28 Haziran 2008 Cumartesi

YALANA BAK: KOLESTEROL DAMARLARDA BİRİKİRMİŞ!...



EVVEL ZAMAN İÇİNDE
DAMARLARINIZDA ÇOK AMA ÇOK KOLESTEROL BİRİKİRMİŞ!..


'bazı uzman, konuyla ilgili kurum ve
kuruluşlara toplu cevap..'

Bazı uzmanlarımız hala eski alışkanlıklarını devam ettiriyorlar!...

Kolesterol molekülüne hala suçlu diyorlar, üstelik kolesterol damarlarda birikirmiş!...

Kocaman adamlar aynı masalı bıkmadan usanmadan her fırsatta tekrar tekrar anlatıyorlar.

O halde ben ve benim gibi düşünenlerin de aynı şekilde davranması, bıkmadan usanmadan sürekli yazması, eskimeye ve çürümeye yüz tutan kolesterolle ilgili evrensel yalanı fırsat buldukça kaynaklar göstererek insanlara hatırlatması gerekiyor.

Efendim neymiş, kolesterol molekülleri damarlarda birikir ve damar sertliği yaparmış…

Kolesterolün damar sertliği başta olmak üzere, çok çeşitli hastalıklar yaptığı konusunda ısrarcı olan ve kolesterolü suçlu gören çeşitli uzmanlar ya bilmiyor ya da bilerek isteyerek kasten büyük bir hata yapıyorlar. Kolesterol konusunda inat eden uzmanlar kendilerini hastalara ve insanlara karşı komik duruma düşürdüklerini göremedikleri gibi, tıp bilimlerinin ve tıp adamlarının saygınlığına zarar verdiklerinin bile farkında değiller.

Temelleri sağlam olmayan ‘kolesterol teorisini’ körü körüne inançla sahiplenmenin, sorgulama ihtiyacı duymayan bilim anlayışının kaçınılmaz sonucu bu. Bilim ve bilimsel düşünceler her zaman her koşulda sorgulanabilir olmalı, fakat ne yaparsanız yapın inanç haline getirilmiş düşünceler sorgulanamaz, yani kolesterol sorunu iddia edildiği gibi bilim değil artık bir inanç sorunu. Kolesterol konusu bilim sorunu olsa, bilimsel verilerin ışığında bu konu çoktan kapanmıştı...

Kolesterol teorisi tartışması bizim açımızdan çoktan bitti…

Hatırlayın Sağlık Bakanlığını kolesterol ve kolesterol düşürücü ilaçlara karşı (statinler) uyaran basın bildirimizi yaklaşık iki yıl önce yayınlamıştık. O günden bu güne farkındaysanız artık çok şey değişti ve değişmeye devam edecektir. Çünkü yurt içinde ve yurt dışından ilginç çalışmalar, araştırmalar arka arkaya gelmeye devam edecek.

Değişim, özellikle kolesterol konusunda kaçınılmaz ve zorunluluktur, bilim dediğiniz olgunun temel mantığı budur. Var olan gerçekliklerle bilimsel teoriler sürekli olarak çelişiyor ve çatışıyorsa, gerçeklik asla değiştirilemez mecburen teorinizi değiştireceksiniz başka yolu yok...

Artık bir zamanlar insanlara ısrarla yasaklanan çekirdek, fındık, fıstık, badem, ceviz, yumurta, tereyağı gibi besinler en azından yasak değil. Fakat çok saygın uzmanlarımızdan bazıları başlarını kuma gömdükleri için hala söz konusu yağlı besinleri, ortaya çıkan bütün araştırmalara rağmen hala yasaklayabiliyor.

Düşük veya ilaçlarla düşürülmüş kolesterol düzeylerinde kanser olasılığının arttığı çok çeşitli araştırmalarla gösterildi. Buna rağmen kolesterol düşürmek için ilaç kullanmakta ısrar eden uzmanlar, düşük kolesterol düzeylerinin risklerini hala hastalarına anlatmıyorlar. Ve ayrı bir yazı konusu olabilecek daha birçok şey...

Özetle kolesterol teorisi dökülüyor...

Çoğu bilim adamı ve konuyla ilgili ciddi dernekler (TKD) kolesterol konusunda farklı düşüncelerle ilgilenmediklerini ifade etmeye çalışsalar da, bilimsel açıdan çok şey kaçırdıklarını henüz kavramış, görebilmiş sayılmazlar.

Hızla geçen zamanın bu tartışmalarda kimleri haklı çıkaracağı konusu gerçekten merak uyandırıcı olsa da bu tartışmayı, tartışma olmaktan çıkaracak tek şey matematik olacaktır.

Kolesterol molekülleri damarlarda birikirmiş, öyle diyor birileri...

Damar sertliği (ateroskleroz) olarak bilinen, halk arasında damar kireçlenmesi de denilen olguda gerçekten de çok miktarda kolesterol mü birikiyor damarlarımızda? Bir kez daha düşünün isterseniz!

Bazı bilim adamları, bizim görüşlerimize destek vermese de birileri insanları fena halde kandırıyorlar. Bilim adına sıkılmadan kendilerince bir şeyler söyleyip duruyorlar.


Damarlarda kireçlenme dediğimiz gerçek (reel) olgu kolesterolden mi, yoksa kalsiyumdan[1] mı kaynaklanıyor?

Yani sertleşmiş, kireçlenmiş kısaca yaşlanmış bir damarın yüzde kaçı kolesterol ve kalsiyum içeriğine sahiptir biliyor musunuz?

Bildiğinizi biliyorum, ama insanlara kolesterol molekülü varken kalsiyum konusunu insanlara ve hastalara söylemezsiniz değil mi?

Artık sağır sultan bile, damar sertliğinde kolesterol (tabakası kalınlığının) değil, kalsiyum miktarının ölçüldüğünü[2], damarların sertleşmesinde ve kalınmasında kalsiyumun çok önemli bir etken olduğunu, damarlarda kalsiyum miktarı (skoru) düşük olanların kalp krizi filan geçirmediğini biliyor!

Hala damarlarda kolesterol biriktiğini iddia ediyorsanız ya sizler patoloji denilen bilim dalını bilmiyorsunuz ya da patoloji biliminin varlığını unuttunuz!

Kim bilir belki de bazı nedenlerle (?), bazı gerçekleri unutmak işinize daha çok geliyor! Çünkü bırakın kalsiyum skorunu ölçen elektronik cihazları, yeni eğitimine başlamış asistan patolog bile sizlere sertleşmiş bir damar yapısında (aterom plaklarında) veya pıhtıda hangi oranlarda, hangi maddelerin olduğunu çok rahat gösterebilir!

Daha öncede defalarca yazıldı ve söylendi: Damarları tıkayan pıhtı-tıkaç ya da aterom plakları içinde, insanları kandırmak için söylemiş olduğunuz kolesterol oranı sadece % 3 tür ve geride % 97 oranında boş bıraktığınız size göre küçücük bir alan vardır.

Tabii damar sertliği (damar kireçlenmesi) görülen hastaların damarlarının yapısındaki %50’den fazla kalsiyum, % 47 kan hücreleri (makrofaj) ve damar düz kas dokusu sizin gibi bilgili uzmanlarca önemsiz bir ayrıntı olur çıkar % 3 kolesterolün yanında.

Size göre %3’lük kolesterol bütün damarlarda sertleşmenin (kalsifikasyon) yegâne şaşmaz ve değiştirilemez sebebidir, yani damarlarda kalsiyum olmasa bile (tek başına) kolesterol damar sertliği yapabilir!

Bu mudur yani?

Bitti mi?

Damarlarda kolesterol birikirmiş, kalsiyum skoru neydi, hangi cihazla ve neden ölçülüyordu[3] unuttum bilen varsa bana hatırlatsın lütfen?

Biz kalsiyum dedik ya, şimdi bazıları da sıkılmadan tıpkı kolesterol molekülüne yaptıkları gibi, kandaki kalsiyum miktarını da düşürmeye de çalışabilirler: Sakın ha öyle bir şey yapmayın!..

Damarlarda kalsiyum birikiminin nedeni görünenden etkenlerden çok ama çok farklı…

Yani hiç kimse “ damarlarda biriken kalsiyum miktarı kolesterol miktarından fazlaymış, ben kanımdaki kalsiyum miktarını düşürürsem, damarlarımda kalsiyum daha az birikir” şeklinde yanlış bir düşünceye kapılmasın, kalsiyumu ve kalsiyum içeren besinleri, tıpkı kolesterole yaptıkları gibi yasaklamasın!

Kolesterolü neden yasaklıyorsunuz?

Neyse!

En azından kalsiyumu ve kalsiyum içeren besinleri yasaklamanın tam bir saçmalık olabileceğini umarım biliyorsunuz!...

Ama şunu unutmayın: İster damar sertliği, ister damar kireçlenmesi, isterse ateroskleroz adına ne derseniz deyin, söz konusu damarlardaki oluşumlarda biriken kalsiyum miktarı, kolesterol miktarının en az 15–20 katıdır.

Kolesterol damarlarda birikir, damar sertliği yaparmış…

Tabii kolesterolü suçlu gören uzmanlarımızda kendilerince haklı. Damarlardaki kalınlaşmanın en büyük var olan (reel) etkeni olan kalsiyumu insanlara söyleyemezler!

Damarlarda kolesterolden yirmi kat fazla kalsiyum birikir deyip, kolesterol ilacı yazabilme yeteneğine sahip bir uzman gördünüz mü?

Olmaz böyle bir şey!

Göremezsiniz, uğraşmayın!

Çünkü onlar damarlarınızda kolesterol birikir diyecek ki, kolesterol ilacı verebilsinler hastalarına!
İlaç şirketleri mutlu olsun!

Evet biliyorum. Şu an milyonlarca kolesterolü suçlu sayan literatüre, binlerce bilmem ne profesörlerine karşı geliyorum. Yine de kusuruma bakmasınlar, sıradan bir biyolog olarak, şayet düşünce özgürlüğüm varsa, birilerinin kolesterolün zararları konusunda söylediklerini kendi adıma bilimsel bulmuyorum, beni savundukları düşüncelerin doğruluğuna ve bilimsel olduğuna ikna edemediler.

Tabii ki benim gibi düşünen, düşüncelerime katılan, dostça eleştiren değerli insanlar var, ama şimdilik sayıları çok fazla değil. Bu nedenle sadece ben böyle düşünüyorum da diyemem...

Damarlarda kolesterol molekülleri birikirmiş, yalana bakın!

Tüberküloz (verem) hastalarının akciğer filmlerini hiç gördünüz mü hiç? Bir ara unutmazsanız mutlaka göz atın gerçekten de çok ilginçtir.

Tüberküloz geçirmiş hastaların akciğer filmlerinde beyaz noktacıklar şeklinde kalsiyum birikimleri az veya çok mutlaka görülür… Yabancı basil yüzeyindeki proteinlere duyarlı makrofaj adı verilen savunma hücreleri, tüberküloz basilini hapsetmek için kalsiyum salgılamak zorunda kalırlar! Aslında söz konusu küçük beyaz görünen lekecikler makrofaj kalıntıları, makrofajın salgıladığı (tüberkülin) kalsiyum ve tüberküloz basilinden oluşur.

Ve bunu çok istedikleri için değil, mecbur kaldıkları için yapar makrofaj adı verilen savunma hücrelerimiz. Yabancı protein taşıyan canlıyı (bakteriyi-basili) hapsetmek, bulunduğu yerde tutabilmek, durdurabilmek için yaparlar bunu… Yoksa bilmiyor muydunuz?

Damar kireçlenmesinde yani ateroskleroz olayında, söz konusu makrofajların zorunlu ve son derece önemli rolleri vardır.

Damar yüzeyi ve damar içlerinde de zararlı bir şeyleri hapsetmeye, etkisiz hale geçirmeye çalışır makrofajlar...

Fakat bu sizin düşündüğünüz gibi kolesterol ya da yağlar değildir, makrofajlarca hapsedilmek istenen şeyler.

Makrofajlar lipitlere ve kolesterole karşı harekete geçemezler. Makrofajlar adını verdiğimiz savunma hücrelerini, kolesterol molekülleri de harekete geçiremez! Çoğunlukla organizmalarda bulunan farklı proteinler veya amino asit değişimleri makrofajları aktive eder ve uyarırlar…

Organizmaya yabancı veya yabancılaşmış proteinlere-aminoasitlere karşı da son derece hassastır makrofajlar. Yani makrofajları harekete geçirebilmek için yabancı veya yabancılaşmış protein ya da protein içlerinde farklı aminoasit içeren bazı molekülerinizin olması gerekir.

Lipoproteinleri artık biliyorsunuz. Kanda yağlar ve kolesterol sadece lipoprotein adı verilen fiziksel parçacıklarla taşınırlar. Parçacıkları etkisiz hale getirmekte makrofajların görev alanındadır.

Elbette makrofajları harekete geçiren önemli faktör lipoproteinler[4] (özellikle LDL) diyebilirsiniz, bu en doğal hakkınız!

Fakat lipoproteinler üzerinde bulunan ‘sadece kolesterol molekülü’ makrofajları harekete geçirir diyemezsiniz, böyle bir bilimsel lüksünüz yok!

Bilimi ve bilimin adını kullanarak saçmalamak, insanların zekâsına, aldığınız tıp eğitiminize bilerek ya da bilmeden hakaret etmektir.

Kanda tek başına kolesterol diye bir molekül olmadığını, kolesterolün mutlaka partiküllerle (parçacıklarla) taşınabildiğini insanlar artık biliyor.

Makrofajlar, lipoproteinler üzerindeki kolesterolü veya yağ asitlerini değil, lipoprotein partiküllerinin bizzat (LDL) kendisini yok etmek için harekete geçiyor… Söz konusu (bozuk, işlevsiz partikülü) kalsiyum salgılayarak etkisiz hale getirmeye, organizmaya kendince faydalı olmaya çalışıyor. Makrofajlar damar çeperlerinde, damar içlerinde yapmasalardı bu işi iyi olacaktı ama ne yaparsın, bunun başka yolu yok...

İşte damar sertliği (ateroskleroz) tanısı koyulmuş insanların damarlarında görülen yüksek orandaki kalsiyumun birikiminin bizce temel nedeni bu! Anlayabildiniz mi? Yoksa bir kez daha mı anlatayım?

Yani bizce hasta insanların damarlarının patolojik incelemesinde, kolesterolden yirmi kat fazla kalsiyum (% 50) bulunmasının tek nedeni bu!
Biliyorum siz bunu biliyordunuz, ama insanlar damarlardaki birikimin %3 kolesterol, kalsiyumun ise %50 olduğunu bilmiyordu. Siz sadece kolesterolü söylüyordunuz çünkü...

Bu kadar basit ve yalın! Yalınlık ve basitlik bilimin en keskin ve acıtan yönüdür, her zaman canınızı yakabilir...

Dahi olmanız gerekmiyor, sadece anlamak istemeniz yeterli!

Bundan daha iyi bir fikriniz, düşünceniz, teoriniz varsa siz söyleyin.

Ve lütfen sağda solda konuşurken biraz gerçekçi olun, ne olur güldürmeyin artık beni!

Söyledikleri lafa bak:

Damarlarda kolesterol molekülleri birikirmiş!......


Mevlüt Durmuş
Biyolog
29 Haziran 2008


Kaynak ve Dipnotlar
[1] Scott M. Grundy, MD, PhD. (2001) Coronary calcium as a risk factor: role in global risk assessment. J Am Coll Cardiol, 2001; 37:1512-1515.
[2] Elizabeth R. Brown et al (2008). Coronary Calcium Coverage Score: Determination, Correlates, and Predictive Accuracy in the Multi-Ethnic Study of Atherosclerosis. Radiology 2008;247:669-675.
[3] Khurram Nasir et al (2005). Detection of High-Risk Young Adults and Women by Coronary Calcium and National Cholesterol Education Program Panel III Guidelines. J Am Coll Cardiol, 2005; 46:1931-1936, doi:10.1016/j.jacc.2005.07.052
[4] Lipoproteinlerin kanda birikimi ve farklılaşması ayrı bir yazıda ele alınacaktır. Small LDL- okside LDL farklılaşmaları makrofajları harekete geçirir. Fakat bir bileşende okside olan grubun sadece lipitler olduğunu söyleme lüksünüz yoktur, bileşenin tümünü değerlendirmeniz gerekir. Bkz. Genel Kimya.İndirgenme, yükselgentme ve redoks denklemleri, farklı bir deyimle oksidasyon redüksiyon ve redoks denklemleri