çalışan saçma sapan düşüncelerin artık yeniden yazılma zamanı çoktan gelmiştir. Ancak bu şekilde yeni yetişen geleceğimizin ve çocuklarımızın doktorları yanlış ve sorgulamadan kabul edilen ‘kolesterol’ bilgilerinden kurtulmuş olur. Bu sene kolesterol konusunu okuyacak öğrenciler, geleceğimizin tıp doktorları kitaplarımızdaki ‘kolesterol ve hastalıklar’ konusunu daha dikkatli dinlemeliler, bu konuları ve sorunları akademik anlamda hocalarıyla mutlaka tartışmalılar. Özellikle tıp ve tıbbi araştırmaların içinde olanlar, bilimsel gelişmelere ve değişimlere her zaman hazır olmalılar. Bilgi felsefesi ve bilim, sadece bilgi edinme konusu değildir, her türlü bilgi mutlaka zaman içinde ‘değişim faktörünü’ de kendi bünyesinde içerir. Tıp bilimlerinin temeli hiç bir zaman ön yargılara, peşin varsayımlara dayanmaz. Tam tersine ön yargılı oluşturulmasına karşıdır. İnsanlar ve araştırmacılar kendilerinin temel bilgilerinden ne kadar emin olurlarsa olsunlar, söz konusu bilgilerde bazı değişimler olabileceğini de sürekli hatırlamak, yeni bilgi ve görüşlere karşı sürekli hazırlıklı olmak zorundadır.


Unutulmaması gereken önemli nokta, yıllardır kafamıza acımasızca kazınan saçma kolesterol düşüncelerinin atılması her şeye rağmen çok uzun yıllar alacaktır. Sinemalara, tiyatrolara, çizgi filmlere kadar sıçramış kolesterol konusundaki yanlış şehir efsanelerinden kurtulmasının teorik zorluklarını düşünüyor, gerçekten işin içinden çıkamıyor, dahası bazen bende gülüyorum. Sigaranın yasak olmadığı dönemlerde çevrilmiş filmlerde, sigara içen artistin sigarasını göstermemek için yapılan karartma, beyazlatma, X koyma oyunları çok yakında ‘kolesterol’ içinde farklı şekillerde bu filmler için uygulanabilir! Şaka bir tarafa kaçınılmaz olarak, kolesterol konusundaki bizce yanlış bilgilerin değiştirilmesi için mutlaka bir yerlerden mutlaka başlaması gerekiyor.


Fakat kolesterol yalanlarının düzeltilmesine nereden başlamalı? Düzeltilmesi gereken o kadar çok nokta var ki!...


Keşke kolesterol yalanları, öncelikle bütün üniversitelerin akademik tartışma ortamına girebilse! Sahi unutmadan her üniversitenin ‘bilim kurulu’ mutlaka var, keşke birileri çıkıp ‘…yok kardeşim siz saçmalıyorsunuz, iddialarınız tümüyle yanlış. Kolesterol bizim üniversite bilim kurulumuza göre suçlu’ diyebilse…


Fakat kişisel olarak bilim kurullarının, her hangi bir bilim konusunu doğrudan tartıştıklarını ben hiç görmedim! Biz kendi tecrübelerimize bakarak bunun mümkün olamayacağını düşünüyoruz…


Üzücü olan nokta şu; kolesterol hakkında ortaya atılan eski, klasik ve yanlış düşünceler hala bazı ‘akademik çevreler ve doktorlarca’ korunmaya çalışılıyor! Akademik çevreler ve bazı doktorların ‘kolesterol zararlı’ düşüncesindeki bizce anlamsız ve hiçbir sonuç vermeyecek. Fakat daha uzun yıllar ‘klasik kolesterol görüşlerindeki’ ısrarı devam edecek gibi görünüyor. Söz konusu kolesterol şovenliği ilerleyen zamanda akademisyenlere, doktorlara, bilim adamlarına bir şekilde zarar verecektir, günümüz çoğu araştırmacılarının şimdi göremediği, bizim üzüldüğümüz nokta bu…


Sonuç olarak ‘kolesterol’ konusuyla az veya çok ilgili olduğunu düşünen her birey, sürekli bilgilerini gözden geçirmeli, bilgilerini mutlaka yenilemelidir. Özellikle günümüzde oldukça komik duruma (?) düşen kolesterol teorisinin eksiklikleri ve yanlışlarını ‘doktorlar ve akademisyenler’ kendileri bizzat ortaya koyabilmeli ve tartışabilmelidir. Oysa bizde tartışma kültürünün çok fazla gelişmediğini, genellikle tartışmaların kavgayla ve hakaretlerle sonuçlandığını her birey bilir. Tartışmaları düşünenler değil, en çok bağıranlar kazanmış gibi görünürler!


Kolesterol konusuyla birinci derecede ilişkili ilaç şirketlerinin de desteği ile ortaya çıkan akademik dünyadaki bu aşırı direnç, insanların kendi doktorlarına güvenlerini az ve çok, ama mutlaka etkileyecek, aykırı sesler günden güne artacak ve zaman içinde katlanarak çoğalacaktır.


Kolesterol konusundaki insanlardaki bilgi yenilenmesi, istisnaları olmakla birlikte genel anlamda tavandan değil, tabandan gerçekleşecektir… Kısaca ortaya çıkan akademik ve mesleki direnç nedeniyle, insanlar bu konudaki tartışmaları, akademisyenler ve doktorlardan önce kavradıklarında, insanlar (!) kendi yumurta ve yağlı et yeme deneylerinde kolesterolün masum olduğunu gördüklerinde çeşitli sorunlar ortaya çıkacaktır.


Aykırı sesler, monoton ve monolog sesler kadar kötü değildir! İnsanlarda zorla ortaya çıkarılan kolesterol korkusu, artık monolog bir söylem olmaktan çoktan çıkmıştır. Aykırı sesler çalışan, aykırı düşünen ve akıl oyunları oynayan beyinlerden çıkar! Bunların içinde ne kadar çok akademisyen, ne kadar çok doktor olursa vatandaşların tıp bilimine güveni o kadar iyi olur.


Nitekim, yerleşik kolesterol düşüncelerine karşı sıra dışı görüşler, Prof. Dr Ahmet Aydın gibi düşünen aydınlarımızın katkılarıyla, bizim ülkemizde de son zamanlarda çoğaldı ve kendini aynı düşünce içinde kalarak farklılaştırdı ve geliştirdi. İnsanlar arasında azımsanmayacak boyutlarda araştırmacı, doktor, yazar ve düşünür artık kolesterol gerçeğini bütün çıplaklığı ile görüyor, yazıyor ve söylüyorlar.

Bazıları hariç!

Konunun ve bu güncel tartışmaların önemini görmeyenler, görmek istemeyenlere söyleyeceğimiz hiçbir şey yok!...


Bu konuda son olarak okuduğum, sayın Emre Konuk, kolesterol konusundaki güncel yaklaşımları, ‘şehir efsaneleri’ olarak gördüğünü yaklaşık 4-5 haftadır sürekli bir dizi halinde son derece akıcı ve eğlenceli bir şekilde yazıyor, okuyucularına anlatmaya çalışıyor. Shane Ellison, Uffe Ranskov gibi günümüz kolesterol düşüncelerini eleştiren yurtdışındaki araştırmacıların düşüncelerini Emre Konuk daha derli toplu, biraz nüktedan bir şekilde uzun bir yazı dizisiyle tümüyle özetledi[2].


Elbette bizlerde yüksek kolesterol konusunda değerli araştırmacılarımızdan çok farklı düşünmüyoruz. Dahası bizler Türkiye’de farklı, ‘kolesterol masumdur’ düşüncesinden bir adım daha ileriye gidip, kolesterolün neden ve nasıl masum olabileceğini, kolesterolün neden yüksek olmak zorunda olduğunu da matematiksel ve mantıksal olarak araştırmacılara gücümüz yettiğince, dilimiz döndüğünce açıklamaya çalışıyoruz. Çünkü bu durum sözü geçen yurt dışı kaynaklı araştırmacılarımızda bize göre biraz eksik kalmış çok önemli noktaları oluşturuyor.


Kolesterol ve kolesterol yüksekliği elbette masum olabilir, fakat kolesterolün neden ve nasıl masum olabildiği, neden kolesterolün bazen yükselmek zorunda kaldığının ‘matematiksel olarak’ açıklanması sanırım bize kaldı.


Çoğu okuyucumuzun bildiği gibi, ‘Kolesterol ve Akıl Oyunları’ kitabıyla karanlıkta kalan bazı noktalar ve bizim mesajımız oldukça açık ve net bir şekilde verildi. Biz kolesterol yüksekliğinin karaciğer metabolizmasına ait bir sonuç olduğu, karaciğer organında partikül (ve kolesterol) yıkımıyla ilgili bir hatayı doğrudan gösterdiğini söylüyoruz. Karaciğer hücrelerinin lipit (ve kolesterol) taşıyan parçacıklarının, karaciğer tarafından kana verildikten sonra, tekrar geri dönemediği için kanda kolesterolün bazen yükselebildiğini (göreceli) açık bir şekilde söylüyoruz.

Unutmayın, karaciğerin fazla kolesterol ürettiği koca bir yalandır. Karaciğer tarafından salgılanan lipit ve kolesterol taşıyan çeşitli parçacıklar, tekrar karaciğere dönemediği zaman kanda tek parametredeki kolesterol yüksekliği (göreceli) ortaya çıkar ve bu durum matematiksel olarak kaçınılmaz ve zorunludur.


Sözü fazla uzatmayalım!


Bizim Türkiye’li sıradan bir biyolog olarak düşüncelerimizdeki farklı noktaları[3] da unutmadan sizleri Emre Konuk’un samimi, eğlenceli anlatımıyla baş başa bırakıyor ve kolesterol konusunun artık bir şehir efsanesi olarak anıldığını tekrar tekrar vurgulamak istiyorum…





EMRE KONUK’UN KALEMİNDEN: KOLESTEROL VE ŞEHİR EFSANELERİ[4]

Geçen hafta “şehir efsaneleri” dizisinden “kolesterol masalını” irdeleyeceğimizi müjdelemiştik. Daha önce de hatırlayacaksınız kilolu olmakla, yani şişmanlıkla sağlık arasındaki ilişkiyi irdeleyen bir dizi yazı yazmış ve bazı saygın uluslararası kurumların araştırma sonuçlarının bilinçli olarak çarpıtılmasına nasıl aracı olduklarını ve çarpıtılan verileri sağlık ve beslenme politikalarını oluşturmada nasıl rahatlıkla kullandıklarını görmüştük.

Hastalık imal edilir mi?

Aslında altını çizdiğimiz şey; komik gibi gelecek ama hiç yoktan hastalık imal etmekle ilgiliydi. Yani olmayan bir hastalık tanımlayıp, milyonlarca hasta yaratırsanız ve olmayan bir hastalığın tedavisi için işe yaramayan bir ilacınız varsa iyi iş yakalamışsınız demektir.

Ruh sağlığı alanından örneği verelim. 1960’lara kadar homoseksüellik, DSM 4 diye bilinen, Amerikan Psikiyatri Derneği’nin yayınladığı uluslararası akıl hastalıkları teşhis manüelinde bir “akıl hastalığı” olarak tanımlanırdı. Bu “hastalara” ilaç verilir ve terapi uygulanırdı. Tabii ortada bir hastalık olmadığı için tedavisi de yoktu. Yani bütün dünyada milyonlarca insan homoseksüel oldukları için akıl hastası muamelesi görürdü. İlaçlarını alırlar, kuzu kuzu terapilerine giderlerdi. Tabii hiç biri “iyileşmediği” için onları iyileştirmeye çalışanları zengin ederlerdi.

Bir başka örnek ise şişmanlığı pratik bir biçimde tanımlayan BMI endeksinde, normal kilonun nasıl tanımlandığıdır. Eğer beden ağırlığınızı boyunuzun karesine bölerseniz BMI endeksini bulursunuz. Eğer bu rakam 30’un üstündeyse şişmansınız ve tedavi olmanız gerekir. Yıllar önce şişmanlığın, yani sağlıksız/hasta olmanın ölçüsü 35 idi. Bir tarihte bu rakam 35’den 30’a indirildi ve birden 70 milyon Amerikalı bir gecede tedavi edilmesi gereken hastalar kategorisine giriverdi. Tabii bir o kadar da Avrupalı. Bütün dünyada bu rakam kaç milyarı bulmuştur bilemiyoruz.

Şişmanlığın tedavisinde kullanılan ilaçlar her gün alınır. Yani şirkete iyi para kazandırırsınız. Çünkü neredeyse kimse zayıflayıp, geldiği yerde duramadığı için pratikte her gün ilacınızı almak zorundasınızdır. İlaç yetmediği için, yemek tüketiminizi denetleyebilmek için diyetisyene gidersiniz. O da yetmez, bir de terapiste gider. Tabii ortada hastalık olmadığı için ve herkes olmayan bir problemi halletmeye çalıştığı için hiç kimse “iyileşmez.”

İşin vahim tarafı, kimsenin iyileşmediği herkes tarafından, yani doktorlar, diyetisyenler, araştırmacılar, terapistler, ilaç şirketleri tarafından net bir biçimde bilindiği halde, bu oyun boyutları artarak sürdürülmektedir.

Aynı oyun kolesterol için de oynanmaktadır. Yüksek kolesterolün başta kalp olmak üzere ciddi hastalıklara neden olduğu henüz gösterilmemiştir. Son söyleyeceğimizi şimdiden söyleyelim: Bir sürü araştırma, kolesterol yükseldiğinde daha uzun yaşadığımızı, düşükse daha çabuk hakkın rahmetine kavuştuğumuzu göstermektedir.

İyi mi?

Önümüzdeki hafta böyle bir yalana nasıl inandırıldığımızı göreceğiz.

****************************************

Birkaç ay önce fazla kilolu olmakla, yani şişmanlıkla sağlık arasındaki ilişkiyi irdeleyen bir dizi yazı yazmıştım. Bu konuda bildiklerimizin, daha doğrusu doğru diye bildiklerimizin çoğunun “şehir efsanesinden” öteye geçmediğini görmüştük. Ama en büyük hayal kırıklığımız; “bilimin kalesi” diye bildiğimiz NIH (Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüleri) ve WHO (Dünya Sağlık Teşkilatı) gibi bazı uluslararası kurumların araştırma sonuçlarının bilinçli olarak çarpıtılmasına aracı olmaları ve çarpıtılan verileri sağlık ve beslenme politikalarını oluşturmada fütursuzca kullanmaları olmuştu.

Yani güvendiğimiz dağlara kar yağmıştı.

Bu araştırmanın sonucu en azından 20 yıldır “kaka” olan yumurtama, hata günde iki adet olmak üzere kavuşmuş, tereyağını ve kırmızı eti ve daha pek çok “zararlı” maddeyi her fırsatta tadını çıkara çıkara tüketmeye başlamıştım.

Bu arada 10 yılda bir hafif tıkanma eğilimi gösteren damarlarımı Florence Teyze’nin orada icra-i sanat eden Baş Baloncu Vedat Hoca’ya açtırmış, tamamına 500 yıl bir daha tıkanmamak üzere Pimapen döşetmiş, bütün bunların bana verdiği manevi güçle zaten pek de düşük olmayan çalışma tempomu da 3’le çarpmıştım.


Bana göre ben vatanına milletine faydalı olmaya çalışan, ilim ve irfanın yol göstericiliğine inanmış, Atatürk’ün izinden giden has bir Cumhuriyet çocuğuna yakışır biçimde davranıyordum. Ama tabii ki bir takım karanlık güçler burada da harekete geçmekte gecikmediler. Konu değişik mahfelerde münakaşa edilip vuzuha kavuşturulduktan sonra piyasalardan destek arandı.

En ilginci arkadaşlarımın ve meslektaşlarımın tutumları oldu. Buradaki çeşitlilik, sıkıştığında ya da işine geldiğinde Türk insanının ne kadar yaratıcı olabildiğini göstermesi bakımından çok öğretici oldu. Aynı temanın varyasyonları olduğundan bu çeşitlemenin ayrıntısına girmeyeceğim.

Beni seven ve düşünen insanlara ve arkadaşlarıma göre “orta yaş bunalımına” girmiştim. En az 25 yıldır bu merete ne zaman gireceğim diye zaten merak edip dururdum. Terapi seanslarından, bu durumdan girenlerin değil giremeyenlerin şikâyetçi olduğunu işitirdim hep. Doğruymuş.

Meslektaşlarım “orta yaş bunalımı” gibi “banal” bir yorum yapmadılar tabii ki. Yakışık almazdı. Çoğunluğu daha çok belli koşullarda ortaya çıkan “karakter değişimine” işaret ettiler. Aslında kimsenin günahını almayayım, yine de kibar ve ince davrandılar. “Kişilik bozukluğu” filan da diyebilirlerdi. Demediler.
Daha sofistike olanları ise; her insan canlısının ister istemez hesaplaşmak zorunda kaldığı “ölüm korkusuyla” ve “varoluşçu bunalımla” açıkladı durumu. Hatta görüşlerine değer verdiğim bir tanesi; “averaj Türk erkeğinin hiçlikle sınavı” gibi son derece devalüe eden yorumunu bile dinlemek zorunda kaldım. Allah insanı düşürmesin. Neyse ki “sağlam ve olgun psikolog” rolünü öğreneli çok oldu da takmıyoruz kafaya.
Mesleği hekimlik olan yakınlarım ise şahsımla ilgili yaşadıkları paniği hiç belli etmeden, çok kibar bir dille istisnasız ilaç önerdiler. “Bir dörtte birle başla, gerekirse arttırırız” en yaygın yaklaşımdı. Sevilmek ne kadar güzel bir his.

Tabii salim kafayla düşününce hak vermemek elde değil. Sen durup dururken yumurta, et, tereyağı yemeye başla, kolesterole kafayı takma, kolesterol ilacını kes, uyarılara kulak verme, çok çalış, çok yorul, işinden keyif al, enerjin yerinde olsun, yüzün gülsün. Kolay hazmedilir bir durum değil.


Neyse, biraz da abartılı gırgır bir tarafa, o zaman “kafayı şimdi de kolesterole taktım” demiştim. Aynı, “fazla kilo-hastalık” meselesinde olduğu gibi, kolesterol meselesinde de araştırmaların, doğruların, verilerin ciddi bir biçimde çarpıtıldığını, beslenme politikalarının bu çarpık zemine dayandırıldığını gördüm. Yer kalmadı. Haftaya “Kolesterol masalını” irdeleyeceğiz.

************************************

Geçen hafta olmayan bir hastalık nasıl imal edilir, imal edildikten sonra nasıl “tedavi edilir”, tabii olmayan bir şeyi ortadan kaldırmak çok zor bir mesele olduğu için bilim adamlarının, uzmanların ve saygın araştırma kurumlarının -bilerek veya bilmeyerek- bu işi nasıl sürdürebildiklerini görmeye çalışmıştık.

Zamanında bir akıl hastalığı olarak tanımlanan homoseksüelliğin nasıl olup da sonradan hastalık kategorisinden çıkartıldığını görmüştük. Bu, bin senedir ciddi bir hastalık olarak bilinen veremin, bir gün artık hastalık olarak tanımlanmaması gibidir. Ama olmuştur ve bu garip süreç, pek de sorgulanmamıştır.
Sonra da aynı oyunun kolesterol için de oynandığını söylemiştik. Yüksek kolesterolün başta kalp olmak üzere ciddi hastalıklara neden olduğunun henüz gösterilmediğini, tersine bir sürü araştırmanın, kolesterol yükseldiğinde daha uzun yaşadığımızı, düşükse daha çabuk hakkın rahmetine kavuştuğumuzu gösterdiğini söylemiştik. Dikkatinizi çekerim: Kolesterol yüksekse daha az, düşükse daha çok yaşıyoruz. Yani yazım yanlışı falan yok!


Şimdi verileri, bulguları ve araştırmaları sıralayalım:
-Kolesterolle ilgili programları Amerika’da “Ulusal Kolesterol Eğitim Programı (National Cholesterol Education Program - NCEP)” adlı kurum yönetmektedir. Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) da dahil olmak üzere herkes bu programa uymaktadır.
-NCEP’i yöneten dokuz kişinin sekizi ilaç firmaları hesabına çalışmaktadır.
-Kolesterol ilaç pazarı 26 milyar doları bulmaktadır. Üstelik bu, 2005 yılı rakamıdır.
-San Diego Tıp Fakültesindeki araştırmacılar, 75 yaşın üzerindeki kişilerde yüksek kolesterolün koruyucu rol oynadığını belirtiyor. Çünkü düşük kolesterol, kalp krizi geçirildiğinde -başlıca ölüm nedeni olan- ritim bozukluğu riskini arttırıyor.
-European Heart Journal’da yayınlanan ve 11 bin 500 hasta ile yapılan bir araştırmada Behar ve ekibi, düşük ve yüksek kolesterol seviyelerine sahip kişilerin, kalp hastalığına bağlı ölüm riskinin eşit olduğunu belirtmiştir. Düşük kolesterollü kişilerin de en çok kanser nedeniyle öldükleri görülmüştür.
-American Medical Association Journal’da yayınlanan “Kolesterol ve Ölüm: Framingham Çalışmasında 30 yıllık Takip” başlıklı araştırmada, 50 yaşın üzerinde yüksek olan kolesterolün ölüm oranını etkilemediğini, toplam kolesterol düzeyindeki yıllık her 1mg/dl düşme için kalp damar hastalığından ölüm oranlarının yüzde 14 arttığını bildirmişlerdir.
-Journal of the American Geriatric Society’de Brescianini ve ekibinin yayınladığı araştırma da, toplam kolesterol düzeyinin düşük olmasının (189mg/dL), yüksek olmasına göre (400mg/dL) ölüm riskini arttırdığını açıklamışlardır. Yani kolesterolünüz düşükse daha erken ölüyorsunuz. Araştırma üç bin 295 kişiyle yapılmış.
University of California at San Francisco (UCSF)’da Walsh ve Grady, kolesterol düşüren ilaçların kadınlarda kalp hastalığından kaynaklanan ölümleri azalttığına dair bir kanıt olmadığını söylüyor.
-Araştırmacı Holme ve ekibi yaptıkları meta analizde yani çok sayıda araştırmayı bir araya getirerek yaptıkları değerlendirmede, kolesterol düşürücü kullanan yaşlıların, ölüm oranlarında bir düşme olmadığını gösterdi.
-Kolesterol düşürücü ilaçların kadınlarda ve yaşlılarda bir işe yaramadığı anlaşılıyor. Çocuklarda, ergenlerde, değişik etnik gruplarda nasıl etki ettiğini de bilmiyoruz. Çünkü bu alanda araştırmalar genellikle orta yaşlı erkeklerle yapılmış durumda.
Haftaya devam.
********************************************
Birkaç haftadır kolesterolle ilgili “şehir efsanelerini” yazıyorum. Geçen haftayı özetleyelim:• Kolesterolle ilgili araştırmaların toplandığı, yönetildiği kurumun (NCEP) başındaki araştırmacıların neredeyse tamamı aynı zamanda büyük ilaç şirketlerinin hesabına çalışmaktadır. • Yüksek kolesterolün başta kalp olmak üzere ciddi hastalıklara neden olduğu henüz gösterilmemiştir. • Bir sürü araştırma kolesterol yükseldiğinde daha uzun yaşadığımızı, düşükse daha çabuk hakkın rahmetine kavuştuğumuzu gösteriyor. • Kolesterol ilaç pazarı, 26 milyar doları bulmaktadır. Bu 2005 yılı rakamıdır. • 75 yaşın üzerindeki kişilerde yüksek kolesterolün koruyucu rol oynadığı belirtiliyor.• 11 bin 500 hasta ile yapılan bir araştırmada, düşük ve yüksek kolesterol seviyelerine sahip kişilerin, kalp hastalığına bağlı ölüm riskinin eşit olduğu belirtilmiştir. Düşük kolesterollü kişilerin en çok kanser nedeniyle öldükleri görülmüştür. • 50 yaşın üzerinde yüksek olan kolesterolün ölüm oranını etkilemediği, toplam kolesterol düzeyindeki yıllık her 1mg/dl düşme için kalp damar hastalığından ölüm oranlarının yüzde 14 arttığını bildirilmiştir.• Kolesterol düzeyinin düşük olmasının, ölüm riskini arttırdığı açıklanmıştır. • Kolesterol düşüren ilaçların kadınlarda kalp hastalığından kaynaklanan ölümleri azalttığına dair bir kanıt yoktur. • Kolesterol düşürücü kullanan yaşlıların ölüm oranlarında bir düşme olmadığı belirlenmiştir.


Bu çalışmaların kaynaklarını büyük ölçüde geçen hafta yazmıştım. Seri bitince tamamını vereceğim.

Rakamlara İşkence


Birinden bilgi almaya çalışıyorsanız -o kişi de diretiyorsa- biraz orasını burasını burarsınız konuşur. Yapılanın bazen işkence olup olmadığı bile tartışılır. İstatistik jargonunda “rakamlara işkence” diye bir uygulama vardır. Zar zor bir fon bulduğunuz araştırmanız, onca zahmetten sonra umduğunuz sonuçları vermedi. Her şeyi çöpe atmak yerine medyanın, doktorların, psikologların, psikiyatristlerin, beslenme uzmanlarının (daha doğrusu ruh sağlığı ve beden sağlığı hizmeti sağlayan tüm profesyonellerin) araştırmayla uğraşanlarının beklentilerini istatistik karşılamadığında yaptıkları bir şey vardır: Rakamlara işkence! Yani rakamların orası burası burulur ve arzulanan sonuç elde edilir. Tabii bunları yapanlar yani etikası yamulmuş olanlar, Allah’tan azınlıktadır.

İlaç işine giren araştırmacıların etikası yamuk olanları ne yazıktır bu yönteme neredeyse hep başvurur. İlaçların işe yarayıp yaramadığını anlamak için başvurdukları bazı kavramlar vardır ve bunlar yetersiz kaldığında yeni kavramlar icat edilir. Bunların ne anlama geldiği de açıklanmaz. Sık başvurulan bir iki tanesi “Toplam ölüm oranı” ve “göreceli risk azalmasıdır”.

Toplam ölüm oranı, bir ilacın riskli olup olmadığını anlamak için bakılması gereken en güvenilir istatistiktir. Toplam ölüm oranına bakılması bir ilacın, kullanılırken sizi kanser, kalp krizi veya başka bir hastalıktan öldürmediğini garantiler. Toplam ölüm oranını bildirirken, ilaç firmaları ya “mutlak” ya da “göreceli” kavramlarını kullanırlar. “Göreceli risk azalması”, etikası yamulmamış araştırmacılar ve istatistikçiler tarafından itibar görmez çünkü güvenilir değildir. Böyle olmakla birlikte ilaç firmaları yalnızca bu istatistiği vermeye devam eder. Çünkü bu istatistiğin temel görevi, ilacı daima olduğundan daha etkili göstermesidir.
Bir deneyde, beş yıl kolesterol düşürücü ilaç kullanan kişilerde mutlak toplam ölüm oranında 0.9 azalma olduğunu oysa prospektüsünde toplam ölüm oranında yüzde 22’lik azalma olduğu yazmaktadır. Diğer bütün kolesterol deneyleri aynı resmi çizmektedir. Bir başka deneyde, ortalama 4.9 yıllık izleme sonucunda ilaç uygulandığında, düşük ve yüksek kolesterol arasındaki toplam ölüm oranında mutlak risk azalması yüzde 0’dır. Ne düşük ne yüksek grupta, ilaçla ilgili uygulama erken ölümleri önlememiştir.

Aşağıda en büyük ilaç firmalarından birinin, en çok kullanılan kolesterol düşürücü ilaçlardan biriyle ilgili ilanının metnidir. Aşağıdaki metin, ilanda en dipte ufak harflerle yer almaktadır. Firma ve ilaç adını gizli tutuyorum:

Önemli bilgi: X ilacı reçeteyle satılan, kolesterolü düşürmek amacıyla diyetin yanı sıra kullanılan bir ilaçtır. X herkes için uygun değildir, karaciğer hastalığı bulunan veya muhtemelen karaciğer problemleri olanlar, emzirenler, gebeler, veya gebe kalma olasılığı olanlar kullanmamalıdır. X’in kalp hastalığını veya kalp krizini önlediği kanıtlanmamıştır.

Haftaya, kolesterol düşürücü ilaçlar kalp hastalığını neden önlemez?


***********************************
Geçen hafta ilaç araştırmalarını yapan bazı araştırmacıların, “rakamlara işkence” yaparak istatistikten anlamayanları nasıl kandırdıklarını anlatmıştık. Örneğin, içi boş ve anlamsız yeni kavramlar yaratarak kolesterolün sanki ciddi sağlık sorunlarıyla ilgisi varmış gibi gösterdiklerini söylemiştik. Sık başvurulan bir tanesi: “Toplam ölüm oranı” ve “göreceli risk azalmasıdır.” Bir deneyde, beş yıl kolesterol düşürücü ilacı kullanan kişilerde mutlak toplam ölüm oranında 0.9 azalma olduğunu, yani aslında azalma filan olmadığını, oysa prospektüsünde ölümlerle ilgili riskin yüzde 22 azaldığını yazmaktadır. Diğer bütün kolesterol deneyleri aynı resmi çizmektedirler. Kolesterolün yüksek oluşunun kalp krizine neden olduğunu gösteren bir araştırma sonucu henüz yayınlanmamıştır.

Aşağıdaki ilan, büyük bir ilaç şirketinin kendi ürettiği, kolesterolü düşüren ilacının, yazının en sonunda neredeyse okunamayacak boyutta yazılan metnidir. İbret-i alem için okuyalım: Önemli bilgi:X ilacı reçeteyle satılan, kolesterolü düşürmek amacıyla diyetin yanı sıra kullanılan bir ilaçtır. X herkes için uygun değildir, karaciğer hastalığı bulunan veya muhtemelen karaciğer problemleri olanlar, emzirenler, gebeler, veya gebe kalma olasılığı olanlar kullanmamalıdır. X’in kalp hastalığını ve ya kalp krizini önlediği kanıtlanmamıştır.

Haydi bakalım! Yukarıdaki yazı, yüksek olan kolesterolümüzü düşürüp kalp krizi geçirmemek için her gün kullandığımız bir ilacı imal eden firmanın kendi ilacıyla ilgili ilanıdır. Yani firma bize, “ürettiğim bu ilaç her ne kadar kolesterolü düşürüyorsa da, bu düşüş kalp krizini önlememektedir” demektedir.

Peki öyleyse ben kalp krizi geçirmeyeyim diye bu ilacı neden kullanıyorum?

Neden her seferinde kolesterolü arttırdığı sanılan bir şeyleri yediğimde suçluluk duyguları çekiyorum?
Annem beni neden doğurdu? Ben bu dünyaya niye geldim? Kozmik sorular sormadan bu hayatı sürdüremeyecek miyim?

Tavuğa endeksli bir hayatı hak etmek için ben ne yaptım?


Bu sorulardan arınabilmek ve huzura kavuşabilmek için kendime bir “ruh deşen” mi bulsam? Yoksa 1000 adet denek bulup yarısına tavuk, diğer yarısına et, yumurta, tereyağı Allah ne verdiyse yedirip bir yıl sonra kimler hakkın rahmetine kavuştu diye mi baksam? Sonuç beklediğimiz gibi çıkmazsa onca tavuğa yazık değil mi? Her şey bir tarafa, tavuk hakları savunucularıyla nasıl baş ederim?

Neyse bu mübarek günde tavuklarla ilgili fantezileri bir tarafa bırakıp sadede gelelim. Kolesterol düşürücü ilacın LDL kolesterolü, yani bütün kötülüklerin anasını yüzde 25 düşürdüğünü ancak kalp hastalığının ilerlemesini durdurmadığını araştırma söylüyor.

Aslında bu durumun bin senedir bilindiği anlaşılıyor. Örneğin daha 1961’de Mathur ve arkadaşları 220 olguda, ölen hastaların kolesterol düzeyleri ile kalp damarlarında oluşan “plakların” miktarı veya yoğunluğu arasında bir ilişki bulunmamıştır. 1960 ve 1970’lerde pek çok araştırmacı benzer sonuca ulaşmıştır.

Yeni gelişen görüntüleme araçları da (EBCT) aynı sonuçları vermektedir. New York Beth Israel Tıp Merkezinden Hecht ve Harman, kolesterol düşürücü ilaçları kullanan 182 hastayı 1.5 yıl izlemişler ve sonuçta Kötü kolesterolü (LDL) düşürdükleri halde aterosklerotik plak gelişiminin durmadığını belirtmişlerdir.

Peki kolesterol düşürücü ilaçların kalp krizini önleyemediğini anladık. Tehlikeli olabiliyorlar mı?
Evet maalesef ciddi tehlikeler yaşayabiliyor? Pek çok araştırma, kolesterol düşüren ilaçların çok sayıda ciddi ve kalıcı etkileri olan rahatsızlığa neden olduğunu ortaya koyuyor. Bunlara kanser de dahildir. Allahtan kolesterol düşürücü ilaçları kullanan insanların yarısı, yan etkilerinden ötürü ilacı birinci yılda bırakmaktadır. “
[5]


Mevlüt Durmuş
Biyolog
14 Eylül 2009

KAYNAK VE DİPNOTLAR

[1] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterolterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap 84. ISBN 978-975-9059-88-0
[2] Shane Ellison. Health Myths Exposed, 2006. MR Publishing , Shane Ellison. Hidden Truth About Cholesterol Lowering Drugs, 2005. (Hayy Kitap tarafından bu kitaplar Türkçe’ye çevrildi). http://www.healthmyths.net/ http://www.thincs.org/
[3] http://www.iyilikguzellik.com/artikel.php?artikel_id=69
[4] http://www.isteinsan.com.tr/yazarlar/kolestrol_bir_masal_daha_5.html
[5] Emre Konuk’yazılarıyla ilgili bağlantılar
http://www.isteinsan.com.tr/yazarlar/kolestrol_bir_masal_daha_5.html
http://www.isteinsan.com.tr/yazarlar/emre_konuk/16248.html
http://www.isteinsan.com.tr/yazarlar/emre_konuk/kolestrol_bir_masal_daha_3.html
http://www.isteinsan.com.tr/yazarlar/emre_konuk/15018.html
http://www.isteinsan.com.tr/yazarlar/emre_konuk/emre_konuk_kolesterol_bir_masal_daha.html

27 Ağustos 2009 Perşembe

BASINDA KOLESTEROL VE AKIL OYUNLARI: KOLESTEROL GERÇEĞİ İLE YÜZLEŞMEK...

BASINDA KOLESTEROL VE AKIL OYUNLARI: KOLESTEROL GERÇEĞİ İLE YÜZLEŞMEK





Anadolu Ajansından, Selma Bıyıklı'nın hazırladığı haber, bir çok gazete ve haber sitelerinde geniş yer buldu. Aslında haberin başlığı, bütün çıplaklığı ile kitabın içeriğini de açıklıyordu. Haber 'Kolesterol gerçeğiyle yüzleşmek' başlığı ile cesaretli ve yürekli araştırmacılara sesleniyordu. Ayrıca Star Gazetesinden Hale Ceylan Barlas'ın haberi son derece dikkat çekiciydi. Tereyağı ve kolesterolün değil, şeker ve karbonhidratların daha zararlı olduğunu söylüyordu. Cumhuriyet Gazetesinden Gamze Erbil'le Cumhuriyet Hafta sonu eki için yaptığımız uzun röportaj, yer ve sayfa kısıtlaması nedeniyle biraz kısaltılmış olsa da (Cumhuriyet logosunun altındaki resime tıklayınız), adeta günümüz kolesterol teorisinin ölümünü ve yok olabileceğini ima ediyordu. Okuyucularına anlamlı ve nüktedan bir şekilde 'Kolesterolü nasıl bilirdiniz?' diye soruyordu.
Fakat önemli olan elbette haberi kaç kişinin gördüğü, okuduğu değil, kaç kişinin haberi anladığı, gerçeği görebildiği ve kolesterol konusunda 'akıl oyunu' oynamaya başladığıdır.





http://www.aa.com.tr/en/kolesterol-gercegiyle-yuzlesmek.html






http://www.stargazete.com/yasam/kolesterol-gercegiyle-tanisin-haber-205124.htmsam/kolesterol-gercegiyle-tanisin-haber-205124.htm





http://www.bugun.com.tr/haber-detay/75376-kolesterol-masum-cikti-haberi.aspx

















Kolesterol gerçeğiyle yüzleşmek...



Uzun yıllar kolesterol konusunda çalışmalar yürüten uzman biyolog Mevlüt Durmuş, bu konudaki yeni kitabı ''Kolesterol ve Akıl Oyunları''nda ''yıllardır suçlu gösterilen'' söz konusu molekül ile ilgili ilginç görüşlere yer veriyor.


Kitabında, ''Kolesterolün kalp krizine neden olmadığını, kalp krizi geçirenlerin yarısının kolesterolünün normal olduğunu'' savunan Durmuş, ''Yüksek kolesterol düzeyleri ile damar sertliğine bağlı geçirilen kalp krizleri arasında doğrusal bir bağıntı bulunmadığını'' iddia ediyor.
Daha önce kolesterol ile ilgili 4 kitabı bulunan Durmuş, yeni kitabında, bilim adamlarının yıllardır ''suçlu'' gösterdikleri kolesterole artık ''masum'' dediklerine dikkati çekiyor.


''Son dönemlerde yapılan ciddi araştırmalara göre kolesterolün kalp krizine neden olmadığını, bu molekülün hayati bir önem taşıdığını'' savunan Durmuş, ''Kalp krizi ve kolesterol ilişkisini anlamak için eş zamanlı yapılan araştırmalarda, kalp krizi geçirenlerin en az yarısının kolesterol düzeylerinin normal olduğu'' iddiasında bulunuyor.


Kitapta, kanda tek başına gezinen kolesterol molekülleri bulunmadığını kaydeden Durmuş, ''Eş zamanlı geçirilmiş kalp krizlerine bakıldığında, yüksek kolesterol-kalp krizi ilişkisi anlamını yitiriyor. Yani yüksek kolesterol düzeyleri ile damar sertliğine bağlı geçirilen kalp krizleri arasında doğrusal bir bağıntı bulunamıyor'' ifadesini kullanıyor.

Yüksek kolesterol düzeyinin, kanda partikül birikimini doğrudan gösterdiği için ciddi bir tanısal değeri bulunduğuna değinen Durmuş, kolesterolün kendisinin risk olmadığını, sadece kandaki partikül çokluğunu ifade ettiğini belirtti.


Durmuş, kitabına şu görüşleri savunuyor:
''Kolesterol yüksekliği konusunda son derece kesin olan bir şey var: Hiçbir uzman veya araştırmacı kolesterol molekülünü hastalıklar açısından birincil özne ve etken haline getiremez. Bu, günümüzdeki tıp biliminin tarihsel bir ayıbıdır. Tek başına kolesterol molekülleri damarlarda birikemez. Burada özne ve etken, kolesterol molekülleri değil, kanda birikerek kolesterol yüksekliğine neden olan, kanda kullanılamayan partiküllerdir.''



-TARKAN'IN KOLESTEROL YÜKSEKLİĞİ-
Normal kolesterol seviyesinde görülen kalp krizlerinin istatistiklere yansıtılmadığını öne süren Durmuş, ''Normal kolesterol düzeylerinde oluşan damar sertliğine bağlı geçirilen kalp krizleri söz konusu kardiyologların söz ettiği dünyaca ünlü araştırmalara (gerçek anlamda) dahil edilseydi, bugün kolesterol risk faktörü olarak karşınıza çıkamazdı'' ifadesini kullanıyor.
Yumurta, süt, tereyağı, et, keten tohumu, ceviz, fındık, Antep fıstığı ve benzeri besinlerin aşırıya kaçmadığı sürece kalp başta olmak üzere insan sağlığı için faydalı olduğunu ifade eden Durmuş, bu besinlerin kan, kolesterol ve trigliserid düzeyini yükseltmediğini, lipit değerlerini azaltma ihtimallerinin ise çok daha yüksek olduğunu savunuyor.
Kolesterol teorisine göre bütün suçu karaciğere ve genlere doğru yönlendirmenin, hastada karamsar bir durgunluk, hekimde ise hastaya karşı çok kısa vadeli bir kurtuluş ve rahatlama ortaya çıkardığını kaydeden Durmuş, kitabında şu görüşleri dile getiriyor:
''Ünlü pop şarkıcımız Tarkan'ın kolesterol yüksekliğine de 'genetik' deyip kurtulmuşlar doktorlarımız. Her şey genlerde başlar, gerçekten bu doğru. Fakat genler organizma üzerindeki etkilerini en az bir organ üzerinde ortaya çıkarırlar. Hangi organ nedeniyle bu durumun ortaya çıktığını sanırım söylemeyi unutmuşlar.''


-KOLESTEROL VE SEKS HORMONLARI-
Steroidlerin organizmadaki psikolojik etkilerinin umulmadık zamanlarda ortaya çıkabildiğini ifade eden Durmuş, ''Bir kadını ya da erkeği çok çekici bulmamızın, sevmemizin, ona aşık olmamızın sebepleri arasında steroidlerin bizi etkileme ve yönlendirme gücü olduğu iddia edilirse sakın şaşırmayın. Steroid hormonlarımız psikolojik yapımızı etkileyebilir'' değerlendirmesinde bulunuyor.
Steroid hormonlarından östrojen ve testosteronun, hem kadın hem de erkeklerde kemik ve kas gelişimi metabolizmasında, beyin fonksiyonlarının düzenlenmesinde, D vitamini kullanımında, kalsiyum metabolizmasında ve daha bir çok alanda rol oynadığına değinen Durmuş, fakat bu hormonların daha ziyade seks hormonları olmaları nedeniyle dikkatleri üzerine çektiğini belirtiyor.
Durmuş, kitabında, ''Burada tıp bilimleri açısından hedef, insanlarda yaşla birlikte ortaya çıkan steroid eksikliğini olabildiğince azaltmaktır. Yöntem doğal olmadığı, yani kolesterolden başlamadığı için bazı öngörülmeyen riskler elbette kaçınılmazdır'' iddiasında bulunuyor.


-''GERÇEKLERİN ORTAYA ÇIKMASI KAÇINILMAZ''-
Durmuş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kendisinin de yıllardır yanlışlığını savunduğu, kolesterol ile ilgili bazı yerleşik görüşlerin yapılan araştırmalarla çürütüldüğünü, son olarak kan kolesterol seviyesinde önemli bir artışa yol açmadığı belirlenen yumurtanın ''aklandığını'' söyledi.
Kitabını kolesterol gerçeğiyle yüzleşilmesi için kaleme aldığını ifade eden Durmuş, kolesterol konusundaki gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmasının ''kaçınılmaz'' olduğunu belirtti.
Kolesterol konusundaki farklı, yerleşik teorilere karşı düşünceleri nedeniyle zaman zaman eleştiriye uğradığını ifade eden Durmuş, ''Çünkü düşüncelerim kolesterol ile ilgili var olan görüşlere karşı sıra dışı bir yaklaşımı zorunlu kılıyor'' diye konuştu.








Ko­les­te­ro­lü te­re­ya­ğı de­ğil şe­ker ve be­yaz ek­mek yük­sel­tiyor



http://www.stargazete.com/pazar/ko-les-te-ro-lu-te-re-ya-gi-de-gil-se-ker-ve-be-yaz-ek-mek-yuk-sel-tiyor-haber-205004.htm


Kolesterolünüz yüksekse kırmızı et, yağ, süt, yumurta gibi besinlerden uzak durmalısınız. İşte bunun tam tersini iddia eden biri var: Uzman Biyolog Mevlüt Durmuş. Kaleme aldığı Kolesterol ve Akıl Oyunları adlı kitabında “Yağlı beslenmeye çalışırsanız kandaki kolesterolünüz azalır. Kolesterolün düşmesi için mutlaka karbonhidrat azaltmak gerek” diyor
Herkesin korkulu rüyası kolesterol aslında yaşamsal öneme sahip bir madde. Karaciğer, beyin, kalp, sinirler, bağırsaklar, kaslar başta olmak üzere tüm vücutta yaygın olarak bulunuyor. Ancak uzmanlara göre kalp krizinin başlıca sebeplerinden biri. Kolesterolünüz yüksekse sağlığınıza dikkat etmek zorundasınız. Ne yağlı, ne tuzlu ne de kırmızı et tüketmemelisiniz. Çünkü bunlar kolesterolü tetikleyen sebepler... Ama geçtiğimiz günlerce piyasaya çıkan Kolesterol ve Akıl Oyunları adlı kitap tüm bu bilinenlerin tersini iddia ediyor. Kitabın yazarı Uzman Biyolog Mevlüt Durmuş’a göre kolesterolü olan biri yasak bütün besinleri tüketmeli, hatta özellikle yağ yenmeli.
Karaciğerde bir hata varsa değerler yükselir
Vücudumuzu bir havuz olarak düşünelim. Havuzunuzu sürekli dolduran ve sürekli boşaltan musluklar vardır. Suların havuza eşit dolduğu ve boşaldığı durumda havuzda bir taşma olmaz, her şey yolunda gider. Fakat havuzu dolduran musluktaki suyun akış hızındaki artış veya havuzu boşaltan musluktaki bir tıkanma mutlaka havuzun taşmasına neden olur. Bizlerde de farklı moleküllerin yapım veya yıkımlarında ortaya çıkan sorunlar zamanla yaşam kalitesini bozar ve çeşitli sorunlar, hastalıklar ortaya çıkarır. Kolesterol yüksekliği de doğrudan karaciğer hücrelerinin işleyişinde, hücresel yapım ve yıkım olaylarında bir hata olduğunu gösteriyor.
Et, yumurta yiyebilir süt bile içebilirsiniz
Kolesterol yüksekliğiniz birinci derecede genetik nedenlere bağlı değilse, yapmanız gereken tek şey şu ana kadar kolesterolden korunmak için yaptıklarımızın tam tersini yapmak. Bir insanın bir günlük kalori ihtiyacı ortalama bin 500 - 2 bin kaloridir. Bunu aşmadan, yağlı beslenmeye çalışırsanız kandaki kolesterolünüz azalacaktır. Azalmakla kalmayıp kilo vermenizi dahi kolaylaştıracaktır. Fakat kolesterolün düşmesi için mutlaka beyaz ekmek, şeker yani karbonhidratları azaltmak gerekecektir. Örneğin et, süt, yumurta, tereyağı gibi besinlerin hiçbir zararı yok ve bu besinler kolesterolünüzü yükseltmez. Bunun yanı sıra tereyağı başta olmak üzere aklınıza gelen bütün yağlı, kolesterollü besinler; balık, fındık, keten tohumu, fıstık, çam fıstığı, ceviz, tereyağı, yumurta, tam yağlı süt, et ve sayamadığımız besinlerden de mutlaka faydalanmak gerekiyor.
İlaç kullanan küçük çocuklarda görülebilir
Şayet karaciğer hücrelerinin kolesterol üretimlerinde veya kolesterol yıkımlarında, kolesterolü tekrar hücre içine alımlarında bir sorun ortaya çıkmışsa zayıf, genç, yakışıklı, şişman, yaşlı gibi kavramlar tümüyle anlamını yitirir. Bu aşırı miktarda ilaç, antibiyotik kullandırılan çocuklar içinde geçerlidir. Örneğin çok ilaç kullanmak zorunda kalanlar, sarılık geçirmiş, alkol, içki tüketen, çeşitli karaciğer hastalıklarına yakalanmış kişilerde kolesterol yüksekliğinin daha çok görülmesi bu nedenle kaçınılmazdır.
Yüksek tansiyon da menopoz da uydurmaca
Kolesterol gibi birçok hastalık ilaç firmalarının uydurmacası. Ray Moynihan - Alan Cassels’in Satılık Hastalıklar kitabında yüksek tansiyon, depresyon, kadınlarda cinsel işlev bozukluğu, menopoz, sosyal anksiyete, dikkat eksikliği sendromu, osteoporoz, irritabl bağırsak sendromu, regl öncesi disforik bozukluk adı altında verilen hastalık ve sendromların gerçeklere uymadığını, bu konuların uluslararası ilaç şirketleri ve bazı uzmanlarca sömürüldüğü anlatılıyor.
Kalp krizini tetiklemez
Kolesterol molekülleri hayatın olmazsa olmazıdır. Kolesterol yokluğunda yaşam tümüyle durur, hiçbir hücre çalışamaz. Kolesterol düzeyi yükselince kalp krizlerinin mutlaka artacağı söylentileri tıp tarihinin en büyük yalanlarından biridir. Çünkü eğer tek başına kolesterol suçlu olmuş olsaydı, kalp krizi geçiren ve kalp damarlarına anjio yaptıran insanların çoğunun kolesterolünün yüksek olması gerekirdi.
Kolesterol ilaçları özellikle karaciğerdeki hücre içinde kolesterol yapımını durduruyor, ayrıca hatalı olmayan bölgeyi etkileyerek kandaki kolesterolün düşmesini sağlıyor. Fakat bu durum temel sorunu çözmüyor. Bunu bir tren kazasıyla örneklendirelim. Kazada kişinin bir ayağı kopmuş olabilir fakat bütün zorluğuna rağmen bu kişi tek ayağıyla hareket etmeye çalışacaktır. Fakat tren kazasında ayağı kopan kişinin ikinci ayağını kesip birinci ayağın boyuna getirmek tıp bilimleri açısından bizce tedavi değil, tümüyle saçmalıktır. Anlayacağınız yüksek kolesterol ile kalp krizi arasında bir bağlantı yok. Çünkü damar sertliğine bağlı ameliyat geçiren hastaların yarısından fazlasında kolesterol normal...
HALE CEYLAN BARLAS




27 Agustos 2009
Biyolog
Mevlüt Durmuş


19 Temmuz 2009 Pazar

Yağlı besinler, iyi dediğimiz HDL-kolesterolü nasıl yükseltir?



Akıl oyunları da, akıl tutulması
kadar ilginç bir kavramdır…
Fakat akıl oyunlarının ilginç bir özelliği vardır.
Akıl oyunlarını
sadece insanlar oynayabilir.
Diğer canlılar akıl oyunu oynamaz!
'Kolesterol ve Akıl Oyunları'
kitabından....

Yağlı besinler, iyi dediğimiz HDL-kolesterolü nasıl yükseltir?

Kolesterol konusunda gizli paradoksların açıklanıyor, tek tek ortaya çıkıyor olması, kolesterol ve yağları tek parametrede suçlayan araştırmacıları gelecekte çok kötü üzecek gibi görünüyor[1]. Çünkü bilim ‘nasıl’ sorusunu sormayı unuttuğunda, bizce artık bilim olmaktan çıkmıştır. Ve günümüzde bilim, sorgulamaktan uzak, kapitalizme dayalı, dedikodulara ve söylemelere göre yapılmaktadır… Balık yağı, yumurta, et, tam yağlı süt, tereyağı, fındık, fıstık, ceviz, badem gibi besinler, önceleri size söylenenlerin tam tersine HDL-kolesterolünüzün yükselmesi için gerçekten de iyidir[2]

Günümüzde hala, söz konusu besinsel yağlarla, kan yağlarının arttığını söyleyenler ise ya uluslar arası bilimsel yayın dedikodularının kurbanıdır ya da bilerek isteyerek, kasten kendi çıkarlarını korumak adına yalan söylüyordur… Bu durumu açıklamanın başka bir yolu olsun isterdim fakat maalesef yok. Çünkü çoğu bilim adamı dışarıdan gelen yayınları okuyorlar ve okudukları üzerinden karar veriyorlar. Çoğu araştırmacı 'gözlem', ‘deney’ ve ‘deneysel kontrol’ kavramını unutmuş durumda.

Şüphe ve sorgulama yok...

Şüphe ve sorgulama olmadan bilim adamı olunabilir mi, o ayrı bir tartışma. Fakat yıllardan beri yumurtayı yasaklayıp, sonra durumun hiçte göründüğü gibi olmadığını anlamak, hem bilim adamlarının kendileri açısından, hem de olanları insanlara açıklamak açısından oldukça kötü bir durum olsa gerek.

Bilim böyle bir duruma nasıl düşürülebilir?

Bu durumda insanların bilim adamlarına ve doktorlara güvenmelerini nasıl beklersiniz? Yarın kolesterolü yüksek sıradan bir insan gidip günde 1-2 kilo kırmızı et yedikten sonra kolesterolünün artmadığı tam tersine düştüğünü görürse, kendisine kırmızı eti yasaklayan bilim adamlarına bir daha güvenir mi dersiniz?

Biliyor musunuz karaciğer hücreleriniz çok ciddi zarar görmemişse, bütün yağlı yiyecekler az veya çok mutlaka kandaki HDL-kolesterolü yükseltir! Yani bütün yağlı besinlerin kan yağlarını yükselttiği, HDL-kolesterolü düşürdüğü koca bir yalandır!

Ve bu bilimsel kılıfa büründürülmüş, gizlenmiş bir yalanı anlayabilmenin mantıksal kuralları bellidir.

Bazı lipit taşıyan farklı partiküllerin bazıları hücre içinde, bazıları hücre dışında yani kan damarlarında dolaşırken oluşur. Hücre içi partikül oluşum ve kandaki oluşum birbirinden çok ama çok farklıdır. Fakat maalesef ‘yağlar suçlu’diyen bazı dostlarımız, partikül oluşumlarındaki bu farklı durumu bir türlü göremez.

Kötü olarak tanımladığımız partiküller (VLDL, LDL) hücre içinde oluşurlar ve kana verilirler. Yine kötü olarak tanımladığımız LDL partikülleri kanda dolaşırken sürekli küçülürler (small LDL).

İyi olarak tanımladığımız HDL ise tamamen hücre içinde oluşmaz. Hücre dışında olgunlaşmak ve büyümek zorunda olan bir partiküldür. Yani bu partiküller tamamıyla hücre içinde oluşmazlar, (HDL) hücre yüzeylerinde bulunan yağları ve farklı kanallardan (besinsel) gelen yağları kullanırlar. Kısaca hücre yüzeyinde önceden oluşmuş kolesterolünüz yoksa ve yeteri kadar farklı lipoproteinlerden gelen kolesterol ve yağ asitleri yoksa, HDL ve HDL kolesterol oluşamaz…

Kötü kolesterol taşıyıcısı LDL partikülü ve iyi kolesterol taşıyıcısı HDL partikülü birbirinden zıt şekilde oluşurlar… Yani kötü olarak bildiğimiz LDL partikülü ve LDL-kolesterol hücre içindeki yağlarla oluşur, olgunlaşır ve daha sonra kan damarlarına geçer…..

Fakat bu durum iyi kolesterol taşıyıcısı olarak bildiğimiz HDL partikülü için geçerli değildir… HDL partikülü ve HDL-kolesterol tamamen hücre içinde oluşmaz. Tam tersine HDL partikülünün çoğunluğu kanda oluşur, yani HDL partikülü hücre dışında oluşmak, lipitlerini hücre dışından ve hücre yüzeyinden toplamak, ancak böylelikle olgun bir HDL partikülü olmak zorundadır…Hücre içi kolesterol ve yağların, HDL partikülüyle doğrudan bir ilişkisi yoktur... HDL partikül ve HDL-kolesterol düzeyi sadece hücre yüzeylerindeki (hücre zarları) ve farklı kanallardan (besin ve diğer partiküller) gelecek kolesterol ve yağ asitlerine bağımlıdır...














Şekil .1: HDL partikülü oluşumu
HDL partikül oluşumunun büyük kısmı hücre içinde değil, kanda dolaşırken gerçekleşir. Bunun için farklı kaynaklardan gelen lipitlere-yağlara ihtiyaç vardır. Farklı kaynaklardan gelen lipitler az
ise HDL oluşumu yavaşlayacak, HDL partikülleri olgunlaşmayacak veya partiküller küçük kalacaktır.
[3]


İşte bu nedenle hala kardiyoloji dünyasınca yağların yasaklanıyor olmasının bilimsel bir temeli yoktur. Kardiyologlar ilerleyen zamanlarda çok zor durumlara düşecektir ve kardiyoloji bilimine duyulan güven sarsılacaktır...

Günlük kalori ihtiyacınızın (1500-2000 kalori) çoğunu hiç çekinmeden yağlardan ve yağlı besinlerden oluşturduğunuz, karbonhidratlardan gelen kaloriyi (beyaz ekmek, şeker, makarna vs) azalttığınız takdirde kan yağlarınız yükselmeyecek, tam tersine azalacaktır. Önemli olan kendiniz için belirlenen kalori miktarını aşmamaktır.

Yapmanız gereken sadece bir beslenme uzmanına gidip günlük kalori ihtiyacına göre, karbonhidratlardan biraz uzakta duran; yağlı, etli, vitaminli, proteinli bir diyet listesi hazırlamaktır...

Bilim adına dedikodu yapmayın, yalan söylemeyin…

Gerçekten yüreğiniz yetiyorsa, bilimsel araştırma cesaretiniz varsa deneyin ve kendi gözlerinizle görün!…

Mevlüt Durmuş
Uzm. Biyolog


Kaynak ve Dipnotlar
[1] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayy Kitap. Acil Serisi.
[2] http://www.beslenmebulteni.com/ Prof. Dr. Ahmet Aydın
[3] Gary F. Lewis, Daniel J. Rader (2005). New Insights Into the Regulation
of HDL Metabolism and Reverse Cholesterol Transport. Circulation Research.
2005;96:1221 (Şekil değiştirilerek alınmıştır)

25 Haziran 2009 Perşembe

KOLESTEROLÜN MASUMİYETİ TARTIŞMALARINDA BİZ NEREDEYİZ?





Kolesterol yalanları ve kolesterol
ilaçları satan şirketler zor durumda.
Çünkü artık gerçek gündemi söylenen yalanlar değil,
gizlenen gerçekler belirliyor.
Asıl soru işe şu; Türkiye' olarak
biz bu gerçeklerin neresindeyiz!













KOLESTEROLÜN MASUMİYETİ TARTIŞMALARINDA BİZ NEREDEYİZ?

Takvim Gazetesi hiç bir zaman sınır tanımayan kolesterol yalanları ve kolesterol tacirleri ile ilgili güncel konuları, Prof. Dr. Uffe Ravnskov, Prof. Dr. Mary Enig ve Prof. Dr. Robert Prittin ve Shane Ellison gibi çeşitli uzmanların görüşleri doğrultusunda tekrar ele almış. Böylece son derece güzel ve anlaşılabilir bir yazı dizisi ortaya çıkarmış. Kısaca 'bu iş yakında biter, söylenenler unutulur, insanlar yine kolesterol yüksekliğinin zararlarına inanırlar ve biz yine bildiğimiz okuruz' diye bekleyenler biraz yanıldılar.


İnsanların kulaklarına 'kar suyu'kaçtı' bir kere bu yazıların sonu bizce hiç gelmez, birbirinden farklı, birbirini hiç görmeyen, çok farklı ülkelerdeki araştırmacılar tarafından ortaya koyulan bu yazı dizileri, haberler 'kolesterol gerçekleri' ortaya çıkıncaya kadar bitecek gibi görünmüyor[1]

Alim olmakla 'arif' olmak bir birinden çok farklı kavramlardır. Her insan alim olmayabilir, olayların neden ve sonuçlarını, nasıl ortaya çıktığını detaylarıyla bilmeyebilir. Fakat yine de bir yanlış varsa, yanlışlığı inanılmaz bir bir şekilde kavrayabilir! Bizim ülkemiz de de 'arif' olan bir çok insan olduğunu tahmin etmek güç değildir.

Yazılarımızı takip edenlerin bildiği gibi, yıllardır bizde bazı dostlarımızla birlikte aynı şeyleri insanlarımıza sürekli olarak anlatmaya çalışıyoruz. Kolesterol oyunları konusunda kendi çapımıza, bazıların deyişiyle boyumuza posumuza, şeklimize şemalimize bakmadan (?) sürekli yazıp çiziyoruz.

Fakat söz konusu yazıya kaynak gösterilen değerli uzman ve akademisyenlerin yurtdışı referanslı olması, bizler için yeni olmasa da 'bizi dikkate almayanlar' için gerçekten önemli. Çünkü ‘yurt içindeki’ araştırmacı ve akademisyenlerimiz de aynı konuları defalarca dillendirmiş olmasının onların gözünde maalesef pek 'kıymet harbiyesi' yok gibi görünüyor. Bu nedenle gazete editörü bizce de yapabileceğinin en iyisini, en doğrusunu yapmış; 'madem bizimkileri duymuyorsunuz, alın size yabancı kaynaklı kolesterol yalanları' dercesine...

Belki biraz bireysel kıskançlığımız, belki de ulusal hassasiyetimizle ilgili. Fakat yine de kendi insanımızı ve araştırmacılarımızı kırmadan, dökmeden birazcık eleştirmemiz gerekiyor. Aynı konular yurt içinde defalarca söylendiği halde yeterince dikkat çekmezken, neden yurt dışı referans gösterilip ifade edilince dikkat çekebiliyor? Yumurtayı, tereyağını, eti, fındığı, cevizi Türkeye'de yıllardır söyleyen profesörler, uzmanlar her zaman vardı.

Fakat aynı şeyler dışardan, yabancı kaynaklı söylenince daha çok duyuldu ve dikkat çekti!

Bilgi aynı, fakat bilgiyi sunan kişiye göre insanlarımızın algıları değişiyor!


Bu işte bir tuhaflık var, peki ama neden?

Bizce nedenlerin tümü olmasa da biri çok belirli. Kurunun yanında yaşlar da yanıyor! Ve kolesterolün masum olduğunu düşünen yerli akademisyenler ve araştırmacılarımız ise maalesef bu yerin yaş kısımlarında bulunuyor!

Ayrıca bilimsel ve akademik anlamdaki ‘aşağılık kompleklerimizi’ bastırabilmek için mutlaka yabancı bir araştırmacıya, bir kaç akademisyene gönderme yapmak, onlardan alıntılar yapmak içine düşmüş olduğumuz bilimsel aşağılık komplekslerimizin sonucu ortaya çıkıyor. Bu anlayış ben de dahil hepimizde az veya çok var. ‘Yurt dışındaki Türk bilim adamının büyük başarısı’ adı altında verilen çok çeşitli haberler de bizce hemen hemen aynı özelliği taşır, yani isterseniz kendi bilimsel komplekslerimizi bu çeşit haberlerde de görebilirsiniz: İyi de o Türk bilim adamı o araştırmayı Türkiye’de yapmamış, yapamamış ki… Araştırmacı elbette Türk olabilir, peki ya yapılan araştırmanın kendisini için Türkiye’li, Türkiye’den çıkmış, Türkiye’de yapılmış diyebilir misiniz?

Bazılarının ne söyleyebileceğini az çok tahmin edebiliyorum! Elbette biz de biliyoruz; en büyülü cümlelerden biri budur ve ben de bu söze bayılırım; bilim evrenseldir. Bilim evrensel olduğu için, nerede ve kim tarafından yapıldığı, insanlara faydası açısından bakıldığında çok ta önemli değildir. Fakat söz konusu tartışmamız bilimin evrenselliği ile ilgili değil. Sıkça adını andığımız veya sürekli arkasına saklandığımız evrensel bilim düşüncesinde Türkiye'nin nerede olduğudur!

Asıl cevap bulunması gereken sorulardan biri sizce bu değil mi?

Türkiye'de yaşıyorsanız mutlaka daha önce yurt dışında yapılmış ve söylenmiş konuları okumalı daha sonra kaynaklarıyla söylemelisiniz. Yoksa etiket meraklısı dostlarımızdan hemen 'şarlatan' etiketini yersiniz. Kısaca önceden kıyısından, köşesinden hakkında hiçbir şey söylenmemiş herhangi bilimsel konuda Türkiye’de tümüyle orjinal (kendine özgü) bir akademik bilimsel yayın yapamazsınız ve bu imkansızdır! (O zaman kitap yazarsınız!)

Bu kolesterolün masumiyeti konusunda da durum çok farklı değil! Bir şekilde mutlaka kibarca reddedilirsiniz. Farklı ve aykırı düşünceler, bizden çıkmamalı mutlaka dışardan gelmelidir! Belki o zaman duymayan kulaklarımız açılır ve söylenenleri dikkate alırız!

Aslında etiket ve etiketçilik sevdamız, farkında olmadan hepimizde farklı bir şekilde yer bulmuştur. Ben şuyum, ben buyum, ben çok güzel araştırma yaparım 'sen kim oluyorsun ki' diye devam eden konuşmalara kişisel olarak çok şahit olmuşumdur. Dolayısıyla aykırı düşüncelere sahipseniz, sizden beklenen bir şekilde yurt dışına çıkmanız, kendiniz olmasanız da yaptığınız çalışma ve araştırmanızın biraz Amerikan, biraz İngiliz, biraz Fransız ülkesi patentli olması gerekir. Ve buradaki üniversitedeki akademisyen ve araştırmacılardan da genel olarak öyle yapılması istenir. 'Yurt dışında şu araştırmayı yapan asistan' olarak tanınmak ve öyle hava atmak akademik platformlarda son derece önemlidir. Daha sonra da oturup hiç sıkılmadan, kendi akademik davranış modellerimizi görmeden, Türkiye'den 'neden beyin göçü' oluyor diye 'akademik' araştırmalar ve günlerce bir sonuca ulaşmayan tartışmalar yaparız.

Bazen kazara Türkiye'de ortaya çıkan birkaç orjinal bilimsel yayın ve düşünce ise, bu temel varsayımın kurallarını, bizim gibi gelişmekte olan ülkeler açısından çok fazla değiştiremez. Çoğunlukla sizlere çok orijinal olduğu ifade edilen birçok yayının ise, yurt dışı kaynaklı olduğunu sizlerde günümüz bilgisayar teknolojisiyle çok rahat bulabilirsiniz! Tamamen atıyorum, şayet böyle bir araştırma varsa kimse alınmasın, yurt dışında 'sporcuların laktik asit düzeyleri' üzerine bir araştırma yapılmıştır, bizimkiler alıp onu 'basketbolcularda laktik asit düzeyleri' şeklinde akademik bir araştırma sunarlar. Tıpkı ticari şirketlerin, şirket isimlerinde bir harfin farklı olması gerektiği gibi, bir kaç küçük değişiklik Türkiye'de akademik araştırma için yeterlidir. İşin tuhafı böyle bir araştırma hiç yapılmamışsa, sizin basketbolcuların 'laktik asit' düzeyleri üzerinde çalışma yapmak istemeniz de riske girebilir!


İşte bu nedenle sakın ola ki, elektronik ve benzeri mallarda Çin vatandaşlarına taklit ve kalitesiz ürünler ortaya çıkarması nedeniyle kızmayın, orijinal düşüncelere ulaşılıncaya kadar taklit (öykünme) her alanda kaçınılmaz olarak evrensel bir zorunluluktur. Yıllar önce Japonya'da bu işlere böyle başlamıştı.

Şimdi Japonya'yı tutabilene aşkolsun!...

Size inanılmaz gelse de, bilim de çoğu zaman aynı aşamalara sahiptir.

Üzücü olan bizimkilerin taklit yapıyor olmaları değil, sürekli olarak yaptıkları işin hep taklit noktasında kalıyor olmasıdır!...

Asıl konumuza geri dönelim!

Peki bizim yıllardan beri savunmuş olduğumuz 'kolesterol hakkındaki' düşüncelerimiz orjinal mi?
Bunu gerçekten zaman gösterecek fakat bildiğim, araştırdığım kadarıyla evet bizim kolesterolün masumiyeti konusunda ortaya koyduğumuz düşüncelerimiz tamamen orjinal, türkçe deyimle tamamıyla kendine özgü! Hatta kolesterol hakkındaki görüşlerimize hiç katılmayan bazı dostlarımıza göre 'mantıklı ve orjinal' bir komedi, fakat nedense kimseyi güldürmüyor!

Burada açıkça belirtmeliyim ki, bizim kolesterol hakkındaki kişisel görüşlerimiz bazı dostlarımızın da bildiği gibi 1990'lı yıllara kadar dayanıyor. O zamanlar elimizde sadece matematiksel bir denklem vardı. Olaylar zaman içinde gelişti ve günümüze kadar oldukça fazla dallanıp budaklaştı. Bu nedenle bu gün için çoğu araştırmacı tarafından rahatça söylenebilen, kolesterolün masum olduğu görüşlerine sonuna kadar katılırım. Fakat kolesterol yüksekliği ile ilişkili bazı konular, neden–sonuç ilişkilerinin yorumlanması ve insan yaşamı ile ilişkilendirilmesi konusunda Prof. Dr. Uffe Ravnskov, Prof. Dr. Mary Enig ve Prof. Dr. Robert Prittin gibi çok değerli araştırmacılardan, biyolog olarak biz biraz kendimize göre farklı düşünüyoruz.


Temel konularda birleştikten sonra bazı düşünce farklılıklarını aslında normal karşılamak gerekir. Zaten çoğu akademisyen dostlarım bu düşünce farkımızı biliyorlar. Kısaca, kolesterolün gerçek bir yükseklik olmadığını (göreceli), kolesterolün partiküllere bağımlı olduğunu, kolesterol yüksekliğinin partikül metabolizmasına bağlı yıkım (katabolizma) hatalarında, partikül artışına bağlı olarak ortaya çıktığını, partikül sayısı artmadan kolesterol düzeyinin yükselemeyeceğini de düşünüyoruz. Çok daha da önemlisi bize göre kolesterol moleküllerinin karaciğer hücrelerinde (anabolizma) fazla yapımı diye bir şey de yok, sadece bu nedenle dahi kolesterol düşürücü (statin) ilaçlar bizce kullanılamaz! Kolesterol konusu, partikül bazında tamamıyla göreceli, partiküller temelinde yüksek kolesterol değil, tam tersine partikül yapılarınız dikkate alındığında partikülleriniz üzerinde (small LDL) düşük kolesterol bile söz konusu dahi olabilir vs vs....


Ve daha henüz söylenmemiş, belki ilerleyen zamanlarda söylenebilecek onlarca ayrıntı....


Okuyucu olarak size göre farklı bir açıdan bakıldığında, bizim 'kolesterol konusundaki aykırı' düşüncelerimiz ‘ne İsa’ya ne de Musa’ya’ hiç bir fayda sağlamıyor gibi görünebilir. Fakat bilimle gerçekten bir 'hobi' olarak ilgileniyorsanız ne İsa, ne de Musa'ya takılıp kalmazsınız. Sizler yine de görünüşe çok aldanmayın. Prof. Dr. Uffe Ravnskov, Prof. Dr. Mary Enig, Prof. Dr. Robert Prittin ve bir çok araştırmacıyla kolesterolün masumiyeti ve kolesterol ilaçlarının zararları konusunda hem fikiriz. Sadece söz konusu zararların 'neden ve nasıl' oluşabileceği, kolesterolün nasıl yükseldiği, gerçekten kolesterolün (göreceli) yüksek olup olmadığı konularında farklı düşünüyoruz. Bizim yolumuz tam bu noktadan sonra bütün araştırmacılardan, ister istemez, biraz da mecburiyetten ayrılmak zorunlu kalıyor…

Kısaca bizim kolesterolün masumiyeti konusunda farklılığımızı anlayabilmek, daha sonraki iş....

Yurt içinde bizim gibi aykırı görüşlere sahip araştırmacılarımızı zaten biliyorsunuz, fakat Prof. Dr. Uffe Ravnskov, Prof. Dr. Mary Enig ve Prof. Dr. Robert Prittin gibi yurt dışındaki araştırmacıların neler söylediği, yıllardır neler söylemeye çalıştıkları gerçekten çok önemli...

Adı geçen akademisyen ve çeşitli uzmanların ‘kolesterolün masumiyetiyle ilgili’ görüşlerinin mutlaka çok iyi anlaşılması ve bu görüşlerin akıl yoluyla kavranması gerekiyor. Okuyucu olarak asla unutmamanız gereken nokta, bir bilimsel sorunun aşılabilmesi için, öncelikle gerçek sorunu bütün çıplaklığı ile görülmesi gerekliliğidir. Prof. Dr. Uffe Ravnskov, Prof. Dr. Mary Enig ve Prof. Dr. Robert Prittin gibi araştırmacıların yazıları ve araştırmaları da söz konusu kolesterol tartışmalarındaki çıplaklığı en iyi gösteren örnekler içerirler, kulağa kar suyu kaçırmak, beyne oksijen gönderebilmek için mutlaka gereklidirler.

Gerçek anlamıyla görülemeyen, anlaşılamayan sorunlar hiçbir zaman çözülemezler. Yani bir yerlerde çok uzun zamandan beri çözülmeyen, çözülmeyi bekleyen bir sorun varsa, sorun yüz yıllarca süren insanların akılsızlığı değil, aklın yanlış yolda ilerlemeye çalışmasından kaynaklanır. Akıl bazen karşınıza çıkan herhangi bir yolda bir yöne dosdoğru yürümek değil, doğru yolda olup olmadığını sorgulayabilmeyi de gerektirir. Gerçekten doğru yola girildiğinde aklın evrensel kuralları yine görevini yapacak, kendi yolunda yüremeye devam edecektir. Hepimizin, her şeyin 'yoldan çıktığı' zamanlar elbette olabilir. Biz işte bu nedenle tümüyle olmasa da, genel olarak çoğu araştırmacının gerçek bilimsel sorunu göremediği, gerçek sorunu gözden kaçırdığı ve bu nedenle yanlış yola girdiği düşüncesini taşıyoruz.


Türkiye’ye özgü bizim çözüm önerilerimiz zaten uzun zamandan (2003 yılından) beri matematiksel formül halinde zaten var. Şayet bilim dediğiniz alanda matematiksel bir denkleminiz varsa, geriye kalan sadece teferruattır ve zaman meselesidir. Hipotez ve teoriler çok farklıdır. Bazıları sadece eldeki akademik verilerle, karşılaştırma yoluyla doğrulanmaya çalışılır. Fakat hipoteziniz ve teorinizin sadece deneysel karşılaştırma değil de, matematiksel bir bağıntısı varsa içiniz daha rahat olur. Çünkü matematiksel bir teori ya da hipotez, sadece matematikle geçersiz kılınmak, sadece matematikle yalanlanmak zorundadır. Ve kolesterolün masum olduğu görüşlerimize karşı olarak, ısrarla kolesterol suçludur düşüncesinde olan akademisyen ve uzmanların asla başaramayacağı, değiştiremeyeceği tek olgu matematiktir.

Bizim düşüncelerimize göre kolesterol yüksekliğinin tek parametredeki masumiyeti, kolesterol ilaçlarının (statin) organizmaya zararları tartışılmaz, fakat böyle bir masumiyet durumunda bile, kolesterolün neden ve hangi gerekçelerle yükseldiğinin, diğer insanlara göre neden farklılaştığının da mutlaka açıklabilir olması gerekir. Prof. Dr. Uffe Ravnskov, Prof. Dr. Mary Enig ve Prof. Dr. Robert Prittin gibi çok değerli araştırmacıların düşüncelerinde, bizim eksik ve yetersiz gördüğümüz noktalar da tam da burada şekillenir. Kan kolesterol yüksekliğinde ortaya koyulan neden-sonuç ilişkileri daha önceki yazılarımızda defalarca yazdığımız gibi bizce son derece yanlıştır ve yine bizce ‘kolesterol konusundaki tartışmalar’ aynı mantık sistemiyle asla devam edemez. Daha doğrusu zorla da olsa devam ettirilebilir fakat kolesterol tartışmaları hiç bitmez ve insanlara faydalı olacak gerçek bir sonuca ulaşılamaz.


Ve bizce ilaç şirketlerinin ve bu konudan bir şekilde bilerek yarar sağlayanların şu an için günümüzde asıl istediği de konunun bu noktada takılıp kalması, asla gerçek çözümün hiç ortaya çıkmamasıdır. Ve 'kolesterol konusunda' birbirine karşıt görüşlerin 15-20 yıl kadar karşılıklı olarak sürekli tartışmasıdır. Karşıt görüşlerin tartıştırılması da ilaç şirketlerinin ciroları açısından hiç te fena olmaz!

Çünkü matematiksel ve mantıksal kuralları belli olmayan tartışmalardan, görüş ve düşüncelerinizde çok haklı olsanız bile hiç bir sonuç çıkaramazsınız!

'Kolesterol ilaçları ve kolesterol yüksekliği' konusundan bilinçli olarak çıkar sağlayan kaymak tabakaki azınlık bir yana bırakılacak olursa, bize göre konu aslında her bireyin, her insanın, her doktorun çok rahat kavrayabileceği kadar basittir! Yani kolesterol yüksekliği ve kolesterolün masumiyeti konusunu isterse, bir ilköğretim öğrencisine bile anlatılabilir.

Fakat kolesterol konusunun bir öğrenciye anlatılabilmesi, düşünüldüğü gibi 'öğrencinin çok zeki' olmasından değil, öğrencinin bu konularda ön yargılarının olmamasından kaynaklanır!

Kısaca konuyla ilişkili olan, bu konuda çalışan insanlarımızın kolesterol hakkındaki ön yargıları kolesterolün masumiyetinin kavranmasını zorlaştırmaktadır.


Özellikle bazı çıkar çevreleri 'kolesterol' konusunun böyle kolayca anlaşılır olmasını da istemez, her şeyi çok kompleks ve son derece karmaşık olaylar gibi anlatmaya çalışırlar ki, bu da ayrıca uğraşılması gereken bir sorun!

Yazılarımızı sürekli takip eden okuyucular açısından bizim farklılığımız çok açık bir şekilde görünür olmakla birlikte, çok yakın bir zamanda söz konusu düşünce farklılığımızı ve bu konunun çözümüne ait düşüncelerimizi ve kendimizce görmüş olduğumuz temel mantık hatalarını ‘kolesterol ve akıl oyunları’nda bir kitap olarak ortaya koyacağız. Ve bu akıl oyunlarını oynamak için ulaşabildiğimiz, aklına ve zekasına güvenen her bireyi ayırım yapmadan bu oyunu oynamaya davet etmiş olacağız!


İsteyen oynar, istemeyen oynamaz!

Fakat bu oyunu iyi oynamak isteyenlerin yurt içinde kolesterolün masumiyeti savunan araştırmacılarımız, profesörlerimiz yanı sıra, Prof. Dr. Uffe Ravnskov, Prof. Dr. Mary Enig ve Prof. Dr. Robert Prittin ve Shane Ellison gibi araştırmacıları da çok iyi anlaması gerektiğini de mutlaka söylemeliyiz!...


Mevlüt Durmuş
Biyolog
25 Haziran 2009







[1] Ek. Takvim Gazetesi’nde şu ana kadar yayınlanan kolesterol yalanları.

Kolesterol Yalanları

İlaç şirketlerinin daha fazla para kazanmak için başvurdukları yöntem, genelde hastalık üretmektir. Dünyaca ünlü profesörlere göre 'kolesterol yalanı' da bu şekilde ortaya çıktı
ABD'nin en başarılı isimlerinden biri olarak kabul edilen Prof. Dr. Mary Enig ve Prof. Dr. Robert Pritikin, kolesterolün "koca bir yalan" olduğunu kanıtladı. Profesörler çalışmalarında ilaç şirketlerinin gelirlerini artırmak için "doğal" olan birçok konunun nasıl hastalık olarak empoze edildiğini kanıtladı.




100 MİLYAR DOLAR GELİR: Uzmanlar, "Amaç insan sağlığını düzeltmek olsaydı, şu anda kolesterol düşürmek için, son derece pahalı ilaçlara yatırılan paranın sadece birkaç milyar dolarının, sigara içimini azaltmak, bedensel aktiviteyi artırmak ve beslenmeyi geliştirmek için yapılacak kampanyalara ayrılması gerekirdi. Ancak yapmıyorlar. Çünkü kolesterolü büyük bir tehlike olarak gündemde tutarak, 100 milyar dolar ekstra gelir elde ediyorlar. Yapılan araştırmalarda kalp hastalıklarına yakalanan kişilerin yüzde 50'sinde kolesterol olurken, diğer yüzde 50'sinde bu sorun yok. Bu da "Kolesterol kalp hastalıklarına neden olur" iddiasının doğru olmadığını gösteriyor. Gündelik risklerinizin, ölümcül hastalık olarak adlandırılıp adlandırılmayacağına karar veren üst düzey uzmanlardan büyük bir çoğunluğu da size ilaç satmaya uğraşan şirketlerin bordrolarından besleniyor. Temel satış stratejisi, insanların genel rahatsızlıkları algılama şeklini değiştirmek. Kısaca 'doğal süreçleri' hastalıklara dönüştürmektir" diyor.



TANIM SÜREKLİ DEĞİŞİYOR: Diğer hastalıklarda olduğu gibi, "yüksek kolesterol" tanımı daha fazla sayıda insanı hasta sınıfına sokmak için başta ABD olmak üzere birçok ülkenin ilaç şirketleri tarafından düzenli olarak yenilenmektedir. 2001 yılında yapılan, kolesterol sınırlarındaki genişletme aniden ve şaşırtıcı oldu. O kadar aşağı çekildi ki bir gecede hasta insan sayısı neredeyse üçe katlanmış oldu. Hasta insan sayısı, 13 milyondan 36 milyona çıkmıştı. Genişletilmiş yeni tanımın 14 yazarından 5'inin, kurulun başkanı da dahil ilaç üreticileri ile mali bağlantılarının olduğu ortaya çıktı. 2004 yılında başka bir uzman grubu bu kılavuzu yeniden yazdı. Bu uzmanlar 40 milyon Amerikalı'nın, yaşam biçimlerinde yapacakları değişikliklerin yanı sıra kolesterol ilaçlarını kullanmaları halinde daha mutlu bir hayat süreceğini açıkladı. Böylece ilaç şirketlerinin kazançları daha da büyümüş oldu.



BİRÇOK ÜLKENİN SAĞLIK SİSTEMİ ÇÖKTÜ: Günümüzde en çok kolesterol ilaçlarına para harcanıyor... Bu ilaçların bütçeye yükü o kadar ağır ki Doğu Avrupa ülkeleri gibi yoksul devletlerin tüm sağlık sistemi iflasın eşiğinde. Tıp dünyasında yaygın olarak kabul gören bir gerçek, kolesterol kalp krizi geçirme olasılığını etkileyen birçok etmenden sadece biri. Buna rağmen, kolesterol konusu büyük ilgi görüyor. Çünkü kandaki seviyesini ilaç tedavisiyle düşürmek mümkün. Bunun ilacını çıkarmak hiç de zor değildi. Aslında daha hareketli bir hayat ve sigarayı bırakmak, beslenme düzenine uymak, sağlıklı yaşam için başlıca gereksinim.


DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ DEHŞETE DÜŞTÜ: WHO (Dünya Sağlık Örgütü) çalışanları, morgda bir cesedi gösteren reklamdan dehşete düşmüşlerdi. Reklamın başlığı "Kan kolesterolünün küçük bir ölçümü bunu önleyebilirdi" idi. Amaçları ölüm korkusunu pazarlayarak ilaç pazarını genişletmekti. Oysa bu reklamın asıl amacı, sigara, hareketsiz bir yaşam biçimi, dengesiz beslenme, aşırı şişmanlık, yüksek tansiyon, diyabet, yüksek kan kolesterolü gibi birçok faktöre bağlı kalp hastalıkları konusunda toplumu bilinçlendirme iddiasındaydı! Bütün bu riskler arasından "sadece kolesterole" işaret ediliyordu. "Sigara içenler, aşırı şişman kişiler veya hareketsiz bir hayat sürenler, ilaç alarak kolesterol değerlerini düşürebilirler" algısı kişilere empoze edildi. Ve bu reklamların sonunda sigara içmeye, yüksek kiloda kalmaya, az hareket etmeye devam edenlerin sayısında artış yaşandı.


ABD Gıda ve İlaç Kurulu FDA'nın birçok çalışanının maaşını ilaç şirketleri ödüyor. İşte bu nedenle birçok kolesterol ilacı, 'Çok özel' olarak lanse edildi
ABD'de ilaçların piyasadan çekilip çekilmeyeceğine, ilaçların güvenilirliğine ve etkinliğine, bir kamu kuruluşu olan, Gıda ve İlaçKurulu FDA karar vermekte. İlaç şirketleri de bunun bilincinde olarak kolesterol haplarının daha güçlü pazarlanması için FDA ile yakınlık kurdu. 1990'larda ABD'de kullanıcı ödemeli yeni bir sistem uygulamaya kondu. Bu, FDA'nın ilaç inceleme işinde masrafların yarıdan fazlasını doğrudan ilaç sanayinin karşılaması anlamına geliyordu.Bir ilacın piyasadan çekilmesi talebini kendi maaşlarının ve iş arkadaşlarının maaşlarının bir kısmının yok olması anlamını taşıyordu. Prof. Dr. Enig ve Prof. Dr. Pritikin, bu sayede ilaç şirketleri kolesterolün çok tehlikeli olduğu mesajını yaydığını ve sonra da FDA'nın ilaçları onaylamasını sağladığını söylüyor. İstatistik hileleri de kolesterol ilaçların satışını artırması için kullanıldı.


Yüzde 33 azalttığı söylenir: Kolesterol, yüksek tansiyon gibi hastalıklarla ilgili istatistikler hileleri hazırlandı. Örneğin; kolesterol ilacı reklamında, bir ilacın kalp krizi riskini yüzde 33 azalttığı söylenir. Ancak bu ilacı, 5 yıl boyunca her gün içtiğiniz takdirde kalp krizi geçirme riskinizin yüzde 3'ten ancak yüzde 2'ye düşeceği asla söylenmez.


Tereyağ kolesterolü yükseltmez: Alberta Üniversitesi profesörü Spencer Proctor ve asistanı Flora Wang tarafından yapılan araştırmada, 16 hafta boyunca deney farelerine tereyağı ve inek etinde bolca bulunan vaksenik asit bakımından zenginleştirilmiş diyet uygulandı. Vaksenik asidin vücutta kolesterol başta olmak üzere birçok rahatsızlığa sebep olan şilomikronların oluşmasını yavaşlattığı gözlemlenirken, deney sonunda kötü kolesterol olarak bilinen LDL başta olmak üzere, toplam kolesterol ve trigliseritte düşüş görüldü. Flora Wang, "Tereyağı, sığır eti ve türevlerinde vaksenik asid oranı en az yüzde 70'tir. Araştırmanın bizi en çok sevindiren sonuçlarından biri, metabolizmada birçok hasara sebep olan şilomikronların oluşmasının bu yolla yavaşlatılabileceği olmuştur. Bugüne kadar zararlı etkilerinden korktuğumuz doğal yağlar, aslında sağlığımız için son derece faydalı. Tereyağı ve sığır etinin kalp krizi riskini düşürmesi, şeker hastalığı ve obezite tedavisine yardımcı olması ve kolestrole iyi gelmesi, artık bir realite" dedi.

Potansiyel müşteriler para yağdırıyor!
İleride kalp krizi geçirme riski olanlara kolesterol hapı öneriliyor. Bu yöntemle, milyonlarca kişi potansiyel müşteri haline getiriliyor. İlaç şirketleri de bu pazardan milyarlarca dolar kazanıyor
Tıpta son yıllardaki en önemli tehlikelerden biri de hastaların değil, laboratuar sonuçlarının tedavi edilmesi şeklindeki yaklaşım olduğu bir gerçek. Her kolesterolü yüksek olan kişiye, kaşına gözüne bakılmaksızın hemen "kolesterol düşürücü ilaç" yazılması da bunun en vahim örneği. Uzmanlar, "daha önce kalp hastalığı geçirmiş veya ileride geçirme riski yüksek olan insanların yarar göreceği" bu ilaçların milyonlarca insan tarafından gereksiz yere kullanıldığına dikkat çekiyor. Prof Dr. Enig ve Prof. Dr. Pritikin, "İlaç firmalarının müthiş pazarlama taktikleri ile kolesterol fobisi tüm dünyayı sarmış durumda ve milyonlarca kişi potansiyel müşteri haline getiriliyor. Maalesef, birçok doktor da kolesterol yüksekliğinin mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğunu söylüyor. Oysa, yüksek kolesterol tek başına bir hastalık olarak lanse edilemez.


ÖNEMLİ OLAN KALP HASTALIĞI: Gelecekte kalp hastalığı veya inme ihtimallerini artırabilecek birçok risk faktöründen sadece biri. Gerçek bu ama maalesef doktorların çoğu, bu ilaçların sağlıklı kadın ve erkeklerde kalp hastalıkları ve inmelere bağlı ölümlerin önlenmesine anlamlı şekilde katkıda bulunduğuna dair bir kanıt olmadığının farkında bile değil veya ilaç şirketlerinin daha da güçlenmesi için hastalarına yalan söylüyor" dedi. Ray Moynihan ve Alan Cassels' in kaleme aldıkları "Satılık Hastalıklar" isimli çalışmada da ilginç bir çok detay var. Kitapta, "Herkesi kolesterolden korkuttuk. Asıl hedefin kolesterol sayılarınızı düşürmek olduğunu sanıyorsunuz. 'Önemli olan kolesterol rakamınız' sloganını duyuyorsunuz ama işin aslı öyle değil. Önemli olan, kalp hastalığı riskinizi düşürüp düşürmediğiniz. Kolesterol hastalığın kendisiymiş gibi gösterildiğinden, tedavinizin başarısını kolesterolünüzün düşmesiyle tanımlayabilirsiniz. Sanki kolesterolün kendisi asıl sorunmuş gibi'' yazıyor.


HİÇBİR YARARI YOK!

Kan kolesterol düzeyleri giderek daha aşağı çekiliyor. Bu yeni kriterlere göre, mesela dünyanın en sağlıklı insanlarının yaşadığı Norveç'te 40 yaşın üzerindeki erkeklerin yüzde 85'i ve kadınların yüzde 20'si "yüksek risk" grubuna giriyor ve kolesterol düşürücü ilaç kullanmaları gerekiyor. Oysa, dünyanın önde gelen tıp dergilerinden olan Lancet'de geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir metaanaliz, kolesterol düşürücü ilaçların kalp hastalığı olmayan her yaştaki kadınlarda ve 69 yaşın üzerindeki erkeklerde kullanılmasının yararını gösteren hiçbir kanıt olmadığını bir kere daha ortaya koydu.

Yan etkileri gizleniyor: Sağlıklı insanlarda gereksiz yere kullanılan bu ilaçların yarattıkları önemli ekonomik kayıplar yanında, çok ciddi yan etkilere sahip olabilecekleri unutulmamalı. Birçok ilacın yan etkilerinin önemsenmemesini ve gizlenmesini bir tarafa bırakalım; yeni çıkan birçok ilacın çok ciddi yan etkileri olduğu, ölümlere yol açabildikleri çok sayıda insan tarafından kullanıldıkça anlaşılmaktadır. Örneğin, beynin gelişimi ve işlevleri için çok önemli bir madde olan kolesterolün kan düzeylerinin azalmasının yol açtığı sinirlilik, saldırganlık, hafıza kaybı, unutkanlık, iktidarsızlık, intihara teşebbüs, polinöropati vs. gibi çeşitli nörolojik ve zihinsel belirtiler prospektüslerde yazılı değil. Kas şikayetlerinin bu ilaçları alanların yüzde 1'inden daha azında görüldüğü bildiriliyor, ancak bunun doğruluğu çok şüpheli

Türkiye'de 13 milyon kutu kolesterol ilacı satılıyor: Dünya ilaç sektörünün en büyük gelir kaynaklarından biri olan kolesterol hapı, ülkemizde de büyük satış rakamlarına ulaşıyor. 2008 yılında 13 milyon kutu kolesterol ilacı satıldı. Prof. Dr. Enig ve Prof. Dr. Pritikin, dünya ilaç sektörünün yeni yaratılan hastalıklarla milyar dolarlar kazandığına dikkat çekiyor. Prof. Dr. Enig, "Birçok ülkede hazırlanan programlar nedeniyle kolesterol konusunda da insanlar büyük bir korkuya itiliyor. Sonucunda da milyonlarca kişi kolesterol hapı kullanmak zorunda kaldı" dedi. Türkiye'de de sonuç farklı değil. Araştırmalara göre Türkiye'de her 3 kişiden 1'inin yüksek kolesterol hastası olduğu belirtiliyor. 100 kişiden 79'u bilmiyormuş! Hiçbir gerçeğe dayanmayan araştırma sonuçları, müthiş bir ilaç satışına neden oldu. 2008'de Türkiye'de 12 milyon 700 bin kutu kolesterol ilacı satıldı. Yurt dışından da gelen siparişlerle bu rakam 13 milyonu buluyor. 13 milyon kutunun para karşılığı 400 milyon liradan fazla. İddialara göre, Türkiye'de yaşayan 15 yaş üzerinde her 100 kişiden 79'u kolesterol seviyesini bilmiyor. Bu kişilerin bir an önce test yaptırmaları öneriliyor. Nedeni son derece basit. Çok daha fazla kolesterol ilacı satmak. Özellikle ABD'de son dönemde kolesterolün büyük bir yalan olduğu kulaktan kulağa yayılmaya başladı. Prof. Dr. Enig ve Prof. Dr. Pritikin, birçok belgeselde yaptığı konuşmalarla ve katıldığı panellerde kolesterolün nasıl bir hastalık olarak lanse edildiğini ve bunun altında yatan gerçekleri açıkladı. İlaç şirketleri her iki profesör için büyük eleştirilerde bulundu. Ancak her iki doktor da haklılıklarını kanıtladı.


Şaşkına çeviren araştırma
Vücutta yaygın olarak bulunan ve yaşam için mutlak gerekli olan bu yağı bu kadar kötülemek ne derece doğru? Son günlerde çıkan yayınlarda kolesterolün özelliklede LDL-kolesterolün sanıldığı kadar zararlı olmadığı, çocukların büyümesi için gerekli olan kolesterolün yaşlanmayla beraber hücre zarındaki hasarların onarılması açısından kolesterolünde artmasının gayet doğal olduğu çıktı. Şimdi kolesterolü savunan birçok uzman şaşkınlık yaşıyor.Cevap arayan sorular




1. Eğer kolesterol bir masal değil de ciddi bir risk faktörü ise neden kalp krizi vakalarının yarısından fazlasında kolesterol normal değerler arasındadır?


2. Önceleri 130mg /dL seviyesinde olan LDL üst sınır değeri, neden 100mg/dL'ye çekildi? Bundan kimin kazancı oldu?



3. FDA'nın güvenli dediği birçok ilaç 50'nin üzerindeki insanın ölmesine neden oldu. Peki bunun sorumlusu kim?


4. Bu ölümlerin çoğu ilaçların yanlış kullanılmasından diyorsunuz, bu sizce hastanın hatası mıdır? Yoksa bütçesinin yüzde 5'inden azını ilaç güvenliğine harcayan FDA (İlaç ve Gıda Dairesi) ile doktorların mı?


5. Genel olarak ilaç yan etkilerinden ölümlerin, trafik kazalarından kaynaklanan ölümlere oranla 5 sefer daha fazla olduğu gerçeğini kolesterol uzmanları kabul etmiyor biliyor musunuz?





Tıp dünyasının 10 büyük yalanı


İlaç şirketlerinin daha fazla gelir elde etmesi için birçok yalana başvuruldu: Kolesterol kötüdür, kolesterol düşürücü ilaçlar etkilidir, ilaç kaliteyi yükseltir gibi...

Araştırmacı Shane Ellison'ın hazırladığı ve tüm dünyada büyük yankı bulan 'Tıbbın 10 büyük yalanı' adlı çalışma, ilaç şirketlerinin nasıl gelirlerini artırmak için yalanlara başvurduğunu gözler önüne seriyor. Ellison, ilaç şirketlerinin uydurduğu en büyük yalanlardan biri olan kolesterol üzerinde çok duruyor. Ne yüksek kolesterol kalp krizine yol açıyor ne de ilaçlar kolesterolü düşürüyor.

Peki biz ne yapıyoruz?

En ufak bir baş ağrısında bile ilaçlar alınıyor.


İşte size tıbbın 10 büyük yalanı:

Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi FDA'nın onayladığı ilaçlar güvenli ve etkindir: FDA'nın onayladığı birçok ilaç, ölümlere neden oldu. Hatta yakınlarını kaybedenlerin birçoğu büyük tazminatlar kazandı.

Yüksek kolesterol, kalp hastalığı için risktir: Bu sağlık efsanesi başta Amerika olmak üzere birçok ülkede çökertildi. Kalp hastalığı 35 yaşın üzerindeki tüm kişiler için ilk ölüm nedeni. Kalp hastalığı riskinin, kan kolesterolü yükseldikçe arttığı doğruysa, o zaman kalp krizinden genç yaşta ölenlerin total kolesterolünün de yükselmiş olduğunu görmeliyiz. Bu doğru değil. Kalp krizlerinin ve inmelerin yarısı kolesterolü yükselmemiş kişilerde ortaya çıkıyor.

Kolesterol kötüdür: Amerikan Kalp Birliği'ne göre, 105 milyondan fazla Amerikalı'nın kolesterol düzeyi 200 mg/dl ya da daha yüksek seviyede. Bu, ilaç endüstrisi için potansiyel müşteri anlamına geliyor. Ancak yüksek kolesterolün ömrü uzattığı biliniyor. Yüksek kolesterolü olan erkeklerin bağışıklık sistemi daha güçlü. Ayrıca kolesterol karaciğerde safra asitlerinin üretimine yardımcı oluyor. Bu asitler vücudun artık ürünlerden temizlenmesi için gerekli.

Kolesterol düşürücü ilaçlar güvenli ve etkindir: Kolesterol düşürücü ilaçlar, bellek ve odaklanma üzerinde olumsuz etki yapıyor. Kanser riskini artırıyor, sinirlere hasar veriyor. Zaten bu ilaçların ana maddesi, kırmızı pirinç mayası diye bilinen bir mantarın izole edilmiş zehrinden başka bir şey değil.

İlaçlar bilime dayanarak onaylanır: FDA uzmanlarının yarıdan fazlasının, ilaç şirketleriyle doğrudan maddi ilişkisi var. İlacın piyasaya çıkıp çıkmayacağına karar veren kurulun yüzde 51'i, diğer yüzde 49'u ölümcül ilaçların güvenli ve gerekli olduğunu ikna etmek için uğraşıyor.

İlaç reklamları bizi bilinçlendirir: Birçok kolesterol düşürücü ilaç reklamında kas ağrısı, kas kaybı, güçsüzlük gibi yan etkilerin görülmediğine dikkat çekiliyor. Ancak gerçek, bunun tam tersi.

İlaçlar, yaşam kalitemizi yükseltir: FDA ta rafından onaylanan ilaçlar her yıl yaklaşık 160 bin kişiyi öldürüyor. Yaklaşık iki milyon insan, ilaçların yol açtığı hastalıklara yakalanıyor. Obezite, kanser, böbrek yetmezliği, otizm, depresyon bu hastalıklardan bazıları.

Doktorlar reçeteli ilaçların tehlikeleri konusunda hassastır: Batı ülkelerinde doktorlar, reçeteli ilaçlar hakkında bilgi edinmek için tıp dergilerine başvuruyor. Çünkü en güvenilir kaynak bu dergiler. Bütün makaleler bilimsel gerçeklere dayanarak sunuluyor. ABD'de ise durum çok farklı.

Besin destekleri tehlikelidir: İlaç şirketleri, besin destekleriyle rekabeti aza indirmek için hükümeti etkileme amaçlı bir dizi teknik kullanıyor. Bunlardan ilki, besin maddelerinin doğru kullanımıyla ilgili dersin 85 yıl önce tıp fakültelerinden kaldırılmış olması. Bir diğeri ise ilaç endüstrisi lobisinin medyayı etkisi altına alarak, besin desteklerine karşı olumsuz bir hava estirmesi.

Kolesterol öldürür: Kalp krizi geçiren kişilerden yüzde 50'den fazlasının kolesterolü normal çıktı.





Halkı korkutarak ilaç sattılar

Yıllarca tereyağı, yumurta ve kırmızı etin yüksek kolesterole neden olduğu iddia edildi. Ancak gerçek, bunun tam tersiydi. Amaç, bu besin maddelerini tüketenleri korkutup birçok kolesterol ilacını satmaktı...

Alberta Üniversitesi Profesörü Spencer Proctor ve asistanı Flora Wang, başta tereyağı olmak üzere yumurta, kırmızı et, kabak, ay çekirdeği, tavuk derisi, balık derisi, peynir ve sütün yüksek kolesterole neden olduğu iddialarını çürütmek için araştırma yaptı. Uzun yıllar süren çalışmalar sonucu bunun gerçek olmadığı bilimsel olarak kanıtlandı. 16 hafta boyunca deney farelerine tereyağı, yumurta, inek eti, peynir, süt ve balık derisi gibi yiyeceklerle zenginleştirilmiş diyet uygulandı. Vaksenik asidin vücutta kolesterol başta olmak üzere birçok rahatsızlığa sebep olan şilomikronların oluşmasını yavaşlattığı gözlemlenirken, deney sonunda kötü kolesterol olarak bilinen LDL başta olmak üzere, toplam kolesterol ve trigliseritte düşüş görüldü. Flora Wang, "Araştırma yaptığımız besin maddeleri ve türevlerinde vaksenik asid oranı en az yüzde 70'tir. Araştırmanın bizi en çok sevindiren sonuçlarından biri, metabolizmada birçok hasara sebep olan şilomikronların oluşmasının bu yolla yavaşlatılabileceği olmuştur. Bugüne kadar zararlı etkilerinden korktuğumuz doğal yağlar, aslında sağlığımız için son derece faydalı. Tereyağı ve sığır eti, süt ve peynir gibi besin maddelerinin kalp krizi riskini düşürmesi, şeker hastalığı ve obezite tedavisine yardımcı olması artık bir realitedir" dedi. Şimdi uzun bir süredir bu besin maddelerinin kolesterolü yükselttiği ve sonrasında da ölümlere neden olduğunu iddia eden doktorlar, şaşkınlık yaşıyor. İlaç şirketleri de bu besin maddelerini tüketen milyonlarca kişiye sattıkları kolesterol ilacı sayesinde milyar dolarlar kazandı.1930'da niye yoktu?Yeni dünya sisteminde ilaç firmalarının her hastayı bir müşteri olarak gördüklerini ve müşteri kaybetmek istemedikleri için kolesterol ve kanser dahil olmak üzere birçok hastalığı kesin olarak tedavi edip bitirmek istemedikleri artık bilinen bir gerçek. Uzmanlar, "Dünya genelinde en çok etle beslenilen 1930'lu yıllarda ölüm nedenleri arasında kanser ve kalp krizinin bugünkü gibi ilk sıralarda olmadığı biliniyor. Hatta kolesterol diye bir korkunun olmadığı da herkesin kabul ettiği bir gerçek" dedi.


Haberle İlgili Bağlantılar:
http://www.takvim.com.tr/Guncel/2009/06/22/haydi_hastalik_uretelim
http://www.takvim.com.tr/Aktuel/2009/06/23/fda_devreye_girdi
http://www.takvim.com.tr/Aktuel/2009/06/24/potansiyel_musteriler_para_yagdiriyor
http://www.takvim.com.tr/Aktuel/2009/06/24/yan_etkileri_gizleniyor http://www.takvim.com.tr/Aktuel/2009/06/25/turkiyede_13_milyon_kutu_kolesterol_ilaci_satiliyo http://www.takvim.com.tr/Guncel/2009/06/26/tip_dunyasinin_10_buyuk_yalani
http://www.takvim.com.tr/Aktuel/2009/06/27/halki_korkutarak_ilac_sattilar