akıl oyunları ve kolesterol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
akıl oyunları ve kolesterol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ocak 2010 Pazar

Siz hangi kolesterol yalanına inanmıştınız?



Bazıları sürekli yalan söyleme
ihtiyacı hissediyorsa, siz de
sürekli gerçekleri söyleme ihtiyacını
hissetmek zorundasınız.




Siz hangi kolesterol yalanına inanmıştınız?


Yalan 1: Kişinin kolesterol düzeyi ne kadar yüksek çıkarsa kalp hastalıkları ve kalp krizi geçirme ihtimali de o kadar yüksektir.
Gerçek: Yüksek kolesterol düzeyleriyle kalp hastalıkları, kalp krizi arasında doğrusal bir bağıntı yoktur. Bu iddiaların bilimsel bir değeri de yoktur. Kalp krizi geçiren hastaların yarısından fazlası normal[1] ya da düşük kolesterole sahiptir[2]. Yani kolesterol yükseldikçe kalp krizlerinin de artacağı iddiası bilimsel değildir. Dahası yaşlılar üzerinde yapılan bazı araştırmalarda tek parametrede kolesterolü düşük olan insanlarda ölüm oranları (mortalite) daha yüksektir, kolesterol yükseldikçe ölüm oranı azalır[3].

**********************************

Yalan 2: Genetik kolesterol yüksekliğinde, ilaç kullanmak (statin) dışında yapılacak hiç bir şey yoktur.
Gerçek: Genetik kolesterol yüksekliğinin çözümü vardır ve ilaçlar (statinler) bir dayatmadır, aslında Sağlık Bakanlığı bu konuda uyarılmalıdır. Bütün genetik hastalıklar, en az bir hücre, doku veya organla ilişkilidir. Genetik bir hastalıklarla ilişkili olan organ kesin olarak belirlenmişse, söz konusu organın değiştirilmesi söz konusu genetik hastalığı tümüyle ortadan kaldıracaktır. Genetik kolesterol yüksekliğinde, özellikle çocuklarda ortaya çıkan genetik kolesterol yüksekliğinde mutlaka karaciğer nakli anne, baba veya yakın akrabalardan denenmelidir. Elbette karaciğer naklinde organ bulmak gibi çeşitli zorluklar olsa da, genetik kolesterol yüksekliğinin tedavisi imkânsız değildir. Böyle bir karaciğer nakil yapıldığında, karaciğerdeki partikül (ve kolesterol) yıkımlarıyla ilgili (anabolik değil katabolik) sorunlar tamamen ortadan kalkar ve kolesterol değerleri normale döner.. ‘Kolesterol ve Akıl Oyunları’ kitabında da belirttiğimiz gibi, işini gerçekten bilen uzmanlarca genetik kolesterol yüksekliklerinde karaciğer nakli zaten günümüzde de yapılıyor[4], sadece bazı doktorlar ve kardiyologlar kolesterol bilgilerini güncellemediği, yeni bilgileri takip edemediği için genetik kolesterol yüksekliğinde ‘karaciğer nakli’ konusunu henüz yeterince bilmiyor olabilir. Sağlık Bakanlığı özellikle çocuklardaki genetik kolesterol yüksekliğinde 'karaciğer nakli'ni zorunlu hale getirmelidir.

********************************

Yalan 3: Kolesterol yüksekliği mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır ve kolesterol molekülleri doğrudan suçludur.
Gerçek: Kolesterol yüksekliğinin kendisi (tek parametrede) bir hastalık değildir, fakat size hasta olan organ hakkında temel bilgileri verebilir. Hasta olan organ aslında karaciğer organı ve karaciğer hücreleridir. Aslında bu tanım tam yeterli ve çok anlaşılır değil, konunun anlaşılması için bunu biraz açalım, çünkü insanlar ‘kolesterolün bir hastalık olduğu’ konusunda gerçekten çok kötü bir şekilde kandırılıyor. Karaciğer hücrelerinde lipit ve kolesterol metabolizmasının iki önemli ayağı vardır; tıp dilinde anabolizma yani lipit yapımları denilen birinci ayak, katabolizma yani lipitlerin kandan uzaklaştırılması denilen ikinci ayak, lipitler ve kolesterol ile ilişkili sistem bu ayaklar üzerinde yürür. Başka türlü karaciğerde lipitlerle ilgili işler yürümez. Karaciğer hücreleri hem yağlarımızı taşıyan partiküllerimizi (LDL, VLDL) üretip kana verir hem de söz konusu partikülleri kandan tekrar geriye toplar. Yani karaciğerimizdeki hücreler, kolesterol ve yağlarla ilgili iki işi birden yapar. Sorun veya sorunların hepsi olmasa da (?) çoğu, yağlar ve partiküllerimiz karaciğer tarafından üretilirken değil, partiküllerin tekrar karaciğer tarafından geriye alınması, partiküllerin toplanması sırasında ortaya çıkar. Karaciğer hücrelerinde partiküllerin geri toplanması sırasında çeşitli nedenlerle (small LDL, LDL-reseptörleri vs) aksamalar ortaya çıktığında kandaki toplam kolesterolünüzün yükselmesi bu nedenle kaçınılmazdır. Bu durumu bir taraftan dolan, bir taraftan da boşalan bir havuz olarak düşünün[5] havuzu dolduran musluklarda fazladan bir akış söz konusu değil havuzu dolduran musluklarınız normal çalışıyor, fakat havuzu boşaltan mekanizmanız tıkandığı için havuzunuzda sürekli olarak taşıyor, yani toplam kolesterolünüz sürekli yükseliyor. Burada araştırmacılarda korkunç bir yanılgıya, bilimsel bir yanlışa, bir illüzyona (göz yanılması) kanıyorlar. Havuzun sürekli dolup taştığı doğru, fakat havuzun taşma nedeni havuzu dolduran muslukların çok açık olması değil, havuzu boşaltan muslukların tıkalı olması…. Günümüz tıp dünyasının doktorları ‘kolesterol yüksekliğinin kendisini bir hastalık olarak’ gördükleri için havuzdaki suyun taşmasını önlemek adına saçma sapan yöntemlere (statinlere) başvuruyorlar, yapılmaması gerektiği halde havuzu dolduran muslukları kapatıp havuzun kirlenmesini, pislenmesini sağlıyorlar. Bu tip sözde tıbbi yöntemler, bildiğiniz gibi asla soruna gerçek bir çözüm getirmediği gibi, yöntemlerdeki saçmalıklar başka ve çok farklı sorunlara da yol açabiliyor.

*************************************
Yalan 4: Kolesterol düşürücü ilaçların (statinlerin) yan etkileri abartıldığı kadar yüksek değildir.
Gerçek: Kolesterol düşürücü ilaçların yan etkilerini küçümsemek, hücre içindeki kolesterolün, organizmadaki bütün steroidlerin temeli olduğunu unutmak, bizce bilim adına utanç verici bir durumdur. Fakat bu durum ve umursamazlık çok yakında değişecek[6] gibi görünüyor[7]. Unutmamamız gereken nokta şu; kandaki aşırı miktarda kolesterol yüksekliği her şeyden önce aşırı hücresel kolesterol üretimi nedeniyle ortaya çıkmış bir sorun değildir. Bu nedenle hücre içinde kolesterol üretimini ilaçlarla (statinlerle) durdurmak, bilim adamlarında olması gereken bilimsel ‘mantık’ ve bilimsel ‘tedavi’ ilkeleriyle çatışır. Hücre içinde aşırı kolesterol üretimiyle ilgili bir sorun olsa, hücre içinde kolesterol sentezinin (yapımının) ilaçlarla (statinlerle) durdurulması belki mantıklı bir tıbbi yaklaşım olabilirdi. Oysa kandaki kolesterol yüksekliği üretim nedeniyle değil, kullanılmayan, kanda biriken partiküller ve kolesterol nedeniyle ortaya çıkıyor. Bu şu duruma benzer; bir tren kazasında bir insanın ayağının kopması kötü ve istenmeyen bir durumdur fakat hastayı tedavi ediyorum diye hastanın sağlam olan ayağını kesip ayak boylarını eşitlemeye çalışmak saçmalıktır. Bu nedenle kolesterol düşürücü ilaç (statin) kullanmak hastanın sağlam ikinci ayağını kesmek kadar saçmadır ve bu durum asla bir tedavi değil, kişinin kendini ve insanları kandırmasıdır. Söz konusunu ilaçların hücre içinde kolesterol yapımının engellenmesi çok farklı sorunlara, hücre ölümlerine yol açar[8]. Bu arada kolesterol sentezi sırasında (Koenzim Q10 vs) ve kolesterolden yapılan birçok hormonun (testosteron, östrojen vs) bu ilaçlarla azaldığını, hormon eksikliğinin[9] birçok hastalıkla ve erken ölümlerle ilişkili olduğunu da unutmayın[10].

***************************************

Yalan 5: Yüksek kolesterol, karaciğer hücrelerinin fazla kolesterol yapımıyla (anabolik) nedenlerle ortaya çıkar. Dolayısıyla, karaciğer hücreleri fazla kolesterol ürettiği için kanda kolesterol yükselir.
Gerçek: Kolesterol gibi her açıdan hayati derecede önemli bir steroid molekülün, yaşlandıkça karaciğer hücrelerince fazla üretildiği iddiası, son derece mantıksız ve saçma bir iddiadır. Böylesine değerli bir molekülün hücresel üretim yönünden bir fazlalığının olduğunu düşünmek çok ciddi, affedilmesi oldukça zor bir bilimsel yanılgıdır. Bu konuda otorite olduğunu, kolesterol konusunu çok iyi bildiğini iddia edenlerin anlamadığı nokta şudur: Kandaki yüksek kolesterol değerleri fazla hücresel üretim nedeniyle ortaya çıkmaz, araştırmacılar bu durumu bir türlü anlamadı veya biz anlatmayı beceremedik[11]. Yani karaciğer normal hızla üretmiş olduğu partikülleri (HDL, LDL vs) ve kolesterolü, çeşitli nedenlerle (küçük LDL, LDL reseptör hataları vs) aynı hızda tüketemez. Bu nedenle kandaki partiküllerin oluşturduğu birikimi karaciğer hücreleri ortadan kaldıramaz, doğal olarak da kanda partikül ve kolesterol yüksekliği başlar[12]. Fakat unutmayın, ortaya çıkan bu kolesterol yüksekliğinin hücresel kolesterol üretimi ile hiçbir ilişkisi yoktur. Hücresel kolesterol üretimi dikkate alındığında bu gerçek bir yükseklik değildir, tamamen kan kolesterol ölçümlerinde ortaya çıkan göreceli bir durumdur. Kolesterol yüksekliği karaciğer hücrelerinin fazla kolesterol üretmesiyle ilgili değil, üretilen miktarda tüketimin gerçekleşmemesinden kaynaklanır. Yani aslında hücre içinde kolesterol eksikliği vardır. Karaciğer hücrelerinin kana verilmek üzere fazla kolesterol ürettiği iddiası bilim dünyasının bizce en komik yalanıdır.

***********************************************


Yalan 6: Yüksek kolesterol ve kandaki yağlar damarlarda birikir, damarları sertleştirir ve damarları tıkayarak kalp krizlerine neden olur.
Gerçek: Her şeyden önce unutmamanız gereken son derece önemli bir nokta var; kanda tek başına damarları tıkayabilecek, tek başına damarlarda dolaşabilecek, tek başına damarlarda birikime yol açacak kolesterol ve yağlar yoktur. Çünkü kandaki bütün yağlar ve kolesterol sadece ‘lipoprotein’ adı verilen partiküller (HDL, LDL, VLDL vs) üzerinde bulunurlar. Ayrıca kolesterol molekülünün damarlarda tek başına sertleştirme yapması da hiçbir noktada mümkün değildir. Hücrelerde ve damarlarda sertleşme özelliği, savunma hücrelerinin etkisiyle (makrofajlar) damarlarda özellikle kalsiyum birikmesiyle[13] birlikte ortaya çıkmak zorundadır. Bu olaya damarlarda kalsifikasyon veya damarlarda sertleşme (ateroskleroz) adının verilmesinin asıl nedeni budur. Damarlarda kalsiyum birikimi, damar sertliği olgusunda birinci derecede evrensel bir risktir[14]. Ve daha da önemlisi damarlarda kalsiyum birikimi yüksek ya da düşük kolesterol düzeylerinden tamamen bağımsızdır. Bu nedenle aterom plaklarının, yani damarları tıkayan tıkaçların yapısında en az % 50 kadar kalsiyum vardır. Damarlarda ‘Kalsiyum’ miktarının ölçülmesi damar sertliği olgusunu en doğru yöntemdir. Damarlarda biriktiği iddia edilen kolesterol miktarının, bütün aterom plaklarındaki miktarı sadece ve sadece % 3 kadardır, fakat kolesterol konusundan çıkar sağlayan gruplar damarda biriken aterom plaklarındaki % 50 Kalsiyum, % 47 de farklı hücre bileşenlerini insanlara söyleme gereğini hiç hissetmezler. Sadece partiküller üzerinde ve hücre yapısında rastlantısal zorunluluk olarak bulunması gereken % 3 lük kolesterol miktarının damarları tıkayabildiğini (?) iddia ederler ki, bu son derece düşündürücüdür. Yani damarlarda kolesterol, yağ birimi dedikleri olay kocaman ve kuyruklu bir yalandır, damar sertliğinde özellikle büyük oranda kalsiyum birikimi vardır fakat bunu çoğu insan bilmez.

*****************************

Yalan 7: Etlerdeki görünen yağlar pişirilmeden önce ayrılmalı, sakatat tüketimi çok azaltılmalıdır. Sosis, salam, sucuk gibi işlenmiş et ürünleri doymuş yağları fazla içerdiğinden az tüketilmelidir. Tavuk, hindi ve balık eti koyun ve sığır etine tercih edilmeli. Kızartma yerine ızgara, haşlama, buğulama gibi pişirme şekilleri kullanılmalıdır. Balık eti kalp sağlığı açısından en yararlı ettir. Ancak balık yağını ilaç olarak almak doktorunuz tarafından tedavi olarak verilmemişse önerilmez. Karides ve kabuklu deniz hayvanları kolesterolden zengindir. Tahıl, sebze ve meyve tüketimi arttırılmalıdır. Bu besinler yağdan fakir vitamin ve posadan zengindirler. Eriyebilen posanın kolesterolü düşürdüğü çeşitli araştırmalarda gösterilmiştir. Yulaf, çavdar, fasulye, bezelye, pirinç kabuğu, turunçgiller, çilek eriyebilen posadan zengindir. Kepek, havuç, turp, lahana, karnabahar, meyve kabukları ise erimeyen posa içerirler, bu tür posanın kolesterol üzerine etkisi yoktur, ancak bağırsakların normal çalışmasını sağlar. Tam yağlı sütten hazırlanmış süt ürünleri yerine az yağlı veya yağsız sütten hazırlananlar tercih edilmelidir. Eti az yiyen kişilerin peyniri fazla tükettikleri görülmüştür. Ülkemizde sık tüketilen tam yağlı beyaz peynir ve kaşar peynirde doymuş yağ oranı yüksektir. Az yağlı peynir ve yoğurtlar tercih edilmelidir. Pasta, krema, dondurma çoğunlukla doymuş yağlar ve yumurta sarısı içerdiğinden az tüketilmelidir. Haftada 3 veya 4 den fazla yumurta yenmemelidir. Yumurta sarısı kolesterolden zengindir. Yumurta beyazı protein içerdiğinden daha çok tüketilebilir[15].
Gerçek: Doğrular ve yanlışlar birbiriyle karıştırılıp, ortaya karışık bir menü sürüldüğünde hiçbir zaman gerçeğe ulaşılamaz. Gıdaların tüketimi konusunda dikkat edilmesi gereken gerçek nokta günlük kalori ihtiyacı ve kalori miktarı konusudur[16]. Kilolu değilseniz, günlük kalori ihtiyacınız normal şartlarda 1500–2000 kalori civarındadır. Günlük kalori ihtiyacı aşılmadığı sürece, Amerikan Kalp Derneği (AHA) uzmanları bilim adamlarınca ‘zararlı ve riskli’ ilan edilen hiçbir hayvansal besin (yumurta, et, süt, tereyağı vs) kilo yapmaz. Söz konusu hayvansal besinlerin kolesterolü yükselteceği varsayımı ise tamamen tıp dünyasının ve bu konudan çıkar sağlayan grupların en trajikomik uydurmasıdır. Bütün yağ çeşitleri az ya da çok mutlaka kandaki küçülmüş bazı partiküllerin (small LDL, nascent HDL vs) normalleşmesini sağlar, normalleşen partiküller karaciğer hücrelerince daha kolay ve zahmetsizce kandan uzaklaştırılır ve kanda toplam kolesterol miktarı da düşer. Hayvansal besinlerin içeriğindeki kolesterolü ısrarla suçlayan Dünya’daki hiçbir araştırmacı, hayvansal besinlere ait söz konusu iddialarını noter huzurunda yapılacak, gönüllülerin katıldığı bir deneyde ispat edemez. “Günlük kalori miktarını aşmadan (doğal) hayvansal besinlerle kan kolesterol düzeyinin yükseldiğini ben ispat ederim” diyebilen bir araştırmacı, uzman, kendine güvenen bir profesör varsa buyursun yapsın, bu kim olursa olsun noter memurları karşısında mutlaka yalancı durumuna düşer! Hayvansal ürünlerle beslenme ve kolesterol yüksekliği ilişkisi ispat edilmemiş saçma sapan iddialardan ibarettir[17], bu durumu yıllardır söylemeye çalışan Prof. Dr Ahmet Aydın gibi araştırmacılarımız Türkiye’de zaten var.

************************************
Burada bilimsel açıdan önemli gördüğümüz bazı yalanları anlatmaya çalışmış olsak ta, sonuç olarak kolesterol konusunda yaşanan gelişmeler istenmeyen bir durum olsa da, yalanlar da hayatın ilginç, kaçınılmaz bir gerçeğidir. Hatta küçük yalanlar olmadan hayatın çekilemeyeceğini iddia eden büyük düşünürlere bile rastlamak mümkündür. Hepimizin az ya da çok inandığı, gerçeğini henüz göremediğimiz, şu an için anlamadığımız yalanlar mutlaka vardır ve hayatın yaşam dinamikleri içinde bu durumdan kaçabilmek gerçekten de zordur.

Kısaca; yaşadığınız sürece bazı yalanlarla karşılaşmak çok normaldir!

Normal olmayan, gerçeği görmemek için insanın başını kuma gömmesidir!

Önemli olan hangi yalana ne kadar süre inandığınız değil, yaşadığınız süre içerisinde gerçeği bulup bulamayacağınızdır. Ve gerçekle karşılaştığınızda takınacağınız tavırdır. Çünkü gerçeği görebilmek, bu zamana kadar anlamsızca inandığınız yalanlara, kendinize veya başkalarına kızmaktan çok daha önemlidir.

Şimdi kolesterol konusunu tekrar düşünün, şayet anlamadıysanız lütfen tekrar okuyun ve karar verin…

Ve başınızı kuma gömmeden gerçeği söyleyin:

Siz hangi kolesterol yalanına daha çok inanmıştınız?


Mevlüt Durmuş
Uzm. Biyolog

http://www.kolesterolmasallar.blogspot.com/

KAYNAK VE DİPNOTLAR
[1] Adnan K. Chhatriwalla et al (2009). Low Levels of Low-Density Lipoprotein Cholesterol and Blood Pressure and Progression of Coronary Atherosclerosis. J Am Coll Cardiol. 2009;53:1110-1115,
[2] Ridker PM et al (2008). Rosuvastatin to Prevent Vascular Events in Men and Women with Elevated C-Reactive Protein. N Engl J Med 2008;359:2195-2207.
[3] Irwin I Schatz et al (2001). Cholesterol and all-cause mortality in Honolulu. Volume 358, Issue 9296, 1 December 2001, Page 1906, The Lancet.
[4] http://www.haberturk.com/haber.asp?id=199644&cat=220&dt=2010/01/10
[5] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul
[6] http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2009/11/mzrak-cuvala-girmeyince.html
[7] http://www.aksam.com.tr/2009/11/10/haber/saglik/501/kolesterol_ilaclarinda_depresyon_tehlikesi.html
[8] Shane Ellison (2007). Bir masalmış kolesterol (Hiddeh Truth About Cholesterol -Lowering Drugs) (Çev: Arzu Aygen) Hayykitap. İstanbul
[9] Do, Catherine et al (2009). Statins and Erectile Dysfunction: Results of a Case/Non-Case Study using the French Pharmacovigilance System Database. Drug Safety: 1 July 2009 - Volume 32 - Issue 7 - pp 591-597
[10] http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2009/05/kolesterol-ilaclar-statinler-konusunda.html
[11] http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2008/10/bilimin-lgn-yanlgs-karacier-fazla.html
[12] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul.
[13] Elizabeth R. Brown et al (2008). Coronary Calcium Coverage Score: Determination, Correlates, and Predictive Accuracy in the Multi-Ethnic Study of Atherosclerosis. Radiology 2008;247:669-675.
[14] Scott M. Grundy, MD, PhD. (2001) Coronary calcium as a risk factor: role in global risk assessment. J Am Coll Cardiol, 2001; 37:1512-1515.
[15] http://www.tkd.org.tr/pages.asp?pg=376
[16] http://www.ntvmsnbc.com/id/25042876/
[17] Prof. Dr Ahmet Aydın (2009). Taş Devri Diyeti. Hayykitap. İstanbul

27 Aralık 2009 Pazar

İyi kolesterol (HDL-kolesterol), nasıl kötü oldu?




Prof. Dr. Altan Onat ve arkadaşları
‘TEKHARF’ çalışmalarıyla
ilgili olarak, aşırı miktarda HDL-kolesterol yüksekliğinin
düşünüldüğü kadar iyi olmadığını söylüyor
ve bize göre de bu konuda çok ama çok haklılar.

İyi kolesterol (HDL-kolesterol), nasıl kötü oldu?

Doğası gereği bilim saf ve temizdir. Fakat bilimin gelişim dinamikleri içinde insancıl düşünceler ve merak duygusu kaybediliyor, bilim sadece kapitalizmle birlikte anılıyor, bireysel çıkarlar ön plana geliyorsa bilim bütün saflığını-temizliğini artık yitirmeye başlıyor demektir.

Temizlik ve saflık yitirildiğinde, doğası gereği bilim alanları da, bilim gibi görünen, kendi sahte putlarını oluşturabilir, sahte balonlarla insanları bir süre oyalayabilirler.

İyi olarak görülen HDL kolesterol de böyle bir balondur.

Ve bütün şişirilen balonlar er ya da geç patlar!

Aslında damarlarımızda partiküllerden bağımsız dolaşan kolesterol molekülleri yoktur, çünkü kolesterol ve diğer lipitler mutlak surette lipoprotein adı verilen parçacıklarla (partiküllerle) taşınmak zorundadır. Ve söz konusu lipit taşıyan parçacıklardan biri de HDL adı verilen (High-density lipoprotein) lipoprotein türüdür, iyi kolesterol yani (HDL-kolesterol) ise bu partikülün içerdiği kolesterol miktarıdır.

Hangi tip partikül olursa olsun, kanda aşırı partikül yoğunluğu zararlıdır.

Kandaki kolesterol ve diğer yağlarımızı taşıyan partikül (parçacık) yoğunluğu bir şekilde arttığı, yani kanda parçacık yoğunluğu yükseldiği zaman, kandaki kolesterolünde yükselmesi bu nedenle kaçınılmazdır. Bu durum iyi (HDL) veya kötü (LDL) dediğimiz partiküller üzerinde bulunan kolesterol molekülleri içinde geçerli bir kuraldır. Çünkü kandaki her türlü partikül birikimi (LDL, HDL vs) ya lipopotein metabolizmasındaki (anabolizma değil katabolizmadaki ) bir aksaklık, bir hata, bir olumsuzluk nedeniyle ortaya çıkar. Yani yüksek HDL-kolesterol ya da total kolesterolün üretimle (anabolizmayla) bir ilişkisi yoktur.

Kandaki partikül tiplerinde de (HDL, LDL, VLDL, Şilomikron) ortaya çıkan bu kandaki birikimler, söz konusu partikül içeriğindeki lipitler de göreceli olarak yüksek gösterecek, partikülün içerdiği lipitler (örneğin kolesterol) kanda yüksek olarak bulunacaktır.

İyi kolesterol adını verdiğimiz kolesterol, HDL partikülünün içerdiği kolesteroldür ve HDL kolesterol yüksekliği bilim adamlarınca sürekli olarak iyi olarak gösterilir.

Ortak bir ses çıkar: Yüksek HDL iyidir, dahası ne kadar yüksekse o kadar iyidir!...

Klasik düşünceler bellidir, insanlarımıza sürekli aynı masal anlatılır, beyin sürekli olarak yıkanır: “HDL (iyi) olan yeter, LDL kolesterol (kötü) olmasa da olur! HDL (iyi) ve LDL (kötü) kolesterol miktarları birbirine çok yakın olmalıdır. HDL kolesterol ne kadar fazlaysa, o kadar sağlıklı sayılırsınız. İmkan olsa da şu LDL (kötü) kolesterolü tamamen ortadan kaldırsak, içme suyuna da kolesterol ilaçlarından biraz katarak bunu yapsak, nasıl olsa damarlar tıkanacak vakit kaybetmeden çocuklarda doğar doğmaz ilaca başlasak” şeklinde ilginç düşünlere rastlanması da bu nedenle mantıksız olsa da, güncel söylemlere halk gözüyle bakıldığında söylenenler çok mantıklı gibi görünür.

Oysa hiçbir şey göründüğü gibi değildir ve çok yüksek HDL kolesterolde sanıldığı gibi çok iyi değildir…

-----------------------------------------------------

İnsanlar HDL-kolesterolü yüksek olduğunda, damarlarının tıkanmadığına, kalp krizi geçirmeyeceğine inanır. Çünkü çoğu uzman araştırmada hep LDL (kötü) kolesterolü yüksek çıkarmış, yapılmış olan sözde araştırmalarda HDL (iyi) kolesterolü yüksek olanlarda (?) nedense kalp krizlerine ve damar sertliğine pek rastlamamıştır.

Kalp cerrahlarının çoğu damar tıkanıklığı nedeniyle ameliyat ettikleri hastaların çoğunda HDL düzeyinin normal ya da yüksek olduğunu aslında çok iyi bilir! Bu durum genel anlamda bilinsede aynı ‘klasik’ söylemleri tekrarlamaya devam ederler. Fakat bu araştırmacılar, “HDL düzeyi yüksek olduğunda görülen damar tıkanıklarına, kalp krizlerine” bir anlam veremediği için kendilerine hemen başkaca bilimsel kılıflar aramaya başlarlar, multifaktöriyel riskler falan filan…

Hatta çoğu araştırmalarda ortaya çıkması gereken HDL düzeyi yüksekliğine dayalı bu gerçek, bir şekilde araştırma kayıtlarından silinir ve pek ortalarda görülmez, kalp krizi geçirenlerin hepsinin LDL düzeyi yüksektir, bu bilimde sahtekarlıktır! Oysa kalp krizi geçiren çoğu insanın HDL düzeyi aşırı yüksek ya da normaldir, fakat bunu kalp krizi ve kolesterol üzerine yapılan sayısız araştırmalarda görmeniz adeta imkansızdır. Hepsi olmasa da çoğu araştırmacı gözlerinin önündeki bu durum çok açık olmasına rağmen göremez, körleşmiştir!...


Çoğu uzman tek parametrede, kanda iyi kolesterolün fazla (70 mg/dl üstü) yükselmiş olmasının da büyük bir risk taşıdığını unutmuş gibi görünür. Oysa bu durum yıllar önce Birgit Agerholm-Larsen[1] gibi çeşitli araştırmacılar tarafından defalarca açıklanmasına rağmen bu konuyu özellikle kardiyoloji dünyası üyeleri hiç dikkate almazlar. Elbette, konuyu kendileri biliyor olabilirler fakat böylesine (kendilerince) derin (?) bir konuyu insanlara nedense söylemek istemezler. Yüksek HDL kolesterol düzeyi, yani iyi kolesterol düzeyi de kalp damarlarının daralmasına, kalp krizine neden olabilir. Aşırı iyi kolesterol (HDL) yüksekliklerinin( 65-70 mg/dl üstü), lipitleri taşıyan partikül (parçacıklar) metabolizmalarında bazı genetik hataları[2] gösterebileceğini doğal olarak unutmamak gerekir. Doktorlarımızın çoğu ise, yüksek HDL düzeyinin tanısal anlamını, yüksek HDL bulgularının HDL metabolizmasındaki aksaklığı gösterebileceğini unutmuş gibi davranırlar. Elbette HDL yüksekliği genetik nedenlere olabilir, fakat genetik anlamda HDL yüksekliğinin gerekçesi ne olursa olsun, kanda aşırı HDL partikülleri ve HDL kolesterol değeri, gerçek bir bulgudur vardır ve kanda HDL kolesterol yüksekliği genetik etkilerle ortaya çıkan nesnel sonucu doğrudan gösterebildiği için çok önemlidir..

HDL yüksekliğinin zararları ve genetik etkiler konusunu, aldıkları eğitim gereği uzmanların bilmemeleri imkânsız gibidir.

Oysa kural basittir!

HDL-kolesterol aşırı yükselmişse, HDL partikül metabolizmasında ters giden bir şeyler vardır.

Anlamazlar….

Aaaa ne kadar iyi, çok yaşlanmışsın ama HDL çok yüksek, sonucun mükemmel” şeklinde ilginç bir tepki verir, iyi kolesterolünün (HDL) yüksek olması nedeniyle hastayı kutlar, pofpoflayarak evine gönderir!

Çoğu uzman ve doktora göre; iyi kolesterol yüksekliğinin de risk olması, 70-80-90-100 olması bazıları için önemli değildir, iyi kolesterolün (HDL) faziletleri nutuklarına göre, bu durum ihmal edilebilir bir durumdur, varsa yoksa iyi kolesteroldür: “ HDL düzeyi yüksek olsun, diğer lipoproteinler (LDL) hikaye” diyen dünyaca ünlü araştırmacılar bile vardır. Sadece HDL-kolesterol düzeyinin yüksekliği, HDL’ nin çok yüksek düzeylerde olması ile insanları gerçekten kalp hastalıklarından kurtarabileceklerine inanırlar, fakat bu sadece inançtır, gerçek değil…

Yani bilinçli olarak, HDL-kolesterolü (iyi) ilahlaştırırken, LDL kolesterolü (kötü) yerin dibine batırırlar!

Vücudumuzda bir çok sistem vardır. Bir sisteme ait metabolizma, bazı etkilerle bozulduğunda, vücuttaki diğer sistemlerinde zarar görmesi kaçınılmazdır, organizma bir bütün olduğu için, organizma içinde bir sistemin bozulması farklı sistemler[3] üzerinde zaman içinde mutlaka bir domino etkisi yaratır! Kısaca, lipoprotein sisteminde şayet HDL metabolizması bir şekilde bozulmuşsa, HDL partikülleri kandan uzaklaştırılamıyorsa, bunun etkileri sadece kalp damar hastalıklarıyla sınırlı kalmaz, kalamaz. İşte bu nedenle şeker metabolizması, şişmanlık dahil, kanda HDL yüksekliği konusu bir çok hastalıkla ilişki bulunabilir ki, Prof. Dr Altan Onat ve arkadaşları da özveriyle bu çalışmayı yapmışlardır. Çalışmalarında, aşırı HDL yani iyi kolesterol yüksekliğinde çeşitli (CETP) protein kusurları olabileceğini belirten, aşırı HDL (kolesterol ve partikül) yüksekliği ve çeşitli hastalıklar arasında, özellikle şişmanlık ve şeker hastalığı arasında ilişkiler bulmuşlardır. İnsanları aşırı ve çok fazla HDL yüksekliğinin zararları konusunda dikkatli olmaya çağıran uzmanlarımız, araştırmacılarımız ve doktorlarımızın şeker hastalığı (diabet) ve obesite (şişmanlık) konusunda CETP ve HDL ilişkisine dikkat çekmeye çalışmışlardır[4]. Fakat, bilimsel platformlarda söz konusu araştırmacıların yeterince dikkate alındığını düşünmüyorum. Nedeni çok basit, yüksek HDL iyidir önyargısı…

Günümüzdeki, ‘HDL kolesterol düşüncesindeki, ne kadar yüksek o kadar iyi’ anlayışına bağlı olarak gelişen, bu bilimsel gericiliği ve Katolik bilim anlayışını aşmakta sanırım bu araştırmacılarda zorlanıyorlar[5].

Kaç kişi, kaç uzman, kaç profesör anlayacak bilmiyorum ama buyurun sizlere dikkatlerden kaçan ve önemli olduğu halde değeri çok anlaşılmayan konuyla ilgili bir haber:

“'İyi kolesterolüm yüksek, fazla kilolu, göbekli de olsam kalbime zarar gelmez' diye düşünenler yanılıyor. Kardiyolojinin duayen doktorlarından Prof. Dr. Altan Onat, insanı kalp, diyabet ve metabolik hastalıklardan koruduğu bilinen HDL yani iyi kolesterolün obezite olanlarda bu hastalıkları tetiklediğini ortaya çıkardı. Türkiye'de kalp üzerine 19 yıldır yürütülen tıp alanındaki en önemli çalışmalardan biri kabul edilen TEKHARF araştırmasının sonuçlarını 11. İç Hastalıkları Kongresi'nde açıkladı. Prof. Dr. Onat, şunları söyledi: 'Yılda 100 bini aşkın yetişkinimizin kalp-damar hastalığına yakalanmasından bilinen faktörler sorumlu değildir. Oysa şişmanlık ve metabolik sendrom ilişkili aşırı iltihap ve vücutta oksijenle oluşan bir dizi kimyasal reaksiyonun ortaya çıkan zararlı ürünlerin hücreleri zorlaması sonucu önemli kan proteinlerimiz damar sertliği gelişmesine karşı koruyuculuğu kaybeder. Asıl sorumlu budur.' Prof. Dr. Altan Onat, kongrede yaptığı sunumda vücutta yaşanan değişimi şöyle anlattı: 'Bugüne dek HDL yani iyi kolesterol ve içinde bulunan bazı proteinlerin vücutta yüksek düzeyde bulunmasının olumlu olduğu düşünülürdü. Ama TEKHARF çalışması, Türkiye'de bu durumun her iki cinste diyabete yol açabildiğini, bunun yanı sıra metabolik sendroma da sebep olabildiğini ortaya koydu' dedi……”[6]

Kısaca iyi kolesterol (HDL) ve iyi partiküllerin kandaki birim alandaki yüksekliği, HDL metabolizmasında bir protein mutasyonunu (CETP) gösterebilir! Daha önce defalarca belirttiğimiz noktayı bir kez daha hatırlayalım: HDL metabolizmasında her hangi bir mutasyonun genetik nedenlerle ortaya çıkmış olması, kanda HDL’nin yüksek olduğu sonucunu değiştiremez. Çünkü CETP mutasyonu nedeniyle HDL’de ortaya çıkan bu sonuç ve HDL yüksekliği, lipit ve lipoprotein metabolizmasını tümüyle değiştirir[7]. Ve organizmadaki bütün sistemler, bir şekilde bu olumsuz gelişmeden zaman içinde etkilenmek zorundadır, biyolojik açıdan bunun başka bir yolu yoktur…

İyi kolesterol (HDL) çok yüksek olabilir, fakat bu durum sizin sağlığınız için genel anlamda düşündüğünüz kadar iyi olmayabilir!

Sıkıcı bir durum ama tekrarlayalım: Kandaki her türlü biyokimyasal yükseklik, bir metabolizma bozukluğunu gösterir. Aşırı HDL kolesterolün yüksekliği, söz konusu HDL partikül metabolizmasının bozulduğu gösterir[8], söz konusu (iyi) partiküller çok iyi olarak ta tanımlansalar da, kanda CETP[9] eksik olduğu için HDL partikülleri kandan uzaklaştırılamaz. Bu nedenle iyi dediğimiz HDL partikülleri sürekli kanda birikir, bu birikim nedeniyle de HDL kolesterol (iyi kolesterol) düzeyiniz çok yüksek çıkar: Fakat bu günümüz doktorlarınca ‘aman aman ne güzel, HDL kolesterol çok yüksek çıktı sonuçlarınız mükemmel’ şeklinde büyük bir sevinçle karşılanacak bir durum değildir. Bilinmeyen veya size söylenmeyen gerçek şudur: HDL metabolizmanız tıkanmış durumda ve çalışmıyor, kandaki (HDL) partikülleriniz kandan uzaklaştırılamıyor ve HDL kolesterolünüz yüksek çıkıyor…

Bu durum sevinmenizi değil, tam tersine üzülmenizi gerektiriyor!

HDL partikül birikimlerinde, doğal olarak HDL-kolesterolde (iyi) yüksek görülür, tıpkı LDL partikül birikimlerinde, LDL-kolesterolün (kötü kolesterol) yüksek çıkması gibi...

Basit akıl oyunlarıyla bu durumu siz kendiniz anlayabilirsiniz!

Kanda her türlü partikül birikimi (LDL, HDL, VLDL vs) organizmayı bir şekilde olumsuz etkiler, kanda partikül birikimleri gerekçesi (genetik vs) ne olursa olsun sonuç olarak partikül bütün birikimleri organizma için zararlıdır. Rastlantısal anlamda, partiküller üzerinde zorunlu bulunması gereken kolesterol molekülünün olaylarda doğrudan bir rolü olmadığını, kolesterol yüksekliğinin tamamen göreceli olduğunu daha önceleri belirtmiştik, yani kolesterol masumdur, biyokimyasal olarak partiküller üzerinde bulunmak zorundadır, kolesterole takılmayın. Ve çok tuhaftır ‘rastlantısal zorunluluk’ kelimelerini anlamak sanırım bazı uzmanlarımıza zor ve ağır geldi. Kandaki total kolesterolün, kandaki partikül artışı nedeniyle göreceli olarak yüksek göründüğünü, kolesterol yüksekliğinin iddia edildiği gibi üretimle (anabolik) ilişkili bir sorun olmadığını kavrayamadılar, umarım bir gün anlama gereği duyarlarda, biz de gereksiz yere ilaç kullanmaktan (statin) kurtuluruz!

Bilim sadece üretilmiş düşünceleri sağa sola satmak değil, bilimsel bulguların birbiriyle çeliştiği noktalarda yeni bilgiler, yeni modeller, yeni paradigmalar tasarlayabilmektir. Bilim adamlarımızda eksik gördüğümüz nokta burasıdır: Kolesterol konusunda yeni paradigmalar üretilemiyor!

Bilimin kapitalist tacirleri buna pek izin vermiyor!

Oysa; hem HDL’nin aşırı yüksekliği, hem de LDL’nin aşırı yüksekliği, üretimden değil partikül birikimlerinden kaynaklanır[10].

Kandaki partikül birikimleri o ya da bu şekilde, er ya da geç organizma için zararlıdır!

Sonuçta bu iyi (HDL) de demiş olsanız, bu çok kötü (LDL) de demiş olsanız hiç fark etmez! İyi ve kötü sıfatları, organizmanın işleyişinin biyolojik temelinde anlamsızdır, temel gerçek organizma dengeleridir.

Tek parametrede 'yüksek kolesterol' de artık bu işin büyük evrensel yalanı olmaktan çıkmış, umursamaz bilim adamları yüzünden, bilimin klasik komedisi haline[11] gelmiştir!

Kanda hangi tür olursa olsun, partikül birikimleri engellendiğinde, lipit metabolizması yeniden işleyecek ve ‘yüksek kolesterol sorunu’ diye bir sorun kalmayacaktır[12]. Önemli olan partikül birikimlerinin (katabolik) nedenlerini ortadan kaldırabilmektir. Tıp bilimleri gerçeğe dönüp, bu sorunla uğraşmalı, kolesterol senteziyle uğraşmayı bırakıp bu duruma yoğunlaşmalıdır.

Yeni bir yıla girerken, kendinize ve bütün sevdiklerinize bir iyilik yapın, lütfen 'kolesterol' bilgilerinizi güncelleyin ve eski kolesterol bilgilerinizden bir an önce kurtulun!

Bu iyi dediğimiz HDL için de geçerlidir!

Ve unutmayın;
iyi kolesterolün aşırı (HDL) yüksekliği, gerçekte hiç te iyi olmayabilir!.



Mevlüt Durmuş
Uzm. Biyolog
http://www.kolesterolmasallar.blogspot.com/
DİPNOT VE AÇIKLAMALAR
[1] Birgit Agerholm-Larsen et al (2000). Elevated HDL Cholesterol Is a Risk Factor for Ischemic Heart Disease in White Women When Caused by a Common Mutation in the Cholesteryl Ester Transfer Protein Gene. Circulation; 101: 1907.
[2] Birgit Agerholm-Larsen et al (2000) Common cholesteryl ester transfer protein mutations, decreased HDL cholesterol, and possible decreased risk of ischemic heart disease. Circulation. 2000; 102: 2197.
[3] http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2009/04/multifaktoriyel-risklerimiz-ve-yasamak.html
[4] TEKHARF çalışması yıllardır devam ediyor fakat nedense günümüz uzmanlarınca yeterince dikkate alınmıyor.
[5] Dr. Altan Onat, Gülay Hergenç, Dr. Günay Can (2009). Halkımızda koruyucu protein disfonksiyonlarının kardiyometabolik risk üzerine büyük etkisi ve cinsiyet farkı. Türk Kardiyol Dern Arş - Arch Turk Soc Cardiol 2009;37(6):1-10
[6] http://www.aksam.com.tr/2009/10/09/haber/473/saglik/haber.html
[7] http://beslenmebulteni.com/bes/index.php?option=com_content&view=article&id=249:yal-besinler-iyi-dediimiz-hdl-kolesterolue-nasl-yuekseltir-&catid=77:kolestrol&Itemid=172
[8] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul
[9] CETP= Kolesterol Ester Taşıyıcı Protein: Söz konusu protein eksikliğinde HDL partiküllerinden LDL’ye kolesterol esterleri aktarılması gerçekleşemez veya HDL metabolizması zorlanır. Kanda HDL partikülleri sayısı, dolayısıyla HDL-kolesterol de yüksek görülür.
[10] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul
[11] http://www.fathead-movie.com/index.php/about/
[12] http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2009/05/kolesterol-ilaclar-statinler-konusunda.html

20 Kasım 2009 Cuma

Mızrak çuvala girmeyince...


Gerçeklerin er ya da geç
ortaya çıkmak gibi
çok kötü bir alışkanlığı vardır.
Anonim
Kolesterol ilaçlarının yan etkilerinde mızrak çuvala girmiyor!...

Bazı uzmanların kulaklarını tıkadığı veya farkında olmadan atladığı haberin kısaca özetini bir gazetemizde yayınlanan şekliyle aktaralım: “İngiltere'de yapılan araştırmalar, kolesterolü düşürmek için kullanılan statin tipi ilaçların, depresyon ve hafıza kaybına da yol açtığını ortaya koydu. Saygın tıp dergisi 'The Drugs and Therapeutics Bulletin' editörlerinden Dr. Ike Iheanacho, 'Bu ilaçları kullanan on binlerce kişi bu yan etkilere maruz kaldı' dedi. Gelecek aylarda, kolesterol düşürücü ilaçların prospektüslerindeki yan etkiler bölümüne, depresyon, hafıza kaybı, uyku güçlüğü, cinsel işlevsizlik ve tedavi edilmediği takdirde ölüme yol açabilecek nadir rastlanan bir akciğer hastalığına yol açabileceği uyarısının da ekleneceği belirtildi. Söz konusu ilaçlarla ilgili yapılan klinik incelemelerde ise, bu hapları kullanan deneklerin yüzde 12'sinde uyku bozukluğu, yüzde 12'sinde ereksiyon sorunu, yüzde 11'inde depresyon, yüzde 3'ünde çeşitli derecelerde hafıza kaybı ortaya çıktı. Iheanacho, hastaların, bu yan etkilere rağmen bu ilaçları kullanmaktan vazgeçmemeleri gerektiğini de sözlerine ekledi.”[1]


Her ne kadar çoğu uzman ve konuyla ilgili olduğunu söyleyen dernek kuruluşlarımız, kolesterol ilaçlarının (statinlerin) yan etkileri görmemezlikten gelip, kendi sitelerine “Kolesterol düşürücü ilaçlar sinir sistemini etkilemez. Beyin fonksiyonları üzerine yan etkisi yoktur”[2] şeklinde bizce çok yanlış, biraz trajikomik ve anlamsız açıklamalar yapıyor olsa, kolesterol düşürücü ilaçlar (statinler) için bazıları bütün uyarılarımıza rağmen ‘şifa deposu, kolesterol ilaçları hafızayı güçlendiriyor, kolesterol ilaçları seks gücünü arttırıyor, kolesterol ilaçları depresyona iyi geliyor, bak böbreğe de çok faydalı vs. vs’ şeklinde nutuklar atsa da[3] yeni bilimsel gelişmeler karşısında artık yapacak çok fazla şeyleri yok!….


Çünkü insanlar kolesterol ve kolesterol ilaçları (statinler) konusundaki gerçekleri, bazı uzman ve doktorlarımızdan daha önce kavrayacak gibi görünüyor.


Defalarca, tekrar tekrar söyledik[4], kaç kişinin bizim düşüncelerimizi ve söylediklerimizi anlayacağını şimdilik bilmiyor olsak ta, biz kendi doğrularımızı, bildiğimiz gerçekleri söylemeye devam edeceğiz: Çünkü bizim bilim anlayışımız zorunlu olarak bunu gerektiriyor: Gerçeklerin ortaya çıkması elbette geciktirilebilir, fakat asla engellenemez…


Genel bir deyimle; gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi çok kötü bir huyu vardır.


Daha önceleri çeşitli hayati riskleri çok iyi bilindiği, onlarca kez çeşitli bilim insanlarınca ısrarla söylendiği halde[5], bu insanların söyledikleri halk sağlığını, insan sağlığını düşündüklerini söyleyenlerce dikkate alınmamıştı. Fakat sanırım bu dönem artık bitiyor. Batılı akademisyen ve uzmanlar statin ilaçlarının prospektüsüne yazılmayan bazı riskler artık yazılacak[6] diyorlar. Ben Dr. Ike Iheanacho’nun yalancısıyım. Kapitalizm, çıkar grupları ve ilaç şirketleri ilişkisi nedeniyle bu duruma kişisel olarak pek ihtimal vermesem de, kolesterol tacirleri ve ilaç şirketlerini aşarak umarım Dr. Ike Iheanacho ve arkadaşları bunu başarabilirler. Çünkü bu gerçekten çok zor!


Haberlere göre, önceden varlığı ısrarla reddedilen bazı riskler artık görünür halde!

Kısaca ne yaparsanız yapın, artık ‘mızrak çuvala’ girmiyor. Statin ilaçlarının riskleri birebir yaşayan insanların durumunu, artık tıp dünyasının bilim insanları görmemezlikten gelemiyorlar, kulaklarını tıkayamıyorlar…


Riskler ortada, fakat Dr. Ike Iheanacho sanırım ‘kolesterol ilaç şirketlerine’ bulaşmamak için sanıyorum ‘risklerine rağmen ilacı kullanın’ anlamında bir şeylerde söylemiş ki, bizim buna kişisel olarak katılmamız elbette mümkün değil…

Bu arada söz konusu ilaçların (statinlerin) kullanımlarında ortaya çıkabilecek kanser, kas zayıflıkları, koenzim Q10 eksikliği, hormon bozuklukları, karaciğer hastalıkları gibi bir çok yan etkiye söz konusu çalışmalarda hiç girilmediğini belirtmeliyiz. Kısaca, yapılan çalışmanın sadece depresyon, hafıza kaybı, cinsel fonksiyon bozuklukları ve uyku bozuklukları ile sınırlı olduğunu, statin ilaçlarının çok farklı riskleri olduğunu da unutmamak, okuyucu olarak sürekli akılda tutmak gerekiyor.

Çok daha önemli bir nokta var!

İlaçların (statinler) bazı risklerini ayrı ayrı kategorilere ayrılmış ve oldukça güzel değerlendirmiş…

Fakat Dr. Ike Iheanacho sanırım söz konusu araştırmalarda ortaya çıkan risklerde ‘toplam’ riskinde hesaplanmasını gerektiğini unutmuş.

Kısaca anlaşılır bir örnekle açıklamak gerekirse; kolesterol düşürücü (statin) ilaç kullanan her 100 kişinin; 12 kişide ereksiyon (cinsel fonksiyon) bozukluğu, 12 kişide de uyku bozukluğu, 11 kişide ağır depresyon ve 3 kişide de önemli ölçüde hafıza kaybı ortaya çıkmış…

Peki, bu ilacı kullanan insanlarda görülebilecek toplam risk oranı?

Yani çoğu uzmanımızın görüşüne göre önemli bir risk değil!

İlaç kullananların insanların karşılarına çıkan toplam risk şimdilik sadece % 38 kadarcık…

Ufacık ve miniminnacık risk %38...

Yani bu ilaçları kullanan 100 kişiden 38 kişi çeşitli riskler altında…

Ve riskler açısından, bu bizim düşüncemize göre sadece bir başlangıç!

Bizden söylemesi...

Sağlık Bakanı sayın Prof. Dr Recep Akdağ ve Sağlık Bakanlığı yetkililerine ısrarla duyurulur…



Biyolog
Mevlüt Durmuş
20 Kasım 2009
http://www.kolesterolmasallar.blogspot.com/






Dipnot ve Kaynaklar
[1] http://www.aksam.com.tr/2009/11/10/haber/saglik/501/kolesterol_ilaclarinda_depresyon_tehlikesi.html
[2] http://www.tkd.org.tr/cg/005/?p=tib
[3] http://www.sabah.com.tr/Gunaydin/Yazarlar/2009/10/10/kolesterol_dusurucu_ilaclar_sifa_deposu
[4] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul
[5] http://www.beslenmebulteni.com/ (BKZ. kolesterol ve kalp hastalıkları )
[6] http://www.dailymail.co.uk/health/article-1226238/Side-effects-alert-statin-users-drug-linked-depression-memory-loss.html Side-effects alert for all statin users as drug is linked to depression and memory loss

25 Eylül 2009 Cuma

Vitamin D'nin azlığı yavaş yavaş öldürür, çünkü...


D vitamini de dahil
organizmadaki bütün
steroidler hücre içinde
kolesterolden yapılırlar.
Peki ya hücre içindeki kolesterol
miktarı yeterli değilse neler
olabileceğini hiç düşündünüz mü?

Kolesterol ve Akıl Oyunları,
Hayykitap


VİTAMİN D'NİN AZLIĞI YAVAŞ YAVAŞ ÖLDÜRÜR, ÇÜNKÜ…

Bilim ve özellikle tıp bilimleri mantıktan uzaklaşıp rütinleşmeye[1], bürokratikleşmeye başladığında, yaptığınız ve yapacağınız işlemler, araştırmalar konusunda yeni düşüncelere ve yeni fikirlere ihtiyaç duymuyorsanız artık bilimle gerçek anlamda işiniz kalmamıştır.

Bilim nedenler (sebep) ve sonuçlar arasında ilişki kurmaya çalışır. Sonuçları gördüğü zaman, nedenleri sürekli sorgulama ihtiyacı duymalıdır.

Özellikle tıp alanında çalışan araştırmacılar olumsuz laboratuvar sonuçlar elde ettiğinde, söz konusu sonucu ortaya çıkaran nedenleri düşünmelidir. Çünkü çeşitli nedenler (sebepler) sonuçlar üzerinde etkilidir. Nedenleri olmayan sonuçlarla işlem yapmak bilimin doğasına ters düşer. Nedenler araştırılmadan, tartışılmadan sadece ve sadece sonuçlar üzerinde ortaya koyulan sözde ‘bilimsel’ makale ve yayınların sadece ‘akademik yayın’ olarak bir değeri vardır. Çünkü bilim neden-sonuç (sebep-sonuç) ilişkisini araştırmak için vardır. Sonuçları gördükten sonra nedenleri arar ve bulur. Nedenleri (sebep) ortadan kaldırmadan, sadece ortaya çıkan laboratuvar sonuçlarını değiştirmeye çalışmak bilim ya da bilimsellik değildir.

Bu konuda sayısız örnek verilebilir…

Fakat güncel bir konudan, örneğin D vitaminiyle[2] ilgili bir örnek verelim, gerçekten de D vitamini eksikliği sayısız hastalıkla ilişkili bulunabilir[3]. D vitamin düzeyi normal olan insanlar daha uzun yaşama potansiyeline sahiptir. Yani D vitamini düşük bir hasta grubunda daha erken ölüm (mortalite) veya diğer hastalıklar daha fazla görülebilir. İşte size son günlere ait bir haber:

“D vitamini eksikliğinin özellikle ileri yaşlarda kalp hastalıklarında ölüm riskini artırdığı belirlendi.İtalyan La Stampa gazetesinde yayımlanan habere göre, ABD'deki Colorado Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Massachusetts Hastanesi tarafından yapılan araştırma sırasında, kandaki D vitamini düzeyi ile 65 yaş üstü ölüm oranı arasındaki ilişki incelendi.Araştırmacılar, 3 bin 400 kişinin kan örneklerini analizi sonucunda, D vitamini oranı düşük olanların kalp hastalıklarından ölme riskinin diğerlerinden üç kat fazla olduğunu tespit etti.Araştırma ekibinde yer alan Doktor Adit Ginde, D vitamini takviyesinin kolaylığına dikkati çekerek, bu şekilde daha sağlıklı bir yaşam sürülebileceğini söyledi.”[4]

Nedenler değil, sonuçları açısından bakıldığında halkın bilgilenmesi için gerçekten güzel bir haber! Kısaca yaşlandığımız zaman D vitamini düzeyimiz azalıyormuş, D vitamini düşük olanların kalp krizi geçirme riski, diğerlerine göre üç kat artıyormuş. Belli bir yaştan sonra D vitamini takviyesi son derece yararlıymış. Bütün bunlar doğru, gerçektende yaşlandığınız süre içinde D vitaminine ihtiyaç var…

Peki neden? Neden D vitamini neden özellikle ben yaşlandığımda azalıyor? Neden yaşlandığımda D vitamini almak zorundayım? D vitamini normal şartlarda nasıl ve nerede yapılıyor?

Bu tamamen un, şeker, yağ ve helva meselesi! Yani helva yapacak malzemelerinizin olması halinde sorun çıkmaz!

Cevaplar son derece basit! D vitamini yapımı için hücre içinde bazı şartların tam olması gerekir.

D vitamini hücre içinde yapılır. Normal şartlarda, D vitamini oluşumu için güneş ışığı mutlaka gereklidir!

Fakat daha da önemlisi hücre içinde, D vitaminini oluşturacak temel moleküllerinizin hücre sitoplazmasında yeterli miktarda olması gerekir. Temel steroid molekülünüz hücre içinde zaman içinde azalıyorsa D vitamini oluşumu da mutlaka riske girecek, zaman içinde mutlaka diğer steroid yapılar[5] gibi D vitamini de organizma içinde azalacak, D vitamini eksikliği ortaya çıkacaktır.

Çünkü kandaki yüksekliği ne olursa olsun, hücre içinde (kullanılabilir) kolesterol miktarı[6] zamanla azalmıştır!

Yaşlandığımız süre içinde de hücre içindeki kolesterol azalacaktır!

Kolesterol ve D vitamini, ne alaka demeyin!

Çünkü hücre içinde D vitamini sadece kolesterol molekülünden yapılır!...



Mevlüt Durmuş
Uzm. Biyolog
25. 09. 2009


DİPNOT VE AÇIKLAMALAR


[1] Sürekli yinelenen ve artık düşünmeden yapılan eylemlerin tümü.
[2] Adit A. Ginde et al (2009). Association Between Serum 25-Hydroxyvitamin D Level and Upper Respiratory Tract Infection in the Third National Health and Nutrition Examination Survey. Arch Intern Med Vol. 169 No. 4, February 23, 2009. (abst)
[3] Vitamin D düşüklüğü ile kanser dahil bir çok hastalık ilişkilendirilmiştir. İlişkilendirilmeyen hastalıklar da D vitamin düzeyiyle çok rahat istatistiksel olarak ilişkilendirilebilir, bolca yayın yapılabilir.
[4] http://www.hurriyet.com.tr/yasasinhayat/12536429.asp?gid=245
[5] M. Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayy kitap. İstanbul (Hücre içi kolesterol miktarı ve kan kolesterol miktarı birbirinden farklı ve bağımsızdır)
[6] Özellikle % 70 oranında, karaciğer dışı organların kolesterol yapımını dolaylı olarak gösteren HDL kolesterol düzeyi mutlaka azalmıştır.

13 Eylül 2009 Pazar

KOLESTEROL: ESKİMİŞ BİR ŞEHİR EFSANESİ


Akıl önüne çıkan bir yolda dümdüz
gitmek değil, bazen gittiği yolun doğru
olup olmadığını da sorgulamayı
gerektirir.
Kolesterol ve Akıl Oyunları kitabından...










http://www.isteinsan.com.tr/yazarlar/kolestrol_bir_masal_daha_5.html



KOLESTEROL: ESKİMİŞ BİR ŞEHİR EFSANESİ

Kim ne derse desin, ne kadar direnirse dirensin artık taşlar yerinden oynadı. Sadece bu durumu kavrayabilmek için başkalarının aklını değil, kendi aklınızı kullanmak zorundasınız[1]. Özellikle kolesterol konusunda sağda solda sık sık atıp tutan, mangalda kül bırakmayan araştırmacılar yeni ortaya çıkan kolesterol görüşleri, kolesterol tartışmaları içerisindeki konumlarını belirlemek sahip oldukları düşünceleri yeniden gözden geçirmek zorundalar.


Çünkü kolesterol konusunda değişim kaçınılmaz... Önemli olan sizin bu değişim sürecinin neresinde olduğunuzdur!

Bilimin kalıplaşmış düşüncelerinden kopamayanlar, bilimi bilimsel tutuculuk olarak görenler, güncel kolesterol tartışmaları konusunda kendilerini yenilemeyenler için farklı düşünceler her zaman ciddi sorundur. Eski bilgi sürekli değişime direnir, yeni görüşleri bilimsel bir tartışma olarak kabul etmek istemezler. Bu nedenle yeni konular hiç tartışılmaz, tartıştırılmaz ve yok sayılırlar. Bilime en çok zararı bilimsel tartışmalar, yanlışlar veya bilimsel yanılgılar değil bu anlamsız bakış açısı zarar verir.


Oysa çözüm kolay.


Her hangi bilimsel bir konunun karşısında olanlar ya direnecekler, ya kabul edecekler ya da kendi eleştirilerini ortaya koyacaklardır; böylesine kaotik ortamlardan kurtulabilmenin başka bir yolu maalesef yok…


Bilim tartışmaktan ve konuşmaktan korkmamalıdır!


Bizim düşüncelerimize göre çok daha da önemlisi, tıp kitaplarımızda yer alan kolesterol yüksekliği ve kolesterol yüksekliğinin nedenlerini açıklamaya çalışan saçma sapan düşüncelerin artık yeniden yazılma zamanı çoktan gelmiştir. Ancak bu şekilde yeni yetişen geleceğimizin ve çocuklarımızın doktorları yanlış ve sorgulamadan kabul edilen ‘kolesterol’ bilgilerinden kurtulmuş olur. Bu sene kolesterol konusunu okuyacak öğrenciler, geleceğimizin tıp doktorları kitaplarımızdaki ‘kolesterol ve hastalıklar’ konusunu daha dikkatli dinlemeliler, bu konuları ve sorunları akademik anlamda hocalarıyla mutlaka tartışmalılar. Özellikle tıp ve tıbbi araştırmaların içinde olanlar, bilimsel gelişmelere ve değişimlere her zaman hazır olmalılar. Bilgi felsefesi ve bilim, sadece bilgi edinme konusu değildir, her türlü bilgi mutlaka zaman içinde ‘değişim faktörünü’ de kendi bünyesinde içerir. Tıp bilimlerinin temeli hiç bir zaman ön yargılara, peşin varsayımlara dayanmaz. Tam tersine ön yargılı oluşturulmasına karşıdır. İnsanlar ve araştırmacılar kendilerinin temel bilgilerinden ne kadar emin olurlarsa olsunlar, söz konusu bilgilerde bazı değişimler olabileceğini de sürekli hatırlamak, yeni bilgi ve görüşlere karşı sürekli hazırlıklı olmak zorundadır.


Unutulmaması gereken önemli nokta, yıllardır kafamıza acımasızca kazınan saçma kolesterol düşüncelerinin atılması her şeye rağmen çok uzun yıllar alacaktır. Sinemalara, tiyatrolara, çizgi filmlere kadar sıçramış kolesterol konusundaki yanlış şehir efsanelerinden kurtulmasının teorik zorluklarını düşünüyor, gerçekten işin içinden çıkamıyor, dahası bazen bende gülüyorum. Sigaranın yasak olmadığı dönemlerde çevrilmiş filmlerde, sigara içen artistin sigarasını göstermemek için yapılan karartma, beyazlatma, X koyma oyunları çok yakında ‘kolesterol’ içinde farklı şekillerde bu filmler için uygulanabilir! Şaka bir tarafa kaçınılmaz olarak, kolesterol konusundaki bizce yanlış bilgilerin değiştirilmesi için mutlaka bir yerlerden mutlaka başlaması gerekiyor.


Fakat kolesterol yalanlarının düzeltilmesine nereden başlamalı? Düzeltilmesi gereken o kadar çok nokta var ki!...


Keşke kolesterol yalanları, öncelikle bütün üniversitelerin akademik tartışma ortamına girebilse! Sahi unutmadan her üniversitenin ‘bilim kurulu’ mutlaka var, keşke birileri çıkıp ‘…yok kardeşim siz saçmalıyorsunuz, iddialarınız tümüyle yanlış. Kolesterol bizim üniversite bilim kurulumuza göre suçlu’ diyebilse…


Fakat kişisel olarak bilim kurullarının, her hangi bir bilim konusunu doğrudan tartıştıklarını ben hiç görmedim! Biz kendi tecrübelerimize bakarak bunun mümkün olamayacağını düşünüyoruz…


Üzücü olan nokta şu; kolesterol hakkında ortaya atılan eski, klasik ve yanlış düşünceler hala bazı ‘akademik çevreler ve doktorlarca’ korunmaya çalışılıyor! Akademik çevreler ve bazı doktorların ‘kolesterol zararlı’ düşüncesindeki bizce anlamsız ve hiçbir sonuç vermeyecek. Fakat daha uzun yıllar ‘klasik kolesterol görüşlerindeki’ ısrarı devam edecek gibi görünüyor. Söz konusu kolesterol şovenliği ilerleyen zamanda akademisyenlere, doktorlara, bilim adamlarına bir şekilde zarar verecektir, günümüz çoğu araştırmacılarının şimdi göremediği, bizim üzüldüğümüz nokta bu…


Sonuç olarak ‘kolesterol’ konusuyla az veya çok ilgili olduğunu düşünen her birey, sürekli bilgilerini gözden geçirmeli, bilgilerini mutlaka yenilemelidir. Özellikle günümüzde oldukça komik duruma (?) düşen kolesterol teorisinin eksiklikleri ve yanlışlarını ‘doktorlar ve akademisyenler’ kendileri bizzat ortaya koyabilmeli ve tartışabilmelidir. Oysa bizde tartışma kültürünün çok fazla gelişmediğini, genellikle tartışmaların kavgayla ve hakaretlerle sonuçlandığını her birey bilir. Tartışmaları düşünenler değil, en çok bağıranlar kazanmış gibi görünürler!


Kolesterol konusuyla birinci derecede ilişkili ilaç şirketlerinin de desteği ile ortaya çıkan akademik dünyadaki bu aşırı direnç, insanların kendi doktorlarına güvenlerini az ve çok, ama mutlaka etkileyecek, aykırı sesler günden güne artacak ve zaman içinde katlanarak çoğalacaktır.


Kolesterol konusundaki insanlardaki bilgi yenilenmesi, istisnaları olmakla birlikte genel anlamda tavandan değil, tabandan gerçekleşecektir… Kısaca ortaya çıkan akademik ve mesleki direnç nedeniyle, insanlar bu konudaki tartışmaları, akademisyenler ve doktorlardan önce kavradıklarında, insanlar (!) kendi yumurta ve yağlı et yeme deneylerinde kolesterolün masum olduğunu gördüklerinde çeşitli sorunlar ortaya çıkacaktır.


Aykırı sesler, monoton ve monolog sesler kadar kötü değildir! İnsanlarda zorla ortaya çıkarılan kolesterol korkusu, artık monolog bir söylem olmaktan çoktan çıkmıştır. Aykırı sesler çalışan, aykırı düşünen ve akıl oyunları oynayan beyinlerden çıkar! Bunların içinde ne kadar çok akademisyen, ne kadar çok doktor olursa vatandaşların tıp bilimine güveni o kadar iyi olur.


Nitekim, yerleşik kolesterol düşüncelerine karşı sıra dışı görüşler, Prof. Dr Ahmet Aydın gibi düşünen aydınlarımızın katkılarıyla, bizim ülkemizde de son zamanlarda çoğaldı ve kendini aynı düşünce içinde kalarak farklılaştırdı ve geliştirdi. İnsanlar arasında azımsanmayacak boyutlarda araştırmacı, doktor, yazar ve düşünür artık kolesterol gerçeğini bütün çıplaklığı ile görüyor, yazıyor ve söylüyorlar.

Bazıları hariç!

Konunun ve bu güncel tartışmaların önemini görmeyenler, görmek istemeyenlere söyleyeceğimiz hiçbir şey yok!...


Bu konuda son olarak okuduğum, sayın Emre Konuk, kolesterol konusundaki güncel yaklaşımları, ‘şehir efsaneleri’ olarak gördüğünü yaklaşık 4-5 haftadır sürekli bir dizi halinde son derece akıcı ve eğlenceli bir şekilde yazıyor, okuyucularına anlatmaya çalışıyor. Shane Ellison, Uffe Ranskov gibi günümüz kolesterol düşüncelerini eleştiren yurtdışındaki araştırmacıların düşüncelerini Emre Konuk daha derli toplu, biraz nüktedan bir şekilde uzun bir yazı dizisiyle tümüyle özetledi[2].


Elbette bizlerde yüksek kolesterol konusunda değerli araştırmacılarımızdan çok farklı düşünmüyoruz. Dahası bizler Türkiye’de farklı, ‘kolesterol masumdur’ düşüncesinden bir adım daha ileriye gidip, kolesterolün neden ve nasıl masum olabileceğini, kolesterolün neden yüksek olmak zorunda olduğunu da matematiksel ve mantıksal olarak araştırmacılara gücümüz yettiğince, dilimiz döndüğünce açıklamaya çalışıyoruz. Çünkü bu durum sözü geçen yurt dışı kaynaklı araştırmacılarımızda bize göre biraz eksik kalmış çok önemli noktaları oluşturuyor.


Kolesterol ve kolesterol yüksekliği elbette masum olabilir, fakat kolesterolün neden ve nasıl masum olabildiği, neden kolesterolün bazen yükselmek zorunda kaldığının ‘matematiksel olarak’ açıklanması sanırım bize kaldı.


Çoğu okuyucumuzun bildiği gibi, ‘Kolesterol ve Akıl Oyunları’ kitabıyla karanlıkta kalan bazı noktalar ve bizim mesajımız oldukça açık ve net bir şekilde verildi. Biz kolesterol yüksekliğinin karaciğer metabolizmasına ait bir sonuç olduğu, karaciğer organında partikül (ve kolesterol) yıkımıyla ilgili bir hatayı doğrudan gösterdiğini söylüyoruz. Karaciğer hücrelerinin lipit (ve kolesterol) taşıyan parçacıklarının, karaciğer tarafından kana verildikten sonra, tekrar geri dönemediği için kanda kolesterolün bazen yükselebildiğini (göreceli) açık bir şekilde söylüyoruz.

Unutmayın, karaciğerin fazla kolesterol ürettiği koca bir yalandır. Karaciğer tarafından salgılanan lipit ve kolesterol taşıyan çeşitli parçacıklar, tekrar karaciğere dönemediği zaman kanda tek parametredeki kolesterol yüksekliği (göreceli) ortaya çıkar ve bu durum matematiksel olarak kaçınılmaz ve zorunludur.


Sözü fazla uzatmayalım!


Bizim Türkiye’li sıradan bir biyolog olarak düşüncelerimizdeki farklı noktaları[3] da unutmadan sizleri Emre Konuk’un samimi, eğlenceli anlatımıyla baş başa bırakıyor ve kolesterol konusunun artık bir şehir efsanesi olarak anıldığını tekrar tekrar vurgulamak istiyorum…





EMRE KONUK’UN KALEMİNDEN: KOLESTEROL VE ŞEHİR EFSANELERİ[4]

Geçen hafta “şehir efsaneleri” dizisinden “kolesterol masalını” irdeleyeceğimizi müjdelemiştik. Daha önce de hatırlayacaksınız kilolu olmakla, yani şişmanlıkla sağlık arasındaki ilişkiyi irdeleyen bir dizi yazı yazmış ve bazı saygın uluslararası kurumların araştırma sonuçlarının bilinçli olarak çarpıtılmasına nasıl aracı olduklarını ve çarpıtılan verileri sağlık ve beslenme politikalarını oluşturmada nasıl rahatlıkla kullandıklarını görmüştük.

Hastalık imal edilir mi?

Aslında altını çizdiğimiz şey; komik gibi gelecek ama hiç yoktan hastalık imal etmekle ilgiliydi. Yani olmayan bir hastalık tanımlayıp, milyonlarca hasta yaratırsanız ve olmayan bir hastalığın tedavisi için işe yaramayan bir ilacınız varsa iyi iş yakalamışsınız demektir.

Ruh sağlığı alanından örneği verelim. 1960’lara kadar homoseksüellik, DSM 4 diye bilinen, Amerikan Psikiyatri Derneği’nin yayınladığı uluslararası akıl hastalıkları teşhis manüelinde bir “akıl hastalığı” olarak tanımlanırdı. Bu “hastalara” ilaç verilir ve terapi uygulanırdı. Tabii ortada bir hastalık olmadığı için tedavisi de yoktu. Yani bütün dünyada milyonlarca insan homoseksüel oldukları için akıl hastası muamelesi görürdü. İlaçlarını alırlar, kuzu kuzu terapilerine giderlerdi. Tabii hiç biri “iyileşmediği” için onları iyileştirmeye çalışanları zengin ederlerdi.

Bir başka örnek ise şişmanlığı pratik bir biçimde tanımlayan BMI endeksinde, normal kilonun nasıl tanımlandığıdır. Eğer beden ağırlığınızı boyunuzun karesine bölerseniz BMI endeksini bulursunuz. Eğer bu rakam 30’un üstündeyse şişmansınız ve tedavi olmanız gerekir. Yıllar önce şişmanlığın, yani sağlıksız/hasta olmanın ölçüsü 35 idi. Bir tarihte bu rakam 35’den 30’a indirildi ve birden 70 milyon Amerikalı bir gecede tedavi edilmesi gereken hastalar kategorisine giriverdi. Tabii bir o kadar da Avrupalı. Bütün dünyada bu rakam kaç milyarı bulmuştur bilemiyoruz.

Şişmanlığın tedavisinde kullanılan ilaçlar her gün alınır. Yani şirkete iyi para kazandırırsınız. Çünkü neredeyse kimse zayıflayıp, geldiği yerde duramadığı için pratikte her gün ilacınızı almak zorundasınızdır. İlaç yetmediği için, yemek tüketiminizi denetleyebilmek için diyetisyene gidersiniz. O da yetmez, bir de terapiste gider. Tabii ortada hastalık olmadığı için ve herkes olmayan bir problemi halletmeye çalıştığı için hiç kimse “iyileşmez.”

İşin vahim tarafı, kimsenin iyileşmediği herkes tarafından, yani doktorlar, diyetisyenler, araştırmacılar, terapistler, ilaç şirketleri tarafından net bir biçimde bilindiği halde, bu oyun boyutları artarak sürdürülmektedir.

Aynı oyun kolesterol için de oynanmaktadır. Yüksek kolesterolün başta kalp olmak üzere ciddi hastalıklara neden olduğu henüz gösterilmemiştir. Son söyleyeceğimizi şimdiden söyleyelim: Bir sürü araştırma, kolesterol yükseldiğinde daha uzun yaşadığımızı, düşükse daha çabuk hakkın rahmetine kavuştuğumuzu göstermektedir.

İyi mi?

Önümüzdeki hafta böyle bir yalana nasıl inandırıldığımızı göreceğiz.

****************************************

Birkaç ay önce fazla kilolu olmakla, yani şişmanlıkla sağlık arasındaki ilişkiyi irdeleyen bir dizi yazı yazmıştım. Bu konuda bildiklerimizin, daha doğrusu doğru diye bildiklerimizin çoğunun “şehir efsanesinden” öteye geçmediğini görmüştük. Ama en büyük hayal kırıklığımız; “bilimin kalesi” diye bildiğimiz NIH (Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüleri) ve WHO (Dünya Sağlık Teşkilatı) gibi bazı uluslararası kurumların araştırma sonuçlarının bilinçli olarak çarpıtılmasına aracı olmaları ve çarpıtılan verileri sağlık ve beslenme politikalarını oluşturmada fütursuzca kullanmaları olmuştu.

Yani güvendiğimiz dağlara kar yağmıştı.

Bu araştırmanın sonucu en azından 20 yıldır “kaka” olan yumurtama, hata günde iki adet olmak üzere kavuşmuş, tereyağını ve kırmızı eti ve daha pek çok “zararlı” maddeyi her fırsatta tadını çıkara çıkara tüketmeye başlamıştım.

Bu arada 10 yılda bir hafif tıkanma eğilimi gösteren damarlarımı Florence Teyze’nin orada icra-i sanat eden Baş Baloncu Vedat Hoca’ya açtırmış, tamamına 500 yıl bir daha tıkanmamak üzere Pimapen döşetmiş, bütün bunların bana verdiği manevi güçle zaten pek de düşük olmayan çalışma tempomu da 3’le çarpmıştım.


Bana göre ben vatanına milletine faydalı olmaya çalışan, ilim ve irfanın yol göstericiliğine inanmış, Atatürk’ün izinden giden has bir Cumhuriyet çocuğuna yakışır biçimde davranıyordum. Ama tabii ki bir takım karanlık güçler burada da harekete geçmekte gecikmediler. Konu değişik mahfelerde münakaşa edilip vuzuha kavuşturulduktan sonra piyasalardan destek arandı.

En ilginci arkadaşlarımın ve meslektaşlarımın tutumları oldu. Buradaki çeşitlilik, sıkıştığında ya da işine geldiğinde Türk insanının ne kadar yaratıcı olabildiğini göstermesi bakımından çok öğretici oldu. Aynı temanın varyasyonları olduğundan bu çeşitlemenin ayrıntısına girmeyeceğim.

Beni seven ve düşünen insanlara ve arkadaşlarıma göre “orta yaş bunalımına” girmiştim. En az 25 yıldır bu merete ne zaman gireceğim diye zaten merak edip dururdum. Terapi seanslarından, bu durumdan girenlerin değil giremeyenlerin şikâyetçi olduğunu işitirdim hep. Doğruymuş.

Meslektaşlarım “orta yaş bunalımı” gibi “banal” bir yorum yapmadılar tabii ki. Yakışık almazdı. Çoğunluğu daha çok belli koşullarda ortaya çıkan “karakter değişimine” işaret ettiler. Aslında kimsenin günahını almayayım, yine de kibar ve ince davrandılar. “Kişilik bozukluğu” filan da diyebilirlerdi. Demediler.
Daha sofistike olanları ise; her insan canlısının ister istemez hesaplaşmak zorunda kaldığı “ölüm korkusuyla” ve “varoluşçu bunalımla” açıkladı durumu. Hatta görüşlerine değer verdiğim bir tanesi; “averaj Türk erkeğinin hiçlikle sınavı” gibi son derece devalüe eden yorumunu bile dinlemek zorunda kaldım. Allah insanı düşürmesin. Neyse ki “sağlam ve olgun psikolog” rolünü öğreneli çok oldu da takmıyoruz kafaya.
Mesleği hekimlik olan yakınlarım ise şahsımla ilgili yaşadıkları paniği hiç belli etmeden, çok kibar bir dille istisnasız ilaç önerdiler. “Bir dörtte birle başla, gerekirse arttırırız” en yaygın yaklaşımdı. Sevilmek ne kadar güzel bir his.

Tabii salim kafayla düşününce hak vermemek elde değil. Sen durup dururken yumurta, et, tereyağı yemeye başla, kolesterole kafayı takma, kolesterol ilacını kes, uyarılara kulak verme, çok çalış, çok yorul, işinden keyif al, enerjin yerinde olsun, yüzün gülsün. Kolay hazmedilir bir durum değil.


Neyse, biraz da abartılı gırgır bir tarafa, o zaman “kafayı şimdi de kolesterole taktım” demiştim. Aynı, “fazla kilo-hastalık” meselesinde olduğu gibi, kolesterol meselesinde de araştırmaların, doğruların, verilerin ciddi bir biçimde çarpıtıldığını, beslenme politikalarının bu çarpık zemine dayandırıldığını gördüm. Yer kalmadı. Haftaya “Kolesterol masalını” irdeleyeceğiz.

************************************

Geçen hafta olmayan bir hastalık nasıl imal edilir, imal edildikten sonra nasıl “tedavi edilir”, tabii olmayan bir şeyi ortadan kaldırmak çok zor bir mesele olduğu için bilim adamlarının, uzmanların ve saygın araştırma kurumlarının -bilerek veya bilmeyerek- bu işi nasıl sürdürebildiklerini görmeye çalışmıştık.

Zamanında bir akıl hastalığı olarak tanımlanan homoseksüelliğin nasıl olup da sonradan hastalık kategorisinden çıkartıldığını görmüştük. Bu, bin senedir ciddi bir hastalık olarak bilinen veremin, bir gün artık hastalık olarak tanımlanmaması gibidir. Ama olmuştur ve bu garip süreç, pek de sorgulanmamıştır.
Sonra da aynı oyunun kolesterol için de oynandığını söylemiştik. Yüksek kolesterolün başta kalp olmak üzere ciddi hastalıklara neden olduğunun henüz gösterilmediğini, tersine bir sürü araştırmanın, kolesterol yükseldiğinde daha uzun yaşadığımızı, düşükse daha çabuk hakkın rahmetine kavuştuğumuzu gösterdiğini söylemiştik. Dikkatinizi çekerim: Kolesterol yüksekse daha az, düşükse daha çok yaşıyoruz. Yani yazım yanlışı falan yok!


Şimdi verileri, bulguları ve araştırmaları sıralayalım:
-Kolesterolle ilgili programları Amerika’da “Ulusal Kolesterol Eğitim Programı (National Cholesterol Education Program - NCEP)” adlı kurum yönetmektedir. Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) da dahil olmak üzere herkes bu programa uymaktadır.
-NCEP’i yöneten dokuz kişinin sekizi ilaç firmaları hesabına çalışmaktadır.
-Kolesterol ilaç pazarı 26 milyar doları bulmaktadır. Üstelik bu, 2005 yılı rakamıdır.
-San Diego Tıp Fakültesindeki araştırmacılar, 75 yaşın üzerindeki kişilerde yüksek kolesterolün koruyucu rol oynadığını belirtiyor. Çünkü düşük kolesterol, kalp krizi geçirildiğinde -başlıca ölüm nedeni olan- ritim bozukluğu riskini arttırıyor.
-European Heart Journal’da yayınlanan ve 11 bin 500 hasta ile yapılan bir araştırmada Behar ve ekibi, düşük ve yüksek kolesterol seviyelerine sahip kişilerin, kalp hastalığına bağlı ölüm riskinin eşit olduğunu belirtmiştir. Düşük kolesterollü kişilerin de en çok kanser nedeniyle öldükleri görülmüştür.
-American Medical Association Journal’da yayınlanan “Kolesterol ve Ölüm: Framingham Çalışmasında 30 yıllık Takip” başlıklı araştırmada, 50 yaşın üzerinde yüksek olan kolesterolün ölüm oranını etkilemediğini, toplam kolesterol düzeyindeki yıllık her 1mg/dl düşme için kalp damar hastalığından ölüm oranlarının yüzde 14 arttığını bildirmişlerdir.
-Journal of the American Geriatric Society’de Brescianini ve ekibinin yayınladığı araştırma da, toplam kolesterol düzeyinin düşük olmasının (189mg/dL), yüksek olmasına göre (400mg/dL) ölüm riskini arttırdığını açıklamışlardır. Yani kolesterolünüz düşükse daha erken ölüyorsunuz. Araştırma üç bin 295 kişiyle yapılmış.
University of California at San Francisco (UCSF)’da Walsh ve Grady, kolesterol düşüren ilaçların kadınlarda kalp hastalığından kaynaklanan ölümleri azalttığına dair bir kanıt olmadığını söylüyor.
-Araştırmacı Holme ve ekibi yaptıkları meta analizde yani çok sayıda araştırmayı bir araya getirerek yaptıkları değerlendirmede, kolesterol düşürücü kullanan yaşlıların, ölüm oranlarında bir düşme olmadığını gösterdi.
-Kolesterol düşürücü ilaçların kadınlarda ve yaşlılarda bir işe yaramadığı anlaşılıyor. Çocuklarda, ergenlerde, değişik etnik gruplarda nasıl etki ettiğini de bilmiyoruz. Çünkü bu alanda araştırmalar genellikle orta yaşlı erkeklerle yapılmış durumda.
Haftaya devam.
********************************************
Birkaç haftadır kolesterolle ilgili “şehir efsanelerini” yazıyorum. Geçen haftayı özetleyelim:• Kolesterolle ilgili araştırmaların toplandığı, yönetildiği kurumun (NCEP) başındaki araştırmacıların neredeyse tamamı aynı zamanda büyük ilaç şirketlerinin hesabına çalışmaktadır. • Yüksek kolesterolün başta kalp olmak üzere ciddi hastalıklara neden olduğu henüz gösterilmemiştir. • Bir sürü araştırma kolesterol yükseldiğinde daha uzun yaşadığımızı, düşükse daha çabuk hakkın rahmetine kavuştuğumuzu gösteriyor. • Kolesterol ilaç pazarı, 26 milyar doları bulmaktadır. Bu 2005 yılı rakamıdır. • 75 yaşın üzerindeki kişilerde yüksek kolesterolün koruyucu rol oynadığı belirtiliyor.• 11 bin 500 hasta ile yapılan bir araştırmada, düşük ve yüksek kolesterol seviyelerine sahip kişilerin, kalp hastalığına bağlı ölüm riskinin eşit olduğu belirtilmiştir. Düşük kolesterollü kişilerin en çok kanser nedeniyle öldükleri görülmüştür. • 50 yaşın üzerinde yüksek olan kolesterolün ölüm oranını etkilemediği, toplam kolesterol düzeyindeki yıllık her 1mg/dl düşme için kalp damar hastalığından ölüm oranlarının yüzde 14 arttığını bildirilmiştir.• Kolesterol düzeyinin düşük olmasının, ölüm riskini arttırdığı açıklanmıştır. • Kolesterol düşüren ilaçların kadınlarda kalp hastalığından kaynaklanan ölümleri azalttığına dair bir kanıt yoktur. • Kolesterol düşürücü kullanan yaşlıların ölüm oranlarında bir düşme olmadığı belirlenmiştir.


Bu çalışmaların kaynaklarını büyük ölçüde geçen hafta yazmıştım. Seri bitince tamamını vereceğim.

Rakamlara İşkence


Birinden bilgi almaya çalışıyorsanız -o kişi de diretiyorsa- biraz orasını burasını burarsınız konuşur. Yapılanın bazen işkence olup olmadığı bile tartışılır. İstatistik jargonunda “rakamlara işkence” diye bir uygulama vardır. Zar zor bir fon bulduğunuz araştırmanız, onca zahmetten sonra umduğunuz sonuçları vermedi. Her şeyi çöpe atmak yerine medyanın, doktorların, psikologların, psikiyatristlerin, beslenme uzmanlarının (daha doğrusu ruh sağlığı ve beden sağlığı hizmeti sağlayan tüm profesyonellerin) araştırmayla uğraşanlarının beklentilerini istatistik karşılamadığında yaptıkları bir şey vardır: Rakamlara işkence! Yani rakamların orası burası burulur ve arzulanan sonuç elde edilir. Tabii bunları yapanlar yani etikası yamulmuş olanlar, Allah’tan azınlıktadır.

İlaç işine giren araştırmacıların etikası yamuk olanları ne yazıktır bu yönteme neredeyse hep başvurur. İlaçların işe yarayıp yaramadığını anlamak için başvurdukları bazı kavramlar vardır ve bunlar yetersiz kaldığında yeni kavramlar icat edilir. Bunların ne anlama geldiği de açıklanmaz. Sık başvurulan bir iki tanesi “Toplam ölüm oranı” ve “göreceli risk azalmasıdır”.

Toplam ölüm oranı, bir ilacın riskli olup olmadığını anlamak için bakılması gereken en güvenilir istatistiktir. Toplam ölüm oranına bakılması bir ilacın, kullanılırken sizi kanser, kalp krizi veya başka bir hastalıktan öldürmediğini garantiler. Toplam ölüm oranını bildirirken, ilaç firmaları ya “mutlak” ya da “göreceli” kavramlarını kullanırlar. “Göreceli risk azalması”, etikası yamulmamış araştırmacılar ve istatistikçiler tarafından itibar görmez çünkü güvenilir değildir. Böyle olmakla birlikte ilaç firmaları yalnızca bu istatistiği vermeye devam eder. Çünkü bu istatistiğin temel görevi, ilacı daima olduğundan daha etkili göstermesidir.
Bir deneyde, beş yıl kolesterol düşürücü ilaç kullanan kişilerde mutlak toplam ölüm oranında 0.9 azalma olduğunu oysa prospektüsünde toplam ölüm oranında yüzde 22’lik azalma olduğu yazmaktadır. Diğer bütün kolesterol deneyleri aynı resmi çizmektedir. Bir başka deneyde, ortalama 4.9 yıllık izleme sonucunda ilaç uygulandığında, düşük ve yüksek kolesterol arasındaki toplam ölüm oranında mutlak risk azalması yüzde 0’dır. Ne düşük ne yüksek grupta, ilaçla ilgili uygulama erken ölümleri önlememiştir.

Aşağıda en büyük ilaç firmalarından birinin, en çok kullanılan kolesterol düşürücü ilaçlardan biriyle ilgili ilanının metnidir. Aşağıdaki metin, ilanda en dipte ufak harflerle yer almaktadır. Firma ve ilaç adını gizli tutuyorum:

Önemli bilgi: X ilacı reçeteyle satılan, kolesterolü düşürmek amacıyla diyetin yanı sıra kullanılan bir ilaçtır. X herkes için uygun değildir, karaciğer hastalığı bulunan veya muhtemelen karaciğer problemleri olanlar, emzirenler, gebeler, veya gebe kalma olasılığı olanlar kullanmamalıdır. X’in kalp hastalığını veya kalp krizini önlediği kanıtlanmamıştır.

Haftaya, kolesterol düşürücü ilaçlar kalp hastalığını neden önlemez?


***********************************
Geçen hafta ilaç araştırmalarını yapan bazı araştırmacıların, “rakamlara işkence” yaparak istatistikten anlamayanları nasıl kandırdıklarını anlatmıştık. Örneğin, içi boş ve anlamsız yeni kavramlar yaratarak kolesterolün sanki ciddi sağlık sorunlarıyla ilgisi varmış gibi gösterdiklerini söylemiştik. Sık başvurulan bir tanesi: “Toplam ölüm oranı” ve “göreceli risk azalmasıdır.” Bir deneyde, beş yıl kolesterol düşürücü ilacı kullanan kişilerde mutlak toplam ölüm oranında 0.9 azalma olduğunu, yani aslında azalma filan olmadığını, oysa prospektüsünde ölümlerle ilgili riskin yüzde 22 azaldığını yazmaktadır. Diğer bütün kolesterol deneyleri aynı resmi çizmektedirler. Kolesterolün yüksek oluşunun kalp krizine neden olduğunu gösteren bir araştırma sonucu henüz yayınlanmamıştır.

Aşağıdaki ilan, büyük bir ilaç şirketinin kendi ürettiği, kolesterolü düşüren ilacının, yazının en sonunda neredeyse okunamayacak boyutta yazılan metnidir. İbret-i alem için okuyalım: Önemli bilgi:X ilacı reçeteyle satılan, kolesterolü düşürmek amacıyla diyetin yanı sıra kullanılan bir ilaçtır. X herkes için uygun değildir, karaciğer hastalığı bulunan veya muhtemelen karaciğer problemleri olanlar, emzirenler, gebeler, veya gebe kalma olasılığı olanlar kullanmamalıdır. X’in kalp hastalığını ve ya kalp krizini önlediği kanıtlanmamıştır.

Haydi bakalım! Yukarıdaki yazı, yüksek olan kolesterolümüzü düşürüp kalp krizi geçirmemek için her gün kullandığımız bir ilacı imal eden firmanın kendi ilacıyla ilgili ilanıdır. Yani firma bize, “ürettiğim bu ilaç her ne kadar kolesterolü düşürüyorsa da, bu düşüş kalp krizini önlememektedir” demektedir.

Peki öyleyse ben kalp krizi geçirmeyeyim diye bu ilacı neden kullanıyorum?

Neden her seferinde kolesterolü arttırdığı sanılan bir şeyleri yediğimde suçluluk duyguları çekiyorum?
Annem beni neden doğurdu? Ben bu dünyaya niye geldim? Kozmik sorular sormadan bu hayatı sürdüremeyecek miyim?

Tavuğa endeksli bir hayatı hak etmek için ben ne yaptım?


Bu sorulardan arınabilmek ve huzura kavuşabilmek için kendime bir “ruh deşen” mi bulsam? Yoksa 1000 adet denek bulup yarısına tavuk, diğer yarısına et, yumurta, tereyağı Allah ne verdiyse yedirip bir yıl sonra kimler hakkın rahmetine kavuştu diye mi baksam? Sonuç beklediğimiz gibi çıkmazsa onca tavuğa yazık değil mi? Her şey bir tarafa, tavuk hakları savunucularıyla nasıl baş ederim?

Neyse bu mübarek günde tavuklarla ilgili fantezileri bir tarafa bırakıp sadede gelelim. Kolesterol düşürücü ilacın LDL kolesterolü, yani bütün kötülüklerin anasını yüzde 25 düşürdüğünü ancak kalp hastalığının ilerlemesini durdurmadığını araştırma söylüyor.

Aslında bu durumun bin senedir bilindiği anlaşılıyor. Örneğin daha 1961’de Mathur ve arkadaşları 220 olguda, ölen hastaların kolesterol düzeyleri ile kalp damarlarında oluşan “plakların” miktarı veya yoğunluğu arasında bir ilişki bulunmamıştır. 1960 ve 1970’lerde pek çok araştırmacı benzer sonuca ulaşmıştır.

Yeni gelişen görüntüleme araçları da (EBCT) aynı sonuçları vermektedir. New York Beth Israel Tıp Merkezinden Hecht ve Harman, kolesterol düşürücü ilaçları kullanan 182 hastayı 1.5 yıl izlemişler ve sonuçta Kötü kolesterolü (LDL) düşürdükleri halde aterosklerotik plak gelişiminin durmadığını belirtmişlerdir.

Peki kolesterol düşürücü ilaçların kalp krizini önleyemediğini anladık. Tehlikeli olabiliyorlar mı?
Evet maalesef ciddi tehlikeler yaşayabiliyor? Pek çok araştırma, kolesterol düşüren ilaçların çok sayıda ciddi ve kalıcı etkileri olan rahatsızlığa neden olduğunu ortaya koyuyor. Bunlara kanser de dahildir. Allahtan kolesterol düşürücü ilaçları kullanan insanların yarısı, yan etkilerinden ötürü ilacı birinci yılda bırakmaktadır. “
[5]


Mevlüt Durmuş
Biyolog
14 Eylül 2009

KAYNAK VE DİPNOTLAR

[1] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterolterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap 84. ISBN 978-975-9059-88-0
[2] Shane Ellison. Health Myths Exposed, 2006. MR Publishing , Shane Ellison. Hidden Truth About Cholesterol Lowering Drugs, 2005. (Hayy Kitap tarafından bu kitaplar Türkçe’ye çevrildi). http://www.healthmyths.net/ http://www.thincs.org/
[3] http://www.iyilikguzellik.com/artikel.php?artikel_id=69
[4] http://www.isteinsan.com.tr/yazarlar/kolestrol_bir_masal_daha_5.html
[5] Emre Konuk’yazılarıyla ilgili bağlantılar
http://www.isteinsan.com.tr/yazarlar/kolestrol_bir_masal_daha_5.html
http://www.isteinsan.com.tr/yazarlar/emre_konuk/16248.html
http://www.isteinsan.com.tr/yazarlar/emre_konuk/kolestrol_bir_masal_daha_3.html
http://www.isteinsan.com.tr/yazarlar/emre_konuk/15018.html
http://www.isteinsan.com.tr/yazarlar/emre_konuk/emre_konuk_kolesterol_bir_masal_daha.html