22 Şubat 2010 Pazartesi

Kolesterol ve Bill Clinton'un kalp ameliyatları

Cerrahi olarak ‘bypass’ geçirmişseniz

ya da ‘stent’ taktırmışsanız çok rahat olup

sorunlarınızın artık tümüyle

bittiğini düşünmeyin!



Kolesterol ve Bill Clinton’un kalp ameliyatları

Eski Amerikan Başkanlarından Clinton altı yıl önce kalp damarlarını yenilemişti ama bu yeterli olmadı; damarlar tekrar tıkandığı için, yeniden ameliyat edildi ve damarlarına çelik yelek taktırmak zorunda kaldı yani ‘stent’lendi[1]

Konu her ne kadar Clinton’la ilgili görülse de aslında benzer şekilde kalp ameliyatları geçiren milyonlarca insanı çok yakından ilgilendiriyor. Sıradan vatandaş Mehmet Bey’in Bypass olduktan bir süre sonra yeniden ameliyat olup stent’lenmesi elbette dikkat çekmezdi.

Yaklaşık altı yıl önceki ameliyatında ‘kolesterol ilacını (statini) bıraktığı’ için Clinton’a kızan dünyaca ünlü kardiyologlara göre, bu sefer Clinton ilacını (statini) düzenli kullanmış, tansiyonu ve diğer bulguları son derece normalmiş: Fakat damarları tekrar tıkanmış!

Aslında geçirilen kalp krizlerinin en az yarısında kan kolesterolü normal ya da düşük olduğunu defalarca söyledik. Dahası kolesterolünüz yüksek olsa ve kolesterol ilacı kullansanız da yine kalp krizi geçiriyorsunuz ki, küçültülmüş rakamlara göre bu en az %30 yani kolesterol ilacı kullananların en az %30’u yine kalp krizi geçiriyor. Bu nedenle ilaç şirketleri ve bazı doktorlar hiç sıkılmadan ‘bu önemli değil, sizi kalp krizinden korumasa da siz yine ilaç kullanmaya devam edin’[2] diyorlar!...

Kısaca ilaçlar, Clinton’un kan kolesterolü düşürse de yeniden damar tıkanmalarını (aterosklerozu) önlememiş!

Elbette kardiyoloji bilim adamlarının, yenilenen damarların tıkanmalarında yine bazı savunmaları var (her zaman savunma vardır!) : Toplardamarlardan yapılan nakiller zaten yeterince dayanıklı olmuyormuş, atardamarlardan yapılan nakillere göre toplardamar nakilleri daha dayanıksızmış. Eski ABD başkanı Clinton yoğun ve yorucu aktivitelerden, uzun süren yorucu seyahatlerden uzaklaşmalıymış falan filan… Elbette dünyaca ünlü doktorlarda kendilerince haklı da olabilirler. Fakat nihai aşamada kardiyoloji uzmanlarınca ister atardamar nakilleri, ister toplardamar nakilleri yapılsın; kalp damarlarının tekrar tıkanması er ya da geç bize göre kaçınılmaz bir sondur. İşte Nortin Hadler[3] gibi çeşitli araştırmacıların, kolesterol yüksekliği bahane edilerek yapılan ‘bypass’ ve ‘stent’ gibi ameliyatlara karşı oluşlarının temel nedeni burada tüm çıplaklığı ile ortaya çıkar.

Nedeni çok basit!

Çünkü cerrahi ameliyatlarla kalp damarlarınızı ‘bypass’la yeniliyor, stentlerle koruyor gibi olsanız da, damarların tıkanmasına neden olan gerçek sorunu temelde hiç göremiyor, dolayısıyla sorunu gerçek anlamda çözmüyorsunuz!

Nedenini gerçekten bilmeden bir sorunu ortadan kaldırmaya çalışmak ise uzun vadede sürekli boşuna bir çaba olarak karşınıza çıkıyor. Bu durum aslında dünyada var olan bütün sivrisinekleri, sinek spreyleriyle yok etmeye çalışmak gibi bir şey. Anlaşılmayan ve karanlıkta kalan nokta şu, bataklıkları kurutmadan sivrisineklerden asla kurtulamazsınız, sinek spreyleri sadece kısa vadeli-anlık (fakat gerekli) çözümlerdir.

Gerçek bilimsel araştırmalar, neden-sonuç ilişkilerindeki çözümlemeler ile ortaya çıkar. Bir şeyin nedeni biliyorsanız ve nedeni ortadan kaldırabiliyorsanız, ortaya çıkan olumsuz sonuçları değiştirebilirsiniz. Fakat nedeni ortadan kaldırmadan sadece sonuçlar üzerinde ortaya çıkaracağınız bazı değişimler kalıcı değil geçicidir ki, bypass ve stent gibi uygulamalar da aynı kategoriye girmekte, hastalar için kalıcı bir çözüm oluşturmamaktadır.

Eski Amerikan başkanı Clinton olayının bir kez daha gösterdiği gibi, uzun vadede (2–8 yıl) söz konusu aterosklerozun (damar sertliğinin) tekrarı bize göre kaçınılmaz, çünkü damarları değiştirmekle (bypass) veya damarlara stentler koymakla gerçekten tıp deyimiyle tedavi olmuyorsunuz. Çünkü söz konusu ateroskleroza (damar sertliğine) neden olan temel ana sorunu çözmüyorsunuz, sorunu bir süreliğine sadece ötelemiş oluyorsunuz[4]… Farklı ve göremediğiniz bir yerlerde[5], olayı ortaya çıkaran nedenler tümüyle, bir bütün olarak yerli yerinde duruyor!

Sonra her şey yeniden sil baştan yeniden başlıyor!

Neden-sonuç ilişkisinde zorunlu olarak ortaya çıkan sonuç, yani damar sertliğine bağlı gelişen hastalık tablosu bypass ya da stentler yoluyla bir an için değiştirilse bile hastalar açısından kalıcı bir çözüm oluşturmuyor!

Bu durumu birçok kardiyoloji uzmanı biliyor.

Ameliyat sonrası, kendilerince bazı risklerden bizleri uzaklaştırmaya çalışıyorlar, fakat iddia edilen riskler tam anlamıyla sınırsız. Damar sertliği yani ateroskleroz için ortaya sürülen multifaktöriyel riskler ise biyolojik düşünce sistemine göre tam bir komedi, kısaca yaşamak zeten risktir demek istiyorlar[6], tuhaf olan da çok haklılar!...

Ve uzmanlar risklerimizi sayarlarken hayati bir noktayı çoğunlukla unutuyor veya dikkate alma gereğini duymuyorlar: Kolesterol taşıyan partiküllerin çeşitli nedenlerle farklılaşması, küçülmesi (small LDL, nascent HDL vs) ve karaciğer metabolizmasındaki aksaklıkları[7] bir türlü görmek istemiyorlar. Çünkü damar sertliğinde (ateroskleroz) mekanizmasında bize göre karaciğer metabolizması birincil (primer) bir role sahip. Hatalar ilk önce karaciğerde ortaya çıkıyor. Bir organda meydana çıkan bir hatanın diğer organ ve sistemleri etkilememesi ise imkânsız, bu durumdan son aşamada kaçınılmaz olarak kan damarları da etkileniyor.

İşte çoğu uzman öncelikle bunu anlamalı.

Nedeni yine basit!

Olayların gerçek biyokimyasal gelişimi anlaşılmadığı sürece, ortaya çıkan sonuçları bazı şekillerle değiştirmek kalıcı olmuyor, her şey başladığı noktaya bir süre sonra geri dönüyor!

Şaka gibi bir durum olsa da temel gerçek (ve defalarca söyledik biliyorum):Kalp damarlarını korumak istiyorsanız önce karaciğerinizi, kolesterol ile ilişkili karaciğer metabolizmasını gerçekten çok iyi bilmelisiniz!

Kalp ameliyatı olup, damarlarınızı yenilemiş (bypass) veya stent taktırmışsanız bazı size söylenmeyen gerçekleri bilmek zorundasınız!

Her zaman olmayabilir, fakat kolesterolünüz yüksekse bunun karaciğerdeki fazla üretimden değil, artan partikül yoğunluğundan-birikimden kaynaklandığını unutmayın. Damar sertliğine bağlı damar tıkanıkları (ateroskleroz) sorununun da kolesterol ile doğrudan bir ilişkisinin olmadığını, kolesterol yüksekliğinin hastalık yapması değil, hasta olan organı tanımlamada çok önemli olduğunu, dikkat etmeniz gereken organın aslında karaciğer olduğunu hatırlayın.

Güncel yağsız-kolesterolsüz diyetlerin damar sertliğini engellemediği[8], tam tersine kolesterol de dâhil kaliteli yağ alımlarında küçülen partiküllerinizin (small LDL vs) normalleşebileceğini unutmayın; et, süt, yumurta, fındık, fıstık, ceviz, keten tohumu ve benzeri besinlerden asla uzaklaşmayın.

Kolesterol düşürücü statin ve benzeri ilaçların genel organizmadaki durumu daha da kötüleştirdiğini hatırlayın. Söz konusu ilaçların (statinlerin) hücre içinde etkili olduğunu fakat kandaki kolesterol yüksekliği sorununun hücre içi kolesterol yapımıyla (senteziyle) doğrudan bir ilişkisi olmadığı[9] gerçeği ile bir an önce yüzleşin. Dahası hastalıkla doğrudan ilişkisi olmadığı için hücre içinde kolesterol-steroid yapımının engellenmesi sizde çok farklı hastalıklar[10] ortaya çıkarabilir, bu konuda gerçekten uyanık olun!

Bazı önemli noktaları hastalar doktorlarımızdan çok iyi kavrıyor. Ve öyle görünüyor ki bu durumu AHA (Amerikan Kalp Derneği), TKD (Türk Kardiyoloji Derneği) gibi kuruluşlardan önce insanlar, uzman olmayan sıradan vatandaşlar konuyu daha iyi kavrayacak, güncel uygulamaları tartışacaklar, çünkü onların sağlığı söz konusu…

Konuya Bill Clinton’un geçirdiği ameliyatlar nedeniyle girmiştik!

Amerikan başkanı Bill Clinton şayet sitemizi takip ediyorsa (?) ona tıp doktoru olarak değil, bir biyolog olarak önerimiz, kalp damarlarıyla birlikte karaciğer organına çok iyi bakması ya da mutlaka karaciğerini yenilemesidir…

Mevlüt Durmuş

Biyolog

www.kolesterolmasallar.blogspot.com

21 Şubat 2010



[1] http://www.time.com/time/health/article/0,8599,1963893,00.html

[2] http://arsiv.sabah.com.tr/2008/09/19/gny/haber,52A9CD3562544EF3BB5A347DF75B73A4.html

[3] Nortin Hadler, The Last Well Person: How to Stay Well Despite the Health-Care System (McGill-Queen’s University Press, 2004).

[4] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul

[5] http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2009/11/kolesterolunuz-yuksek-ckarsa.html

[6] http://www.iyilikguzellik.com/artikel.php?artikel_id=56

[7] http://www.iyibilgi.com//haber.php?haber_id=150422

[8] Prof. Dr Ahmet Aydın (2009). Taş Devri Diyeti. Hayykitap. İstanbul

[9] Bkz. İyibilgi.com, Beslenmebulteni.com ve İyilikguzellik.com (Mevlüt Durmuş yazıları)

[10] http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2009/11/mzrak-cuvala-girmeyince.html

Hiç yorum yok: