kolesterol yalanları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kolesterol yalanları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ocak 2010 Pazar

Siz hangi kolesterol yalanına inanmıştınız?



Bazıları sürekli yalan söyleme
ihtiyacı hissediyorsa, siz de
sürekli gerçekleri söyleme ihtiyacını
hissetmek zorundasınız.




Siz hangi kolesterol yalanına inanmıştınız?


Yalan 1: Kişinin kolesterol düzeyi ne kadar yüksek çıkarsa kalp hastalıkları ve kalp krizi geçirme ihtimali de o kadar yüksektir.
Gerçek: Yüksek kolesterol düzeyleriyle kalp hastalıkları, kalp krizi arasında doğrusal bir bağıntı yoktur. Bu iddiaların bilimsel bir değeri de yoktur. Kalp krizi geçiren hastaların yarısından fazlası normal[1] ya da düşük kolesterole sahiptir[2]. Yani kolesterol yükseldikçe kalp krizlerinin de artacağı iddiası bilimsel değildir. Dahası yaşlılar üzerinde yapılan bazı araştırmalarda tek parametrede kolesterolü düşük olan insanlarda ölüm oranları (mortalite) daha yüksektir, kolesterol yükseldikçe ölüm oranı azalır[3].

**********************************

Yalan 2: Genetik kolesterol yüksekliğinde, ilaç kullanmak (statin) dışında yapılacak hiç bir şey yoktur.
Gerçek: Genetik kolesterol yüksekliğinin çözümü vardır ve ilaçlar (statinler) bir dayatmadır, aslında Sağlık Bakanlığı bu konuda uyarılmalıdır. Bütün genetik hastalıklar, en az bir hücre, doku veya organla ilişkilidir. Genetik bir hastalıklarla ilişkili olan organ kesin olarak belirlenmişse, söz konusu organın değiştirilmesi söz konusu genetik hastalığı tümüyle ortadan kaldıracaktır. Genetik kolesterol yüksekliğinde, özellikle çocuklarda ortaya çıkan genetik kolesterol yüksekliğinde mutlaka karaciğer nakli anne, baba veya yakın akrabalardan denenmelidir. Elbette karaciğer naklinde organ bulmak gibi çeşitli zorluklar olsa da, genetik kolesterol yüksekliğinin tedavisi imkânsız değildir. Böyle bir karaciğer nakil yapıldığında, karaciğerdeki partikül (ve kolesterol) yıkımlarıyla ilgili (anabolik değil katabolik) sorunlar tamamen ortadan kalkar ve kolesterol değerleri normale döner.. ‘Kolesterol ve Akıl Oyunları’ kitabında da belirttiğimiz gibi, işini gerçekten bilen uzmanlarca genetik kolesterol yüksekliklerinde karaciğer nakli zaten günümüzde de yapılıyor[4], sadece bazı doktorlar ve kardiyologlar kolesterol bilgilerini güncellemediği, yeni bilgileri takip edemediği için genetik kolesterol yüksekliğinde ‘karaciğer nakli’ konusunu henüz yeterince bilmiyor olabilir. Sağlık Bakanlığı özellikle çocuklardaki genetik kolesterol yüksekliğinde 'karaciğer nakli'ni zorunlu hale getirmelidir.

********************************

Yalan 3: Kolesterol yüksekliği mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır ve kolesterol molekülleri doğrudan suçludur.
Gerçek: Kolesterol yüksekliğinin kendisi (tek parametrede) bir hastalık değildir, fakat size hasta olan organ hakkında temel bilgileri verebilir. Hasta olan organ aslında karaciğer organı ve karaciğer hücreleridir. Aslında bu tanım tam yeterli ve çok anlaşılır değil, konunun anlaşılması için bunu biraz açalım, çünkü insanlar ‘kolesterolün bir hastalık olduğu’ konusunda gerçekten çok kötü bir şekilde kandırılıyor. Karaciğer hücrelerinde lipit ve kolesterol metabolizmasının iki önemli ayağı vardır; tıp dilinde anabolizma yani lipit yapımları denilen birinci ayak, katabolizma yani lipitlerin kandan uzaklaştırılması denilen ikinci ayak, lipitler ve kolesterol ile ilişkili sistem bu ayaklar üzerinde yürür. Başka türlü karaciğerde lipitlerle ilgili işler yürümez. Karaciğer hücreleri hem yağlarımızı taşıyan partiküllerimizi (LDL, VLDL) üretip kana verir hem de söz konusu partikülleri kandan tekrar geriye toplar. Yani karaciğerimizdeki hücreler, kolesterol ve yağlarla ilgili iki işi birden yapar. Sorun veya sorunların hepsi olmasa da (?) çoğu, yağlar ve partiküllerimiz karaciğer tarafından üretilirken değil, partiküllerin tekrar karaciğer tarafından geriye alınması, partiküllerin toplanması sırasında ortaya çıkar. Karaciğer hücrelerinde partiküllerin geri toplanması sırasında çeşitli nedenlerle (small LDL, LDL-reseptörleri vs) aksamalar ortaya çıktığında kandaki toplam kolesterolünüzün yükselmesi bu nedenle kaçınılmazdır. Bu durumu bir taraftan dolan, bir taraftan da boşalan bir havuz olarak düşünün[5] havuzu dolduran musluklarda fazladan bir akış söz konusu değil havuzu dolduran musluklarınız normal çalışıyor, fakat havuzu boşaltan mekanizmanız tıkandığı için havuzunuzda sürekli olarak taşıyor, yani toplam kolesterolünüz sürekli yükseliyor. Burada araştırmacılarda korkunç bir yanılgıya, bilimsel bir yanlışa, bir illüzyona (göz yanılması) kanıyorlar. Havuzun sürekli dolup taştığı doğru, fakat havuzun taşma nedeni havuzu dolduran muslukların çok açık olması değil, havuzu boşaltan muslukların tıkalı olması…. Günümüz tıp dünyasının doktorları ‘kolesterol yüksekliğinin kendisini bir hastalık olarak’ gördükleri için havuzdaki suyun taşmasını önlemek adına saçma sapan yöntemlere (statinlere) başvuruyorlar, yapılmaması gerektiği halde havuzu dolduran muslukları kapatıp havuzun kirlenmesini, pislenmesini sağlıyorlar. Bu tip sözde tıbbi yöntemler, bildiğiniz gibi asla soruna gerçek bir çözüm getirmediği gibi, yöntemlerdeki saçmalıklar başka ve çok farklı sorunlara da yol açabiliyor.

*************************************
Yalan 4: Kolesterol düşürücü ilaçların (statinlerin) yan etkileri abartıldığı kadar yüksek değildir.
Gerçek: Kolesterol düşürücü ilaçların yan etkilerini küçümsemek, hücre içindeki kolesterolün, organizmadaki bütün steroidlerin temeli olduğunu unutmak, bizce bilim adına utanç verici bir durumdur. Fakat bu durum ve umursamazlık çok yakında değişecek[6] gibi görünüyor[7]. Unutmamamız gereken nokta şu; kandaki aşırı miktarda kolesterol yüksekliği her şeyden önce aşırı hücresel kolesterol üretimi nedeniyle ortaya çıkmış bir sorun değildir. Bu nedenle hücre içinde kolesterol üretimini ilaçlarla (statinlerle) durdurmak, bilim adamlarında olması gereken bilimsel ‘mantık’ ve bilimsel ‘tedavi’ ilkeleriyle çatışır. Hücre içinde aşırı kolesterol üretimiyle ilgili bir sorun olsa, hücre içinde kolesterol sentezinin (yapımının) ilaçlarla (statinlerle) durdurulması belki mantıklı bir tıbbi yaklaşım olabilirdi. Oysa kandaki kolesterol yüksekliği üretim nedeniyle değil, kullanılmayan, kanda biriken partiküller ve kolesterol nedeniyle ortaya çıkıyor. Bu şu duruma benzer; bir tren kazasında bir insanın ayağının kopması kötü ve istenmeyen bir durumdur fakat hastayı tedavi ediyorum diye hastanın sağlam olan ayağını kesip ayak boylarını eşitlemeye çalışmak saçmalıktır. Bu nedenle kolesterol düşürücü ilaç (statin) kullanmak hastanın sağlam ikinci ayağını kesmek kadar saçmadır ve bu durum asla bir tedavi değil, kişinin kendini ve insanları kandırmasıdır. Söz konusunu ilaçların hücre içinde kolesterol yapımının engellenmesi çok farklı sorunlara, hücre ölümlerine yol açar[8]. Bu arada kolesterol sentezi sırasında (Koenzim Q10 vs) ve kolesterolden yapılan birçok hormonun (testosteron, östrojen vs) bu ilaçlarla azaldığını, hormon eksikliğinin[9] birçok hastalıkla ve erken ölümlerle ilişkili olduğunu da unutmayın[10].

***************************************

Yalan 5: Yüksek kolesterol, karaciğer hücrelerinin fazla kolesterol yapımıyla (anabolik) nedenlerle ortaya çıkar. Dolayısıyla, karaciğer hücreleri fazla kolesterol ürettiği için kanda kolesterol yükselir.
Gerçek: Kolesterol gibi her açıdan hayati derecede önemli bir steroid molekülün, yaşlandıkça karaciğer hücrelerince fazla üretildiği iddiası, son derece mantıksız ve saçma bir iddiadır. Böylesine değerli bir molekülün hücresel üretim yönünden bir fazlalığının olduğunu düşünmek çok ciddi, affedilmesi oldukça zor bir bilimsel yanılgıdır. Bu konuda otorite olduğunu, kolesterol konusunu çok iyi bildiğini iddia edenlerin anlamadığı nokta şudur: Kandaki yüksek kolesterol değerleri fazla hücresel üretim nedeniyle ortaya çıkmaz, araştırmacılar bu durumu bir türlü anlamadı veya biz anlatmayı beceremedik[11]. Yani karaciğer normal hızla üretmiş olduğu partikülleri (HDL, LDL vs) ve kolesterolü, çeşitli nedenlerle (küçük LDL, LDL reseptör hataları vs) aynı hızda tüketemez. Bu nedenle kandaki partiküllerin oluşturduğu birikimi karaciğer hücreleri ortadan kaldıramaz, doğal olarak da kanda partikül ve kolesterol yüksekliği başlar[12]. Fakat unutmayın, ortaya çıkan bu kolesterol yüksekliğinin hücresel kolesterol üretimi ile hiçbir ilişkisi yoktur. Hücresel kolesterol üretimi dikkate alındığında bu gerçek bir yükseklik değildir, tamamen kan kolesterol ölçümlerinde ortaya çıkan göreceli bir durumdur. Kolesterol yüksekliği karaciğer hücrelerinin fazla kolesterol üretmesiyle ilgili değil, üretilen miktarda tüketimin gerçekleşmemesinden kaynaklanır. Yani aslında hücre içinde kolesterol eksikliği vardır. Karaciğer hücrelerinin kana verilmek üzere fazla kolesterol ürettiği iddiası bilim dünyasının bizce en komik yalanıdır.

***********************************************


Yalan 6: Yüksek kolesterol ve kandaki yağlar damarlarda birikir, damarları sertleştirir ve damarları tıkayarak kalp krizlerine neden olur.
Gerçek: Her şeyden önce unutmamanız gereken son derece önemli bir nokta var; kanda tek başına damarları tıkayabilecek, tek başına damarlarda dolaşabilecek, tek başına damarlarda birikime yol açacak kolesterol ve yağlar yoktur. Çünkü kandaki bütün yağlar ve kolesterol sadece ‘lipoprotein’ adı verilen partiküller (HDL, LDL, VLDL vs) üzerinde bulunurlar. Ayrıca kolesterol molekülünün damarlarda tek başına sertleştirme yapması da hiçbir noktada mümkün değildir. Hücrelerde ve damarlarda sertleşme özelliği, savunma hücrelerinin etkisiyle (makrofajlar) damarlarda özellikle kalsiyum birikmesiyle[13] birlikte ortaya çıkmak zorundadır. Bu olaya damarlarda kalsifikasyon veya damarlarda sertleşme (ateroskleroz) adının verilmesinin asıl nedeni budur. Damarlarda kalsiyum birikimi, damar sertliği olgusunda birinci derecede evrensel bir risktir[14]. Ve daha da önemlisi damarlarda kalsiyum birikimi yüksek ya da düşük kolesterol düzeylerinden tamamen bağımsızdır. Bu nedenle aterom plaklarının, yani damarları tıkayan tıkaçların yapısında en az % 50 kadar kalsiyum vardır. Damarlarda ‘Kalsiyum’ miktarının ölçülmesi damar sertliği olgusunu en doğru yöntemdir. Damarlarda biriktiği iddia edilen kolesterol miktarının, bütün aterom plaklarındaki miktarı sadece ve sadece % 3 kadardır, fakat kolesterol konusundan çıkar sağlayan gruplar damarda biriken aterom plaklarındaki % 50 Kalsiyum, % 47 de farklı hücre bileşenlerini insanlara söyleme gereğini hiç hissetmezler. Sadece partiküller üzerinde ve hücre yapısında rastlantısal zorunluluk olarak bulunması gereken % 3 lük kolesterol miktarının damarları tıkayabildiğini (?) iddia ederler ki, bu son derece düşündürücüdür. Yani damarlarda kolesterol, yağ birimi dedikleri olay kocaman ve kuyruklu bir yalandır, damar sertliğinde özellikle büyük oranda kalsiyum birikimi vardır fakat bunu çoğu insan bilmez.

*****************************

Yalan 7: Etlerdeki görünen yağlar pişirilmeden önce ayrılmalı, sakatat tüketimi çok azaltılmalıdır. Sosis, salam, sucuk gibi işlenmiş et ürünleri doymuş yağları fazla içerdiğinden az tüketilmelidir. Tavuk, hindi ve balık eti koyun ve sığır etine tercih edilmeli. Kızartma yerine ızgara, haşlama, buğulama gibi pişirme şekilleri kullanılmalıdır. Balık eti kalp sağlığı açısından en yararlı ettir. Ancak balık yağını ilaç olarak almak doktorunuz tarafından tedavi olarak verilmemişse önerilmez. Karides ve kabuklu deniz hayvanları kolesterolden zengindir. Tahıl, sebze ve meyve tüketimi arttırılmalıdır. Bu besinler yağdan fakir vitamin ve posadan zengindirler. Eriyebilen posanın kolesterolü düşürdüğü çeşitli araştırmalarda gösterilmiştir. Yulaf, çavdar, fasulye, bezelye, pirinç kabuğu, turunçgiller, çilek eriyebilen posadan zengindir. Kepek, havuç, turp, lahana, karnabahar, meyve kabukları ise erimeyen posa içerirler, bu tür posanın kolesterol üzerine etkisi yoktur, ancak bağırsakların normal çalışmasını sağlar. Tam yağlı sütten hazırlanmış süt ürünleri yerine az yağlı veya yağsız sütten hazırlananlar tercih edilmelidir. Eti az yiyen kişilerin peyniri fazla tükettikleri görülmüştür. Ülkemizde sık tüketilen tam yağlı beyaz peynir ve kaşar peynirde doymuş yağ oranı yüksektir. Az yağlı peynir ve yoğurtlar tercih edilmelidir. Pasta, krema, dondurma çoğunlukla doymuş yağlar ve yumurta sarısı içerdiğinden az tüketilmelidir. Haftada 3 veya 4 den fazla yumurta yenmemelidir. Yumurta sarısı kolesterolden zengindir. Yumurta beyazı protein içerdiğinden daha çok tüketilebilir[15].
Gerçek: Doğrular ve yanlışlar birbiriyle karıştırılıp, ortaya karışık bir menü sürüldüğünde hiçbir zaman gerçeğe ulaşılamaz. Gıdaların tüketimi konusunda dikkat edilmesi gereken gerçek nokta günlük kalori ihtiyacı ve kalori miktarı konusudur[16]. Kilolu değilseniz, günlük kalori ihtiyacınız normal şartlarda 1500–2000 kalori civarındadır. Günlük kalori ihtiyacı aşılmadığı sürece, Amerikan Kalp Derneği (AHA) uzmanları bilim adamlarınca ‘zararlı ve riskli’ ilan edilen hiçbir hayvansal besin (yumurta, et, süt, tereyağı vs) kilo yapmaz. Söz konusu hayvansal besinlerin kolesterolü yükselteceği varsayımı ise tamamen tıp dünyasının ve bu konudan çıkar sağlayan grupların en trajikomik uydurmasıdır. Bütün yağ çeşitleri az ya da çok mutlaka kandaki küçülmüş bazı partiküllerin (small LDL, nascent HDL vs) normalleşmesini sağlar, normalleşen partiküller karaciğer hücrelerince daha kolay ve zahmetsizce kandan uzaklaştırılır ve kanda toplam kolesterol miktarı da düşer. Hayvansal besinlerin içeriğindeki kolesterolü ısrarla suçlayan Dünya’daki hiçbir araştırmacı, hayvansal besinlere ait söz konusu iddialarını noter huzurunda yapılacak, gönüllülerin katıldığı bir deneyde ispat edemez. “Günlük kalori miktarını aşmadan (doğal) hayvansal besinlerle kan kolesterol düzeyinin yükseldiğini ben ispat ederim” diyebilen bir araştırmacı, uzman, kendine güvenen bir profesör varsa buyursun yapsın, bu kim olursa olsun noter memurları karşısında mutlaka yalancı durumuna düşer! Hayvansal ürünlerle beslenme ve kolesterol yüksekliği ilişkisi ispat edilmemiş saçma sapan iddialardan ibarettir[17], bu durumu yıllardır söylemeye çalışan Prof. Dr Ahmet Aydın gibi araştırmacılarımız Türkiye’de zaten var.

************************************
Burada bilimsel açıdan önemli gördüğümüz bazı yalanları anlatmaya çalışmış olsak ta, sonuç olarak kolesterol konusunda yaşanan gelişmeler istenmeyen bir durum olsa da, yalanlar da hayatın ilginç, kaçınılmaz bir gerçeğidir. Hatta küçük yalanlar olmadan hayatın çekilemeyeceğini iddia eden büyük düşünürlere bile rastlamak mümkündür. Hepimizin az ya da çok inandığı, gerçeğini henüz göremediğimiz, şu an için anlamadığımız yalanlar mutlaka vardır ve hayatın yaşam dinamikleri içinde bu durumdan kaçabilmek gerçekten de zordur.

Kısaca; yaşadığınız sürece bazı yalanlarla karşılaşmak çok normaldir!

Normal olmayan, gerçeği görmemek için insanın başını kuma gömmesidir!

Önemli olan hangi yalana ne kadar süre inandığınız değil, yaşadığınız süre içerisinde gerçeği bulup bulamayacağınızdır. Ve gerçekle karşılaştığınızda takınacağınız tavırdır. Çünkü gerçeği görebilmek, bu zamana kadar anlamsızca inandığınız yalanlara, kendinize veya başkalarına kızmaktan çok daha önemlidir.

Şimdi kolesterol konusunu tekrar düşünün, şayet anlamadıysanız lütfen tekrar okuyun ve karar verin…

Ve başınızı kuma gömmeden gerçeği söyleyin:

Siz hangi kolesterol yalanına daha çok inanmıştınız?


Mevlüt Durmuş
Uzm. Biyolog

http://www.kolesterolmasallar.blogspot.com/

KAYNAK VE DİPNOTLAR
[1] Adnan K. Chhatriwalla et al (2009). Low Levels of Low-Density Lipoprotein Cholesterol and Blood Pressure and Progression of Coronary Atherosclerosis. J Am Coll Cardiol. 2009;53:1110-1115,
[2] Ridker PM et al (2008). Rosuvastatin to Prevent Vascular Events in Men and Women with Elevated C-Reactive Protein. N Engl J Med 2008;359:2195-2207.
[3] Irwin I Schatz et al (2001). Cholesterol and all-cause mortality in Honolulu. Volume 358, Issue 9296, 1 December 2001, Page 1906, The Lancet.
[4] http://www.haberturk.com/haber.asp?id=199644&cat=220&dt=2010/01/10
[5] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul
[6] http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2009/11/mzrak-cuvala-girmeyince.html
[7] http://www.aksam.com.tr/2009/11/10/haber/saglik/501/kolesterol_ilaclarinda_depresyon_tehlikesi.html
[8] Shane Ellison (2007). Bir masalmış kolesterol (Hiddeh Truth About Cholesterol -Lowering Drugs) (Çev: Arzu Aygen) Hayykitap. İstanbul
[9] Do, Catherine et al (2009). Statins and Erectile Dysfunction: Results of a Case/Non-Case Study using the French Pharmacovigilance System Database. Drug Safety: 1 July 2009 - Volume 32 - Issue 7 - pp 591-597
[10] http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2009/05/kolesterol-ilaclar-statinler-konusunda.html
[11] http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2008/10/bilimin-lgn-yanlgs-karacier-fazla.html
[12] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul.
[13] Elizabeth R. Brown et al (2008). Coronary Calcium Coverage Score: Determination, Correlates, and Predictive Accuracy in the Multi-Ethnic Study of Atherosclerosis. Radiology 2008;247:669-675.
[14] Scott M. Grundy, MD, PhD. (2001) Coronary calcium as a risk factor: role in global risk assessment. J Am Coll Cardiol, 2001; 37:1512-1515.
[15] http://www.tkd.org.tr/pages.asp?pg=376
[16] http://www.ntvmsnbc.com/id/25042876/
[17] Prof. Dr Ahmet Aydın (2009). Taş Devri Diyeti. Hayykitap. İstanbul

25 Haziran 2009 Perşembe

KOLESTEROLÜN MASUMİYETİ TARTIŞMALARINDA BİZ NEREDEYİZ?





Kolesterol yalanları ve kolesterol
ilaçları satan şirketler zor durumda.
Çünkü artık gerçek gündemi söylenen yalanlar değil,
gizlenen gerçekler belirliyor.
Asıl soru işe şu; Türkiye' olarak
biz bu gerçeklerin neresindeyiz!













KOLESTEROLÜN MASUMİYETİ TARTIŞMALARINDA BİZ NEREDEYİZ?

Takvim Gazetesi hiç bir zaman sınır tanımayan kolesterol yalanları ve kolesterol tacirleri ile ilgili güncel konuları, Prof. Dr. Uffe Ravnskov, Prof. Dr. Mary Enig ve Prof. Dr. Robert Prittin ve Shane Ellison gibi çeşitli uzmanların görüşleri doğrultusunda tekrar ele almış. Böylece son derece güzel ve anlaşılabilir bir yazı dizisi ortaya çıkarmış. Kısaca 'bu iş yakında biter, söylenenler unutulur, insanlar yine kolesterol yüksekliğinin zararlarına inanırlar ve biz yine bildiğimiz okuruz' diye bekleyenler biraz yanıldılar.


İnsanların kulaklarına 'kar suyu'kaçtı' bir kere bu yazıların sonu bizce hiç gelmez, birbirinden farklı, birbirini hiç görmeyen, çok farklı ülkelerdeki araştırmacılar tarafından ortaya koyulan bu yazı dizileri, haberler 'kolesterol gerçekleri' ortaya çıkıncaya kadar bitecek gibi görünmüyor[1]

Alim olmakla 'arif' olmak bir birinden çok farklı kavramlardır. Her insan alim olmayabilir, olayların neden ve sonuçlarını, nasıl ortaya çıktığını detaylarıyla bilmeyebilir. Fakat yine de bir yanlış varsa, yanlışlığı inanılmaz bir bir şekilde kavrayabilir! Bizim ülkemiz de de 'arif' olan bir çok insan olduğunu tahmin etmek güç değildir.

Yazılarımızı takip edenlerin bildiği gibi, yıllardır bizde bazı dostlarımızla birlikte aynı şeyleri insanlarımıza sürekli olarak anlatmaya çalışıyoruz. Kolesterol oyunları konusunda kendi çapımıza, bazıların deyişiyle boyumuza posumuza, şeklimize şemalimize bakmadan (?) sürekli yazıp çiziyoruz.

Fakat söz konusu yazıya kaynak gösterilen değerli uzman ve akademisyenlerin yurtdışı referanslı olması, bizler için yeni olmasa da 'bizi dikkate almayanlar' için gerçekten önemli. Çünkü ‘yurt içindeki’ araştırmacı ve akademisyenlerimiz de aynı konuları defalarca dillendirmiş olmasının onların gözünde maalesef pek 'kıymet harbiyesi' yok gibi görünüyor. Bu nedenle gazete editörü bizce de yapabileceğinin en iyisini, en doğrusunu yapmış; 'madem bizimkileri duymuyorsunuz, alın size yabancı kaynaklı kolesterol yalanları' dercesine...

Belki biraz bireysel kıskançlığımız, belki de ulusal hassasiyetimizle ilgili. Fakat yine de kendi insanımızı ve araştırmacılarımızı kırmadan, dökmeden birazcık eleştirmemiz gerekiyor. Aynı konular yurt içinde defalarca söylendiği halde yeterince dikkat çekmezken, neden yurt dışı referans gösterilip ifade edilince dikkat çekebiliyor? Yumurtayı, tereyağını, eti, fındığı, cevizi Türkeye'de yıllardır söyleyen profesörler, uzmanlar her zaman vardı.

Fakat aynı şeyler dışardan, yabancı kaynaklı söylenince daha çok duyuldu ve dikkat çekti!

Bilgi aynı, fakat bilgiyi sunan kişiye göre insanlarımızın algıları değişiyor!


Bu işte bir tuhaflık var, peki ama neden?

Bizce nedenlerin tümü olmasa da biri çok belirli. Kurunun yanında yaşlar da yanıyor! Ve kolesterolün masum olduğunu düşünen yerli akademisyenler ve araştırmacılarımız ise maalesef bu yerin yaş kısımlarında bulunuyor!

Ayrıca bilimsel ve akademik anlamdaki ‘aşağılık kompleklerimizi’ bastırabilmek için mutlaka yabancı bir araştırmacıya, bir kaç akademisyene gönderme yapmak, onlardan alıntılar yapmak içine düşmüş olduğumuz bilimsel aşağılık komplekslerimizin sonucu ortaya çıkıyor. Bu anlayış ben de dahil hepimizde az veya çok var. ‘Yurt dışındaki Türk bilim adamının büyük başarısı’ adı altında verilen çok çeşitli haberler de bizce hemen hemen aynı özelliği taşır, yani isterseniz kendi bilimsel komplekslerimizi bu çeşit haberlerde de görebilirsiniz: İyi de o Türk bilim adamı o araştırmayı Türkiye’de yapmamış, yapamamış ki… Araştırmacı elbette Türk olabilir, peki ya yapılan araştırmanın kendisini için Türkiye’li, Türkiye’den çıkmış, Türkiye’de yapılmış diyebilir misiniz?

Bazılarının ne söyleyebileceğini az çok tahmin edebiliyorum! Elbette biz de biliyoruz; en büyülü cümlelerden biri budur ve ben de bu söze bayılırım; bilim evrenseldir. Bilim evrensel olduğu için, nerede ve kim tarafından yapıldığı, insanlara faydası açısından bakıldığında çok ta önemli değildir. Fakat söz konusu tartışmamız bilimin evrenselliği ile ilgili değil. Sıkça adını andığımız veya sürekli arkasına saklandığımız evrensel bilim düşüncesinde Türkiye'nin nerede olduğudur!

Asıl cevap bulunması gereken sorulardan biri sizce bu değil mi?

Türkiye'de yaşıyorsanız mutlaka daha önce yurt dışında yapılmış ve söylenmiş konuları okumalı daha sonra kaynaklarıyla söylemelisiniz. Yoksa etiket meraklısı dostlarımızdan hemen 'şarlatan' etiketini yersiniz. Kısaca önceden kıyısından, köşesinden hakkında hiçbir şey söylenmemiş herhangi bilimsel konuda Türkiye’de tümüyle orjinal (kendine özgü) bir akademik bilimsel yayın yapamazsınız ve bu imkansızdır! (O zaman kitap yazarsınız!)

Bu kolesterolün masumiyeti konusunda da durum çok farklı değil! Bir şekilde mutlaka kibarca reddedilirsiniz. Farklı ve aykırı düşünceler, bizden çıkmamalı mutlaka dışardan gelmelidir! Belki o zaman duymayan kulaklarımız açılır ve söylenenleri dikkate alırız!

Aslında etiket ve etiketçilik sevdamız, farkında olmadan hepimizde farklı bir şekilde yer bulmuştur. Ben şuyum, ben buyum, ben çok güzel araştırma yaparım 'sen kim oluyorsun ki' diye devam eden konuşmalara kişisel olarak çok şahit olmuşumdur. Dolayısıyla aykırı düşüncelere sahipseniz, sizden beklenen bir şekilde yurt dışına çıkmanız, kendiniz olmasanız da yaptığınız çalışma ve araştırmanızın biraz Amerikan, biraz İngiliz, biraz Fransız ülkesi patentli olması gerekir. Ve buradaki üniversitedeki akademisyen ve araştırmacılardan da genel olarak öyle yapılması istenir. 'Yurt dışında şu araştırmayı yapan asistan' olarak tanınmak ve öyle hava atmak akademik platformlarda son derece önemlidir. Daha sonra da oturup hiç sıkılmadan, kendi akademik davranış modellerimizi görmeden, Türkiye'den 'neden beyin göçü' oluyor diye 'akademik' araştırmalar ve günlerce bir sonuca ulaşmayan tartışmalar yaparız.

Bazen kazara Türkiye'de ortaya çıkan birkaç orjinal bilimsel yayın ve düşünce ise, bu temel varsayımın kurallarını, bizim gibi gelişmekte olan ülkeler açısından çok fazla değiştiremez. Çoğunlukla sizlere çok orijinal olduğu ifade edilen birçok yayının ise, yurt dışı kaynaklı olduğunu sizlerde günümüz bilgisayar teknolojisiyle çok rahat bulabilirsiniz! Tamamen atıyorum, şayet böyle bir araştırma varsa kimse alınmasın, yurt dışında 'sporcuların laktik asit düzeyleri' üzerine bir araştırma yapılmıştır, bizimkiler alıp onu 'basketbolcularda laktik asit düzeyleri' şeklinde akademik bir araştırma sunarlar. Tıpkı ticari şirketlerin, şirket isimlerinde bir harfin farklı olması gerektiği gibi, bir kaç küçük değişiklik Türkiye'de akademik araştırma için yeterlidir. İşin tuhafı böyle bir araştırma hiç yapılmamışsa, sizin basketbolcuların 'laktik asit' düzeyleri üzerinde çalışma yapmak istemeniz de riske girebilir!


İşte bu nedenle sakın ola ki, elektronik ve benzeri mallarda Çin vatandaşlarına taklit ve kalitesiz ürünler ortaya çıkarması nedeniyle kızmayın, orijinal düşüncelere ulaşılıncaya kadar taklit (öykünme) her alanda kaçınılmaz olarak evrensel bir zorunluluktur. Yıllar önce Japonya'da bu işlere böyle başlamıştı.

Şimdi Japonya'yı tutabilene aşkolsun!...

Size inanılmaz gelse de, bilim de çoğu zaman aynı aşamalara sahiptir.

Üzücü olan bizimkilerin taklit yapıyor olmaları değil, sürekli olarak yaptıkları işin hep taklit noktasında kalıyor olmasıdır!...

Asıl konumuza geri dönelim!

Peki bizim yıllardan beri savunmuş olduğumuz 'kolesterol hakkındaki' düşüncelerimiz orjinal mi?
Bunu gerçekten zaman gösterecek fakat bildiğim, araştırdığım kadarıyla evet bizim kolesterolün masumiyeti konusunda ortaya koyduğumuz düşüncelerimiz tamamen orjinal, türkçe deyimle tamamıyla kendine özgü! Hatta kolesterol hakkındaki görüşlerimize hiç katılmayan bazı dostlarımıza göre 'mantıklı ve orjinal' bir komedi, fakat nedense kimseyi güldürmüyor!

Burada açıkça belirtmeliyim ki, bizim kolesterol hakkındaki kişisel görüşlerimiz bazı dostlarımızın da bildiği gibi 1990'lı yıllara kadar dayanıyor. O zamanlar elimizde sadece matematiksel bir denklem vardı. Olaylar zaman içinde gelişti ve günümüze kadar oldukça fazla dallanıp budaklaştı. Bu nedenle bu gün için çoğu araştırmacı tarafından rahatça söylenebilen, kolesterolün masum olduğu görüşlerine sonuna kadar katılırım. Fakat kolesterol yüksekliği ile ilişkili bazı konular, neden–sonuç ilişkilerinin yorumlanması ve insan yaşamı ile ilişkilendirilmesi konusunda Prof. Dr. Uffe Ravnskov, Prof. Dr. Mary Enig ve Prof. Dr. Robert Prittin gibi çok değerli araştırmacılardan, biyolog olarak biz biraz kendimize göre farklı düşünüyoruz.


Temel konularda birleştikten sonra bazı düşünce farklılıklarını aslında normal karşılamak gerekir. Zaten çoğu akademisyen dostlarım bu düşünce farkımızı biliyorlar. Kısaca, kolesterolün gerçek bir yükseklik olmadığını (göreceli), kolesterolün partiküllere bağımlı olduğunu, kolesterol yüksekliğinin partikül metabolizmasına bağlı yıkım (katabolizma) hatalarında, partikül artışına bağlı olarak ortaya çıktığını, partikül sayısı artmadan kolesterol düzeyinin yükselemeyeceğini de düşünüyoruz. Çok daha da önemlisi bize göre kolesterol moleküllerinin karaciğer hücrelerinde (anabolizma) fazla yapımı diye bir şey de yok, sadece bu nedenle dahi kolesterol düşürücü (statin) ilaçlar bizce kullanılamaz! Kolesterol konusu, partikül bazında tamamıyla göreceli, partiküller temelinde yüksek kolesterol değil, tam tersine partikül yapılarınız dikkate alındığında partikülleriniz üzerinde (small LDL) düşük kolesterol bile söz konusu dahi olabilir vs vs....


Ve daha henüz söylenmemiş, belki ilerleyen zamanlarda söylenebilecek onlarca ayrıntı....


Okuyucu olarak size göre farklı bir açıdan bakıldığında, bizim 'kolesterol konusundaki aykırı' düşüncelerimiz ‘ne İsa’ya ne de Musa’ya’ hiç bir fayda sağlamıyor gibi görünebilir. Fakat bilimle gerçekten bir 'hobi' olarak ilgileniyorsanız ne İsa, ne de Musa'ya takılıp kalmazsınız. Sizler yine de görünüşe çok aldanmayın. Prof. Dr. Uffe Ravnskov, Prof. Dr. Mary Enig, Prof. Dr. Robert Prittin ve bir çok araştırmacıyla kolesterolün masumiyeti ve kolesterol ilaçlarının zararları konusunda hem fikiriz. Sadece söz konusu zararların 'neden ve nasıl' oluşabileceği, kolesterolün nasıl yükseldiği, gerçekten kolesterolün (göreceli) yüksek olup olmadığı konularında farklı düşünüyoruz. Bizim yolumuz tam bu noktadan sonra bütün araştırmacılardan, ister istemez, biraz da mecburiyetten ayrılmak zorunlu kalıyor…

Kısaca bizim kolesterolün masumiyeti konusunda farklılığımızı anlayabilmek, daha sonraki iş....

Yurt içinde bizim gibi aykırı görüşlere sahip araştırmacılarımızı zaten biliyorsunuz, fakat Prof. Dr. Uffe Ravnskov, Prof. Dr. Mary Enig ve Prof. Dr. Robert Prittin gibi yurt dışındaki araştırmacıların neler söylediği, yıllardır neler söylemeye çalıştıkları gerçekten çok önemli...

Adı geçen akademisyen ve çeşitli uzmanların ‘kolesterolün masumiyetiyle ilgili’ görüşlerinin mutlaka çok iyi anlaşılması ve bu görüşlerin akıl yoluyla kavranması gerekiyor. Okuyucu olarak asla unutmamanız gereken nokta, bir bilimsel sorunun aşılabilmesi için, öncelikle gerçek sorunu bütün çıplaklığı ile görülmesi gerekliliğidir. Prof. Dr. Uffe Ravnskov, Prof. Dr. Mary Enig ve Prof. Dr. Robert Prittin gibi araştırmacıların yazıları ve araştırmaları da söz konusu kolesterol tartışmalarındaki çıplaklığı en iyi gösteren örnekler içerirler, kulağa kar suyu kaçırmak, beyne oksijen gönderebilmek için mutlaka gereklidirler.

Gerçek anlamıyla görülemeyen, anlaşılamayan sorunlar hiçbir zaman çözülemezler. Yani bir yerlerde çok uzun zamandan beri çözülmeyen, çözülmeyi bekleyen bir sorun varsa, sorun yüz yıllarca süren insanların akılsızlığı değil, aklın yanlış yolda ilerlemeye çalışmasından kaynaklanır. Akıl bazen karşınıza çıkan herhangi bir yolda bir yöne dosdoğru yürümek değil, doğru yolda olup olmadığını sorgulayabilmeyi de gerektirir. Gerçekten doğru yola girildiğinde aklın evrensel kuralları yine görevini yapacak, kendi yolunda yüremeye devam edecektir. Hepimizin, her şeyin 'yoldan çıktığı' zamanlar elbette olabilir. Biz işte bu nedenle tümüyle olmasa da, genel olarak çoğu araştırmacının gerçek bilimsel sorunu göremediği, gerçek sorunu gözden kaçırdığı ve bu nedenle yanlış yola girdiği düşüncesini taşıyoruz.


Türkiye’ye özgü bizim çözüm önerilerimiz zaten uzun zamandan (2003 yılından) beri matematiksel formül halinde zaten var. Şayet bilim dediğiniz alanda matematiksel bir denkleminiz varsa, geriye kalan sadece teferruattır ve zaman meselesidir. Hipotez ve teoriler çok farklıdır. Bazıları sadece eldeki akademik verilerle, karşılaştırma yoluyla doğrulanmaya çalışılır. Fakat hipoteziniz ve teorinizin sadece deneysel karşılaştırma değil de, matematiksel bir bağıntısı varsa içiniz daha rahat olur. Çünkü matematiksel bir teori ya da hipotez, sadece matematikle geçersiz kılınmak, sadece matematikle yalanlanmak zorundadır. Ve kolesterolün masum olduğu görüşlerimize karşı olarak, ısrarla kolesterol suçludur düşüncesinde olan akademisyen ve uzmanların asla başaramayacağı, değiştiremeyeceği tek olgu matematiktir.

Bizim düşüncelerimize göre kolesterol yüksekliğinin tek parametredeki masumiyeti, kolesterol ilaçlarının (statin) organizmaya zararları tartışılmaz, fakat böyle bir masumiyet durumunda bile, kolesterolün neden ve hangi gerekçelerle yükseldiğinin, diğer insanlara göre neden farklılaştığının da mutlaka açıklabilir olması gerekir. Prof. Dr. Uffe Ravnskov, Prof. Dr. Mary Enig ve Prof. Dr. Robert Prittin gibi çok değerli araştırmacıların düşüncelerinde, bizim eksik ve yetersiz gördüğümüz noktalar da tam da burada şekillenir. Kan kolesterol yüksekliğinde ortaya koyulan neden-sonuç ilişkileri daha önceki yazılarımızda defalarca yazdığımız gibi bizce son derece yanlıştır ve yine bizce ‘kolesterol konusundaki tartışmalar’ aynı mantık sistemiyle asla devam edemez. Daha doğrusu zorla da olsa devam ettirilebilir fakat kolesterol tartışmaları hiç bitmez ve insanlara faydalı olacak gerçek bir sonuca ulaşılamaz.


Ve bizce ilaç şirketlerinin ve bu konudan bir şekilde bilerek yarar sağlayanların şu an için günümüzde asıl istediği de konunun bu noktada takılıp kalması, asla gerçek çözümün hiç ortaya çıkmamasıdır. Ve 'kolesterol konusunda' birbirine karşıt görüşlerin 15-20 yıl kadar karşılıklı olarak sürekli tartışmasıdır. Karşıt görüşlerin tartıştırılması da ilaç şirketlerinin ciroları açısından hiç te fena olmaz!

Çünkü matematiksel ve mantıksal kuralları belli olmayan tartışmalardan, görüş ve düşüncelerinizde çok haklı olsanız bile hiç bir sonuç çıkaramazsınız!

'Kolesterol ilaçları ve kolesterol yüksekliği' konusundan bilinçli olarak çıkar sağlayan kaymak tabakaki azınlık bir yana bırakılacak olursa, bize göre konu aslında her bireyin, her insanın, her doktorun çok rahat kavrayabileceği kadar basittir! Yani kolesterol yüksekliği ve kolesterolün masumiyeti konusunu isterse, bir ilköğretim öğrencisine bile anlatılabilir.

Fakat kolesterol konusunun bir öğrenciye anlatılabilmesi, düşünüldüğü gibi 'öğrencinin çok zeki' olmasından değil, öğrencinin bu konularda ön yargılarının olmamasından kaynaklanır!

Kısaca konuyla ilişkili olan, bu konuda çalışan insanlarımızın kolesterol hakkındaki ön yargıları kolesterolün masumiyetinin kavranmasını zorlaştırmaktadır.


Özellikle bazı çıkar çevreleri 'kolesterol' konusunun böyle kolayca anlaşılır olmasını da istemez, her şeyi çok kompleks ve son derece karmaşık olaylar gibi anlatmaya çalışırlar ki, bu da ayrıca uğraşılması gereken bir sorun!

Yazılarımızı sürekli takip eden okuyucular açısından bizim farklılığımız çok açık bir şekilde görünür olmakla birlikte, çok yakın bir zamanda söz konusu düşünce farklılığımızı ve bu konunun çözümüne ait düşüncelerimizi ve kendimizce görmüş olduğumuz temel mantık hatalarını ‘kolesterol ve akıl oyunları’nda bir kitap olarak ortaya koyacağız. Ve bu akıl oyunlarını oynamak için ulaşabildiğimiz, aklına ve zekasına güvenen her bireyi ayırım yapmadan bu oyunu oynamaya davet etmiş olacağız!


İsteyen oynar, istemeyen oynamaz!

Fakat bu oyunu iyi oynamak isteyenlerin yurt içinde kolesterolün masumiyeti savunan araştırmacılarımız, profesörlerimiz yanı sıra, Prof. Dr. Uffe Ravnskov, Prof. Dr. Mary Enig ve Prof. Dr. Robert Prittin ve Shane Ellison gibi araştırmacıları da çok iyi anlaması gerektiğini de mutlaka söylemeliyiz!...


Mevlüt Durmuş
Biyolog
25 Haziran 2009







[1] Ek. Takvim Gazetesi’nde şu ana kadar yayınlanan kolesterol yalanları.

Kolesterol Yalanları

İlaç şirketlerinin daha fazla para kazanmak için başvurdukları yöntem, genelde hastalık üretmektir. Dünyaca ünlü profesörlere göre 'kolesterol yalanı' da bu şekilde ortaya çıktı
ABD'nin en başarılı isimlerinden biri olarak kabul edilen Prof. Dr. Mary Enig ve Prof. Dr. Robert Pritikin, kolesterolün "koca bir yalan" olduğunu kanıtladı. Profesörler çalışmalarında ilaç şirketlerinin gelirlerini artırmak için "doğal" olan birçok konunun nasıl hastalık olarak empoze edildiğini kanıtladı.




100 MİLYAR DOLAR GELİR: Uzmanlar, "Amaç insan sağlığını düzeltmek olsaydı, şu anda kolesterol düşürmek için, son derece pahalı ilaçlara yatırılan paranın sadece birkaç milyar dolarının, sigara içimini azaltmak, bedensel aktiviteyi artırmak ve beslenmeyi geliştirmek için yapılacak kampanyalara ayrılması gerekirdi. Ancak yapmıyorlar. Çünkü kolesterolü büyük bir tehlike olarak gündemde tutarak, 100 milyar dolar ekstra gelir elde ediyorlar. Yapılan araştırmalarda kalp hastalıklarına yakalanan kişilerin yüzde 50'sinde kolesterol olurken, diğer yüzde 50'sinde bu sorun yok. Bu da "Kolesterol kalp hastalıklarına neden olur" iddiasının doğru olmadığını gösteriyor. Gündelik risklerinizin, ölümcül hastalık olarak adlandırılıp adlandırılmayacağına karar veren üst düzey uzmanlardan büyük bir çoğunluğu da size ilaç satmaya uğraşan şirketlerin bordrolarından besleniyor. Temel satış stratejisi, insanların genel rahatsızlıkları algılama şeklini değiştirmek. Kısaca 'doğal süreçleri' hastalıklara dönüştürmektir" diyor.



TANIM SÜREKLİ DEĞİŞİYOR: Diğer hastalıklarda olduğu gibi, "yüksek kolesterol" tanımı daha fazla sayıda insanı hasta sınıfına sokmak için başta ABD olmak üzere birçok ülkenin ilaç şirketleri tarafından düzenli olarak yenilenmektedir. 2001 yılında yapılan, kolesterol sınırlarındaki genişletme aniden ve şaşırtıcı oldu. O kadar aşağı çekildi ki bir gecede hasta insan sayısı neredeyse üçe katlanmış oldu. Hasta insan sayısı, 13 milyondan 36 milyona çıkmıştı. Genişletilmiş yeni tanımın 14 yazarından 5'inin, kurulun başkanı da dahil ilaç üreticileri ile mali bağlantılarının olduğu ortaya çıktı. 2004 yılında başka bir uzman grubu bu kılavuzu yeniden yazdı. Bu uzmanlar 40 milyon Amerikalı'nın, yaşam biçimlerinde yapacakları değişikliklerin yanı sıra kolesterol ilaçlarını kullanmaları halinde daha mutlu bir hayat süreceğini açıkladı. Böylece ilaç şirketlerinin kazançları daha da büyümüş oldu.



BİRÇOK ÜLKENİN SAĞLIK SİSTEMİ ÇÖKTÜ: Günümüzde en çok kolesterol ilaçlarına para harcanıyor... Bu ilaçların bütçeye yükü o kadar ağır ki Doğu Avrupa ülkeleri gibi yoksul devletlerin tüm sağlık sistemi iflasın eşiğinde. Tıp dünyasında yaygın olarak kabul gören bir gerçek, kolesterol kalp krizi geçirme olasılığını etkileyen birçok etmenden sadece biri. Buna rağmen, kolesterol konusu büyük ilgi görüyor. Çünkü kandaki seviyesini ilaç tedavisiyle düşürmek mümkün. Bunun ilacını çıkarmak hiç de zor değildi. Aslında daha hareketli bir hayat ve sigarayı bırakmak, beslenme düzenine uymak, sağlıklı yaşam için başlıca gereksinim.


DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ DEHŞETE DÜŞTÜ: WHO (Dünya Sağlık Örgütü) çalışanları, morgda bir cesedi gösteren reklamdan dehşete düşmüşlerdi. Reklamın başlığı "Kan kolesterolünün küçük bir ölçümü bunu önleyebilirdi" idi. Amaçları ölüm korkusunu pazarlayarak ilaç pazarını genişletmekti. Oysa bu reklamın asıl amacı, sigara, hareketsiz bir yaşam biçimi, dengesiz beslenme, aşırı şişmanlık, yüksek tansiyon, diyabet, yüksek kan kolesterolü gibi birçok faktöre bağlı kalp hastalıkları konusunda toplumu bilinçlendirme iddiasındaydı! Bütün bu riskler arasından "sadece kolesterole" işaret ediliyordu. "Sigara içenler, aşırı şişman kişiler veya hareketsiz bir hayat sürenler, ilaç alarak kolesterol değerlerini düşürebilirler" algısı kişilere empoze edildi. Ve bu reklamların sonunda sigara içmeye, yüksek kiloda kalmaya, az hareket etmeye devam edenlerin sayısında artış yaşandı.


ABD Gıda ve İlaç Kurulu FDA'nın birçok çalışanının maaşını ilaç şirketleri ödüyor. İşte bu nedenle birçok kolesterol ilacı, 'Çok özel' olarak lanse edildi
ABD'de ilaçların piyasadan çekilip çekilmeyeceğine, ilaçların güvenilirliğine ve etkinliğine, bir kamu kuruluşu olan, Gıda ve İlaçKurulu FDA karar vermekte. İlaç şirketleri de bunun bilincinde olarak kolesterol haplarının daha güçlü pazarlanması için FDA ile yakınlık kurdu. 1990'larda ABD'de kullanıcı ödemeli yeni bir sistem uygulamaya kondu. Bu, FDA'nın ilaç inceleme işinde masrafların yarıdan fazlasını doğrudan ilaç sanayinin karşılaması anlamına geliyordu.Bir ilacın piyasadan çekilmesi talebini kendi maaşlarının ve iş arkadaşlarının maaşlarının bir kısmının yok olması anlamını taşıyordu. Prof. Dr. Enig ve Prof. Dr. Pritikin, bu sayede ilaç şirketleri kolesterolün çok tehlikeli olduğu mesajını yaydığını ve sonra da FDA'nın ilaçları onaylamasını sağladığını söylüyor. İstatistik hileleri de kolesterol ilaçların satışını artırması için kullanıldı.


Yüzde 33 azalttığı söylenir: Kolesterol, yüksek tansiyon gibi hastalıklarla ilgili istatistikler hileleri hazırlandı. Örneğin; kolesterol ilacı reklamında, bir ilacın kalp krizi riskini yüzde 33 azalttığı söylenir. Ancak bu ilacı, 5 yıl boyunca her gün içtiğiniz takdirde kalp krizi geçirme riskinizin yüzde 3'ten ancak yüzde 2'ye düşeceği asla söylenmez.


Tereyağ kolesterolü yükseltmez: Alberta Üniversitesi profesörü Spencer Proctor ve asistanı Flora Wang tarafından yapılan araştırmada, 16 hafta boyunca deney farelerine tereyağı ve inek etinde bolca bulunan vaksenik asit bakımından zenginleştirilmiş diyet uygulandı. Vaksenik asidin vücutta kolesterol başta olmak üzere birçok rahatsızlığa sebep olan şilomikronların oluşmasını yavaşlattığı gözlemlenirken, deney sonunda kötü kolesterol olarak bilinen LDL başta olmak üzere, toplam kolesterol ve trigliseritte düşüş görüldü. Flora Wang, "Tereyağı, sığır eti ve türevlerinde vaksenik asid oranı en az yüzde 70'tir. Araştırmanın bizi en çok sevindiren sonuçlarından biri, metabolizmada birçok hasara sebep olan şilomikronların oluşmasının bu yolla yavaşlatılabileceği olmuştur. Bugüne kadar zararlı etkilerinden korktuğumuz doğal yağlar, aslında sağlığımız için son derece faydalı. Tereyağı ve sığır etinin kalp krizi riskini düşürmesi, şeker hastalığı ve obezite tedavisine yardımcı olması ve kolestrole iyi gelmesi, artık bir realite" dedi.

Potansiyel müşteriler para yağdırıyor!
İleride kalp krizi geçirme riski olanlara kolesterol hapı öneriliyor. Bu yöntemle, milyonlarca kişi potansiyel müşteri haline getiriliyor. İlaç şirketleri de bu pazardan milyarlarca dolar kazanıyor
Tıpta son yıllardaki en önemli tehlikelerden biri de hastaların değil, laboratuar sonuçlarının tedavi edilmesi şeklindeki yaklaşım olduğu bir gerçek. Her kolesterolü yüksek olan kişiye, kaşına gözüne bakılmaksızın hemen "kolesterol düşürücü ilaç" yazılması da bunun en vahim örneği. Uzmanlar, "daha önce kalp hastalığı geçirmiş veya ileride geçirme riski yüksek olan insanların yarar göreceği" bu ilaçların milyonlarca insan tarafından gereksiz yere kullanıldığına dikkat çekiyor. Prof Dr. Enig ve Prof. Dr. Pritikin, "İlaç firmalarının müthiş pazarlama taktikleri ile kolesterol fobisi tüm dünyayı sarmış durumda ve milyonlarca kişi potansiyel müşteri haline getiriliyor. Maalesef, birçok doktor da kolesterol yüksekliğinin mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğunu söylüyor. Oysa, yüksek kolesterol tek başına bir hastalık olarak lanse edilemez.


ÖNEMLİ OLAN KALP HASTALIĞI: Gelecekte kalp hastalığı veya inme ihtimallerini artırabilecek birçok risk faktöründen sadece biri. Gerçek bu ama maalesef doktorların çoğu, bu ilaçların sağlıklı kadın ve erkeklerde kalp hastalıkları ve inmelere bağlı ölümlerin önlenmesine anlamlı şekilde katkıda bulunduğuna dair bir kanıt olmadığının farkında bile değil veya ilaç şirketlerinin daha da güçlenmesi için hastalarına yalan söylüyor" dedi. Ray Moynihan ve Alan Cassels' in kaleme aldıkları "Satılık Hastalıklar" isimli çalışmada da ilginç bir çok detay var. Kitapta, "Herkesi kolesterolden korkuttuk. Asıl hedefin kolesterol sayılarınızı düşürmek olduğunu sanıyorsunuz. 'Önemli olan kolesterol rakamınız' sloganını duyuyorsunuz ama işin aslı öyle değil. Önemli olan, kalp hastalığı riskinizi düşürüp düşürmediğiniz. Kolesterol hastalığın kendisiymiş gibi gösterildiğinden, tedavinizin başarısını kolesterolünüzün düşmesiyle tanımlayabilirsiniz. Sanki kolesterolün kendisi asıl sorunmuş gibi'' yazıyor.


HİÇBİR YARARI YOK!

Kan kolesterol düzeyleri giderek daha aşağı çekiliyor. Bu yeni kriterlere göre, mesela dünyanın en sağlıklı insanlarının yaşadığı Norveç'te 40 yaşın üzerindeki erkeklerin yüzde 85'i ve kadınların yüzde 20'si "yüksek risk" grubuna giriyor ve kolesterol düşürücü ilaç kullanmaları gerekiyor. Oysa, dünyanın önde gelen tıp dergilerinden olan Lancet'de geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir metaanaliz, kolesterol düşürücü ilaçların kalp hastalığı olmayan her yaştaki kadınlarda ve 69 yaşın üzerindeki erkeklerde kullanılmasının yararını gösteren hiçbir kanıt olmadığını bir kere daha ortaya koydu.

Yan etkileri gizleniyor: Sağlıklı insanlarda gereksiz yere kullanılan bu ilaçların yarattıkları önemli ekonomik kayıplar yanında, çok ciddi yan etkilere sahip olabilecekleri unutulmamalı. Birçok ilacın yan etkilerinin önemsenmemesini ve gizlenmesini bir tarafa bırakalım; yeni çıkan birçok ilacın çok ciddi yan etkileri olduğu, ölümlere yol açabildikleri çok sayıda insan tarafından kullanıldıkça anlaşılmaktadır. Örneğin, beynin gelişimi ve işlevleri için çok önemli bir madde olan kolesterolün kan düzeylerinin azalmasının yol açtığı sinirlilik, saldırganlık, hafıza kaybı, unutkanlık, iktidarsızlık, intihara teşebbüs, polinöropati vs. gibi çeşitli nörolojik ve zihinsel belirtiler prospektüslerde yazılı değil. Kas şikayetlerinin bu ilaçları alanların yüzde 1'inden daha azında görüldüğü bildiriliyor, ancak bunun doğruluğu çok şüpheli

Türkiye'de 13 milyon kutu kolesterol ilacı satılıyor: Dünya ilaç sektörünün en büyük gelir kaynaklarından biri olan kolesterol hapı, ülkemizde de büyük satış rakamlarına ulaşıyor. 2008 yılında 13 milyon kutu kolesterol ilacı satıldı. Prof. Dr. Enig ve Prof. Dr. Pritikin, dünya ilaç sektörünün yeni yaratılan hastalıklarla milyar dolarlar kazandığına dikkat çekiyor. Prof. Dr. Enig, "Birçok ülkede hazırlanan programlar nedeniyle kolesterol konusunda da insanlar büyük bir korkuya itiliyor. Sonucunda da milyonlarca kişi kolesterol hapı kullanmak zorunda kaldı" dedi. Türkiye'de de sonuç farklı değil. Araştırmalara göre Türkiye'de her 3 kişiden 1'inin yüksek kolesterol hastası olduğu belirtiliyor. 100 kişiden 79'u bilmiyormuş! Hiçbir gerçeğe dayanmayan araştırma sonuçları, müthiş bir ilaç satışına neden oldu. 2008'de Türkiye'de 12 milyon 700 bin kutu kolesterol ilacı satıldı. Yurt dışından da gelen siparişlerle bu rakam 13 milyonu buluyor. 13 milyon kutunun para karşılığı 400 milyon liradan fazla. İddialara göre, Türkiye'de yaşayan 15 yaş üzerinde her 100 kişiden 79'u kolesterol seviyesini bilmiyor. Bu kişilerin bir an önce test yaptırmaları öneriliyor. Nedeni son derece basit. Çok daha fazla kolesterol ilacı satmak. Özellikle ABD'de son dönemde kolesterolün büyük bir yalan olduğu kulaktan kulağa yayılmaya başladı. Prof. Dr. Enig ve Prof. Dr. Pritikin, birçok belgeselde yaptığı konuşmalarla ve katıldığı panellerde kolesterolün nasıl bir hastalık olarak lanse edildiğini ve bunun altında yatan gerçekleri açıkladı. İlaç şirketleri her iki profesör için büyük eleştirilerde bulundu. Ancak her iki doktor da haklılıklarını kanıtladı.


Şaşkına çeviren araştırma
Vücutta yaygın olarak bulunan ve yaşam için mutlak gerekli olan bu yağı bu kadar kötülemek ne derece doğru? Son günlerde çıkan yayınlarda kolesterolün özelliklede LDL-kolesterolün sanıldığı kadar zararlı olmadığı, çocukların büyümesi için gerekli olan kolesterolün yaşlanmayla beraber hücre zarındaki hasarların onarılması açısından kolesterolünde artmasının gayet doğal olduğu çıktı. Şimdi kolesterolü savunan birçok uzman şaşkınlık yaşıyor.Cevap arayan sorular




1. Eğer kolesterol bir masal değil de ciddi bir risk faktörü ise neden kalp krizi vakalarının yarısından fazlasında kolesterol normal değerler arasındadır?


2. Önceleri 130mg /dL seviyesinde olan LDL üst sınır değeri, neden 100mg/dL'ye çekildi? Bundan kimin kazancı oldu?



3. FDA'nın güvenli dediği birçok ilaç 50'nin üzerindeki insanın ölmesine neden oldu. Peki bunun sorumlusu kim?


4. Bu ölümlerin çoğu ilaçların yanlış kullanılmasından diyorsunuz, bu sizce hastanın hatası mıdır? Yoksa bütçesinin yüzde 5'inden azını ilaç güvenliğine harcayan FDA (İlaç ve Gıda Dairesi) ile doktorların mı?


5. Genel olarak ilaç yan etkilerinden ölümlerin, trafik kazalarından kaynaklanan ölümlere oranla 5 sefer daha fazla olduğu gerçeğini kolesterol uzmanları kabul etmiyor biliyor musunuz?





Tıp dünyasının 10 büyük yalanı


İlaç şirketlerinin daha fazla gelir elde etmesi için birçok yalana başvuruldu: Kolesterol kötüdür, kolesterol düşürücü ilaçlar etkilidir, ilaç kaliteyi yükseltir gibi...

Araştırmacı Shane Ellison'ın hazırladığı ve tüm dünyada büyük yankı bulan 'Tıbbın 10 büyük yalanı' adlı çalışma, ilaç şirketlerinin nasıl gelirlerini artırmak için yalanlara başvurduğunu gözler önüne seriyor. Ellison, ilaç şirketlerinin uydurduğu en büyük yalanlardan biri olan kolesterol üzerinde çok duruyor. Ne yüksek kolesterol kalp krizine yol açıyor ne de ilaçlar kolesterolü düşürüyor.

Peki biz ne yapıyoruz?

En ufak bir baş ağrısında bile ilaçlar alınıyor.


İşte size tıbbın 10 büyük yalanı:

Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi FDA'nın onayladığı ilaçlar güvenli ve etkindir: FDA'nın onayladığı birçok ilaç, ölümlere neden oldu. Hatta yakınlarını kaybedenlerin birçoğu büyük tazminatlar kazandı.

Yüksek kolesterol, kalp hastalığı için risktir: Bu sağlık efsanesi başta Amerika olmak üzere birçok ülkede çökertildi. Kalp hastalığı 35 yaşın üzerindeki tüm kişiler için ilk ölüm nedeni. Kalp hastalığı riskinin, kan kolesterolü yükseldikçe arttığı doğruysa, o zaman kalp krizinden genç yaşta ölenlerin total kolesterolünün de yükselmiş olduğunu görmeliyiz. Bu doğru değil. Kalp krizlerinin ve inmelerin yarısı kolesterolü yükselmemiş kişilerde ortaya çıkıyor.

Kolesterol kötüdür: Amerikan Kalp Birliği'ne göre, 105 milyondan fazla Amerikalı'nın kolesterol düzeyi 200 mg/dl ya da daha yüksek seviyede. Bu, ilaç endüstrisi için potansiyel müşteri anlamına geliyor. Ancak yüksek kolesterolün ömrü uzattığı biliniyor. Yüksek kolesterolü olan erkeklerin bağışıklık sistemi daha güçlü. Ayrıca kolesterol karaciğerde safra asitlerinin üretimine yardımcı oluyor. Bu asitler vücudun artık ürünlerden temizlenmesi için gerekli.

Kolesterol düşürücü ilaçlar güvenli ve etkindir: Kolesterol düşürücü ilaçlar, bellek ve odaklanma üzerinde olumsuz etki yapıyor. Kanser riskini artırıyor, sinirlere hasar veriyor. Zaten bu ilaçların ana maddesi, kırmızı pirinç mayası diye bilinen bir mantarın izole edilmiş zehrinden başka bir şey değil.

İlaçlar bilime dayanarak onaylanır: FDA uzmanlarının yarıdan fazlasının, ilaç şirketleriyle doğrudan maddi ilişkisi var. İlacın piyasaya çıkıp çıkmayacağına karar veren kurulun yüzde 51'i, diğer yüzde 49'u ölümcül ilaçların güvenli ve gerekli olduğunu ikna etmek için uğraşıyor.

İlaç reklamları bizi bilinçlendirir: Birçok kolesterol düşürücü ilaç reklamında kas ağrısı, kas kaybı, güçsüzlük gibi yan etkilerin görülmediğine dikkat çekiliyor. Ancak gerçek, bunun tam tersi.

İlaçlar, yaşam kalitemizi yükseltir: FDA ta rafından onaylanan ilaçlar her yıl yaklaşık 160 bin kişiyi öldürüyor. Yaklaşık iki milyon insan, ilaçların yol açtığı hastalıklara yakalanıyor. Obezite, kanser, böbrek yetmezliği, otizm, depresyon bu hastalıklardan bazıları.

Doktorlar reçeteli ilaçların tehlikeleri konusunda hassastır: Batı ülkelerinde doktorlar, reçeteli ilaçlar hakkında bilgi edinmek için tıp dergilerine başvuruyor. Çünkü en güvenilir kaynak bu dergiler. Bütün makaleler bilimsel gerçeklere dayanarak sunuluyor. ABD'de ise durum çok farklı.

Besin destekleri tehlikelidir: İlaç şirketleri, besin destekleriyle rekabeti aza indirmek için hükümeti etkileme amaçlı bir dizi teknik kullanıyor. Bunlardan ilki, besin maddelerinin doğru kullanımıyla ilgili dersin 85 yıl önce tıp fakültelerinden kaldırılmış olması. Bir diğeri ise ilaç endüstrisi lobisinin medyayı etkisi altına alarak, besin desteklerine karşı olumsuz bir hava estirmesi.

Kolesterol öldürür: Kalp krizi geçiren kişilerden yüzde 50'den fazlasının kolesterolü normal çıktı.





Halkı korkutarak ilaç sattılar

Yıllarca tereyağı, yumurta ve kırmızı etin yüksek kolesterole neden olduğu iddia edildi. Ancak gerçek, bunun tam tersiydi. Amaç, bu besin maddelerini tüketenleri korkutup birçok kolesterol ilacını satmaktı...

Alberta Üniversitesi Profesörü Spencer Proctor ve asistanı Flora Wang, başta tereyağı olmak üzere yumurta, kırmızı et, kabak, ay çekirdeği, tavuk derisi, balık derisi, peynir ve sütün yüksek kolesterole neden olduğu iddialarını çürütmek için araştırma yaptı. Uzun yıllar süren çalışmalar sonucu bunun gerçek olmadığı bilimsel olarak kanıtlandı. 16 hafta boyunca deney farelerine tereyağı, yumurta, inek eti, peynir, süt ve balık derisi gibi yiyeceklerle zenginleştirilmiş diyet uygulandı. Vaksenik asidin vücutta kolesterol başta olmak üzere birçok rahatsızlığa sebep olan şilomikronların oluşmasını yavaşlattığı gözlemlenirken, deney sonunda kötü kolesterol olarak bilinen LDL başta olmak üzere, toplam kolesterol ve trigliseritte düşüş görüldü. Flora Wang, "Araştırma yaptığımız besin maddeleri ve türevlerinde vaksenik asid oranı en az yüzde 70'tir. Araştırmanın bizi en çok sevindiren sonuçlarından biri, metabolizmada birçok hasara sebep olan şilomikronların oluşmasının bu yolla yavaşlatılabileceği olmuştur. Bugüne kadar zararlı etkilerinden korktuğumuz doğal yağlar, aslında sağlığımız için son derece faydalı. Tereyağı ve sığır eti, süt ve peynir gibi besin maddelerinin kalp krizi riskini düşürmesi, şeker hastalığı ve obezite tedavisine yardımcı olması artık bir realitedir" dedi. Şimdi uzun bir süredir bu besin maddelerinin kolesterolü yükselttiği ve sonrasında da ölümlere neden olduğunu iddia eden doktorlar, şaşkınlık yaşıyor. İlaç şirketleri de bu besin maddelerini tüketen milyonlarca kişiye sattıkları kolesterol ilacı sayesinde milyar dolarlar kazandı.1930'da niye yoktu?Yeni dünya sisteminde ilaç firmalarının her hastayı bir müşteri olarak gördüklerini ve müşteri kaybetmek istemedikleri için kolesterol ve kanser dahil olmak üzere birçok hastalığı kesin olarak tedavi edip bitirmek istemedikleri artık bilinen bir gerçek. Uzmanlar, "Dünya genelinde en çok etle beslenilen 1930'lu yıllarda ölüm nedenleri arasında kanser ve kalp krizinin bugünkü gibi ilk sıralarda olmadığı biliniyor. Hatta kolesterol diye bir korkunun olmadığı da herkesin kabul ettiği bir gerçek" dedi.


Haberle İlgili Bağlantılar:
http://www.takvim.com.tr/Guncel/2009/06/22/haydi_hastalik_uretelim
http://www.takvim.com.tr/Aktuel/2009/06/23/fda_devreye_girdi
http://www.takvim.com.tr/Aktuel/2009/06/24/potansiyel_musteriler_para_yagdiriyor
http://www.takvim.com.tr/Aktuel/2009/06/24/yan_etkileri_gizleniyor http://www.takvim.com.tr/Aktuel/2009/06/25/turkiyede_13_milyon_kutu_kolesterol_ilaci_satiliyo http://www.takvim.com.tr/Guncel/2009/06/26/tip_dunyasinin_10_buyuk_yalani
http://www.takvim.com.tr/Aktuel/2009/06/27/halki_korkutarak_ilac_sattilar

28 Nisan 2007 Cumartesi

Biri bize kolesterol düşürücü ilaçları dayatıyor



Biri bize kolesterol düşürücü ilaçları dayatıyor

Prof. Dr. Ahmet Rasim'in yazısı

Tıpta son yıllardaki en önemli tehlikelerden biri de hastaların değil, laboratuar sonuçlarının tedavi edilmesi şeklindeki yaklaşım. Her kolesterolü yüksek olan kişiye, kaşına gözüne bakılmaksızın hemen ‘kolesterol düşürücü ilaç’ yazılması da bunun en vahim örneği. Sadece ‘daha önce kalp hastalığı geçirmiş veya ileride geçirme riski yüksek olan insanların yarar göreceği’ bu ilaçlar milyonlarca insan tarafından gereksiz yere kullanılıyor. İlaç firmalarının müthiş pazarlama taktikleri ile kolesterol fobisi tüm dünyayı sarmış durumda. Maalesef birçok doktor da kolesterol yüksekliğinin mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğunu sanıyor. Oysa, yüksek kolesterol tek başına bir hastalık değil, gelecekte kalp hastalığı veya inme ihtimallerini artırabilecek birçok risk faktöründen sadece biri! Doktorların çoğu, bu ilaçların sağlıklı kadın ve erkeklerde kalp hastalıkları ve inmelere bağlı ölümlerin önlenmesine anlamlı şekilde katkıda bulunduğuna dair bir kanıt olmadığının farkında da değil. Ray Moynihan ve Alan Cassels’in kaleme aldıkları ‘Satılık Hastalıklar’ isimli kitapta bakın neler yazıyor: ‘Herkesi kolesterolden korkuttuk. Asıl hedefin kolesterol sayılarınızı düşürmek olduğunu sanıyorsunuz. ‘Önemli olan kolesterol rakamınız’ sloganını duyuyorsunuz ama işin aslı öyle değil. Önemli olan, kalp hastalığı riskinizi düşürüp düşürmediğiniz. Kolesterol hastalığın kendisiymiş gibi gösterildiğinden tedavinizin başarısını kolesterolünüzün düşmesiyle tanımlayabilirsiniz. Sanki kolesterolün kendisi asıl sorunmuş gibi!’ Kolesterol düşürücü ilaçların yıllık satış rakamı 25 milyar doların üzerinde ve her geçen yıl da artmakta, ama ‘karına kar katmak isteyen ilaç endüstrisi’ gereksiz de olsa daha fazla insanın ilaç kullanması için elinden geleni ardına koymuyor. Kan kolesterol düzeyleri giderek daha aşağı çekiliyor. Bu yeni kriterlere göre mesela dünyanın en sağlıklı insanlarının yaşadığı Norveç’te 40 yaşın üzerindeki erkeklerin yüzde 85’i ve kadınların yüzde 20’si ‘yüksek risk’ grubuna giriyor ve kolesterol düşürücü ilaç kullanmaları gerekiyor. Oysa, dünyanın önde gelen tıp dergilerinden olan Lancet’de geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir metaanaliz, kolesterol düşürücü ilaçların kalp hastalığı olmayan her yaştaki kadınlarda ve 69 yaşın üzerindeki erkeklerde kullanılmasının yararını gösteren hiçbir kanıt olmadığını bir kere daha ortaya koydu. Üstelik, sağlıklı insanlarda gereksiz yere kullanılan bu ilaçların yarattıkları önemli ekonomik kayıplar yanında, çok ciddi yan etkilere sahip olabilecekleri unutulmamalı. İLAÇ YAN ETKİLERİ GİZLENİYOR Birçok ilacın yan etkilerinin önemsenmemesini ve gizlenmesini bir tarafa bırakalım; yeni çıkan birçok ilacın çok ciddi yan etkileri olduğu, ölümlere yol açabildikleri çok sayıda insan tarafından kullanıldıkça anlaşılmaktadır. Bundan iki yıl kadar önce Vioxx isimli romatizma ilacı binlerce insanın kalp krizi ve felç yüzünden ölümüne yol açtığı anlaşıldığından piyasadan çekilmişti. Geçtiğimiz günlerde de İrritabl Bağırsak Sendromu tedavisinde kullanılan Zelmac’ın satışı bu yüzden askıya alındı. Aynı şeyler kolesterol ilaçları için de geçerli. Bunların da bazıları gizlenen, bazıları küçümsenen çok önemli yan etkileri var. Mesela, beynin gelişimi ve işlevleri için çok önemli bir madde olan kolesterolün kan düzeylerinin azalmasının yol açtığı sinirlilik, saldırganlık, hafıza kaybı, unutkanlık, iktidarsızlık, intihara teşebbüs, polinöropati... gibi çeşitli nörolojik ve zihinsel belirtiler prospektüslerde yazılı değil. Kas şikayetlerinin bu ilaçları alanların yüzde 1’inden daha azında görüldüğü bildiriliyor, ancak bunun doğruluğu çok şüpheli. Hayvan deneylerindeki kanser yapıcı etkileri de yabana atılacak gibi değil. Aman dikkat, hapı yutarken hapı yutmayalım.
27.04.2007

19 Nisan 2007 Perşembe

Yaşasın Tereyağı

Gönderen: admin Tarih: 14.04.2007 Saat: 11:48
Yağlar- kolesterol-kalp hastalığı: Yaşasın tereyağı!
admin Tarih: 14.04.2007 Saat: 11:48

BESLENMEBULTENİ.COM, İYİBİLGİ.COM'DAN ALINMIŞTIR

Takke düştü, margarin göründü, bir nesil margarinle çürüdü! Artık gönül rahatlığıyla tereyağı yiyebilirsiniz. Kalp hastalarına uzun yıllardır yasaklı tereyağı aklandı!

Yaşasın tereyağı!
Hangi yağ daha sağlıklı? Bitmek bilmeyen bir tartışma bu. 90 yaşına kadar kuyrukyağı, tereyağı yiyen dedelere mi inanmak lazım, hayvansal yağlar kolesterol yapar diyerek doktorları, kalp vakıflarını dahi etkilemiş olan margarin lobisine mi?

Margarin kuşağı
Türk mutfağı uzun yıllardır margarin istilası altında. Margarinin ülkemize giriş hikayesi 28.03.2004 tarihli Sabah gazetesinde şu sözlerle anlatılıyor: “Türk halkı için bir dönem margarinin tek bir adı vardı o da Vita. Sarı kutusu içindeki Vita hemen her evde bulunurdu. Vatandaşın zihnine öyle bir yerleşti ki, yıllar boyunca tüm margarinlerin ortak adı Vita oldu”.

O yıllarda Vita`nın reklamlarına dönemin Türk Sanat Müziği`nin ünlü ses sanatçılarından Güzide Kasacı çıkıyordu. Kasacı, meşhur kahkahasının eşliğinde Vita ile türlü pişirirdi. Vita`nın Türkiye`de bu denli tutması aslında üretici şirket Unilever`in yöneticilerini de çok şaşırtmış. Öyle ki Unilever`in tarihçesinde dönüm noktaları arasında yer alıyor.

O dönem şöyle anlatılıyor: "Vita`nın Türkiye`de üretilip satılmaya başlanması bir Uzakdoğu gezisinden dönen iki Unilever yöneticisinin İstanbul`a uğraması ile gündeme gedi. Küçük bir araştırmayla Türkiye`de margarin ihtiyacı saptandı. Ardından Unilever ile Türkiye İş Bankası arasında kurulan ortaklık için gerekli izin belgesi hükümet tarafından imzalandı ve 5 Ocak 1953 yılında Bakırköy Margarin Fabrikası üretime geçti. Açılışta dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar da vardı. Haftada 50 ton Vita, 20 ton Sana üretimi başladı." Ancak Vita kısa sürede Sana`yı sollayıp geçti. Bu 1970`e kadar böyle devam etti. 1970`te Unilever`in tarihçisinde "önemli bir gün" diye şu not düşüldü: "İlk defa Sana üretimi, Vita üretimini geçti!"

Sana ve Vita imdadımıza yetişir...
Güzel mahallelerimizde sardunyalarımızı diktiğimiz sarı tenekeli Vita ve uğruna kuyruklarda beklediğimiz Sana işte böyle girdi hayatımıza. 50’lerde 60’larda yaşayıp da margarine dokunmamış olan yok gibi. Hatta film yönetmeni Ömer Lütfü Akad margarinin o yıllarda filmini çekmiş: "Tarladan Fabrikaya Bitkisel Yağın Elde Edilişi" isimli bir belgesel...

Unilever Magazin’in Nisan-Mayıs 2003 sayısındaki söyleşisinde Akad, o senelerdeki margarin çılgınlığını çok güzel özetliyor: “O yıllarda Sana ve Vita yağları vardı. Biz hem Sana'yı hem de Vita'yı kullanıyorduk. Başka yağ da yoktu zaten. O zamanlar Türkiye'de ciddi yağ sıkıntısı çekiliyordu. Tereyağı kullanma alışkanlığı yerini yavaş yavaş margarine vermeye başlamıştı. Margarin çıkmadan önce çoğunlukla Urfa ve Trabzon tipi yağları kullanıyorduk. Bir de zeytinyağı kullanıyorduk. O zamanlarda ülkeye bu yağlar yetmez oldu. Urfa ve Trabzon yörelerinden de yağlar gelmez olmuştu. Bu yağ ihtiyacına Sana ve Vita yetişti.”

Yemek dergileri ve gazeteler de imdada yetişir...
90’lı yılların başında Türkiye’nin ilk yemek dergisi çıktığında sevinçten havalara uçtum. Almanyalardan kırk yılda bir sipariş edebildiğimiz dergilerin yerli versiyonu olacaktı.

Gerçekten de Alman dergilerinin yerli versiyonu oldu ilk yemek dergimiz “Mutfak Rehberi”. İki Alman yemek dergisiyle yapılan işbirliği oradan tariflerin tercüme edilmesine ve diaların aynen kullanılmasına olanak sağlamıştı. Alman dergilerinden tercüme yapılırken değiştirilen bir kalem vardı... Orijinal dergideki “tereyağı” Türkçe tercümede “margarin”e dönüştürülüyordu. O dönem derginin patronlarından Emel Başdoğan margarine duyulan bu sempatinin tamamen duygusal olduğunu “Bize tereyağı firmaları değil, margarinciler reklam veriyor. Tabi ki tariflerimizde margarin yazacağız.” diyerek ifade etmiştir.

Daha sonra çıkan Sofra, Lezzet gibi önemli yemek dergileri de margarin modasının sıkı takipçileri olmuşlardır. Gazetelerdeki yemek yazarları da margarinli tariflerin lale devrine katkıda bulunurlar. Gazeteler margarinli tarifler dağıtırlar. Ünlü gurmeler margarinli tariflerin verildiği şahane kitapçıklar hazırlarlar. Margarin kulakçıkları kesilir, kitapçıklar alınır.

Doğal olarak, komşular arasındaki tarif alışverişlerinde de hangi marka margarinin kullanıldığı yazılır. Koskoca yemek yazarlarından iyi mi bilecektir ev hanımları?

Yağsız doktorlar...
Ülkemizde margarinin bu kadar sevilmesinde yemek dergileri, gazetelerdeki yemek tarifleri ne kadar rol oynadıysa, beslenme uzmanları ve doktorlar da o kadar oynadı. Yağsız süt, yağsız yoğurt, yağsız kırmızı et, beyaz et, hindi eti yememizi tavsiye etti beslenme uzmanları.
Doktorlar da yağsız hayatın sözcülüğünü üstlendiler. Hastalarına margarin yemelerini önerdiler.
Margarin iyice içimize işlerken tereyağı sessiz sedasız demode, tutucu sofralarda tutunmaya çalışmıştır.

Tereyağı kullanan pastane kaldı mı?
Aslında evde hangi yağı kullandığınız o kadar da önemli değil! Dışarıda yediğimiz hemen her şey kötü yağlarla yapılıyor çünkü (Kötü yağlar derken hangilerini kastettiğimizi Serkan Yimsel’in kitabından aşağıda verdiğimiz bölümde okuyacaksınız).

Tereyağıyla kıyaslandığında margarin çok daha ucuz. Buzdolabında yer ayırmak da gerekmiyor; oda sıcaklığında saklanabiliyor. Hal böyle olunca kendi yağlarında kavrulan küçük pastanelerin, margarine neden yöneldikleri anlaşılıyor.

Peki ya köklü pastaneler, ünü İstanbul’u aşmış yerler? İstanbul’un en ünlü pastanelerinden biri de Taksim’deki Gezi Pastanesi’dir. Geçen sene, “Hangi ürünlerinizde tereyağı kullanıyorsunuz?” diye sorduğumda sadece kruasanı göstermişlerdi. Ya Beyaz Fırın? Kardeşimin çok sevdiği bir poğaçası varmış, birlikte gittik dükkana. Gerçekten güzel yapmışlar. Hemen kasiyere soruyorum poğaçada ne yağı olduğunu. Margarin kullanıyorlarmış. Gerekçe de müşterilerin tereyağı kokusundan hoşlanmamaları...

“Kokuyor, pahalı” demeden sadece ve sadece tereyağı kullanan dürüst yerler de var. Beşiktaş’taki Kafadaroğlu Baklavacısı, Erenköy’deki Develi Kayseri Evi aklıma ilk gelenler...

New York’ta bir iki sene içinde lokanta-pastane gibi yerlerde trans yağların kullanımı tamamen yasaklanacak. Darısı Türkiye’nin de başına...
Margarin kullandıkları için sadece pastaneleri suçlamak haksızlık olur. Hidrojenize nebati yağ, trans yağ isimleriyle malzemeler listesinde margarine yer veren birçok ürün var; bisküvi, cips, kek gibi.

Trans yağların foyası
Dr. Mary Enig 1978 tarihli bir makalesinde trans yağlarla (margarin de bir çeşit trans yağ) kanser hastalığının bağlantılı olabileceğini yazdığında Amerikan Yenilebilir Yağlar Enstitüsü’nden iki tane “siyah giyinmiş adam” büyük bir öfkeyle Enig’i ziyarete gelirler. Trans yağ lobisinin adamları “ Onunki gibi makalelerin yayınlanmasını önlemek için dikkat kesildiklerini, bu atın nasıl olup da ahırdan kaçmış olduğunu anlamadıklarını” söylerler.

Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA), Enig’in 30 yıl önce söylediklerini yeni yeni kabul ediyor. Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi trans yağların kalp hastalığına neden olduğunu buldu. Harvard Tıp Okulu’ndan Dr. Walter Willet ise her yıl 30 bin kişiyi trans yağların öldürdüğünü hesaplamış. Henüz kanıtlanmamış bazı araştırmalar trans yağlarla Tip2 diyabet ve astım hastalıklarını ilişkilendiriyor. Bazı araştırmalarsa trans yağların anne karnındaki bebek gelişimini olumsuz yönde etkilediğini gösteriyor.

Tereyağı, kuyruk yağı ve iç yağına dönüş
Birçok uzman artık gönül rahatlığıyla doymuş yağ içeren tereyağı, kaymak, etlerdeki yağ gibi yağları yiyebileceğimizi söylüyor.

Ülkemizde besinleri, vitaminleri ilaç niyetine kullanan devrimci bilim adamı, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Beslenme ve Metabolizma uzmanı Prof. Dr.Ahmet Aydın tereyağı, kuyruk yağı, iç yağı ve sızma zeytinyağı öneriyor.
16 Şubat 2007 iyibilgi.com

Kolesterol efsanesinin sonu geldi

http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=234644 dan alınmıştır.

Kolesterol efsanesinin sonu geldi
Kolestrol korkusuyla ağız tadıyla bir ızgara yiyemez olduk diyenlere müjdeli bir haberimiz var. Magalları yakın, etleri hazırlayın. Çünkü kolesterol tehdidi sadece bir efsaneymiş!
16 Nisan 2007 07:28


Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta'nın makalesi
Geçen hafta hayvansal yağların zararlı değil, aksine ne kadar yararlı olduğunu anlatan yazımı okuyan ve 'tereyağında sucuklu yumurta' yapıp afiyetle yiyen okurlarım, benden ısrarla bu konuda yazmaya devam etmemi istiyorlar. Sanıyorum, bu hafta da kendilerine pirzola ziyafeti çekmek için birkaç cesaret verici söze daha ihtiyaçları var. Onlar mangallarını yakmak için şimdiden faaliyete geçedursunlar, biz de kolesterol ezberini bozmaya devam edelim. Kolesterolün öldürücü bir zehir olmadığını, görüldüğü yerde vurulması gerekmediğini ve bütün 'memelilerin' hücreleri için hayati önemi olan bir madde olduğunu belirterek söze girelim. Kolesterol hücreyi dış etkenlere karşı koruyan hücre duvarının temel yapıtaşıdır ve birçok kimyasal reaksiyonda rol alır. Mesela kortizol, testosteron, östrojen... gibi üreme hormonları, D vitamini ve safra asitleri kolesterolden üretilir. Bunun için kanda çok az kolesterol olması yeterlidir. Kolesterol hayvansal besinlerde bulunur ama vücudumuzdaki kolesterolün çok azı gıda kaynaklıdır. Büyük kısmı karaciğerimizde imal edilir. Üstelik az kolesterol aldığımızda vücuttaki üretim artar, çok aldığımızdaysa azalır. İşte bundan dolayı da 'diyetteki kolesterolü ne kadar azaltırsak azaltalım, kandaki kolesterol bundan çok az etkilenir.' İYİ VE KÖTÜ KOLESTEROL NEDİR? Kolesterol suda erimediğinden, kanda 'lipoprotein' adı verilen maddelerle taşınır. Lipoproteinlerin dansitelerine göre HDL ve LDL olmak üzere başlıca iki türü vardır. Kanımızdaki kolesterolün yüzde 60-80'i LDL, yüzde 15-20'si HDL ve kalan küçük kısmı ise başka lipoproteinlerle taşınır. Kolesterol karaciğerden damarlara LDL ile damarlardan karaciğere ise HDL ile taşınır. LDL için 'kötü kolesterol' ve HDL için de 'iyi kolesterol' isimleri kullanılır. Kanlarında LDL-kolesterol yüksek olanlarda kalp krizi riskinin arttığı, HDL-kolesterol yüksek olanlarda ise bu riskin azaldığını gösteren bazı araştırmalar vardır. Başka bir deyişle; HDL/LDL oranın düşük olması koroner kalp hastalıkları için bir risk faktörü olarak kabul edilir. Ancak, risk faktörü hastalıkla aynı şey değildir. Kalp krizine yol açan bir faktör aynı zamanda HDL/LDL oranını da azaltıyor olabilir. Gerçekten de bu oranı etkileyen pek çok faktör vardır. Mesela sigara içilmesi, obezite, hareket azlığı, diyabet, stres ve hipertansiyon... LDL' yi artırır, HDL' yi azalır, dolayısıyla HDL/LDL oranı da azalır. Kalp krizi veya inme HDL/LDL oranı düşük olduğu için değil, sigara, obezite, diyabet, hipertansiyon, stres... yüzünden meydana gelir. Tek başına kanda kolesterol yüksekliği veya HDL/LDL oranı düşüklüğü tehlikeli bir şey değildir. Bu nedenle de sadece kanda kolesterol, HDL ve LDL ölçtürülüp bunların sonuçlarına göre kolesterol düşürücü ilaç tedavisine başlanması yanlıştır. NE KA KOLESTEROL O KA DAMAR SERTLİĞİ DEĞİL Çoğu kimse, kanda kolesterol ne kadar yüksekse damar sertliği ihtimalinin de o kadar yüksek olduğunu sanır. Oysa, kalp krizi ve inmelere neden olan damar sertliğinin kan kolesterol düzeyiyle de bir ilişkisi yoktur. Nitekim, diyette çok fazla hayvansal yağ ve kolesterol bulunması damar sertliğini dolayısıyla da kalp krizini kolaylaştırmaz. Kalp krizi geçiren hastalar incelendiğinde bunların diğer insanlardan daha fazla hayvansal yağ yemedikleri görülür. Bunun tam tersi de doğrudur: Kanda kolesterolün düşük olması veya HDL/LDL oranının yüksek olması, 'o kişide damar sertliği ve kalp krizi olmayacak' demek değildir. MANGAL HAZIR MI? Bu yazıdan ne anladınız bilemiyorum ama mangalınız hazırsa pirzolaları ateşe koyun, fazla yakmayacak şekilde pişirin ve de afiyetle yiyin. Unutmayın ki; 'asıl tehlikeli olan kolesterol yüksekliği değil, kafayı kolesterol yüksekliğine takmaktır.'

PROF. A. RASİM KÜÇÜKUSTA'NIN BİR ÖNCEKİ YAZISI
Kolestrol ezberini bozan gerçekler(Star)

Kolesterol ezberini bozan gerçekler

Kolestrol ezberini bozan gerçekler
"Korkutma kampanyası hızda sürmekte, çünkü kolesterol pazarında müthiş para var. Sadece kolesterol düşürücü ilaçların yıllık satışları 25 milyar doları geçiyor "
06 Nisan 2007 16:02


Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta'nın köşe yazısı
Kolesterol ilacı üreten firmaların ekmeğine yağ sürmeyelim Daha dün annemizin kollarında yaşarken... çiçekli bahçemizin yollarında koşarken... Tereyağını ekmeğe sürüp de yerken... sütlerimiz bir karış kaymak tutarken... yumurta sofralarımızdan eksik olmazken... koyun eti soframızın baş tacı iken... ‘Yüksek kolesterol’ nedir bilmezdik. İlaç endüstrisi, margarin lobisi el ele verdi ve kısa zamanda tüm dünyada müthiş bir ‘kolesterol fobisi’ oluşturuldu. İnsanlar sistemli bir şekilde ‘kolesterol manyağı’ yapıldı. Kolesterol, topluma ve maalesef aynı zamanda doktorlara da türlü pazarlama taktikleriyle kalp krizi ve inme gibi ölümcül hastalıkların tek nedeni imiş gibi tanıtıldı. Korkutma kampanyası aynı hızda sürmekte, çünkü kolesterol pazarında müthiş para var. Sadece kolesterol düşürücü ilaçların yıllık satışları 25 milyar doları geçiyor. Gerçekte, yüksek kolesterol kalp krizi ihtimalini artırabilen sigara, hareketsiz yaşam biçimi, dengesiz beslenme, şişmanlık, yüksek tansiyon, diyabet, stres... gibi risk faktörlerinden sadece biri. Kolesterol yüksekliği tek başına asla bir hastalık değil ve kalp hastalığı riski olmayan insanların tedavi edilmesi de kesinlikle gerekmiyor. KOLESTEROL EZBERİNİ BOZAN GERÇEKLER Kolesterol, tüm memelilerin hücreleri için gerekli ve yararlı bir maddedir. Tehlikeli olan şey bizatihi kolesterolün kendisi değil, kanda kolesterolün yükselmesine yol açabilen stres, hareketsizlik, obezite... gibi faktörlerdir. Kalp krizi ve inmelere yol açan ateroskleroz, yani damar sertliği ile kandaki kolesterol düzeyi arasında doğrudan bir ilişki yoktur. Kan kolesterol düzeyi normal hatta düşük olan kişilerde de yüksek olanlar kadar ağır ateroskleroz gelişebilir. Koroner kalp hastalığı olanların yarısından fazlasında da kolesterol düzeyi normaldir. Aterosklerozun gerçek nedeni yüksek kolesterol değil, düşük yoğunluklu bir tür kronik iltihaptır. Sanılanın aksine kolesterolü yüksek olanların daha uzun yaşadıkları da birçok araştırma ile kanıtlanmıştır. Yüksek kolesterolü olanlar tüberküloz, zatürree, AIDS... gibi enfeksiyonlarına daha az yakalanırlar ve bu hastalıklardan ölüm daha az görülür. Kronik kalp yetersizliğine bağlı ölüm riski düşük kolesterollü hastalarda daha yüksektir. Genel olarak 70 yaşın üzerinde ölüm riski yüksek kolesterollü kişilerde daha düşüktür. LABORATUAR SONUÇLARI TEDAVİ EDİLİYOR Son yıllarda tıp dünyasında bir virüs gibi yayılan çok tehlikeli bir yaklaşım var: Artık hasta değil, ‘laboratuar sonuçları tedavi ediliyor.’ Kolesterol yüksekliği de bunun en iyi örneği. Kalp hastalıkları bakımından risk grubunda olmayan insanların kolesterol düşürücü ilaçlarla tedavi edilmelerinin yararlı olduğunu gösteren kesin bir bilimsel kanıt olmamasına rağmen kadın... erkek... yaşlı... genç... zayıf... şişman... güzel... çirkin... esmer.... sarışın... kolesterolü ‘azıcık’ yüksek olan herkese kolesterol düşürücü ilaçlar yazılıyor. Peki, kimler kolesterol düşürücü ilaç almalı? Statinler olarak bilinen kolesterol düşürücü ilaçlardan yarar görecek olanlar, kalp krizi geçirmiş ve kalp hastalığı riski yüksek olan kişilerdir, amam statinlerin bu riskli insanlardaki olumlu etkileri kan kolesterol düzeyinin düşmesi ile de ilgili değildir. Statinler bugün henüz tam olarak bilinmeyen bir mekanizma ile etkili olmaktadırlar. Bunun için de, kolesterol düzeylerinin ‘daha da düşürülmesi gayreti’ de ‘daha yüksek dozlar kullanılması’ önerisi de sadece ilaç firmalarının işine gelmektedir. Üstelik bu ilaçların olduğundan düşük gösterilen kas erimesi, karaciğer hasarı, böbrek yetersizliği gibi çok ciddi yan etkileri vardır. Hayvan deneylerinde kanser yapıcı etkisi de gösterilmiştir. Tereyağını lütfen kendi ekmeğinize sürün, ilaç firmalarınınkine değil.
ahmetrasim@stargazete.com