Mevlüt Durmuş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mevlüt Durmuş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ağustos 2007 Pazar

Kolesterol icat edilmiş bir hastalıktır.....





‘Kolesterol icat edilmiş bir hastalıktır’
ZAMAN HABER: BURHAN EREN b.eren@zaman.com.tr



Kolesterolümüzün yükselmesinden çok korkuyoruz. Çünkü diyetisyenler ve hekimler, basın-yayın organlarında, kolesterolün kalp ve damar hastalıklarına neden olduğu yönünde hemen her gün bizi uyarıyor ve kolesterollü yiyeceklerden şiddetle kaçınmamızı salık veriyor.


Ancak sesleri diğerlerinin arasında kaybolsa da aksini iddia eden uzmanlar da var. Yüksek kolesterolün, söylendiği gibi sağlığımız için tehlike oluşturmadığını söylüyor, hatta kandırıldığımızı iddia ediyorlar. Geçtiğimiz günlerde ‘Bir Masalmış Kolesterol’ adlı kitabı Türkçede yayımlanan Shane Allison, aslında bir hastalık tanımlandıktan sonra onunla ilgili bir ilacın yapılması gerektiğini belirtiyor ve şöyle diyor: “Kırmızı pirinç mayası denen mantarın, kolesterol düşürücü etkisi olduğu keşfedilince ilaç endüstrisi ilacı satmak için insanları yüksek kolesterolün bir hastalık olduğuna inandırdı. Önce ilacı yaptılar, sonra hastalığı icat ettiler.” Benzer görüşleri Türkiye’de dillendirenler de var. Prof. Dr. Ahmet Aydın ve biyolog Mevlüt Durmuş bunlardan ikisi. Bu üç uzmanla kolesterol üzerine yaptığımız röportaj, hiç duymadığınız bilgi ve yorumları içeriyor.


Kolesterolümüzün, uzmanların yaşımıza ve cinsiyetimize göre belirlediği değerlerin üzerine çıkmasından fena halde korkuyoruz. Çünkü yüksek kolesterolün damar tıkanıklıklarına ve kalp rahatsızlıklarına sebep olduğu yönünde, yayın organlarında hemen her gün bir uzman uyarısı ile karşılaşıyoruz. Sesleri, kolesterolü yükseltecek gıdalardan şiddetle kaçınmamız gerektiğini söyleyenler kadar çıkmıyor; ancak aksini iddia eden uzmanların sayısı da hızla artıyor. Kolesterolün yüksek olmasının sağlık için bir tehlike oluşturmadığını, hatta ticarileşen tıbbın, ilaç tüketiminde icat ettiği bir hastalık olduğunu söylüyorlar. Kitaplar yazıp, sanal ortamda seslerini yükseltiyorlar. Geçtiğimiz günlerde Hayy Kitap’ın ‘acil serisi’ dizisinden çıkan ‘Bir Masalmış Kolesterol’ adlı kitabı buna bir örnek. Kitapta, yükselecek diye ödümüzün koptuğu kolesterol ile ilgili ilginç iddialar öne sürüyor, organik kimya uzmanı Shane Ellison. Kitabın yayınını fırsat bilerek, sentetik tıbbı terk edip bağımsız bir araştırmacı olarak çalışan Shane Ellison ile bir söyleşi yaptık, kendisinden pratik öneriler aldık. Kolesterol ile yaygın kanıların aksine tezleri ile bilinen Prof. Dr. Ahmet Aydın’a ve biyolog Mevlüt Durmuş’a mikrofonumuzu tuttuk. İşte kolesterol ile ilgili pek sık duyamayacağınız türden açıklamalar…


SHANE ELLİSON
Senelerdir kolesterol ile ilgili olarak kandırıldığımızı yazıyorsunuz. Peki, bu ‘kandırmaca’ neden?
Çünkü sadece kârlarını düşünüyorlar. “Bir Masalmış Kolesterol” kitabımda gösterdiğim gibi, sağlık mafyası hem toplumu hem de doktorları kandırmak için istatistik cambazlığı yapıyor. Kendi yazdıkları -veya yazdırdıkları- yazılar uzmanlar tarafından yazılmış gibi gösteriliyor. Her iki taktik de kolesterol düşürücü ilaçlar ve kalp hastalığı hakkındaki gerçekleri gizliyor. Kitabımdaki gibi gerçeklerle karşılaşıldığında, ilaçlar olmadan da kalp hastalığından korunabileceğimizi görüyoruz.


Doktorların ‘kötü’ dediği LDL-kolesterolün kötü olmadığını söylüyorsunuz. Kolesterol ve LDL-kolesterol nedir?
Kolesterol vücutta en bol bulunan steroid moleküllerden biridir. Birkaç görevi vardır. Hücre zarını bir arada tutar. Miyelin kılıfını oluşturan parçalardan biri olarak beynin çalışmasına yardımcı olur. Bizi viral ve bakteriyel enfeksiyonlardan korur. Hormon seviyemizi düzenler. Tüm bu görevleri yerine getirebilmek için kolesterol 100.000 mil uzunluğundaki arterler boyunca “lipoproteinler” tarafından taşınmalıdır. En önemli lipoproteinlerden biri de düşük-yoğunluklu-lipoprotein (LDL)’dir. Temel görevi ihtiyaç duyduğumuz kolesterolü vücudun çeşitli parçalarına dağıtmaktır. LDL-kolesterol olmasaydı ölürdük. Kitabımda da gösterdiğim gibi, LDL-kolesterol düştüğünde sağlığımız da çöküyor; fikir liderleri bize ne söylüyorlarsa tam tersi!


Peki, dediğiniz gibi kolesterol bu kadar faydalı bir molekülse, neden uzmanlardan aksini duyuyoruz?
Çünkü ilaç endüstrisinin kolesterolü düşürecek bir ilacı var. Kolesterol düşürücü ilaçların ortaya çıkmasından itibaren (1970 senesi civarında), insanların kafasına vura vura “yüksek kolesterol kalp hastalığına sebep olur” mesajı verilmekte. Aslında bir hastalık tanımlandıktan sonra onunla ilgili bir ilacın yapılması beklenir. Fakat bu örnekte bunun tam tersini görüyoruz... Kırmızı pirinç mayası denilen mantarın, doğal ortamında istilacılarına zehir olarak ürettiği bir salgının kolesterol düşürücü etkisi olduğu keşfedildi. İlaç endüstrisi insanlar üzerinde de aynı etkiye sahip olduğunu gördü. Böylece bunu izole edip kendileri üretmeye başladılar. İlacı satmaları için yapmaları gereken tek şey insanları kolesterolün tehlikeli olduğuna, -yüksek- kolesterolün bir hastalık olduğuna inandırmaktı. Bu mesajı yeteri kadar yaydıklarında insanlar ilaçları kullanmaya başladı. Önce ilacı yaptılar, sonra hastalığı icat ettiler.


Kolesterol ilaçlarının etkisiz olduğunu gösteren bir bilimsel kanıt var mı?
Hem de tonlarca… Statinlerle ilgili yapılmış bilimsel araştırmalara topluca “kolesterol düşürücü ilaç deneyleri” deniyor. Kitabımı okuyanlar, bu araştırmalarda, ilaçların faydasının görülmeyip tehlikelerinin belgelendiğini öğrenecekler. Bu gerçeklerin doktorlardan ve toplumdan nasıl saklandığını da…
Kolesterol dediğiniz gibi suçlu değil de masum ise kalp hastalığına aslında neler sebep oluyor?
Hareketsiz bir hayat sürmek, yeteri kadar C vitamini almamak, güneşe yeteri kadar çıkmamak, çok fazla şeker ve yapay tatlandırıcı yemek gibi alışkanlıkların tümü kalp hastalığına sebep olabilir. “Bir Masalmış Kolesterol”, kalp hastalığını önlemek için, ilaç kullanmaksızın yapabileceğimiz şeyleri de gösteriyor. Kardiyovasküler sağlığımızı korumak için en önemli şeylerden biri hareketli bir hayat sürmek. Düzenli ve hafif spor yapmak genel sağlığımızı korumak için yapabileceğimiz en iyi şey. Hareketsiz kalmak vücudumuza, ona daha fazla ihtiyacımız olmadığı mesajını veriyor.


‘Şeker, vücudumuzun bir numaralı düşmanı’ diyorsunuz. Gerçekten bu kadar kötü mü?
Sükroz, früktoz, yüksek früktozlu mısır şurubu (nişasta bazlı sıvı şeker) formundaki şekerler ve aspartam, sukraloz gibi yapay tatlandırıcılar en kötü şeyler arasında. Bunlar vücudumuzda obezite, diyabet, kalp hastalığı hatta kansere davetiye çıkaran bir ortam oluşturuyorlar.


Kalp-damar hastalıklarını önlemede bize yardımcı olacak, önereceğiniz yiyecekler var mı?
Kalp hastalığını önlemek için yapabileceğiniz en iyi şeylerden biri işlenmemiş, rafine edilmemiş, fabrikadan çıkmamış yiyeceklere yönelmek olmalı. “Yiyecek bir kutudan veya ambalajdan çıkıyorsa uzak durun” diyorum kısaca. Kalbi korumak için yenebilecek en güzel gıdalar doğal ortamda otla beslenmiş dana-sığır eti, brokoli, karnabahar, yumurta (doğal ortamda yaşayan tavuk yumurtası), çilek, ahududu, böğürtlen gibi meyveler ve ıspanak…


Yakın zamanda Türkçeye çevrilecek başka bir kitabınızın daha olduğunu duyduk, öğrenebilir miyiz?
Health Myths Exposed (Sağlık Efsaneleri İfşa Ediliyor) isimli kitabım eylülde yine Hayy Kitap tarafından basılacak. Kitabın farklı bir ismi olabilir, onu şu anda net söyleyemiyorum. Bu türden kitaplar, yeni bir harekete yol açıyor. Aşırı bir şekilde artmış bulunan hastalıklardan ve tehlikeli ilaçlardan uzak durmaya çalışan insanlar var artık. Bu hareket, Türkiye’de de yayıldıkça, reçeteli ilaçlar olmadan sağlıklı yaşamaya çalışan insanların sorularına cevap niteliğinde kitaplar da artacaktır.


MEVLÜT DURMUŞ : 45’inden sonra kolesterol zaten yükselir


Kolesterolün, yaygın kanının dışında zararlı olmadığı öne sürülüyor, siz ne diyorsunuz?
Kolesterolün zararlı olduğu yönündeki yaygın bilginin bir masal olduğu görüşüne katılıyorum. Şöyle ki: Size bir bardak su getirsem ve ‘içindeki bileşenler zararlıdır’ desem tepkiniz muhtemelen sıvının ne olduğunu anlama yönünde olurdu. İçinde ne olabilir, H2O olabilir ya da hidrojen peroksit H2O2 olabilir ki o da sıvıdır. İlki hayat verir, ikincisi öldürür. Kolesterol konusunda yapılan saçmalık, verdiğim örneğe benzer şekilde, bardakta ne olduğu söylenmeden size sıvının zararlı olduğunun söylenmesidir. Kolesterolün zararlı olduğu yönündeki yaygın teoride, yöntem yanlış, matematiksel ve mantıksal değil.

Öyleyse neden bize sürekli kolesterolden kaçınmamız gerektiğini söyleyen görüş hakim?
Bu kaçınılmaz. Dünyadaki 8 milyar insanın 45 yaşından sonra en az yüzde 30 ila 40’ında kolesterol yükselmek zorunda. Eğer kolesterolün yüksek oluşunu bir hastalık olarak gösterip bunu düşürecek bir alternatif gösterecek olursanız, sürekli ve muazzam bir para kazanırsınız. Kardiyologlar ölüm oranları ile kolesterol yüksekliği arasındaki ilişkiye girmezler. Çünkü yaşlılarda kolesterol düzeyi yükseldikçe ölüm oranı azalır. Yüksek kolesterol zararlı diyen uzmanların söylediklerinin tersi bir durum yani.


Kolesterolün düşük tutulması gerektiği yönündeki yaygın kanıya siz neden katılmıyorsunuz?
Organizmada bazı moleküller yükseliyorsa bu, bir hastalıkla ilişkilidir. Mesela bir enfeksiyonda kandaki lökosit sayınız artar, ateşiniz yükselir. Doktor size ‘Kandaki lökosit sayınız sizi hasta etti’ demez, ‘Hastalığınızdan dolayı lökosit sayınız arttı’ der. Enfeksiyona neden olan bakteriyi verdiği ilaçla öldürür ve lökosit sayısı normale iner. Aynı mantık kolesterol için de geçerlidir. Kolesterolün yüksekliğini hiçbir hastalıkla ilişkilendiremediler. Bu yüzden de doğrudan kolesterolü hedef aldılar.


AHMET AYDIN: İlaç tüketimine dayalı sistem işliyor
Yaygın bir kanaat var, ‘kolesterolümüz düşükse sağlıklıyız ve kalp rahatsızlıkları açısından risk altında değiliz’ şeklinde. Siz bunun doğru olmadığını söylüyorsunuz, neden?
Bir yığın araştırma var, kolesterolü ortalamadan düşük olanların başka hastalıklara çok daha fazla yakalandıkları yönünde. Ancak bunları söylemek size ticari açıdan bir şey kazandırmaz, kaybettirir. O yüzden ibre daha çok kolesterol karşıtı kampanya yürütenler lehinde çalışır.


Tıbbın ticari bir faaliyete dönüştürülmesinden mi kaynaklanıyor bu?
Sanayiciler artık ciddi yatırımlar yapıyorlar. Çünkü çok büyük bir rant var ortada. 1960’lara 70’lere kadar bu böyle değildi, tıp safiyane amaçlarla yapılıyordu. 40 yıldır ilaç tüketimine dayalı bir anlayış ve sistem geliştiriliyor. İlaç sanayii, hastalığı değil, belirtilerini yok edecek ilaçlara yöneldi. Mesela başınız ağrıyorsa onun gerçek nedenini bilmeyi değil, ağrısını dindiren ilaçlar vermeyi öneriyor tıp. Sebebi bilinip tedavi edilecekken migrenin 50 bin çeşidi üretilir, bunların yüzlerce ilacı çıkar. Hastalar bu ilaçları kullanır, ağrıları yıllarca devam eder. Sanayinin de aradığı budur. Kolesterol ilacı da kullanmak tam bir abonelik sistemidir, 40 yıl kullanırsınız.


Kolesterolün düşürülmesinde kullanılan ‘statin’lerin zararlı olduğu iddiasına ne diyorsunuz?
Mesela vücudunuzda enerji santralı olan bir madde vardır ve bunu bu ilaçlar tahrip eder. Bu ilaçları kullananlar zaten halsizlikten şikâyet ederler. Bütünüyle emin değiliz, ama teorik olarak baktığımızda kansere de sebep olma ihtimali var. Diyorlar ki ‘madem öyle ispat edin’. Asıl siz bu ilacın zararsız olduğunu ispat etmek durumundasınız. Ve bunu ispat etmek için trilyonlar harcamanız gerekir. Kârı olmadığı için de hiçbir firma böyle bir masrafı karşılamaz. İşin kötüsü, devletlerin desteklediği, bağımsız araştırmalar yapan kurumlar kalmadı. Araştırmaların yüzde 90’ı ilaç firmaları tarafından yapılıyor ve tedaviye, önlemeye dönük değil.


Kolesterolümüzü düşük tutarak, birtakım risklerden uzak kalmıyor muyuz?
Vücutta mikropsuz bir iltihap vardır. Vücut bunu kolesterol ile tamir etmeye çalıştığı için kolesterol oranını yükseltir. Kolesterol tamir materyalidir orada. Bu, bir yangın mahallindeki itfaiyeyi görünce ‘itfaiye yangın çıkarıyor’ demenize benzer. Çünkü bundan büyük paralar kazanılıyor. Tıpta bu kadar ilerleme ve kolesterollü gıdaların tüketiminde büyük bir azalma varken neden koroner kalp rahatsızlıklarında muazzam bir artış var?


Sayı:
36
Bölüm:
Aktüel

31 Mayıs 2007 Perşembe

Kolesterole iftira atılmış!...


Bazı Araştırmalar Kolesterolün Ömrü Uzattığını Ortaya Koyunca Tıp Dünyası Karıştı

Kolesterole iftira atılmış!
Yeni Aktuel Sayı 99





Gıda ve ilaç sanayi her gün yeni bir kolesterol düşürücü ürün çıkarırken, bilim dünyası ikiye bölündü. Bir yanda yüksek kolesterolün kalp damar hastalıkları riskini arttırdığını iddia edenler, diğer tarafta kolesterolün yaşam için vazgeçilmez olduğunu söyleyenler...
Bu konuda iki kitabı bulunan uzman biyolog Mevlut Durmuş'a göreyse tüm kolesterol ilaçlarının bir an önce yasaklanması gerekiyor.
Gazetelerin sağlık sayfalarından check-up değerlendirmelerine kadar neredeyse tüm uzmanlar "Yüksek kolesterol, kalp ve damar hastalıklarının bir numaralı sebebidir ve en acil önlem hayvansal gıdaların kesilmesidir" dedikçe, başta yumurta ve tereyağı olmak üzere bu tür besinlerin satıldığı reyonların önünden bile korkuyla geçer olduk. Hayatları boyunca sütü kaymaksız, pirzolaları yağsız yemeyen aile büyüklerinin uzun ömürleriniyse "eski toprak" olmalarına bağladık. Ancak sağlık kontrollerinde de kolesterol düzeyleri normal çıkınca, aklımızda soru işaretleri belirmeye başladı.
Ülkemizde sık olmasa da son yıllarda dünyada bu soruları cevaplayan bilimsel araştırmalar yoğunlaşıyor. Ne var ki bu bilimsel çalışmaların sonuçları "Yüksek kolesterol kötüdür" ezberini temelden sarsacak nitelikte. Ülkemizdeyse, başta Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğretim görevlilerinden Prof. Dr. Ahmet Aydın ve Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta olmak üzere kimi doktorlar, kolesterolü temize çıkaran söylemleriyle dikkat çekiyor.
Son olarak "Çarmıha Gerilen Molekül: Kolesterol" isimli kitabında uzman biyolog Mevlut Durmuş, kolesterol düşürücü ilaçların tümden yasaklanması gerektiğini savunuyor. "Kolesterol vücudumuzun temel yapı taşları arasındadır ve yüksek kolesterolle kalp ve damar hastalıkları arasındaki risk bağı tamamen geçersizdir" diyen Durmuş, bu tezini şöyle açıklıyor: "Kolesterol ve diğer lipitlerin (yağlar) kan yoluyla taşınması için proteinlerle yapmış oldukları değişik bileşimlere 'lipoprotein' adı verilir ve lipoproteinlerin değişik grupları vardır. Kanda bu bileşimlerden bağımsız dolaşan tek kolesterol molekülüne bile rastlayamazsınız. Dolayısıyla, tek başına yararlı ya da zararlı kolesterolden de bahsedilemez. Bunun için kolesterolün içinde bulunduğu lipoprotein tipinden söz etmek gerekir. Günümüzdeki kolesterol değerlendirmeleriyse 'su yararlı ama içindeki hidrojen zararlı' demek kadar saçmadır."
"Kolesterol yüksekliği değil, küçük partiküller öldürür"
İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü'nden Prof. Dr. Vedat Sansoy ise Durmuş'un tersine, kolesterol yüksekliğinin ciddi bir risk olduğunu savunuyor. Halk arasında "kötü kolesterol" olarak bilinen LDL (düşük yoğunluklu lipoprotein) ile kalp ve damar hastalıkları arasındaki bağlantının bilimsel bir gerçek olduğunu ve istisnaların bu gerçeği değiştiremeyeceğini söyleyen Sansoy bu konuda şunları söylüyor: "LDL değerleri yüksek olduğu halde kalp ve damar rahatsızlığı olmayan uzun ömürlü örnekler bulunabilir. Ama bunlar, çoğunluk üzerinde fark yaratacak kadar fazla değildir. Yüksek LDL'nin kalp hastalıkları açısından önemli bir risk faktörü olduğunu gösteren en son olgulardan biri de Finlandiya'da yaşandı. Sabah akşam tereyağıyla beslenen Finlandiyalılar'ın kolesterol değerleri 200-300 dolayındaydı ve kalp hastalıkları görülme sıklığı da çok yüksekti. Yapılan kampanyalar neticesinde, toplum doğru beslenme bilincini kazandıkça, yani tereyağı sofralardan çekildikçe, kolesterol seviyeleri de düşmeye başladı ve sonunda kalp hastalıklarında da fark edilir bir azalma gözlendi."
Buna karşılık Mevlut Durmuş düşük kolesterol değerlerlerinin ölüm riskini arttırdığına dair araştırmalar da olduğunu belirtiyor: "Ölüm oranları ve kolesterol düzeyleri arasındaki en son araştırmalardan biri de çok yakın bir zamanda Graziona Onder ve grubu tarafından yapıldı. Araştırmacılar, 65 ve 81 yaşlarındaki 6894 hastayı, kolesterol düzeylerine göre çeşitli gruplara ayırdı ve toplam beş yıl boyunca bu grupları izledi. Sonuçta kolesterol düzeyi 160 mg/dL'nin altında olan hastaların yüzde 5.2'sinde ölüm görülürken, bu değerin 240 mg/dL ve üzerinde olduğu bireylerin sadece yüzde 1.7'si hayatını kaybetti. Yani, düşük kolesterolü olanlarda ölüm riski, yüksek kolesterollülere göre üç kat fazlaydı."Asıl sağlık problemlerinin kolesterolün hücreler tarafından sentezlenmesini sağlayan gerekli yağların yeterince alınmamasından kaynaklandığını belirten Durmuş, "Bu durumda, kolesterolün bulunduğu lipoprotein grupları yeterince büyüyemez ve hücreler tarafından yapıtaşı olarak sentezlenemez. Metabolizma söz konusu küçülmüş lipoprotein partikülünün yağ açığını tamamlamaya, partikülü kullanılabilir hale getirmeye çalışır. Bunu yapamadığı zaman zorunlu olarak, küçülen ve kullanılmayan partikülü bulunduğu yerde etkisiz hale getirmeye çalışır! İşte damar sertliği de burada başlar. Çünkü, yağ bileşenleri azalmış partikülü yok etmeye çalışırken, küçülmüş ve reaksiyona yatkın partiküller uzmanların aterom plakları dedikleri köpüksel bir oluşum meydana getirir."

Mevlut Durmuş'la aynı görüşü paylaşan uzmanlar kolesterol düşürücü ilaçların, kolesterolün kendisinden daha zararlı olduğunu düşünüyor. "Başta yeni bir antibiyotik bulmak üzere geliştirilen statinler (kolesterol düşürücüler) kas, böbrek ve sinir hücrelerinde kalıcı zararlara yol açabilir" diyor Mevlut Durmuş. Kitabında yer alan ve 2004'te Amerikan Tıp Derneği Dergisi'nde yayımlanan araştırmaya dayanarak, bu durumun en çok böbrek hastalarını etkilediğini iddia ediyor. Araştırma sonuçlarına göre diyalize giren hastalar için düşük kolesterol, yüksek ölüm riski demek.
Statinlerin zararlı olduğunu söyleyen tek uzman Mevlut Durmuş değil. ABD'deki North Carolina Üniversitesi'nden tıp profesörü Nortin Hadler de iyibilgi.com isimli internet sitesinde yayımlanan söyleşide şunları dile getiriyor: "Bugüne dek yapılmış en kapsamlı çalışma yüksek kolesterollü 3 bin erkek üzerinde gerçekleştirildi. Bu denekler beş yıl boyunca her gün bir statin kullandılar. Diğer taraftan kontrol grubundaki benzer nitelikteki 3 bin erkek plasebo ilaç kullandı. Deneyin sonunda iki grup arasında kalp-damar hastalıklarından ölme riskinin aynı olduğu görüldü. Statinler, ailesinde genç yaşta kalp hastalığı vakası görülen insanlarda kalp krizi riskini azaltıyor. Ancak bu çok küçük oranda bir hasta gurubunu işaret eder. Bu verilere bakarak kalp krizi geçirmiş hastalarda statinlerin yararlı olduğunu söyleyebilirsiniz. Ancak diğerleri için olası yarar çok marjinaldir ve klinik olarak anlamsızdır." Mevlut Durmuş, statinlerin ayrıca yaşlanmayı hızlandırdığını ve psikolojik rahatsızlıklara neden olduğunu belirtiyor: "Finlandiya Ulusal Sağlık Enstitüsü'nce 29 bin Finlandiyalı üzerinde yapılan araştırmaya göre kolesterolün düşük olmasının, majör depresyon sebebiyle hastaneye yatma riskini arttırdığı saptanmıştır."

28 Nisan 2007 Cumartesi

Biri bize kolesterol düşürücü ilaçları dayatıyor



Biri bize kolesterol düşürücü ilaçları dayatıyor

Prof. Dr. Ahmet Rasim'in yazısı

Tıpta son yıllardaki en önemli tehlikelerden biri de hastaların değil, laboratuar sonuçlarının tedavi edilmesi şeklindeki yaklaşım. Her kolesterolü yüksek olan kişiye, kaşına gözüne bakılmaksızın hemen ‘kolesterol düşürücü ilaç’ yazılması da bunun en vahim örneği. Sadece ‘daha önce kalp hastalığı geçirmiş veya ileride geçirme riski yüksek olan insanların yarar göreceği’ bu ilaçlar milyonlarca insan tarafından gereksiz yere kullanılıyor. İlaç firmalarının müthiş pazarlama taktikleri ile kolesterol fobisi tüm dünyayı sarmış durumda. Maalesef birçok doktor da kolesterol yüksekliğinin mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğunu sanıyor. Oysa, yüksek kolesterol tek başına bir hastalık değil, gelecekte kalp hastalığı veya inme ihtimallerini artırabilecek birçok risk faktöründen sadece biri! Doktorların çoğu, bu ilaçların sağlıklı kadın ve erkeklerde kalp hastalıkları ve inmelere bağlı ölümlerin önlenmesine anlamlı şekilde katkıda bulunduğuna dair bir kanıt olmadığının farkında da değil. Ray Moynihan ve Alan Cassels’in kaleme aldıkları ‘Satılık Hastalıklar’ isimli kitapta bakın neler yazıyor: ‘Herkesi kolesterolden korkuttuk. Asıl hedefin kolesterol sayılarınızı düşürmek olduğunu sanıyorsunuz. ‘Önemli olan kolesterol rakamınız’ sloganını duyuyorsunuz ama işin aslı öyle değil. Önemli olan, kalp hastalığı riskinizi düşürüp düşürmediğiniz. Kolesterol hastalığın kendisiymiş gibi gösterildiğinden tedavinizin başarısını kolesterolünüzün düşmesiyle tanımlayabilirsiniz. Sanki kolesterolün kendisi asıl sorunmuş gibi!’ Kolesterol düşürücü ilaçların yıllık satış rakamı 25 milyar doların üzerinde ve her geçen yıl da artmakta, ama ‘karına kar katmak isteyen ilaç endüstrisi’ gereksiz de olsa daha fazla insanın ilaç kullanması için elinden geleni ardına koymuyor. Kan kolesterol düzeyleri giderek daha aşağı çekiliyor. Bu yeni kriterlere göre mesela dünyanın en sağlıklı insanlarının yaşadığı Norveç’te 40 yaşın üzerindeki erkeklerin yüzde 85’i ve kadınların yüzde 20’si ‘yüksek risk’ grubuna giriyor ve kolesterol düşürücü ilaç kullanmaları gerekiyor. Oysa, dünyanın önde gelen tıp dergilerinden olan Lancet’de geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir metaanaliz, kolesterol düşürücü ilaçların kalp hastalığı olmayan her yaştaki kadınlarda ve 69 yaşın üzerindeki erkeklerde kullanılmasının yararını gösteren hiçbir kanıt olmadığını bir kere daha ortaya koydu. Üstelik, sağlıklı insanlarda gereksiz yere kullanılan bu ilaçların yarattıkları önemli ekonomik kayıplar yanında, çok ciddi yan etkilere sahip olabilecekleri unutulmamalı. İLAÇ YAN ETKİLERİ GİZLENİYOR Birçok ilacın yan etkilerinin önemsenmemesini ve gizlenmesini bir tarafa bırakalım; yeni çıkan birçok ilacın çok ciddi yan etkileri olduğu, ölümlere yol açabildikleri çok sayıda insan tarafından kullanıldıkça anlaşılmaktadır. Bundan iki yıl kadar önce Vioxx isimli romatizma ilacı binlerce insanın kalp krizi ve felç yüzünden ölümüne yol açtığı anlaşıldığından piyasadan çekilmişti. Geçtiğimiz günlerde de İrritabl Bağırsak Sendromu tedavisinde kullanılan Zelmac’ın satışı bu yüzden askıya alındı. Aynı şeyler kolesterol ilaçları için de geçerli. Bunların da bazıları gizlenen, bazıları küçümsenen çok önemli yan etkileri var. Mesela, beynin gelişimi ve işlevleri için çok önemli bir madde olan kolesterolün kan düzeylerinin azalmasının yol açtığı sinirlilik, saldırganlık, hafıza kaybı, unutkanlık, iktidarsızlık, intihara teşebbüs, polinöropati... gibi çeşitli nörolojik ve zihinsel belirtiler prospektüslerde yazılı değil. Kas şikayetlerinin bu ilaçları alanların yüzde 1’inden daha azında görüldüğü bildiriliyor, ancak bunun doğruluğu çok şüpheli. Hayvan deneylerindeki kanser yapıcı etkileri de yabana atılacak gibi değil. Aman dikkat, hapı yutarken hapı yutmayalım.
27.04.2007

19 Nisan 2007 Perşembe

Tıbba isyan eden doktor: Nortin Hadler

Gönderen: admin Tarih: 28.08.2005 Saat: 11:34
Yağlar- kolesterol-kalp hastalığı: Tıbba isyan eden doktor
admin Tarih: 28.08.2005 Saat: 11:34
ABD, Chapel Hill’deki North Carolina Üniversitesi’nden tıp profesörü Nortin Hadler, kalp ameliyatları üzerine yaptığı istatistiki araştırmalar sonucunda, binlerce kardiyolojik ameliyatın gereksiz yere ve sadece para kazanmak için yapıldığı kanaatine vardı ve yazdığı kitapla büyük bir tartışma başlattı. Orijinali Discover dergisinin Haziran 2005 sayısında özet Türkçe tercümesi 12.06.2005 tarihli Hürriyet-Bilim Dergisinde yayınlanan bu röportajı kaçırmayın..Amerikalı doktor Nortin Hadler, kalp ameliyatları üzerine yaptığı istatistiki araştırmalar sonucunda, binlerce kardiyolojik ameliyatın gereksiz yere ve sadece para kazanmak için yapıldığı kanaatine vardı ve yazdığı kitapla büyük bir tartışma başlattı. ABD, Chapel Hill’deki North Carolina Üniversitesi’nden tıp profesörü Nortin Hadler, son 30 yılını doktor meslektaşlarının tıbbi uygulamaları ile ilgili istatistikleri incelemekle geçirdi. Tıbbi uygulamaların yararlarına ilişkin çok çarpıcı sonuçlara ulaşan Hadler, özellikle bel ağrısı tedavisinde bazı ameliyatların gereksiz yapıldığı kanısında.
Son yıllarda kalp hastalıkları tedavisinde de, bypass ameliyatları ve anjiyoplasti gibi modern uygulamaların gerekliliği konusunda da ilginç değerlendirmelerde bulunuyor.Kalp hastalıkları ve diğer sağlık sorunları ile ilgili görüşlerini "The Last Well Person: How to Stay Well Despite the Health-Care System- Son Sağlıklı İnsan: Sağlık Sistemine Rağmen Nasıl Sağlıklı Kalınır- McGill-Queen’s University Pres, 2004" isimli kitabında yayımladı.
Aşağıda, Discover dergisinin (Haziran 2005 sayısı) kendi kolesterolünü ölçtürmeye bile gerek görmeyen bu doktorla yaptığı ilginç söyleşiden özet görüşler yer alıyor.

Soru: Kitabınızda pek çok insanın gereksiz yere by-pass ameliyatı olduğunu iddia ediyorsunuz. By-pass ameliyatları hangi koşullarda uygun değil?
Bu ameliyatları yapmak için ancak iki nedeniniz olabilir. Biri yaşam kurtarmak, diğeri belirtileri (semptomları) düzeltmek. Fakat nüfusun ancak çok küçük bir kısmı bu ameliyattan anlamlı bir yarar sağlar. Bunlar, sol ana koroner arterlerinde kritik hasar oluşmuş ve ayrıca angina bulunan kişilerdir. Angina, kalbe giden oksijen geçici olarak eksildiğinde göğüste hissedilen sıkıntı anlamına gelmektedir. Angina bir hastalık değil, bir belirtidir; nedeni genellikle koroner kalp hastalığıdır. Bir ya da daha çok sayıda koroner arter (kalbe kan taşıyan atar damarlar) kısmen ya da tamamen tıkandığında, koroner kalp hastalığı oluşur. Anginanın tersine, kalp krizinde (miyokard enfarktüsü olarak da anılır), kalbin bir bölümüne kan gidişi engellenir ve buradaki kalp kası ölür. Angina, ciddi bir kalp hastalığının ilk habercisi olabilir. 60 yaşında angina hastası 100 yaşlı erkeği ele aldığımız zaman yalnızca yüzde 3’ünde bu hasar görülür. Ve bu hasarın olup olmadığını da koroner arteriyogram (atardamarın boyalı maddeler ile görüntülemesi) ile görebiliriz. Dolayısıyla bu testi 100 hastaya uygularsınız, 3 aday ortaya çıkar. Fakat bu uygulamada hastaya zarar verme riski mevcuttur. Bu risk 100 kişide birdir. Sonuç olarak "Ben yüz kişiden birine zarar verme riskini göze alarak tedavi edebileceğim üç kişiyi saptayacağım" diyebilirim. Bu çok ilginç bir değiş tokuş olayıdır.

Soru: Siz by-pass ameliyatı olan insanların pek çoğunun gereksiz yere sıkıntı çektiğini mi söylemek istiyorsunuz? Herkes bir yakınının bu ameliyattan sonra kendini daha enerjik hissettiğine ve göğüs ağrılarının azaldığına tanık olmuştur.Bu incelemenin sonuçlarını duymak bazı insanları rahatsız edecek. Siz de buna dahil olabilirsiniz. Ben yalnızca bu konuda bir kez daha düşünmenizi istiyorum. Fakat insanlar anginanın aralıklarla ortaya çıkan bir hastalık olduğunu bilmez. Bu hastalık gelir ve gider. Bu rahatsızlığı bir ay boyunca çekip, daha sonraki bir ay rahat soluk almazsınız. Klasik kardiyologlar hastaların bu semptomlarla baş edebilmesi için kronik hastalıkların tedavisinde kullandıkları yöntemleri uygularlardı. 1960’lı ve 1970’li yıllara kadar, doktorlar nitrogliserin gibi ilaçlarla angina ağrılarını gidermeye ve hastalara her şey yoluna girinceye kadar beklemelerini öğretmeye çalışıyorlardı.

Soru: Ancak by-pass olan hastalarda bu ağrılar tamamen geçiyor. Bu da ameliyatın sıkıntılarına katlanmaya değmez mi?
Bu rahatlamanın ne oranda plasebo etkisine bağlı olarak ortaya çıktığını dikkate almanız gerekir. Eğer kontrol grubu ile bir deney yaparsanız, bunun ayırımına varırsınız. Angina hastası olan gurubun yarısına yalnızca küçük bir kesikten oluşan "yalancı" bir operasyon uygulanır, diğer yarısı ise spesifik bypass ameliyatını olur. Bu iki gurubun içinde ağrılarının hafiflediğini söyleyenlerin eşit miktarda olduğunu göreceksiniz. Angina, plasebo etkisine çok duyarlı bir hastalıktır, çünkü ağrı beklentisi ağrıların sıklığını artıran bir unsurdur. FDA’nın onayından geçmiş bir takım ilaçların angina sıkıntılarının yüzde 55’ini geçirdiği görüldü. Plasebo deneylerinde ilaçlar yüzde 45 oranında etkiliydi. Ameliyatların ağrıları azalttığı kanıtlansa bile, bu rahatlamanın bypass ameliyatlarının neden olduğu risklere değip değmediğini düşünmeniz gerekebilir. Bu risklerin başında şiddetli depresyon gelir. Ayrıca ameliyat olan hastaların üçte birinde bellek kaybı oluşabilir. Pek çoğu tekrar çalışamaz hale gelebiliyor. Ayrıca önemli ameliyatların hepsinde görülen riskler by-pass ameliyatlarında da söz konusudur.

Soru: By-pass ameliyatları, anjiyogram ve kolestrol düşürücü ilaçlarla ilgili araştırmaları incelediniz ve bu uygulamaların istatistiksel olarak anlamsız olduğunu gördünüz. Ne var ki bu üç uygulamanın yaygın bir şekilde kullanılmasından sonra yaşam süresinin uzadığı da görülüyor. Yaşamı kalp hastalıkları tedavisinde izlenen bu gelişmeler uzatmıyorsa ne uzatıyor?
Yaşam süresinin uzama trendi kalp müdahalelerinden önce başladı. Yaşam süresi ile ilgili epidemiyolojik araştırmalara bir göz atarsak, bunun gizinin iki soruda yattığını görürüz. Bunlardan biri: "Sosyal statünüzden memnun musunuz? Ve İşinizden memnun musunuz?" Sosyoekonomik statü ile ilgili soruda amaç gelir düzeyidir. Başka bir deyişle belirli bir bölgede gelir grupları arasındaki uçurum ne kadar az ise insanların ömrü uzundur. Eğer gelir düzeyleri arasındaki fark çok derinse, ömür kısalır. Bunlar çok güçlü ilişkilerdir. Kısaca uzun ömrün sırrı modern tıpta değil, modern toplumdadır.Soru: Diyelim ki mucize bir hap çıktı ve bu hap kalp krizinden ölümleri azalttı. Bu durumda insan ömrünün daha da uzayacağını söyleyebilir miyiz?Bu durumda da yaklaşık 85 yaşlarında ölürüz. İnsanlar bu yaşta kalp krizi nedeniyle yaşamını yitiriyorsa, ölüm nedenleri yalnızca kalp krizi değildir -teşhis kalp krizi olsa dahi-. Ölüm nedeni bu yaşta çok sayıda hastalığın bir araya gelmesidir veya toplumda bilindiği gibi yaşa bağlı zayıflık ve tükenmişliktir. Bu, ölüm nedenlerinin başında gelir.

Soru: Ameliyatların pek çok riski var ve acı veriyor. Peki kolesterol düşürücü statinlere niye karşısınız?
Kolestrol düzeyi normal olan, 45 ile 65 yaşları arasındaki erkeklerde, gelecek beş yıl içinde ölme riski, yüksek serum kolesterollü aynı kategorideki erkeklere göre, yüzde 1 oranında daha azdır. Bugüne dek yapılmış en kapsamlı çalışma yüksek kolesterollü 3.000 erkek üzerinde yapıldı. Bu denekler beş yıl boyunca her gün bir statin kullandılar. Diğer taraftar kontrol grubundaki benzer nitelikteki 3.000 erkek plasebo kullandı. Deneyin sonunda iki grup arasında kalp-damar hastalıklarından ölme riskinin aynı olduğu görüldü. Statinler, ailesinde genç yaşta kalp hastalığı vakası görülen insanlarda kalp krizi riskini azaltıyor. Ancak bu çok küçük oranda bir hasta gurubunu işaret eder. Bu verilere bakarak kalp krizi geçirmiş hastalarda statinlerin yararlı olduğunu söyleyebilirsiniz. Ancak diğerleri için olası yarar çok marjinaldir ve klinik olarak anlamsızdır.

Soru: Siz 62 yaşındasınız. Kolesterolünüzü kontrol ettiriyor musunuz?
Bilmek istemiyorum. Beni herhangi bir ölçüm ile damgalarsanız, benim kendimi iyi hissetmeme engel olursunuz. Benim bu tür ölçümlerden elde edeceğim bir yarar yok. Eğer bir doktor benden habersiz kolesterolümü ölçerse çok kızarım. Bana göre bu bilimin ihlalidir. Bu tür bir ölçüm gereksiz yere kendimi kötü hissetmeme neden olabilir.

Soru: İstatistikler müdahaleci kordiyolojiyi haklı çıkartmıyorsa, bu kadar çok by-pass ameliyatının yapılmasının nedeni ne?
Para. Amerika’daki hemen hemen her hastanede müdahaleci kardiyoloji uygulanır. Gayri safi milli hasılanın büyük bir kısmını bunlar oluşturur. Bu ülkede her yıl yarım milyon by-pass ameliyatı ve 650.000 koroner anjiyoplasti yapılıyor. Bu operasyonların maliyeti ortalama 28.000 dolar ile 60.000 dolar arasında değişir. Bu gelir transferinden pek çok insan yarar sağlıyor. Ancak hiçbir Batı Avrupa ülkesinde bu kadar fazla sayıda kardiyolojik müdahale yapılmıyor. Üstelik burada yaşayan insanlar da ABD’liler kadar uzun yaşıyor.

Soru: Kitabınız kardiyologların alacağı kararları etkileyecek mi sizce?
Benim amacım bir tartışma başlatmak.

Soru: Hastalar sizin eleştirilerinizden nasıl etkilenecek?
Bence hastaların işi doğru insanı, doğru doktoru bulmak. Bulacağınız doktor sizin geçmişinizle ilgili öykünüzü dinleyecek, olası tedavinin artı ve eksilerini sizinle tartışacak nitelikte olmalıdır. Ancak sistem böyle kurulmamıştır. Sistem devasa bir iş modeli olarak kuruludur. Bütün doktorların yalnızca para peşinde koştuğunu söylemiyorum. Eğer sistemi ben kursaydım kardiyologların kalp ile değil, kalp hastası insanlar ile ilgilenmesini sağlardım. Eğer baştan beri bunu yapsalardı pek çok insana anjiyoplasti uygulamazlardı.

Soru: Yaptığınız istatistiksel analiz çok emek istiyor ve sonuçta elde edilen veriler insanları rahatsız ediyor. Bu tür bir çalışmayı ne amaçla yürütüyorsunuz?
Ben tıp eğitimini bir nevi din adamlığı gibi görüyorum. En azından ben böyle hissediyorum. Klasik Yunan uyarısında olduğu gibi "zarar verme" öğüdüne uymak istiyorum. Modern istatistiğin yardımıyla şu soruyu sorabiliyorum artık: Herkesin gittiğin yoldan giderek iyilik mi yapıyorum? Bir eğitimci olarak bu benim hayatımın ana teması.

Soru: Bu iddialarınız modern kardiyak uygulamaları üzerine bir kez daha düşünmemize yol açıyor. Tıbbi çevrelerden gelen tepkiler sert mi oldu?
Öyle denemez. Journal of the American Medical Association isimli dergi bu çalışmama çok olumlu yaklaşmış. Dergideki yazıyı annem yazsa idi ancak bu kadar ılımlı olurdu.

beslenmebulteni.com'dan alınmıştır