canser and statin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
canser and statin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Eylül 2011 Perşembe

Kolesterol yüksekliğini anlama kılavuzu (1. Bölüm)













Gerçekler daha ne kadar gizlenebilir?

Çünkü karaciğerde fazla kolesterol üretimi yoksa

kandaki kolesterol yüksekliği üretimden kaynaklanmayan

partikül birikimine bağlı göreceli bir yükseklikse, ilaç kullanmak ve

karaciğerin kolesterol-steroid üretimini engellemek akla ve mantığa ihanettir.




Günümüz tıp bilimlerinde de kanda kolesterol yüksekliği bulgusu bize göre gerçekte asla anlaşılmamış, bu yüzden kolesterol konusuna yaklaşımda sürekli hatalar yapılmıştır. Çünkü yapılan akademik çalışmalar tek yönlü verilmekte, karşıt görüşler ortaya çıksa da çeşitli şekillerde insanlara duyurulmamakta, kapitalizm ve bireysel çıkarlar bilimin ışığını söndüremese de, geçici bir süre gerçekleri gizleyebilmektedir.


Sizlere söylenen şudur: Kolesterol sorunu kalp krizi yapar, bu bilimsel gerçektir. Kolesterol konusu tartışmaya açık değildir binlerce üniversite, on binlerce akademik yayın, yüz binlerce profesöre göre her şey apaçıktır. Kolesterol konusunda bütün sorunlar günümüzde statinlerle (kolesterol düşüren ilaçlarla) çözülmektedir.

Acaba söyledikleri gibi mi?


Kolesterol yüksekliği sorunu gerçekten çözüldü mü?




************************
Ciddi bir problemi çözmenin ilk gerçekçi yolu problemi ve sorunu bütün yönleri ile anlamaktan geçer. Çünkü anlaşılmayan bir problem, siz ne yaparsanız yapın –çözüldü, bitti deseniz de-, asla çözülmüş sayılmaz.


Bazıları ‘kolesterol yüksekliği ve hastalık ilişkisi bilimsel gerçek’ deyiminin arkasına saklansa da, anlatılan ve gösterilen kolesterol konusu günümüzdeki kolesterol gerçeğini tümüyle yansıtmaz ve eksiktir. Konu anlaşılmadığı içinde yanılgıya düşmek ve hata yapmak kaçınılmazdır. Kolesterol konusunda öncelikli olarak kolesterol kötüdür düşüncesini taşıyanlara bazı paradoksları verelim:


1. Ölüm oranları (mortalite), kolesterol yüksekliği ve yaş dikkate alındığında (1) kolesterolü yüksek olanlar daha şanslıdır, ölüm oranları-kolesterol düzeyleri konusunda hep yanılgıya düşersiniz(2). Yani kolesterol ilacı almakla, kan kolesterolü düşürmekle ömrünüz uzamaz… Yani ‘kolesterol ilacı kullandınız, kolesterolünüz düştü ömrünüz uzadı’ gibi bir yalana artık sizde kanmayın(3).



2. Sağda solda kolesterol yüksekliği ve kalp krizi yapar nutukları atıp kendinizi bireysel olarak nutuklarınızla tatmin ederken, en az %50 bazılarına göre % 75 olan normal kolesterol düzeylerindeki kalp krizi vakalarını görmezden, duymazdan ve hatta hiç söylemezden (?) gelirsiniz(4). Ve normal kolesterol düzeylerinde kalp krizi-kolesterol ilişkisini kuramaz, kendinizce başkaca ve daha zor anlaşılır ‘multi’ nedenler bulur, kendi kendinizi kolesterol konusunda sahtekâr durumuna düşürürsünüz. Kısaca yüksek değil, kolesterolü normal ya da düşük olanlar (daha fazla) kalp krizi geçirmektedir, (ben değil) istatistikler böyle söylüyor! İstenirse şeytanın avukatlığına soyunur, bu bulguyu farklı değerlendirebiliriz. Yani konu kalp krizi ve kardiyoloji ise, kolesterol yüksek olanlar değil,kolesterolü normal olanlar daha büyük risk altında da diyebiliriz! Sizi kolesterol ile korkutmaya çalışan bir doktara sorulacak en gıcık ve acımasız sorulardan biri şudur: “Yani kolesterolü normal olanlar daha çok kalp krizi geçirirmiş değil mi?” dediğinizde, kardiyoloji servisine gidip kalp krizi geçiren hastaların kolesterol değerlerine bakmaya utanacaktır…



3. Hayırlı, iyi, manken gibi, fıstık ve sizlerin 90–60–90 ölçülerinde değerlendirdiğiniz, yüksekliğinin kalp hastalıklarından koruyucu olduğunu söylediğiniz HDL kolesterol yüksekliğinin, aslında hiç de düşündüğünüz gibi olmadığını gösteren (ACCORD vb) araştırmalar ortaya çıkmaya başlayınca neden bu araştırmaların birdenbire durdurulduğu üzerine kafa hiç yormazsınız(5). Ve böylece iyi dediğimiz HDL kolesterol yüksekliğinin şeker hastalığı ve statin ilaçlarıyla ilişkili bağlantıyı küçümsemek zorunda kalır (6), bu durumu ‘ama’ ve ‘fakat’larınızın yanı sıra ‘göreceli risk, mutlak risk’ gibi insanlarca zor anlaşılan kavramlar ve laf cambazlığı ile geçiştirmeye çalışırsınız.



4. Kolesterol molekülünün iyisi kötüsü olmaz, kolesterol molekülü tek bir moleküldür ve evrensel yapısı uzun zamandan bu yana bellidir. İyi veya kötü deyimleri kolesterol molekülüne göre değil, kolesterolün bağlandığı diğer bileşenlerle (apolipoproteinler, yağ asitleri vs) ve kolesterolün yapıldığı organlarla ilgili bir kavramdır. Doktor dostlarımıza bir biyolog olarak anlatamadığımız şudur: Kolesterol molekülüne başka bir molekül ya da moleküller bağlandığında artık o çok farklı bir bileşen olur, ve ortaya çıkan bileşen sadece kolesterol ile değerlendirilemez. Yani suyun içinde, su molekülünün yapısında hidrojen ve oksijen olarak iki farklı bileşen vardır. Suyu sadece hidrojen ya da oksijen moleküllerinden biriyle tanımlayamazsınız! Kandaki iyi ve kötü dedikleri kolesterolün durumu da suyu hidrojen ya da oksijen molekülü ile tanımlamaya benzer, bazı farklı partiküllere bağlı kolesterol molekülleri vardır, fakat bu partikülleri sadece kolesterol üzerinden değerlendirmek tümüyle yanlıştır. Ancak mecbursanız kanda iyi yada kötü partikül tanımlaması yapabilirsiniz, kolesterol tanımlaması değil çünkü kanda partiküller üzerindeki kolesterol miktarı ölçülmektedir! Tek başına, partiküllerden (LDL, HDL vs) bağımsız bir tek kolesterol molekülü dahi kanda dolaşamaz, kanda kolesterol molekülleri tek başına dolaşır diyebilen konuyu hiç bilmiyordur.


5. Bir yandan insanlara sürekli ‘yüksek kolesterol damarları tıkar’ nutukları atarken, aslında damarlarda kolesterolden çok daha fazla kalsiyum birikimi olduğunu (7), damarlarda kalsiyum birikiminin evrensel bir risk olduğunu fakat bunun kandaki kalsiyum veya kalsiyum içeren besinlerle ilişkili olmadığını söylemeyi hep unutmak zorunda kalarak kendi zekânızı kendiniz küçümsemek durumunda kalırsınız (8). Kısaca damarlarınızı tıkayan bir aterom plağının yapısı büyükten küçüğe şu şekildedir: % 50 kalsiyum, % 45 makrofaj ve hücre kalıntıları, % 3 kolesterol, % 2 diğerfarklı bileşenlerdir. Bu tabloya göre kolesterolün damarlarınızı tıkaması imkânsızdır, bu tabloya göre ilk sırada kalsiyum olmalıdır…


6. Karaciğerdeki bir hata veya hatalar nedeniyle (LDLreseptör bozukluğu, apo B bozukluğu vs) ve kanda artan LDL partikülleri nedeniyle yükselen kolesterol değerini düşürmek için, genetik kolesterol yüksekliğinin tek çözümünün ilaç kullanmak (statin) olduğunu düşünmek zorunda kalır ve karaciğer nakli ile de bu hastaların bir daha geri dönmemek üzere iyileştiğini görmezden gelirsiniz. Çünkü genetik kolesterol başta olmak üzere, bütün genetik hastalıklar en az bir hücre, doku ve organla ilişkili olmak durumundadır. Şayet hastalığın ilişkili olduğu organ biliniyorsa, organ değişimiyle genetik hastalıkta son bulur! Yani genetik, ailesel kolesterol yüksekliğinden kurtulmanın yolu, ilaç kullanımından değil karaciğer naklinden geçer, özellikle bebek ve çocuklarda mutlaka denenmeli ve karaciğer nakli yapılmalıdır. Karaciğer nakli ile sağlıklı karaciğer ile kanda kolesterol ve partikül birikimi olmayacağı için kolesterol değerleri de düşer… Genetik kolesterol yüksekliği aşırı kolesterol üretimi değil, kanda aşırı partikül birikimi olayıdır. Aşırı partikül birikimi nedeniyle rastlantısal zorunluluk gereği kolesterol de kanda yüksek çıkar, fakat bu yükseklik hücresel üretimle ilişkili değildir. Genetik kolesterol yüksekliği, sonradan ortaya çıkan kolesterol yüksekliğinin nedenini de açıklamaktadır fakat sadece anlayana ve aklını kullanmasını bilenlere (9)…


7. Kötü dediğimiz LDL kolesterol ile ilgili paradokslarortaya çıkınca, small LDL, small LDL ile paradokslar ortaya çıkınca ultra small LDL üzerinde kafa yorarsınız (10). Fakat İngilizce “small LDL cholesterol’ kelimelerinden ‘small’ kelimesini profluk unvanı gibi kendi kişiliğinizle bir bütün gibi algıladığınız, small kelimesinin üzerinde durmadığınız için, ‘küçük’ düşünmeye başlarsınız ve LDL partiküllerinin neden gittikçe ‘küçükleştiğini’, partikülde hangi moleküllerin eksik olduğunu değil, partikülde eksiklik olabileceğini bile kavrayamazsınız. Dahası bu LDL partiküllerindeki söz konusu küçülmelerin neye yol açtığını biliyor görünseniz de aslında sonuçta sizin mantıksal olarak bağladığınız noktada hiçbir şey bilmiyorsunuzdur! ‘Karmaşık bir cümle oldu’ dediğinizi duyar gibiyim. Açıklamama izin verin: Küçülen partiküller karaciğere geri dönemez, kanda birikir ve zorunlu bir partikül (LDL) yoğunluğu oluşur; kandaki söz konusu partiküllerdeki kolesterol ölçüldüğünde ise ‘siz kolesterolü çok yüksek’ bulursunuz. Kanda biriken partiküller (LDL) nedeniyle kolesterolün yüksek çıkması aslında mantıksal olarak beklenen sonuçlar arasındadır ve bu sonuç partikül artışına göre normaldir fakat nihai sonuçta siz ‘karaciğer fazla kolesterol yapıyor, üretiyor’ gibi kendi uydurduğunuz bir sonuca ulaşmak mantıksızlığın en üst zirvesidir, gerçekliği sıfır olan bir yalana gönül bağlamak bütün var olan mantıksal kurguyu berbat eder. Sapla- saman karmıştırılmıştır. Çünkü bu tabloda yani kanda biriken partiküller nedeniyle kanda kolesterolün yüksek olmasıyla, karaciğer hücrelerin fazla kolesterol üretimi aynı şey değildir! İşte konusunda uzman olduğunu düşünen birçok akademisyenin yanılgısı budur. Anlaşılmayan (özellikle genetik kolesterol yüksekliğinde) kandaki kolesterolün üretim fazlalığı nedeniyle değil, birikim nedeniyle yükseldiğidir. Yani anlayacağınız kolesterol yüksekliğinin gerekçesi kandaki partikül çokluğuna bağlı kolesterol birikimidir, karaciğerin fazla kolesterol yapması söz konusu bile değildir. Burada araştırmacılar tarafından bir kapitalizm saçmalığına da imza atılır: Karaciğer hücreleri fazla kolesterol üretmesin, kanda kolesterol yükselmesin diye insanlara tonlarca statin adı verilen ilaç yutturulur, ilaç hücre içinde kolesterol yapımını engeller çeşitli yan etkiler ortaya çıkar (11) ve karaciğer yetmezliği, katarak, böbrek yetmezliği, cinsel fonksiyon bozukluğu gibi onlarca yan etkileri görmezden gelirsiniz. Çünkü söz konusu statinler fungi adını verdiğimiz mikotik canlıların (mantarların), diğer canlılar için geliştirdiği bir savunma molekülüdür, çabuk ve hızlı hücre öldürür. Söz konusu statin adı verilen moleküller bakterilerde (12) dahil her türlü hücreyi öldürme özelliğine sahiptir, canlılardaki kolesterol dahil bütün steroid sistemi yok ederek yapar bu işi. Memeli canlılarda görülen, kandaki gördüğünüz ‘yüksek kolesterol’ üretim kaynaklı değidir yani kandaki yükseklik hücresel molekül üretimiyle ilişkili bir kolesterol yüksekliği değildir ve statin ilaçları bu nedenle göründüğünden çok daha fazla zararlıdır ve hücre için öldürücüdür. Kısaca karaciğer hücrelerinde üretim kaynaklı bir kolesterol yüksekliği olsaydı, bizim ilaçları (statinleri) eleştirmemiz elbette biraz daha insaflı olabilirdi… Fakat kandaki kolesterol yüksekliği, hücresel üretimle değil kandaki partikül birikimiyle ilişkili; bu nedenle eleştirilerimiz kızgın, acımasız ve keskin olmak zorunda, bunun aksini düşünenler lütfen kendi mantıklarını yeniden gözden geçirsinler ve genetik kolesterol yüksekliği adını verdikleri olguyu yeniden incelesinler: Kolesterol fazla üretim nedeniyle mi artıyor, yoksa partikül birikimleri nedeniyle mi yüksek görünüyor? Bu soruya vereceğiniz cevap konuya bakışınızı etkilemelidir...



İlaç şirketleri ve statinseverler…


Ve hala kendilerine göre çok ciddi, gerçekçi ve hüzünlü bulduğu ‘bir kolesterol türküsü’ söyleyerek yolunuza devam etmeye çalışıyorlar…



Oysa söyledikleri ‘kolesterol türküsü' ciddiyetten ve bilimsel mantıktan çok ama çok uzak...


Kolesterol konusunda şu andaki mantık tek kelimeyle açıklanabilir: Mantıksızlık….


Sizi imkansız ama eğlenceli bir türkünün gerçekliğine inandırmaya çalışır gibi çırpınır dururlar:


“—Manda yuva yapmış söğüt dalına, yavrusunu sinek kapmış, gördün mü?”



— !!!!...









Birinci bölümün sonu (Devam edecek)………..






Mevlüt DURMUŞ


Uzm. Biyolog
01 Eylül 2011







Kaynaklar
1. Dr. John Briffa (2011). TheStatin Stretch: Shifting the Scientific Goalposts (News). http://www.healthiertalk.com/statin-stretch-shifting-scientific-goalposts-4524




2. Ray KK, et al. (2010) Statins and all-causemortality in high-risk primary prevention: a meta-analysis of 11 randomizedcontrolled trials involving 65 229 participants. Arch Intern Med.2010;170(12):1024-1031



3. Chodick G, et al (2010)Statins and all-cause mortality in high-risk primary prevention: a second lookat the results. Arch Intern Med. 2010;170(22):2041-2



4. Statins: They stilldon't work. (News). http://www.healthiertalk.com/statins-they-still-dont-work-3257



5. The ACCORD StudyGroup(2010). Effects of Combination Lipid Therapy in Type 2 Diabetes Mellitus.N Engl J Med. Published at www.nejm.org March 14, 2010(10.1056/NEJMoa1001282)http://content.nejm.org/cgi/content/full/NEJMoa1001282





6. Naveed Sattar et al.(2010). Statins and risk of incident diabetes: a collaborative meta-analysis ofrandomised statin trials. The Lancet, Volume 375, Issue 9716, Pages 735 - 742,27 February 2010 (ABST)







7. http://www.iyilikguzellik.com/artikel.php?artikel_id=141







9. Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterolve Akıl Oyunları. Hayy Kitap. İstanbul.



10. Naila Rabbani et al(2011). Glycation of LDL by Methylglyoxal Increases Arterial Atherogenicity APossible Contributor to Increased Risk of Cardiovascular Disease in Diabetes.Published online before print May 26, 2011, doi: 10.2337/db11-0085 Diabetes May26, 2011(http://diabetes.diabetesjournals.org/content/early/2011/05/18/db11-0085.abstract)



11. Joanne Foody (2010).Cohort study: Statin use associated with increased risk of cataract, myopathy,liver dysfunction and acute renal failure with varying numbers needed to harm. EvidBased Med 2010;15:187-188 doi:10.1136/ebm1103. http://ebm.bmj.com/content/15/6/187.full





12. Statins could help to fight infections http://www.telegraph.co.uk/health/healthnews/8728939/Statins-could-help-to-fight-infections.html)

17 Mayıs 2007 Perşembe

Kolesterol düşürücülerin hücre ölümlerine neden olduğu (statinler-CETP inhibitörleri) yavaş yavaş anlaşılıyor

Kolesterol düşüren ilaçlar, kolesterolü yüksek olan hastalarda değil, kanserlerde kullanılsa daha iyi olur!
Mevlüt Durmuş


http://www.haber3.com/haber.php?haber_id=182331
den alınmıştır.

YORUM: Yeni kolestrol ilacı rafa kalktı, oysa ne büyük umutlarla statinlere alternatif gösterilip çok reklam yapılmıştı!..Söz konusu CETP inhibisyonuna dayalı ilaç, HDL den LDL ye lipit ve kolesterol transferini engelleyecek ve LDL-kolesterol düzeyi de böylelikle düşecek ama HDL yüksek kalacaktı...Ayakta rüya gören araştırmacıların sonu gerçekten komik....

Tıp dünyasının merakla beklediği yeni kolestrol ilacı projesinden neden vazgeçildi?Dünyanın en büyük ilaç şirketi Pfizer, tıp dünyası tarafından sabırsızlıkla beklenen kolesterol düşürücü 'Torcetrapib' adlı ilaç projesini durdurmak zorunda kaldı. Bağımsız denetleme kurulları tarafından yapılan testlerde bazı denekler öldü, bazıları da ciddi kalp problemleri yaşadı. Dünyanın en çok satan kolesterol hapı Lipitor ile Pfizer'in ilacını karşılaştıran araştırmada, Torcetrapib alan hastalardan 82'si öldü, Lipitor'da bu sayı 51'de kaldı. Bağımsız uzmanlar, araştırmanın derhal durdurulmasını önerdi. Pfizer, tam 800 milyon dolar araştırma bütçesi ayırdığı projeyi geri çekti. İyi kolesterol HDL'nin seviyesini artıran Torcetrapib, Pfizer'e, önümüzdeki yıllarda pazardaki gücünü artırma avantajı sağlayacak bir projeydi. Avustralya Kalp Araştırmaları Enstitüsü ve Illuminate Çalışması Kurulu Başkanı Dr.Philip Barter 'Her şeyin beklendiği gibi gittiğine inanıyorduk, ilacın belirlenmiş potansiyel faydaları açısından ve bu yeni bilgi tamamen bizim için sürpriz ve üzücü oldu' dedi.

2007'DE PİYASADAYDI
Pfizer Yönetim Kurulu'nun yeni Başkanı Jeffrey Kindler, henüz iki gün önce düzenlediği araştırma toplantısında yüzlerce analiste yaptığı açıklamada, klinik araştırmalar sonucu elde edilen bilgilerin desteklemesi durumunda gelecek yıl ilacın pazara sunulması için başvuru yapacaklarını ifade etmişti ancak umutlar suya düştü.BORSADA ÇÖKÜŞE GİRDİPfızer, Torcetrapib'i, dünyada en fazla satılan ilaç olan ve ABD patent korumasını 2011'de kaybedecek kötü kolesterol düşürücü Lipitor ilacıyla birleştirmeyi planlamıştı. İlaç için 800 milyon dolarlık araştırma bütçesi ayıran Pfizer, 2005-2007 tarihleri arasında en çok satan ilaçlarından bir kısmının patent sürelerinin dolması nedeniyle yaklaşık 14 milyar dolar para kaybedecek. Şirket, bu zararı kapatabilmek için 242 ilaç geliştirdiğini ve bunlardan en çok güvendiklerinin Torcetrapib olduğunu açıklamıştı. Bu olay şirketin planlarını suya düşürdü. Böylece, firmanın 7 milyar dolarlık proje ve hisse senetlerinin değer altı satışlarıyla birleşti. Pfizer borsada da büyük zarar etme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.
Akşam & Reuters Edward Tobin