iktidarsızlık statinler kolesterol düşürücüler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iktidarsızlık statinler kolesterol düşürücüler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mayıs 2009 Salı

Kolesterol ilaçları (statinler) konusunda neden iflah olmuyoruz?


Bu yazı kolesterol konusunda çok bilgili
olan, bizim ‘iflah’ olmamızı
sabırsızlıkla bekleyen
araştırmacılara
ve ilaçlar konusundaki
tartışmalarda, kararsızlık
yaşayan doktorlarımıza ithaf edilmiştir.

Mevlüt Durmuş


Kolesterol ilaçları (statinler) konusunda neden iflah olmuyoruz…

İflah olmak teriminin karşılığı basit olarak düzelmek, iyileşmek olarak tanımlanabilir. Ve bazı uzmanlarımız, statin ilaçlarının çok faydalı olduğunu düşündükleri için olsa gerek, statin ilaçlarını sevmeyen, sevemeyenlere ‘iflah olmaz[1]’ diyorlar ve bence de bu konuda çok ama çok haklılar…

Gerçekten de biz statin ilaçları karşıtları, kolesterol masumdur savunucuları iflah olmayız, daha doğrusu artık çok geç, ‘iflah olmak’ istesek bile olamayız! Fakat bu durum düşünüldüğü gibi bizim inatçılığımızdan veya ilaç karşıtlığımızdan değil, bilimsel arayışlarımızdan, cevabını bulamadığımız sorulardan ve her bilim adamında olması gereken bilimsel şüpheciliğimizden kaynaklanıyor.

Ve bizce özellikle statin ilaçları ve kolesterol konusunda doktorlarımızın da birazcık şüpheci olması ve bazı sorulara cevap bulması gerekiyor.

İşte size bazı sorular, bizim iflah olmamışlığımızla ilgili bazı gerekçelerimiz ve konuya temel bakış açımız:

1. Kanda lipit taşıyan partiküllerden yani lipoproteinlerden bağımsız dolaşan kolesterol molekülleri yoktur. Bütün kolesterol molekülleri, kandaki farklı türdeki (LDL, HDL vs) partiküllere bağımlıdır.

2. ‘Kandaki kolesterol ve lipitleri taşıyan (VLDL, LDL, HDL) lipoprotein partikülleri çoğalmadan, birim alanda partikül sayısı artmadan tek parametrede kolesterol düzeyinin yükselmesi mümkün müdür?’ sorusuna verilecek cevap öncelikli ve özellikle bu konuda tereddüt içinde olan doktorlar için son derece çok önemlidir. Çünkü bu soruya vereceğiniz cevap, kolesterol konusuna bakışınızı tümüyle değiştirecektir. Bazı uzmanların ısrarla kandaki kolesterol düzeyini, birim alandaki partikül birikiminden bağımsızmış gibi görmesi, bağımsız algılaması ve insanlara da kolesterol moleküllerini bağımsız olarak sunması bizce bilimsel saçmalıktır. Kanda birim alanda partikül sayısı (VLDL, LDL, HDL vs) artmadan tek parametrede kolesterol ve lipit değerleri hiçbir zaman yüksek olamaz. Kolesterol düşüklüğü içinde bu durumun tersi geçerlidir: Kanda birim alanda partikül sayısı azalmadan, kolesterol ve lipit değerleri azalmaz!

3. Önceki maddelere bağlı olarak üzerinde biraz düşünülmesi gereken konu şudur: Söz konusu kolesterol düşürücü statin ilaçlar (statinler) ya kana geçen partikül miktarını azaltarak ya da kanda biriken partiküllerin kullanılmasını sağlayarak birim alandaki partikül sayısında azalmaya neden olarak kan kolesterol düzeyini düşürebilir! Yani tek başına kanda kolesterol molekülü bulunmadığına göre, birim alandaki partikül sayısı ve partikül miktarı azalmadan tek parametrede kolesterol düşmez, düşemez. Kısaca hücre içinde ilaçlarla (statinlerle) kolesterol yapımını engellediğinizde, sadece kolesterol yapımını, hücre içinde kolesterol sentezini engellemiyorsunuz, karaciğer hücrelerinde başka şeyler de oluyor. Statin türevi ilaçların partikül salınımını engellemediği yolunda bir çok yayın olsa da bu yayınlar bize göre anlamsız kalıyor. Çünkü hücre içi kolesterol sentezi engellendiğinde, aynı zamanda kana daha az lipoprotein partikülü (VLDL) veriliyor. Kısaca partikül oluşumu da engelleniyor ki, tek parametrede kolesterol miktarı azalabiliyor!

4. Kanda partikül birikimleri ve kolesterol yükseklikleri az da olsa paraleldir. Hatta birim olarak partikül bazında yağ asitleri ve kolesterol eksik bile olabilir (small LDL). Araştırmacılar tarafından çok önceden sorgulanması gereken ve asla sorgulanmayan bir diğer önemli nokta, kandaki partikül birikimini ortaya çıkaran neden veya nedenlerdir. Teorik olarak kandaki kolesterol taşıyan lipoprotein partiküllerin birim alanda artışına metabolik açıdan sadece iki faktör etkili olabilir: Ya partiküllerin (ve kolesterolün) aşırı yapımı (anabolik sentezi) söz konusudur, ya da daha önce oluşmuş lipit taşıyan partiküllerin (lipoproteinlerin) yıkımında (katabolizmasında) çok ciddi bir sorun olmalıdır ki kanda partiküller biriksin ve kolesterol yüksek görülsün! Başka türlü kanda partikül birikimi olamaz. Bazıları tam aksini iddia etse de, bizce genel anlamda partiküllerin ve kolesterolün yıkımında (katabolizmasında) çeşitli sorunlar vardır. Yani tek parametredeki yüksek kolesterol olgusu bizim düşüncemize göre hiçbir zaman, kolesterolün hücre içinde aşırı senteziyle ortaya çıkan bir olgu değildir[2], kolesterol ya da partiküllerin aşırı, fazla üretimi bizce tam bir masaldır ve insanlar kandırılmaktadır! Yüksek kolesterol olgusu tamamen partikül farklılaşmalarına (small LDL, okside LDL) ve birikimine (katabolizmasına) bağlıdır, karaciğer hücrelerinde fazla partikül ya da kolesterol üretimi söz konusu değildir!

5. Kaç kişinin, kaç uzmanın, kaç doktorun anlayacağını, konuyu anlayabileceğini gerçekten bilmiyorum ama daha basit ve kısa bir anlatım yolu bulamadım. Yayınlanmak için hazırlanmış konuyla ilgili bir kitabımız olsa da, biz şimdilik[3] düşüncelerimizi şöyle özetleyebiliriz: Kanda partikül (LDL vs) birikimlerine bağlı olarak ortaya çıkan kolesterol yüksekliğinin metabolik yolları bellidir. Birim alanda partikül sayısı çokluğu ya fazla hücresel yapıma (anabolik) ya da düşük hücresel yıkıma (katabolizmaya) bağımlıdır. Ve ‘kolesterol yüksekliği’ adını vermiş olduğumuz olgu lipit taşıyan partiküller temelinde tamamıyla, partikül sayısına bağlı olarak ortaya çıkan rastlantısal bir zorunluluktan ibaret, üretim fazlalığı ile ilişkili olmayan ‘göreceli’ bir yüksekliktir. Kolesterol yüksekliği olarak algıladığımız, partikül sayısı artışına bağlı bu rastlantısal zorunluluk, tamamen birim alanda kullanılamayan veya farklılaşmış partiküllerin çokluğundan kaynaklanır. Farklılaşmış ve/veya kullanılmayan, biriken partiküller makrofajlar yoluyla kandan uzaklaştırılmaya çalışılırken damar sertliği (ateroskleroz), damar kireçlenmesi elbette oluşabilir, bu konular tartışılabilir! Fakat bütün bu metabolik olayların doğrudan kolesterol molekülleriyle değil, partikül birikim ve partikül farklılaşmalarıyla ilişkisi vardır. Makrofajlar sadece kolesterol moleküllerini değil, bütün bir partikülü yok etmeye çalışırlarken damarlarda kireçlenmelere neden olurlar. Fakat çoğu uzman partikül birikimleri veya partikül farklaşmalarını değil, rastlantısal zorunluluk gereği yükselen kolesterol hedef göstermektedir. Prof. Dr Ahmet Aydın’ın deyimiyle[4] kolesterol molekülleri bilim dünyasınca tam anlamıyla ‘günah keçisi’ yapılmıştır.

6. Kullandığımız statin türevi ilaçlar, hücre içinde kolesterol sentezini durdurarak kana partikül verilmesini (salınımını) engelliyorsa, bizler partiküllere ait hücresel yapım (anabolik) fonksiyonlarını hücre içinde durdurmuş oluyoruz demektir! Moleküler veya lipit taşıyan partiküllerle ilgili metabolik bir sistemde, sistemin partiküllerin kandan uzaklaştırmasıyla ilgili bölüm (katabolizma) bozuksa ve bu bozukluğa bağlı olarak tek parametrede kolesterol yüksek oluyorsa, partikül yapımını (anabolizmayı) engelleyerek kolesterolü düşürebiliyor olmam yeterli değildir. Anabolik açıdan partikül oluşumunu engellemek organizmadaki kronikleşen katabolik bir sorunu çözebilir mi dersiniz? Bu anlayışı kabul etmek, bilim adamlarının hem kendilerini hem de insanları kandırmasından başka hiç bir işe yaramaz! Katabolik bir soruna, anabolik bir çözüm arayışı, organizma bütünlüğü içinde tedavi adıyla anılabilir mi?
Partiküllere ait yıkım fonksiyonları (katabolizması) bozulmuş bir karaciğer hücresinin, yapım fonksiyonları (anabolizmasını) bozacak olursam hastaya iyilik mi, yoksa kötülük mü yapmış olurum? Tren kazasında bir insanın bir ayağı kopmuşsa, elbette yürümesinde çeşitli sorunlar ortaya çıkmasına rağmen az çok yürüyecek, olmadı sürenecek, zor da olsa hareket etmeye çalışacaktır. Fakat hastanın sağlam olan ikinci ayağını kesip birinci ayağın boyuna getirmek, tıp bilimleri açısından tedavi olarak tanımlanabilir mi? Doktorlarımızın bu soruyu mutlaka bana değil, kendilerine sormaları gerekir!

Hem yapım (anabolik) hem de yıkım (katabolik) fonksiyonları bozulmuş bir lipit metabolizmasında, bütün vücudun, organizmanın yağ asitleri ve kolesterol dahil, steroid ihtiyaçları karşılanabilir mi? Şayet sizin cevabınız ‘evet, lipit metabolizmasında hem anabolizma hem de katabolizma birlikte bozulabilir ve organizma bu durumdan hiç zarar görmez’ diyebiliyorsanız çekinmeden statin ilaçlarınızı rahat rahat yazabilirsiniz. Elbette bu sizin sorumluluğunuz ve sizin tercihinizdir. Fakat bize göre, defalarca yazdığımız gibi bu sorunun cevabı artık bizce bellidir[5], total anlamda ve bütün organlar temelinde organizma içinde kolesterol, steroid (ve yağ asitleri) kullanımı fonksiyonel anlamda eksiktir! Ve yaşlandığımız süre içinde de eksilecektir!

Sıradan bir biyologun düşünceleri ne kadar dikkate alınır bunu bilemem. Fakat kişisel olarak, benim kolesterol düşürmek için (statin) hiç ilaç kullanmayacağım, statin ilaçları konusunda iflah olmayacağım kesin olarak bellidir.

Ve bizce başkalarının iflah olması gerektiğini düşündüğümüz nokta da tam burasıdır!

Karaciğer hücrelerinin zaten partikül yıkımıyla ilgili (katabolik) fonksiyonları ya doğuştan (genetik) ya da sonradan çeşitli nedenlerle (small LDL, okside LDL) bozulmuştur. Bu durumun varlığı bilindiği halde, bu üzücü tabloya bir de karaciğer hücrelerinin partikül yapımıyla ilgili fonksiyonlarını bozarak yeni bir faktör ilave etmekle, bizim henüz kabul görmeyen düşüncemize göre büyük bir hata yapıyorsunuz!

Hele bir de bunu hücre içinde kolesterol yapımını durdurarak ilaçlarla (statinlerle) yapıyorsanız, hatalar daha bir katmerli oluyor!…

Ve bunun bir tek anlamı olabilir...

Kolesterol ilaçları (statinler) bizce bu nedenle son derece sakıncalıdır! Bir ayağıyla zor da olsa sekerek, aksayarak yürümeye çalışan bir metabolizmanın, ikinci ayağını da kesmek ve ayak boylarını eşitlemeye çalışmak bizim düşüncemize göre bilim ya da bilimsellik değildir!...

Statin ilaçlarını çok seven bir doktora sorulması gereken şudur: Karaciğerden kana partikül salınımının ilaçlarla (anabolizmanın) durdurulması, yıkımı tamamen (katabolizması) azalmış bir karaciğer hücresinin işleyişi açısından ne anlama[6] gelir?

Statin ilaçlarının yan etkileri ve statin ilaçlarının zararları konusunda iflah olmayanlar, söz konusu sorunun cevabını aslında çok ama çok iyi bilirler!...

Tabii ki metabolizma deyiminin ne anlama geldiğini hala unutmamışlarsa!...


Mevlüt Durmuş
Biyolog

19 Mayıs 2009

Not: Statin ilaçlarıyla ilgili, statin ilaçlarının sağlıksız, katabolizması bozuk bir hücrede (?) sağlıklı reseptörler (LDL-R) oluşturabileceği gibi farklı iddilar (pleitropik etkiler vs) da elbette var. Bunu farklı bir yazıda ilerleyen günlerde ele alacağız!



Dipnot ve açıklamalar
[1] http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/11621644.asp?yazarid=95&gid=61 Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’nun ‘Kolesterol ilaçlarına ne zaman başlamalı’ konulu yazısı
[2] http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=93903 Bilimin çılgın yanılgısı www.kolesterolmasallar.blogspot.com
[3] Bu konuları detaylı olarak incelediğimiz kitap sanıyorum çok yakında (Haziran) çıkmış olacak…
[4] http://www.beslenmebulteni.com/
[5] http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=95365 yaşlanırken seks hormonlarımız neden azalır
[6] Anabolizma ve Katabolizma bir alandaki metabolizma işleyişidir. Her ikisinin de yok olması, organizmanın lipit ihtiyacının hiç karşılanmaması ve/veya hücrenin ölmesi anlamındadır.

3 Eylül 2008 Çarşamba

Kolesterol ilaçları (statinler) neden aptallaştırıyor?



Kolesterol ilaçları (statinler) neden aptallaştırıyor?

Kolesterolden yüksekliğinden değil,
kolesterolsüz kalmaktan korkmamız
gerekir.
Mevlüt Durmuş





The Wall Street Journal’da Dr. Orli Etingin ‘kolesterol düşürücü olarak kullanılan (statinlerin) kadınları aptallaştırdığı’ söylüyor[1].

Major depresyon, intihar eğilimi, konsantrasyon bozuklukları ve düşük kan kolesterol düzeyi[2] mortalite (ölüm) gibi konular ise şimdilik sadece konunun uzmanlarınca biliniyor, kardiyologların ise hiç duymak ve bulaşmak istemediği bir konu!

Dr. Orli Etingin’in gözlemlerinde haklılık payı var mı? Dr. Orli Etingin’in gözlemleri haklı ise sinir ve beyin sisteminin mutlaka bir şekilde etkilenmiş olması gerekir. Kardiyoloji dünyasının çok sevdiği statin ilaçları beyinde ne yapıyor ki, insanlar bu ilaçları kullanırken beyni bulanıyor ve aptallaşıyor?

Beyin, kolesterol ve kolesterol düşürücü ilaçların birbirleriyle bağlantısı nedir?

-------------

Birçok vatandaşımız, kolesterol konusunu çok iyi bildiğini vurgulamak amacıyla hemen ortaya çıkar ve konuşur: “Kolesterolü karaciğer yapar”. Bazen doktorunuz size, zamandan kazanmak için kısaca şunu söyler: “Sizin karaciğeriniz fazla kolesterol yapmış ve kolesterolünüz yükselmiş”. Vay canına!..

Karaciğer önemli bir organdır ve elbette kolesterol üretir.

Fakat çoğu uzmanın genel olarak söylemediği bu nedenle insanlarında haklı olarak bilmediği bir şey daha vardır: Karaciğer dâhil, bütün doku ve organlarımız kolesterol molekülleri üretmek zorundadır. İyi, kötü, güzel, çirkin, yakışıklı, metroseksüel gibi kolesterole ithaf edilen çeşitli sıfatlara takılmazsanız, evrensel kolesterol molekülünün tekliğini, sahip olduğumuz bütün organizmanın aynı kolesterol molekülünü ürettiğini ve kullandığını da görmüş olursunuz!

Böbrekleriniz, dalağınız, kaslarınız, üreme hücreleriniz aklınıza gelen ve gelmeyen bütün doku ve hücreleriniz kolesterol üretmek ve mutlaka kullanmak zorundadır. Kolesterol üretmeyen veya kolesterol kullanmayan hücrelerin yaşama şansı zaten hiç yoktur.

Sinir ve beyin[3] sistemi de buna elbette buna dâhildir.

Karaciğer dışı çoğu organların kolesterol üretimini küçümsemek için “yok öyle bir şey” veya ‘var ama kolesterol üretim miktarı az’ şeklinde ayak oyunlarıyla bu konuyu asla geçiştiremezsiniz! Çünkü karaciğer dışında kalan organ, doku ve hücrelerimizde kolesterol üretimi yapılamadığı veya yeterli olmadığı zaman çeşitli problemler ortaya çıkar. Düşüncelerimize göre yaşlanmaya başladığımız, zekâ ve hafızamızın en fazla zorlanmaya başladığı anlar işte bu zamanlarda ortaya çıkar. .

Özellikle karaciğer dışındaki organlar kolesterol molekülleri ortaya çıkaramıyor ve üretmiyorsa, bizim çok iyi, cici, mükemmel sıfatlarıyla tanımladığımız lipoprotein türü olan HDL veya HDL-kolesterolünüz de kanda bulunma şansı hiç olmaz! HDL adlı partikülün görevi, karaciğer dışında farklı doku ve organların oluşturduğu kolesterol moleküllerini taşımaktır. Yani karaciğer dışındaki organlar kolesterol üretmiyorsa bu durumda yaşamakta pek mümkün olmaz!

HDL kolesterolünüzün[4] istenilen düzeyde olup olmaması, bir anlamda karaciğer dışında kalan organlarınız kolesterol üretimine bağlıdır. Elbette iyi HDL parçacıkları ve HDL-kolesterol yüksekliği için tek faktör[5] bu değil, fakat çok çok önemli faktör! Dengeler öylesine hassas ki, düşünülenin tersine aşırı HDL yüksekliği de tehlikeli. Gereksiz HDL yükselmeleri tıpkı, LDL yüksekliği gibi sakıncalıdır ama çoğu zaman sizlere[6] bu durum doktorunuz tarafından söylenmez!

Yani hangi gerekçeyle olursa olsun HDL-kolesterol yüksekliği de öldürücü olabilir. Özetle HDL-kolesterolünüz yüksekliğine[7] de çok fazla güvenmeyin!

Yani hem HDL’niz, hem de LDL’nizin yüksek olması sizi hastalandırabilir!

Bu işte bir tuhaflık var değil mi?...

Neden ve nasıl olduğunu kavramadığınız zaman LDL veya HDL deki yüksek bulgular sizi hasta yapıyor.

Bu çok ciddi bilimsel sorun!...

--------------------

Kolesterol denilince kardiyologlar kalbi, dahiliye uzmanları karaciğeri düşünür!

Oysa nöroloji uzmanlarının aklına ise sürekli beyin ve sinir sistemi gelir.

Kolesterol konusu, kocaman fili sadece tek noktadan tanımlamaya çalışan onlarca farklı uzmanın çalıştığı bir konu gibidir bana göre. Aslında fikir çatışmaları da bu nedenle ortaya çıkar. Farklı konularda uzmanlaşmış araştırmacılarında karşılarına bilimsel bir sorun gelince, araştırmacılar konuyu sadece kendi açısından, kendi uzmanlık aynasından görür. Kardiyologlar, nörologlar, gerontoloji uzmanları (yaşlanma uzmanı), sitologlar (hücre bilimcisi) ve benim gibi sıradan biyologların (canlı bilimcisi) konuya bakışlarında bu nedenle çeşitli farklılıklar olabilir. Buna bilimsel çatışma diyebilirsiniz, bu her zaman olabilir!

Fakat çeşitli uzmanlar arasındaki görüş farklılıkları aşırı derinlik içermeye başladığı zaman, olayda bilimsel çatışma değil mecburen başka şeyler aramak zorunda kalırsınız!

Ben de haliyle bir biyolog olarak, kardiyologlar sadece karaciğerin ürettiği kolesterolü ön plana çıkarılıyorsa, diğer organların, böbreklerin, beyin sisteminin, üreme organlarının kolesterol üretip üretmediğini[8] sorarım!

Ve kardiyologların kolesterol düşürücü olarak kullandıkları statinlerin yani kolesterol yapımını engelleyen ilaçların, diğer organlardaki kolesterol üretimini, yapımını engelleyip engellemediğini öğrenmeye çalışırım!

Ve çoğunlukla da cevap alamam, çünkü cevap verilmez, bu aslında araştırılması istenmeyen top secret bir konudur?

Okuyucu olarak unutmamanız gereken nokta sadece karaciğer değil, bütün organlarımız kolesterol ürettiği gerçeğidir ve düşündüğünüzden çok daha önemlidir.

Bazıları için önemli olmasa da, sinir sistemi ve özellikle beynimizde, diğer organlara oranla çok büyük miktarda kolesterol vardır. İnsan beyninin yüz gramında, 2200 (ikibinikiyüz) mg’dan fazla kolesterol bulunur.

Yeni doğmuş bir bebek beyninin toplam ağırlığı yaklaşık 360 gr iken, gelişimini tamamlamış bir beyin ağırlığı 1400 gr’a ulaşır. Bebeklikten itibaren beynin içerdiği kolesterol miktarı da değişim gösterir ve 27 gr’dan 32,2 gr’a kadar çıkar[9]. İlginç ve şaşırtıcı olan bebeklikten başlayan değişime bağlı olarak vücut ağırlığı başına düşen beyin kolesterol miktarı ise 0,77 gr/kg’dan 0,49 gr/kg’a kadar düşer[10].

Sağlıklı bir beyin ve sinir hücreleri sadece kendisi için kolesterol üretmez, sahip olduğumuz kandaki HDL kolesterolü yükseltmek için, total kolesterol miktarının yaklaşık % 1’inin üretimine de ayrıca katkı sağlar.

Tahmin etmekte zorluk çekmeyeceğiniz gibi gençlik yıllarımız sırasında beyinde kolesterol sentezi son derece hızlı ve yüksektir. Fakat erişkinliğe ulaştığımızda beyin hücrelerimizin kolesterol sentez hızı düşmekte ve beyin hücrelerinin organizmayı ilgilendiren faaliyetlerinde de çok çeşitli yetersizlikler ortaya çıkmaktadır. .

Hatta can sıkıcı durum Alzheimer hastalarının beyinlerinin değişik bölgelerindeki bazı kolesterol ürünleri (24S hidroksikolesterol) miktarlarında da kontrollerle karşılaştırıldığında hafif azalma olduğu gösterilmiş[11], bu da dolaylı da olsa bu tip yaşlı hastalarda beyin hücrelerinde kolesterol yapımının (sentezinin) yeterli olmadığını ortaya çıkarması açısından son derece önemlidir.

O zaman beyin hücreleri, kandaki lipoprotein partiküllerinden (kolesterol taşıyan parçacıklardan) kolesterol alsın, bu iş bitsin diyeceksiniz değil mi?

Bu o kadar kolay değil!

Beyin hücreleri bunu yapamaz!

Beyin hücrelerinin, beyinsizliği de değildir sorun!

Beyin organı ve beyin hücreleri için kolesterol molekülleri, öylesine önemlidir ve değerlidir ki, kolesterol ihtiyacının karşılanması konusunda beynimiz diğer organların ve karaciğerin kolesterol üretim garantisine güvenmez. Hatta daha da ileriye gidip, dışardan gelebilecek kolesterol moleküllerine karşı hücresel bir set, bariyer oluşturur. Amaç bellidir başka yerde üretilen kolesterol molekülleri beyin hücrelerine gelmesin[12].

Anlayacağınız beyin hücreleri kendi kullanacağı kolesterolünü kendi sentezler: kandan ve kan lipoproteinlerinin hiç birinden hücrede kullanmak üzere kolesterol molekülleri almaz[13], alamaz!...

Birçok uzman, kandan ve lipoproteinlerden beyin hücrelerine kolesterol moleküllerinin geçmediğini aslında çok iyi bilir… Yani kan beyin bariyeri (blood-brain barrier) nedeniyle kandan hiçbir şekilde beyin hücrelerine kolesterol moleküllerinin geçmediğini mesleklerinin gereği olarak bilmek zorundalar zaten!

Kolesterol teorisinin ilk ortaya çıktığı zamanlardan şu ana kadar ortaya çıkan bütün bilimsel çalışmalarda, beyin gelişiminin devam ettiği gebelik dönemi dâhil, yeni doğanların bebeklik döneminde ve erişkinlerde LDL veya HDL kolesterol esterinin plazmadan beyne girişi hiçbir bilimsel çalışmada gösterilememiştir[14]. Merkezi sinir sistemine, yani beynimize dışardan kolesterol esterleri (kolesterol+yağ asitleri) ya da kolesterol molekülleri asla giremez[15].

Çoğu araştırmacı özellikle Nöroloji Uzmanları bu konuyu çok iyi bilir!

Fakat tesadüf bu ya bazı uzmanlar da bu kan beyin bariyerini bilmez!

O zaman da hiçbir bilimsel değeri olmayan araştırmalar ve komik, eğlenceli haberler ortaya çıkar.

Amaç sözüm ona yaşlı insanları kan kolesterol düzeyinin tehlikelerine karşı uyarmak adına yapılıyor gibi görünse de, gizli bir el insanları ilaç şirketlerine ve özellikle kolesterol düşüren statin ilaçlarına doğru yavaş yavaş yönlendirir.

Fakat kandaki lipoprotein ve kolesterol moleküllerinin beyin hücrelerine geçemeyeceğini biliyorsanız bazı bilimsel çalışmaları ve gazete haberlerini okurken sadece ve sadece gülersiniz. İşte yaşlı insanlarımızın yüreğine korku salan bana göre bazı uyduruk araştırma sonuçlarından ortaya çıkan bazı haberler.

—Kandaki yüksek kolesterol, sinir sistemine zarar verirmiş,(bariyersiz sinirler)
—Yüksek kolesterol hafıza kaybı yaparmış (bariyersiz hafıza)
—Kandaki yüksek kolesterol sağlıklı düşünmeyi engellermiş (bariyersiz düşünme)
—Yüksek kan kolesterol değerlerine sahip kişilerin, beyin hücreleri etkilendiği için bunama çok daha hızlıymış (bariyersiz bunama)
—Alzheimer gibi beyin hastalıklarında kan kolesterol düzeyinin yüksek olması beyin hücrelerinin çalışmasını bozuyormuş (bariyersiz beyin).

Blood-Brain Barrier konusunu, nöroloji uzmanlarının farklı alanlarda çalışan bazı meslektaşlarına hatırlatması gerekiyor bence!

Yayınlar öylesine sıklıkla çıkıyor ki karşınıza, tek parametrede yüksek kolesterol düzeyindeki yaşlıların daha çok yaşayabildiği gerçeği, Prof. Dr. Ahmet Aydın ve Prof. Dr. Rasim Küçükusta gibi uzmanların tüm uyarılarına rağmen[16] ortada kalıp kaynayıp gidiyor. Tek parametrede düşük kolesterollü yaşlı insanlarımızda ölüm sıklığının arttığını, düşük kolesterol düzeylerinde yaşlı insanların daha çabuk öldüğünü gösteren çeşitli çalışmalarda bu yoğunlukta unutulup gidiyor.

Beyin hücreleri mutlaka kolesterol üretmeli!..

--------------

Beyin hücreleri kolesterol üretmiyorsa ne olur?’sorusunun cevabı, düşüncelerimizin en trajik bölümünü oluşturuyor.

Normal şartlarda beyin hücrelerimizin, beynin ve merkezi sinir sisteminin çalışması için üretmiş olduğu tek bir kolesterol molekülü 5 yıllık bir yarılanma ömrüne sahiptir. Bunun anlamını bilmeyenler için mutlaka açıklamalıyız. Sinir sistemi ve beyin hücreleri 5 yıl içinde sahip oldukları bütün kolesterol moleküllerini yenilemek zorundalar (sadece 1400 gr’lık beyin hücrelerinin içerdiği kolesterol 5 yıl içinde yenilenmeli), beyin ve sinir hücreleri sahip olduğu kolesterol miktarını 5 yıl içinde yenilemek, yeni kolesterol molekülleri elde etmek zorunda. Kısaca organizma içindeki kolesterolün yarılanma süresinin anlamı bu.

Söz konusu kolesterol molekülleri nöron ve glial hücre zarlarında ve miyelin kılıfı olmak üzere iki önemli bölgede yerleşirler[17]. Beynimizde bulunan toplam kolesterolünün % 70’i sinirsel iletimde çok önemli rolü olan sinir hücrelerinin miyelininde bulunduğunu hatırlatalım. Ve tabiî ki bütün bu kolesterol miktarının beyin ve sinir sistemi hücrelerince ileride kolesterolü oluşturacak olan ilk moleküllerden (asetil Co A) sentezlenmek zorunda olduğu (novo sentez) unutulmasın.

Dolayısıyla dışardan besinsel olarak alınan kolesterol miktarının doğrudan beyin hücreleri üzerinde olumlu ya da olumsuz yönde rolü olmadığını, fakat sağlıklı yağ alımıyla diğer doku ve organlarındaki düzensizliklerin engellenebileceğini, bunun da beyin işlevlerini kolaylaştırabileceğini ifade etmiş olalım[18]. Özellikle yağ asitlerinin, proteinlerin ve şekerler gibi biyokimyasal maddelerin son yıkım ürünü olan asetil Co A adlı molekül, kolesterol yapımında gerekli ilk molekül olarak ortaya çıkar ve kan beyin bariyerini çok rahat geçebilir.

Ayrıca meraklıları için önemli bir konuyu vurgulamak zorundayız. Merkezi sinir sistemi hücrelerinde, yani beyin ve sinir hücrelerinde kolesterol üretim hızı, bildiğiniz bütün organlardan çok daha fazladır.Hücresel kolesterol üretim hızı’ deyince beyin ve sinir sistemi hücreleri karşısında, karaciğer hücreleri dâhil bütün hücreler çok gerilerde kalırlar. Nasıl denir; hani kendi aralarında yarış yapsalar beyin hücreleri yanında, diğer organlar arkalardan sürekli nal toplamak zorunda kalırlar[19].

Fakat işin can sıkıcı tarafı yaşlandığımız süre içinde bu yarışta göreceli olarak beyin hücrelerinin bu yarışı kaybedeceği gerçeğidir[20]. Yaşlandığımız süre içinde beyindeki kolesterol sentez hızı sürekli azalır, azalır…Her araştırmacı kan kolesterol düzeyine takılıp kalmıştır, çoğu bunu göremez.

Kardiyologlar başta olmak üzere, birçok bilim uzmanının gözden kaçırdığı sorunlar ise burada saklıdır.

Beyin başta olmak üzere bütün doku ve organlar zaman içinde hücresel kolesterol üretme (sentez) yeteneğini kaybederken, karaciğer organı bu genel durumun dışında kalabilir mi?

Bizce karaciğer hücreleri, bütün organizma hücrelerini etkileyen bu genel durumun dışında kalamaz, çünkü organizma bir bütündür!

Yani aslında karaciğerde yaşlandıkça fazla kolesterol üretmez!

Kolesterol yüksekliğinde, karaciğerin fazla kolesterol ürettiği düşüncesi ve bu konu üzerinde yapılan binlerce araştırmanın hepsi tamamen saçmalıktır ve çöpe gidecektir!

Bazıları kızmadan hemen açıklayayım; Karaciğer hücrelerinin kolesterol ve yağ üretimindeki eksiklik, total kolesterol düzeyi ile anlaşılmaz, karaciğerin salgılamış olduğu lipoproteinler üzerinde kolesterol molekülleri eksiklikleri ortaya çıkar ve bu nedenle araştırmacılar tarafından hiç fark edilmez (small LDL, small HDL vs).

Lipoprotein partikülünü oluşturan kolesterol dâhil bazı bileşenler zaman içinde mutlaka azalır, söz konusu sorunlu partiküller kullanılamaz ve kanda birikir. İşte bilimsel tartışmalara neden olan sorunlarda [21] burada başlar, kolesterol masalı kan damarlarına, beyin damarlarına doğru kaymaya başlar!

Total lipoprotein partikül hipotezinde[22] matematiksel olarak ifade edilmeye çalışılan, birkaç dostum hariç, çoğu bilim adamının göremediği asıl gerçek ise burada saklıdır. Organizmada normal sağlıklı bir insana oranla partiküllerinizin yapımında (anabolik nedenlerle) total anlamda lipit açığı vardır! Kanda görülen tek parametrelik yüksek kolesterol yapımla ilgili (anabolik) değil, tam tersine yıkımla ve kanda oluşan birikimle (katabolizma) ilgili bir sorundur.

İşte bu nedenle bize göre kolesterol ilaçları (statinler) dünya bilim tarihinin en büyük yanılgısı olarak ilerleyen yıllarda kayıtlara geçecektir. Çünkü tıp dünyası var olan bir sorunu, anabolik yolu engelleyerek statinlerle çözmeye çalışmaktadırlar ki, bu bilim adına saçmalamaktan başka bir şey değildir.

Yaşlandıkça doku ve organlarımızın sahip olduğu bütün hücreler, hızlı kolesterol sentezleme yeteneğini kaybeder. Buna karaciğerde dâhildir!

Yaşlandıkça beyin hücrelerimizde ortaya çıkan ve çeşitli beyin ve sinir sistemine ait rahatsızlıklarda bu durumun ilginç göstergeleri arasında yer alır.

Sinir sistemi ve beyin yeterli miktarda kolesterol molekülleri üretemezse ne mi olur?
İnanın bunu tahmin etmek, uzman olmayanlar için bile hiç zor değildir. Artık yaşlanmış, masum, belki biraz sinirli, kızgın fakat sevimli aile fertlerinizi incelemeniz, bu konuyu kavramak için yeterli olacaktır…

-------------

Beyinde üretilen kolesterolün %70’i sadece miyelinde kullanılıyorsa birçok sorunun cevabını çekinmeden sizler verebilirsiniz. Çünkü yaşlılarda görülen birçok nörolojik ve psikiyatrik hastalıkların temelinde miyelin bozulmaları vardır ki, bunu sizlere detaylı olarak nöroloji uzmanları anlatabilir. Biz kabaca yaşlılarda bunama, hafıza kaybı, nöropati gelişebildiğini açıklamakla yetinelim.

Zaman içinde organizmada hücresel (anabolik) olarak kolesterol sentezi azalıyor!

Bütün bu tersliklerin yanı sıra, kolesterol ilaçları yani statinler, bizim çok güvendiğimiz kan beyin bariyerini geçiyorsa gerçekten yandınız!

The Wall Street Journal’da Dr. Orli Etingin’in dikkat çekmeye çalıştığı nokta bu ve bizce çok önemli…

Yapılan çalışmalara bakılacak olursa kandan beyin hücrelerine kolesterol geçişi olmamasına karşın, özellikle statin türevi ilaçlar kan beyin bariyeri aşıyor ve beyinde kolesterol sentezini engelliyor gibi görünüyor! Yoksa başka türlü bu ilacı kullananlarda yan etki olarak neden sinirsel rahatsızlıklar ve nöropati oluşsun ki?

Yaşlı olduğunuz için kolesterol üretiminiz yetersiz olmasına rağmen, gittiğiniz doktorda size sadece kan kolesterol değerlerinize bakarak, kolesterol düşürücü bir ilaç yazmışsa gerçekten çok kötü şeyler olabilir?

En kibar deyimle insanlar bu durumda aptallaşır! Kolesterol ilaçlarının aptallaştırma etkisi de bizce burada başlar!

Dr. Orli Etingin işte bu noktada sonuna kadar haklıdır…

-----------------

Artık küresel ilaç şirketleri de işi iyice azıttı!

Henüz beyin, sinir sistemi gelişimini tamamlanmamış çocuklara bile kolesterol ilaçları vermek istiyorlar! Beyni gelişmeyen aptal bir nesil ortaya çıkması ilaç şirketlerinin sorunu değil ki, onlar kazandıkları paraya bakıyorlar!

Sadece çocuklar, kalp krizinden korkan insanlarda değil ilaç şirketlerinin hedefinde olanlar. Özellikle yaşlı insanlar üzerinde duruyorlar, yaşlı insanlarda merkezi sinir sisteminin, beynin ihtiyaç duyduğu kolesterol ilaç şirketlerinin umurlarında bile değil!

Son zamanlarda yaşlı insanlara kolesterol ilaçlarını satabilmek için yapmadıklarını bırakmıyorlar!

Yaşlı insanlarda varolan ölüm korkusunu sömürgeciliği ise tam bir komedi ve daha bitmedi. Söz konusu kolesterol düşüren ilaçlar bunamayı, hafıza kaybını, kalp kasları zayıflığını sözüm ona önledi, şimdi başka bir olayı ön plana çıkarmaya çalışıyorlar! Çok önceden söylendiği gibi yakında içeceğimiz suya da kolesterol düşürücü katmaya kalkarlarsa hiç şaşırmayın. Yaşlılara verilecek, çocuklara verilecek, orta yaşlılara verilecek! Çok ünlü kardiyologlarımıza göre, yüzyılın icadı sayılıyor bu ilaçlarımız!

Yani mucize bir ilaçmış bu statin adı verilen kolesterol düşürücüler…

Bilimin geldiği noktaya bir bakın, bilim artık mucizelere inanıyor!

Sanki vapurda jilet satıyorlar!

Bu ilaç sadece kolesterol yapımını durdurmuyormuş aynı zamanda dalağa, böbreğe, gözlere, uykusuzluğa, sinirlere, şekere, akciğer yetmezliğine, tansiyona, kansere, iktidarsızlığa iyi geliyormuş:- Aman Tanrım gerçekten bu ilaç gerçekten bir mucize!

Bir beyin hastalığı olan Alzheimer’a, kolesterol düşürücü ilaçlar nasıl olduğu anlaşılmaz bir biçimde iyi geliyor ve hastalara fayda sağlıyormuş:-Oh oh ne güzel?...

Sözde kolesterol sentezi durduran bu ilaç, inanılmaz bir şekilde Alzheimer hastalarında bulunan bazı kötü proteinleri de yok edebiliyormuş:-Hadi bee şaka yapıyorsun proteinlere de etkili hadi hayırlısı!…

Statin verilen ilaç, Alzheimer hastalarında, hafıza, zekâ yani IQ gelişimi hızlanıyormuş: -Hay sizin IQ’nuzu sevsinler!..

Pardon beyler, bilim gözlüğünü takın ve yeniden bir bakın!

Beyin hücrelerinin kolesterol üretimi ne alemde?...


Mevlüt Durmuş
Biyolog, 03 Eylül 2008

KAYNAKLAR VE DİPNOTLAR

[1] http://online.wsj.com/article/SB120277403869360595.html.html?mod=home_health_right
[2] Yong-Ku Kim and Aye-Mu Myint (2004). Clinical application of low serum cholesterol as an indicator for suicide risk in major depression. Journal of Affective Disorders Volume 81, Issue 2, August 2004, Pages 161-166.
[3] Aslında merkezi sinir sistemi ve periferik sinir sistemi, beyinden başlayarak omurilik dahil bütün periferik sinir hücrelerini kapsar. Biz merkezi, santral, periferik sinir sistemi yerine, konuya yabancı olanlar için daha anlaşılır olsun diye, sadece beyin ve sinir terimleriyle anlatmaya çalıştık.
[4] Archana Singh-Manoux et al (2008). Low HDL Cholesterol Is a Risk Factor for Deficit and Decline in Memory in Midlife. Arteriosclerosis, Thrombosis, and Vascular Biology. 2008;28:1556.
[5] Karaciğer dışı organların kolesterol üretimi dışında HDL azlığına etki eden birkaç faktör daha var, fakat bugünkü önceliğimiz bu ve beyin hücrelerimizin bağlı olduğu merkezi sinir sistemi ve kolesterol üretimi.
[6] Birgit Agerholm-Larsen et al (2000). Elevated HDL Cholesterol Is a Risk Factor for Ischemic Heart Disease in White Women When Caused by a Common Mutation in the Cholesteryl Ester Transfer Protein Gene. Circulation;101: 1907.
[7] Birgit Agerholm-Larsen et al (2000) Common cholesteryl ester transfer protein mutations, decreased HDL cholesterol, and possible decreased risk of ischemic heart disease. Circulation. 2000; 102: 2197
[8] Bizim birkaç dostum dışında kabul görmeyen görüşümüze göre, aslında karaciğer de zaman içinde kolesterol üretimini kısıtlar, bu nedenle kana salınan partiküller küçülür, kullanılmaz ve birikir. Bu nedenle tek parametrede kolesterol yüksek çıkar, kandaki kolesterol yüksekliği sorunu anabolik değil, katabolik sorundur. Küçülen partiküllerin sonuçlarını daha önce anlatmıştık.
[9] Sevil Kurban, İdris Mehmetoğlu (2007) Santral sinir sisteminde kolesterol metabolizması. Genel Tıp Derg 2007;17(2):123-129.
[10] Bjorkhem I, Meaney S (2004) Brain cholesterol: Long secret life behind a barrier. Arterioscler Thromb Vasc Biol 2004;24:806-15.
[11] Heverin M, Bogdanovic N, Lutjohann D, Bayer T, Pikuleva I,Bretillon L, et al (2004) Changes in the levels of cerebral and extracerebral sterols in the brain of patients with Alzheimer's disease. J Lipid Res 2004;45:186-93.
[12] blood-brain barrier, kan beyin bariyeri
[13] Chobanian AV, Hollander W (1962) Body cholesterol metabolism in man. I. The equilibration of serum and tissue cholesterol. J Clin Invest 1962;41:1732-7.
[14] Wilson JD (1970) The measurement of the exchangeable pools of cholesterol in the baboon. J Clin Invest 1970;49:655-65.
[15] Osono Y, Woollett LA, Herz J, Dietschy JM. Role of the low density lipoprotein receptor in the flux of cholesterol through the plasma and across the tissues of the mouse. J Clin Invest 1995;95:1124–32.
[16] Renzhe Cui, Hiroyasu Iso et al (2007) Serum total cholesterol levels and risk of mortality from stroke and coronary heart disease in Japanese: The JACC study. Atherosclerosis. Volume 194, Issue 2, October 2007, Pages 415-420.
[17] Bjorkhem I, Meaney S (2004) Brain cholesterol: Long secret life behind a barrier. Arterioscler Thromb Vasc Biol 2004;24:806-15.
[18] Jurevics H, Morell P (1995) Cholesterol for synthesis of myelin is made locally, not imported into brain. J Neurochem 1995;64: 895–901.
[19] Andersen JM, Dietschy JM. Absolute rates of cholesterol synthesis in extrahepatic tissues measured with 3H-labeled water and 14C-labeled substrates. J Lipid Res 1979;20:740-52.
[20] Muse ED, Jurevics H, Toews AD, Matsushima GK, Morell P (2001) Parameters related to lipid metabolism as markers of myelination in mouse brain. J Neurochem 2001;76: 77–86.
[21] http://www.kolesterolmasallar.blogspot.com/ Genetik kolesterol yüksekliği üzerine süpheler. Bölüm 1,2,3
[22] Mevlüt Durmuş (2003). Kolesteroldeki Kaos. Nobel Yayın. Ankara

27 Ocak 2008 Pazar

Kolesterol ilacı yararlı mı zararlı mı?





Kolesterol ilacı yararlı mı zararlı mı?
Ezetrol’ün kolesterolü düşürmediği ve kalp krizini tetiklediği haberleri tedirginlik yarattı. Kardiyologlar ve Sağlık Bakanlığı uzmanları konu hakkında neler diyor?
18 Ocak 2008 00:42





Kolesterol düşürücü ilaç Ezetrol ile ilgili Hollanda’dan gelen araştırma sonuçları, bu ilacı kullananlar arasında panik yarattı


Basına yansıyan haberlere göre; 720 hasta üzerinde yapılan klinik çalışma sonucu bu ilacın kolesterolü düşürmediği ve kalp krizini de tetiklediği ortaya çıktı. Kardiyologlar, “Tek bir olumsuz örnek ilacın kullanılmaması için yeterli değil ama yine de temkinli olmak gerekir” derken, araştırma sonuçlarının yanlış yorumlandığını ileri süren üretici firma Merck Sharp Dohme yetkilisi “İddialar tamamen yanlış” diyor. Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürü Mahmut Tokaç ise “Otoriteler açısından bir yayın yok, araştırmamız sürecek, gerekli açıklamayı yapacağız” dedi.




BAKANLIK: ARAŞTIRMAMIZ DEVAM EDECEK
Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürü Mahmut Tokaç, kolesterol ilacı Ezetrol ile ilgili olarak şunları söyledi: “Bu konuda otoriteler açısından henüz herhangi bir yayın yok. Bilimsel anlamda kayda değer bir yazı gelmedi, ama bizim araştırmamız devam edecek. Biz böyle bir durum olduğunda, güvenlik komisyonumuzun gündemine getiririz, onun alacağı kararlara göre karar veririz. Herhangi bir bulguya ulaşırsak ve gerekirse önümüzdeki günlerde bu ilaçla ilgili açıklama yapacağız.” Kolesterol düşürücü “ezetimibe” etken maddeli Ezetrolün iki hasta grubunda kullanıldığını belirten Türk Kardiyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Çetin Erol da şu açıklamayı yaptı:




PROF. EROL: RESMİ GÖRÜŞTE DEĞİŞİKLİK YOK
“Dün Amerikan Kalp Cemiyeti bu konuyla ilgili kısa bir bildiri yayınladı. Bu ilacın kullanıldığı iki nokta var: Birisi ‘statin’ dediğimiz kolesterol ilacını herhangi bir nedenle kullanamayan hastalar. İkincisi de bu ilaç gruplarının maksimum, yani en üst düzeydeki dozlarıyla kolesterolleri istenen seviyede düşmeyenler. Biz bu ilacı işte bu iki hasta grubunda kullanıyoruz. Amerikan Kalp Cemiyeti’nin dün yayınladığı resmi görüşüne göre bu ilaçla ilgili bu iki konuda da herhangi bir değişiklik yok.”


TEMKİNLİ OLMAK GEREKİR
Bugüne kadar bu ilacı kullananlar arasında kalp krizi geçiren bir hastasının bulunmadığını belirten Prof. Erol, ilacın kullanılması konusunda yine de temkinli olmak gerektiğini söyledi: “Tek bir çalışmayla herhangi bir şey söylemek çok doğru değil, bu ilaçla ilgili olarak yürüyen üç tane çalışma daha var, onların da beklenmesi lazım. Ayrıca karşılaştırıcı çalışma da yapmak lazım. Bu bir uyarı olabilir, temkinli olmak ve daha fazla dikkat etmek, gereksiz ve lüzumsuz yere kullanmamak gerekir. Yani iki endikasyonu var ve bu iki şartın dışında kullanılmaması lazım. Bu iki şartın dışında diyelim ki kolesterolü yüksek statin vermeden doğrudan doğruya Ezotrol vermemek lazım. Zaten kanunen de veremiyorsunuz. Biraz daha dikkat etmek gerekecek.”


DOÇ. DAĞDELEN: TEK ÇALIŞMA İLE KULLANILMASIN DENEMEZ
Hastalarının yaklaşık yüzde 5’inde bu ilaca ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Kardiyolog Doç. Sinan Dağdelen de ilaçla ilgili bu çalışmanın aksini gösteren çok sayıda çalışma olduğunu, bu nedenle tek bir çalışmaya bakarak ‘kullanılmasın’ denemeyeceğini kaydetti: “Bu ilacın kolesterolü düşürdüğü bir çok çalışma ile ispatlanmıştır, fakat damar sertliği üzerine bir faydası yoktur. Normal kolesterol ilacıyla kolesterolü yeterince düşmeyen hastalarda kullanılmasını öneriyorum. Sağlık Bakanlığı’nın kuralı da zaten böyledir, yani kolesterol normal ilaçlarla düşmüyorsa kullanımına izin veriyor. Diğer kolesterol ilaçlarından 20 YTL olan da var 180 YTL olan da. Bu kolesterol ilaçlarıyla sonuç alınamadığında 85 YTL olan Ezetrol yazılıyor, Sosyal Güvenlik Kurumu da ancak o zaman karşılıyor.”




DAHA ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR OLUMLU YÖNDE
Doç. Dağdelen ilaçla ilgili daha önce yapılmış araştırmalara ise şu örnekleri verdi: “Washington’da 2004’de 1065 bayan, 796 da erkek olmak üzere yaklaşık 2000 hasta üzerinde yapılan ve ‘Bayanlar ve erkeklerde Ezetrol’ün normal kolesterol ilaçlarıyla birlikte kullanımı etkili ve emniyetli midir?’ çalışmasının Journal Womans Health dergisinde yayımlanan sonucu şöyle: Ezetrol normal kolesterol ilaçlarına eklendiğinde kolesterolü çok daha fazla düşürmektedir ve bu yararlı etki hem kadınlarda hem erkeklerde eşit derecededir. Ezetrol kolesterol ilaçlarına eklendiğinde yan etkiler açısından hastalar tarafından çok iyi tolore edilmektedir ve hem kadınlarda hem de erkeklerde son derece emniyetlidir.”


DAHA FAZLA İNCELEME GEREKİR
“Bundan sonra bu ilaç hastalara gönül rahatlığı ile yazılabilir mi?” sorusuna Doç. Dağdelen’in yanıtı ise, “Şu anda yazılsın, çünkü henüz bunun aleyhinde büyük bir çalışma ve veri yok. İlacın etkileri açısından aleyhteki tek bir çalışma, daha fazla incelemeyi gerektirir ama bu ilacın kullanılmasını engellemeye yeterli değildir” şeklinde oldu.
DR. ŞENER: ŞÜPHE UYANDIRDI
Memorial Hastanesi’nden uzman Kardiyolog Dr. Deniz Şener de ilacın bütün dünyada kullanıldığını ve bu konuda ancak büyük çaplı araştırmalarla değerlendirme ve yorum yapılabileceğini söyledi ve ilacın ‘şüphe’ yarattığına dikkati çekti. Şener, şöyle dedi: “Bir ilacın piyasaya çıkması için bir çok araştırma yapılıyor. Bu ilaçla ilgili yapılan bu çalışmalar hep olumlu yönde sonuç vermiş. Piyasaya çıktıktan sonra da yapılan pek çok araştırma var, bunlardan bir tane araştırma olumsuz sonuç vermiş, bu nedenle ilacın sadece bu olumsuz araştırmaya bağlamak ve diğer araştırmaları göz ardı etmek yanlış bir şey” şeklinde konuştu.
ÜRETİCİ FİRMA: SONUÇLAR YANLIŞ YORUMLANDI
2002 yılında onaylanan ilacın üretim ve pazarlamasını Shering Plough ve Merck Sharp Dohme (MSD) firmaları yapıyor. MSD İlaçları Medikal Direktörü Dr. Meltem Telaferli ise söz konusu araştırmanın iki firma tarafından yapıldığını söyledi ve iddialarla ilgili sorularına şöyle yanıt verdi: “Çalışma, ezetimib ve simvastatin etken maddelerinin kombinasyonunun tek başına simvastatine göre ateroskleroz yani damar sertliğinin ilerleme hızı üzerinde ek faydası olup olmadığının anlaşılması için yapıldı. Bir kere ilacın kolestorolü düşürücü etkisi olmadığı ve kalp krizini tetiklediği yönündeki ifadeler tamamen yanlıştır. Bu çalışmanın iki sonlanma noktası var. Birisi kolesterolü ne kadar düşürdüğü, diğeri ise arterlerde plak oluşumuna olan etkileri. Çalışma sonucunda ilacın kolesterol düşürücü etkisinin daha fazla olduğu ortaya çıktı. Ancak oluşan plakların gerilemesi konusunda her iki ürün birbirlerine bir farklılık gösteremediler. Kalp krizini tetiklediği yönünde ise zaten çalışmada herhangi bir şey yok. Sonuçlarda böyle bir etkinin olup olmadığına bakılmadı bile.”




ARAŞTIRMA SÜRÜYOR, KESİN SONUÇ 2 YIL SONRA
Çalışmanın 720 hasta üzerinde yapıldığın ve bu sayının yetersiz olduğunu vurgulayan Dr. Taleferli, ilaçla ilgili araştırmaların sürdüğünü söyledi ve şöyle devam etti: “Tıpta kesin diye bir şey yoktur ancak 720 kişi bir sonuca varmak için yetersiz bir sayıdır yaklaşık 20 binin üzerindeki hasta sayısı sonuç için yeterli olabilir. Şu anda 20 bin hastada yapılan üç büyük çalışma var, iki yıl içinde de bunlar sonuçlanacaktır. Bu üç büyük çalışmanın sonucu çıktığı zaman ilaçla ilgili daha net şeyler söyleyebiliriz ancak kolesterol düşürücü etkisi konusunda hiç bir sorun olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.”


MEVLÜT DURMUŞ'UN HABER HAKKINDAKİ YORUMU:

1. Her şeyden önce, söz konusu çalışmanın çok önceden yapıldığı fakat söz konusu çalışmanın insanlara ulaşmaması için özellikle gizlendiği, söz konusu haberin basına daha sonra sızdığı unutulmamalı. Yani bilim ve bilimsellik iddiasında olanlar konunun bu yönüne hiç bakmaya gerek duymuyor.


2. Aklı başında olmayan bir araştırmacı (!) kendine doğru soru sormadıkça doğru bir sonuca ulaşamaz. Kolesterol ilaçlarıyla içli dışlı olan ve konu üzerinde bulduğu her platformda 'bilim ve bilimsellik' nutukları atanların bazıları kendilerince çalışmaları yetersiz buldukları söylemekten geri kalmıyorlar: haklı olabilirler.. Onlara sorulacak soru şudur: 'Kolesterol düşürmenin yararlı olduğunu gösteren, 10 yıl süren araştırma sonuçları, ölüm oranlarıyla birlikte değerlendirildiğinde hangi sonuçlara ulaşıyorsunuz?'... 10 yıl süreyle kolesterol düşürücü ilaç kullanabilecek (?) kaç hastaya sahipsiniz?


3. Şayet söz konusu kolesterol düşürücü ilaç zararlı ise, diğer kolesterol düşürücü ilaçların zararlı olmadığı iddia ediliyorsa (Steve Nissen), söz konusu zararlı kolesterol düşürücüyle, zararsız olduğu iddia edilen kolesterol düşürücülerin metabolik farkları nelerdir? Söz konusu ilaç, diğer bir kolesterol düşürücüyle (statinlerle) karşılaştırılmış bir fark görülmemiş.. Kontrol grubundaki durum hakkında kimse ağzını açmıyor ve hiç bir şey söylemiyor: kullanılan iki ilaç arasında plak oluşumunu engellemek konusunda fark yokmuş...Plak oluşumunda azalma ya da armayı nasıl değerlendirdiniz? Bazı kardiyologların çok sevdiği RANDOMİZE çalışmalara ne oldu, kontrol grubunuzun sonuçları nerede? Haberde ilaçlarla ilgili bir yetkilinin savunmasındaki komikliğe lütfen dikkat edin: 'Ancak oluşan plakların gerilemesi konusunda her iki ürün birbirlerine bir farklılık gösteremediler. Kalp krizini tetiklediği yönünde ise zaten çalışmada herhangi bir şey yok. Sonuçlarda böyle bir etkinin olup olmadığına bakılmadı bile..' ÖZÜRÜ KABAHATİNDEN BÜYÜK cümlesine modern ve bilimsel bir yaklaşım ancak bu kadar olurdu!..Plak oluşumunda gerileme olup olmadığı yine söylenmiyor; iki ilaç arasında fark yok diyor...Kontrol grubu yok mu oldu?

4. Haberle ilgili görüşlere katılmayanlar, çalışmanın yetersiz olduğu düşüncesini taşıyanlar günde söz konusu ilaçtan ne kadar satıldığına tekrar bir baksınlar diyorum..Bu kadar yoğun satılan bir ilacın araştırması yapmak gerçekte asla zor değildir, fakat yaptığınız araştırmanın sonuçlarını yayınlamak: işte zor olan budur.. Bu nedenle söz konusu çalışmanın yetersiz olduğunu söyleyenlerden utanıyorum: O zaman çalışmayı yeterli hale getirin; kaç bin hastalık veri sizleri ikna etmek için yeterli olacaktır bilmiyorum, fakat söz konusu ilacın yüzbinlerce kutu satıldığını biliyorum..


5. Sağlık bakanlığına gelince...Ben ve benim gibi düşünenler T.C Sağlık Bakanlığına gerekli uyarıyı çok önce yapmıştı... Umarım bir kez daha düşünme fırsatı bulabilirler...


6. Konuyla ilgili en ciddi çalışma sonuçlarının en erken 2010 yılında ortaya çıkacakmış: işte buraya dikkat: Falcı değillim ama 2010 yılında açıklanacak sonucu bu günden biliyoruz: PARDON SİZ YILLAR ÖNCE HAKLIYMIŞSINIZ diyecekler... Yıllar sonra gelecek 'pardon' kime fayda sağlayacak? Peki bu arada geçen zaman içinde neler olacağını lütfen sizler düşünün: kim kaybedecek kimler kazanacak?
7. Bizim 'Türk Kardiyoloji Derneği' (TKD) neden konu üzerinde meslekdaşlarıyla birlikte ortak çalışma başlatmıyor. Dernek üyeleriyle birlikte, söz konusu çalışmayı Türkiye sınırları içinde 2 ay gibi bir süre içinde yeterli hasta sayısıyla birlikte tamamlayabileceklerini iddia ediyorum: Neden yapmıyorlar? Halepte şu varmış, bu varmış, öyle olmuş böyle demiş, yeterliymiş yetersizmiş değil; Halep ordaysa arşın burda, cesaretiniz varsa buyrun beyler....

25 Ekim 2007 Perşembe

Herkese kolesterol hapı nasıl satılır?



Herkese kolesterol hapı nasıl satılır?



Kolesterol haplarının “olağanüstü” faydalarıyla ilgili haberlerin sonu gelmiyor. Haberlere bakarsak, her yemekten sonra bir kolesterol hapı içeceğiz. Peki ya gerçekler? “Kolesterol hapları yasaklanmalı!” diyen doktorlar bile var. iyibilgi özel

Vatan gazetesinde yayınlanan bir habere göre kolesterol hapları “mucize” imiş! Habere göre kalp sağlığınız için neleri hayal ediyorsanız ağzınıza bir kolesterol hapı atmanız yeterli. İyi beslenmeye, sigarayı bırakmaya, hareket etmeye çalışmanıza hiç gerek yok…
Bu sahte mucize haberi, sahte olduğu kadar “çürük” de… Kolesterol ilaçları ile ilgili yapılan araştırmalar, bu ilaçların faydadan çok zarar verdiğini gösteriyor.
Uzman Biyolog Dr. Mevlüt Durmuş, Sağlık Bakanlığı’na dilekçe yazarak kolesterol haplarının yasaklanması gerektiğini ifade ediyor.
Shane Ellison’un dilimize “Kolesterol Masalları” ismiyle çevrilen kitabı ise kolesterol hapı kullanmayı “ağır çekim intihar” olarak tanımlıyor. Kitaba göre bu haplar kalp kasını zayıflatıyor; kansere yakalanma olasılığını artırıyor; hafızaya zarar veriyor. Bu hapları kullananların yüzde 50’si olumsuz yan etkileri nedeniyle ilacı bir sene içinde bırakıyor.
Kitap, bir zamanlar, sigaranın da mucizevi bir sağlık ürünü olarak tanıtıldığını hatırlatıyor: Kaliforniya Tıp Başkanı Dr. Ian Macdonald, 1970’lerde, “Günde bir paket sigara akciğer kanserini uzak tutar” diye demeçler vermiş.
20 yıl sigara içerek ciğerlerimizi sağlamlaştırmaya çalıştıktan sonra bugün üzerine kalın harflerle başka şeyler yazmaya başladık. O herkese, her koşulda tavsiye edilen kolesterol haplarıyla kalp sağlığımızı düzeltmeye çalışmadan önce, “Kolesterol Masalları”na kısaca göz atalım:
"Statin grubu ilaçların gizlenen tehlikeleri"
Statinle, “tedavi” hastalıktan daha ölümcül olduğu için ders kitaplarında yer alması gereken bir olgudur. Statin grubu ilaçların tehlikesi hakkında pek konuşulmaz, çünkü ilaç firmaları tehlikeleri hekimlere bildirmezler.
The British Medical Journal (BMJ), gözden geçirilen 164 statin deneyinden sadece 48’inde ilacın yan etkilerinin görüldüğü hasta sayısının raporlandığını yazmıştır (29). Aynı senaryo, FDA onaylı Baycol, Vioxx ve piyasadaki çoğu ilaç için de geçerlidir.

Kamuoyu ve çoğu hekim bilmez ama kolesterol düşüren ilaçlar yaşamı tehdit edebilir (33). Prof. Dr. Uffe Ravnskov ve arkadaşları, İç Hastalıkları Arşivi Dergisi’nde yayınlanması için bir makale gönderdiler. Makalede, sağlıklı kişilerle yapılan üç deneyden ikisinde (EXCEL ve AFCAPS/TexCAPS), kolesterol düşürücü ilaç kullanılmadığında hayatta kalma şansının daha yüksek olduğunu göstermişlerdir (34). Ancak makalenin dergide yayınlanması reddedilmiştir.Statinlerin, konjestif* kalp yetmezliğine yol açacak şekilde CoQ10’yu düşürme yeteneklerinin de üzerinde durulması gerekir. Kalbimiz, nispeten güçlü kaslardan oluşmuştur ve görevini yerine getirebilmek için büyük miktarda enerjiye ihtiyaç duyar. CoQ10, kalpte bu enerjinin üretimini garantileyen yaşamsal bir maddedir. Ayrıntılı açıklarsak, kalbin kasılmak için harcadığı güç, yaklaşık olarak sizin tenis topunu sıkıştırmak için harcayacağınız güç kadardır. Sol ventrikül (karıncık) vücudun tümüne kan pompalamak zorunda olduğundan, duvarları kalındır, oysa atriumların (kulakçık) duvarları nispeten daha incedir. İnsan vücudunda yaklaşık 5 litre kan bulunur. Kalp bir saatte 280 litre kan pompalar. Bu da 24 saatte 7 bin 200 litre, yılda 2 milyon 688 bin litre demektir! Bu talebin bilinmesi, kalbin yeteri kadar enerjiye sahip olmasının önemini idrak etmemizi sağlayacaktır. Kalbin enerjisini statin kullanımıyla CoQ10 enzimlerini etkisizleştirerek düşürmek bir çeşit intihardır; ağır çekim bir intihar…
Düşük CoQ10 seviyesi, kardiyomiyopati olarak adlandırılan, kalp kasında güçsüzleşme nedeniyle konjestif* kalp yetmezliğine yol açar. Yani, statin kullanıcıları kalp krizi veya inme için mutlak risklerinde yüzde 3-4 azalma sağlarken belki de bu riski kardiyomiyopati riskiyle değiştirmekteler.
(*Ç.N.: Konjestif kalp yetersizliği, kalbin yeterince kan pompalayamaz hale gelmesidir. Bunun sonucunda doku ve organlara giden kan miktarı azalır. Aynı zamanda kalbe toplardamarlardan kan dönüşü sağlanamadığından, kalbe dönen venlerde kan göllenir. Sol kalp yetersizliğinde ise kan akciğerlerde birikir.)
Bu ölümcül yan etkiden kişinin CoQ10 desteği alarak korunabileceği öne sürülebilir. Ancak bu hipotezin statinlerin sebep olduğu kardiyomiyopatiden korunmak için etkin bir yöntem olduğu kanıtlanmamıştır. Bu konuda iddiaya girmek kalbiniz için zararlı olabilir. Kalple kumar oynamaya gelmez.
Statin grubu ilaçlar odaklanma ve hafızaya da zarar verir. Kolesterol, miyelin kılıfın (beyinde odaklanma ve hafıza için elektriksel mesajların taşınmasından sorumlu) bütünlüğünü sağlamada önemli bir maddedir. Kolesterol düşürülmesinin, dikkat ve hafıza üzerine olumsuz etkisinin olacağı mantıklı bir hipotezdir. Kolesterolde ciddi düşüşler yapan statin grubu ilaçların etkisini gözlediğimizde, yukarıda bahsedilen hipotezin doğru olabileceğini görürüz. NASA astronotu, uçuş cerrahı, aile hekimi ve “Lipitor- Hafıza Hırsızı”nın yazarı olan Dr. Graveline, 6 hafta Lipitor kullandıktan sonra hafızasını kaybettiğini iddia ediyor. İfadesinden, bir statin olan Lipitor’u kullandıktan sonra evini veya eşini tanıyamadığını öğreniyoruz. Hafıza kaybı bir keresinde altı saat sürmüş. İlacı kestikten sonra hafızasındaki bozukluk ortadan kalkmıştır.
Dr. Graveline bu tür deneyimler yaşamış tek insan değildir. Statin kullanmaktan kaynaklanan hafıza kaybı, CBS News televizyon kanalının dikkatini çekecek kadar yaygındır. CBS News, San Diego Kaliforniya Üniversitesi’nden Doç. Dr. Beatrice Golomb’un araştırma sonuçlarını yayınladı: “Düşünme yeteneğini [statin kullanımı nedeniyle] çok hızlı kaybeden insanlar görüyoruz. Hafıza kaybı o kadar hızlı ki, şirketlerde önemli bölümlerin başındaki kişilerin birkaç ay içinde çek defterini bile idare edemediğini ve işlerinden kovulduklarını görüyoruz” (35).
Kolesterol düşürücü ilaçlar, kansere yakalanma olasılığını da arttırıyor gibi görünmektedir. Dr. Thomas B. Newman ve arkadaşlarının Amerikan Tıp Derneği Dergisi’nde yayınlanan çalışmalarına göre, tüm kolesterol düşürücü ilaçlar - hem ilk çıkan fibratlar (klofibrat, gemfibrozil) hem de daha yeni olan statinler (Lipitor, Pravachol, Zocor) - insanlarda kullanılan dozlara eşdeğer dozda, kemirgenlerde kansere yol açmaktadır (36).
İlginç olan, hekimlere verilen referans kitabı PDR*’de bu gerçeklerin yansıtılmamasıdır. Örneğin PDR, “fibrik asit türevleri ve statinler ancak önerilen dozun 10 katı dozda alındığında yan etki olarak kanserin görülebileceğini” yazar.
(*PDR: Hekimlerin masaüstü referans kitabı. Hekim ve eczacıların başvuru kitabıdır, FDA tarafından onaylanmış ilaçlarla, onaylanmamış ancak Amerika Birleşik Devletleri’nde belli izinler çerçevesinde satılan bitkisel ilaçlara ait prospektüs bilgilerini içerir.)
FDA’da Metabolizma ve Endokrinoloji Ürünleri Bölümü başkan yardımcısı olan Dr. Gloria Troendle, kolesterol düşürücü gemfibrozil’in, kullananlarda ölüm riskini arttırdığı defalarca gösterilmiş olan ilaçlar sınıfına dahil olduğunu ifade etmektedir. Dahası, Troendle FDA’nın uzun vadeli kullanım için gemfibrozil kadar kansere yol açan herhangi bir ilacı onayladığına inanmadığını ifade etti.
Gemfibrozil ile ilgili endişeleri başkaları da paylaşıyor. Dr. Elizabeth Barbehenn, bunu “Fibratlar insanlar için potansiyel kanserojen olarak değerlendirilmeli ve kanserojen potansiyeli, gemfibrozil’in yarar-zarar değerlendirmesinin bir parçası olmalı.” sözleriyle ifade ediyor.
Bu gerçekleri görmezden gelen, ilaç sektörünün finanse ettiği FDA, danışma kurulu üyelerinin çoğu aksi yönde görüş belirttiği halde, bu ilaçlara onay vermiştir! Daha açık bir ifadeyle, kurula kolesterol düşürücü gemfibrozil’in kalp hastalığını önlemede onay alıp almaması gerektiği sorulduğunda, sadece dokuz üyenin üçü lehte oy kullanmıştır. Maalesef, bu oylar sadece “danışman” oyudur ve FDA kuruldan çıkan oylara bakmaksızın gemfibrozil’in insanlarda kullanımı için onay verme kararı almıştır.
Kemirgenlerden insanlara kanser bulgusunun uyarlanması çok belirsizdir. Bu, kolesterol düşürücü ilaç taraftarlarının argümanıdır. Bu argüman, sadece insanlar üzerinde yapılan deneylerde de kanser oranında artış görülürse doğru kabul edilir. Aslına bakarsanız, bilim adamlarının gördüğü de tam olarak budur.
Lancet dergisinde yer verilen makalede Sheperd ve arkadaşları PROSPER deneyi hakkında şöyle yazıyor: “Yeni kanser olguları, pravastain (Pravachol) kullananlarda, plasebo (yani ilaç kullanmayanlar) grubundakilerden daha çoktu” (37). Benzer bulgular CARE deneyinde de vardı. Deney sonuçlarına göre, Pravachol (Bristol-Myer Squib firmasının ürettiği kolesterol düşürücü ilaç) kullanan kadınlarda meme kanserinde belirgin oranda artış (göreceli riskte yüzde 1500 artış) görüldü (38).
Kolesterol düşürücü ilaçların ne şekilde kansere yol açabileceğine dair bir mekanizma aydınlatılmıştır. Boston’daki Beth Israel Deaconess Tıp Merkezi’nden Dr. Michael Simons’un Nature Medicine dergisinde yayınlanan makalesi, statinlerin damar endotel büyüme faktörü (VEGF) adı verilen bir maddeyi taklit ettiğini göstermiştir. Biyokimyasal VEGF yeni damarların büyümesini (anjiyogenez adı verilen olay) teşvik eder. Yeni damar büyümesi arterlerin büyümesine yardım ederken, bu yarar kanserin ilerleme potansiyeli nedeniyle olumsuza dönüşür.
İngiliz Kanser Dergisi, VEGF’nin kolorektal kanser yayılımında önemli rol oynadığını bildirmiştir. Mevcut tümörü olanlarda, VEGF ve VEGF’yi taklit eden bileşikler hastanın hayatta kalma süresini ciddi olarak düşürür (39, 40).
Kolesterol düşüren ilaçların insanlarda kullanılan olağan dozlarda kansere yol açma potansiyeli hiçbir zaman temel bilgi olarak kabul görmeyecektir. İlaç firmalarının yürüttüğü kolesterol düşürücü ilaç deneyleri genellikle kısa süreli –yani 5 yıl veya daha kısa- planlanır.Kanserin ortaya çıkması uzun zaman alır. Aşırı derecede fazla sigara içmek dahi 5 yıl içinde akciğer kanserine yol açmaz (41), ama yine de sigaranın akciğer kanserine neden olduğunu kabul ederiz. Statin deneyleri sadece 5 yıl sürdüğünden, bu yan etki “radar”dan kaçacaktır. Danimarka Üniversitesi’nden araştırmacılar, 50 yaşın üzerindeki kolesterol düşürücü ilaç kullanıcılarının yaklaşık yüzde 15’inde, statin kullanımının doğrudan sonucu olarak sinir hasarı şikayetleri olacağını bildiriyorlar. (42)
USA Today gazetesi “Statinler devletin itiraf ettiğinden çok daha fazla insanı öldürdü ve zarar verdi” diye yazdı. (43)
Kolesterol düşürücü ilaçların yan etkilerine ait liste, rabdomiyoliz ve erektil fonksiyon bozukluğunun, kolesterol düşürücü ilaç kullanımının olası sonuçları arasında olduğunu belirterek devam ediyor.
Neyse ki, kolesterol düşürücü ilaç kullananların yüzde 50’si olumsuz yan etkileri nedeniyle ilacı bir sene içinde bırakıyor. Hekimlerin statin deneylerini birincil bilgi kaynağı olarak kullandığını göz önüne alırsanız, kolesterol düşürücü ilaç kullanmaya devam eden diğer yüzde 50’nin, belki de kendilerinin de kurbanı olacakları ciddi yan etkiler hakkında bilgi sahibi olacağını düşünmek pek mümkün değildir.
Tehlikeleri görmezden gelen Forbes (bir yatırım dergisi olduğuna şaşırmamalı) dergisinde ise şöyle yazmaktadır: “En yüksek risk grubundaki hastalar daha agresif tedavi (statin) görmelidir, yani bu ilaçların daha yüksek, daha pahalı dozlarını kullanmalı” (44).
Bu tür ifadeler bana uzman kimliğine bürünmüş yüksek maaşlı uşakların 1970’li yıllarda kanseri önlemek adına sigara kullanımını nasıl teşvik ettiklerini hatırlatıyor:
“Eski bir atasözü değiştirilebilir: Günde bir paket sigara akciğer kanserini uzak tutar*”. -Dr. Ian Macdonald, U.S.News&World Report’dan, Kaliforniya Tıp Başkanı.(*Ç.N.: İngilizce atasözü, “an apple a day keeps the doctor away” şeklindedir. Türkçe’ye “günde bir elma doktoru uzak tutar” şeklinde çevrilebilir. )
Yukarıdaki bu ifade, “kalp hastalıklarını önlemek için kolesterolümüzü düşürmeliyiz” iddiası kadar saçmadır.
İlaç üreticileri ve istatistik canbazları göreceli risk azalmasını kullanarak hekimlerin ve hastaların gözlerini boyamaktadır. Kolesterol düşüren ilaçların yan etkilerine baktığımızda bunu çok daha belirgin olarak görürüz. Hiçbir koşulda yararlar risklerden ağır gelmiyor, o zaman bunu iddia edenler acaba hangi terazi ile tartıyorlar? Sakın ilaç firmasının terazisiyle olmasın?”

Referanslar:

29. Law, M.R. et al. Quantifying effect of statins on low-density lipoprotein cholesterol, ischemic heart disease, and stroke: systematic review and meta-analysis. British Medical Journal. 2003 June 28; 326 (7404):1423.30.

Strom, Brian L. Potential for Conflict of Interest in the Evaluation of Suspected Adverse Drug Reactions. Journal of the American Medical Association. 2004; 292: (DOI 1.1001/jama.21.2643)31. Harris, Gardiner. F.D.A. Failing in Drug Safety, official asserts. The New York Times. November 19, 2004.


33. Cohen, S.Jay. Over Dose. 2001.ISBN 1-58542-123-5.

34. Uffe Ravnskov, et al. Letter to Archives of Internal Medicine. Submitted on July 20, 2002.

35. O’Fallon, Ill ., May 24, 2004. CBS Evening News. “Statins’ Mind-Boggling Effects.”

36. Newman, Thomas B.et al. “Carcinoma of Lipid-Lowering Drugs.” Journal of the American Medical Association. January 3, 1996-Vol 275, No.1.

37. Shepard, J. et al. Pravastatin in elderly individuals at risk of vascular disease (PROSPER): a randomized controlled trial. Lancet. 2002 Nov 23:360 (9346):1623-30.

38. Sacks FM, Pfeffer MA, MOye LA, Rouleau JL, Rutherford JD, Cole TG, Brown L, Warnica JW, Arnold JM, Wun CC, Davis BR, Braunwald E. the effect of pravastatin on coronary events after myocardial infarction in patients with average cholesterol levels. Cholesterol and Recurrent Events Trial investigators. New England Journal of Medicine. 1996 Oct 3; 335 (14): 1001-9.

39. Akagi K.et al. vascular endothelial growth factor-C (VEGF-C) expression in human colorectal cancer tissues. Br. J Cancer. 2000 Oct; 83 (7): 887-91.

40. Aug 29 (Reuters Health). Nature Medicine September, 2000; 6: 965-966, 10004-1010.

41. Ravnskov, Uffe. Statins as the new asprin. Letters. British Medical Journal. 2002; 324:789 (30 March)

42. Julie Appleby, Steve Sternberg, USA Today. 08/20/2001.

43. Sternberg, Steve. USA Today. 08/20/2001.

25 Temmuz 2007 Çarşamba

Kolesterol ilaçlarının küçük yan etkisi: KANSER


25 Temmuz 2007 http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=28720

Kolesterol ilaçlarının küçük yan etkisi: Kanser
Hayykitap’tan yeni çıkan “Bir Masalmış Kolesterol” kitabı tıp dünyasını sarsacak… Her sene üreticilerine 26 milyar dolar kazandıran kolesterol düşürücü ilaçlar hakkında gizlenen bazı gerçekleri yazıyor kitap. Mesela, yan etkileri şunlar: Hafıza kaybı, kalbi zayıflatma ve kanser… iyibilgi özel

Kitabın yazarı organik kimya uzmanı Shane Ellison kolesterol düşürücü statin ilaç grubunun, tedavi etmeyi vaad ettiği hastalıktan daha ölümcül olduğunu ifade ediyor. Yazara göre, ilaçların bu özelliği ders kitaplarında yer almalı. İşte yılın tıp kitabından çarpıcı bir bölüm:
“Statin grubu ilaçların gizlenen tehlikeleri
Statinle, “tedavi” hastalıktan daha ölümcül olduğu için ders kitaplarında yer alması gereken bir olgudur. Statin grubu ilaçların tehlikesi hakkında pek konuşulmaz, çünkü ilaç firmaları tehlikeleri hekimlere bildirmezler.
The British Medical Journal (BMJ), gözden geçirilen 164 statin deneyinden sadece 48’inde ilacın bir veya birden fazla yan etkisini gösterdiği hasta sayısının raporlandığını yazmıştır29. Aynı senaryo, FDA onaylı Baycol, Vioxx ve piyasadaki çoğu ilaç için de geçerlidir.
Amerika Birleşik Devletleri Genel Muhasebe Bürosu’nun 1990 tarihli raporuna göre, reçeteli ilaçların yüzde 51’inde, onay sürecinden önce saptanmamış olan yan etkiler mevcuttur30. The New York Times gazetesi kısa süre önce FDA üyesi David Graham’ın bu konuyla ilgili verdiği ifadeyi yayınlamıştır. Senato Finans Komitesi’ne ifade veren 20 yıllık FDA emektarı Graham, FDA’yı açıkça suçlayarak, “Bu ülkenin tarihindeki, hatta dünya tarihindeki en büyük ilaç güvenliği faciasıyla karşılaştık” demiştir31. USA Today gazetesine göre ilaçların yan etkileri 2004’te, tarih boyunca görülen en yüksek rakama ulaşmıştır32.
Kamuoyu ve çoğu hekim bilmez ama kolesterol düşüren ilaçlar yaşamı tehdit edebilir33. Prof. Dr. Uffe Ravnskov ve arkadaşları, İç Hastalıkları Arşivi Dergisi’nde yayınlanması için bir makale gönderdiler. Makalede, sağlıklı kişilerle yapılan üç deneyden ikisinde (EXCEL ve AFCAPS/TexCAPS), kolesterol düşürücü ilaç kullanılmadığında hayatta kalma şansının daha yüksek olduğunu göstermişlerdir34. Ancak makalenin dergide yayınlanması reddedilmiştir.
Statinlerin, konjestif* kalp yetmezliğine yol açacak şekilde CoQ10’yu düşürme yeteneklerinin de üzerinde durulması gerekir. Kalbimiz, nispeten güçlü kaslardan oluşmuştur ve görevini yerine getirebilmek için büyük miktarda enerjiye ihtiyaç duyar. CoQ10, kalpte bu enerjinin üretimini garantileyen yaşamsal bir maddedir. Ayrıntılı açıklarsak, kalbin kasılmak için harcadığı güç, yaklaşık olarak sizin tenis topunu sıkıştırmak için harcayacağınız güç kadardır. Sol ventrikül (karıncık) vücudun tümüne kan pompalamak zorunda olduğundan, duvarları kalındır, oysa atriumların (kulakçık) duvarları nispeten daha incedir. İnsan vücudunda yaklaşık 5 litre kan bulunur. Kalp bir saatte 280 litre kan pompalar. Bu da 24 saatte 7 bin 200 litre, yılda 2 milyon 688 bin litre demektir! Bu talebin bilinmesi, kalbin yeteri kadar enerjiye sahip olmasının önemini idrak etmemizi sağlayacaktır. Kalbin enerjisini statin kullanımıyla CoQ10 enzimlerini etkisizleştirerek düşürmek bir çeşit intihardır; ağır çekim bir intihar…
Düşük CoQ10 seviyesi, kardiyomiyopati olarak adlandırılan, kalp kasında güçsüzleşme nedeniyle konjestif* kalp yetmezliğine yol açar. Yani, statin kullanıcıları kalp krizi veya inme için mutlak risklerinde yüzde 3-4 azalma sağlarken belki de bu riski kardiyomiyopati riskiyle değiştirmekteler.
*Ç.N.: Konjestif kalp yetersizliği, kalbin yeterince kan pompalayamaz hale gelmesidir. Bunun sonucunda doku ve organlara giden kan miktarı azalır. Aynı zamanda kalbe toplardamarlardan kan dönüşü sağlanamadığından, kalbe dönen venlerde kan göllenir. Sol kalp yetersizliğinde ise kan akciğerlerde birikir.
Bu ölümcül yan etkiden kişinin CoQ10 desteği alarak korunabileceği öne sürülebilir. Ancak bu hipotezin statinlerin sebep olduğu kardiyomiyopatiden korunmak için etkin bir yöntem olduğu kanıtlanmamıştır. Bu konuda iddiaya girmek kalbiniz için zararlı olabilir. Kalple kumar oynamaya gelmez.
Statin grubu ilaçlar odaklanma ve hafızaya da zarar verir. Kolesterol, miyelin kılıfın (beyinde odaklanma ve hafıza için elektriksel mesajların taşınmasından sorumlu) bütünlüğünü sağlamada önemli bir maddedir. Kolesterol düşürülmesinin, dikkat ve hafıza üzerine olumsuz etkisinin olacağı mantıklı bir hipotezdir. Kolesterolde ciddi düşüşler yapan statin grubu ilaçların etkisini gözlediğimizde, yukarıda bahsedilen hipotezin doğru olabileceğini görürüz.
NASA astronotu, uçuş cerrahı, aile hekimi, ve “Lipitor- Hafıza Hırsızı”nın yazarı olan Dr. Graveline, 6 hafta Lipitor kullandıktan sonra hafızasını kaybettiğini iddia ediyor. İfadesinden, bir statin olan Lipitor’u kullandıktan sonra evini veya eşini tanıyamadığını öğreniyoruz. Hafıza kaybı bir keresinde altı saat sürmüş. İlacı kestikten sonra hafızasındaki bozukluk ortadan kalkmıştır.
Dr. Graveline bu tür deneyimler yaşamış tek insan değildir. Statin kullanmaktan kaynaklanan hafıza kaybı, CBS News televizyon kanalının dikkatini çekecek kadar yaygındır. CBS News, San Diego Kaliforniya Üniversitesi’nden Doç. Dr. Beatrice Golomb’un araştırma sonuçlarını yayınladı: “Düşünme yeteneğini [statin kullanımı nedeniyle] çok hızlı kaybeden insanlar görüyoruz. Hafıza kaybı o kadar hızlı ki, şirketlerde önemli bölümlerin başındaki kişilerin birkaç ay içinde çek defterini bile idare edemediğini ve işlerinden kovulduklarını görüyoruz”35.
Kolesterol düşürücü ilaçlar, kansere yakalanma olasılığını da arttırıyor gibi görünmektedir. Dr. Thomas B. Newman ve arkadaşlarının Amerikan Tıp Derneği Dergisi’nde yayınlanan çalışmalarına göre, tüm kolesterol düşürücü ilaçlar - hem ilk çıkan fibratlar (klofibrat, gemfibrozil) hem de daha yeni olan statinler (Lipitor, Pravachol, Zocor) - insanlarda kullanılan dozlara eşdeğer dozda, kemirgenlerde kansere yol açmaktadır36.
İlginç olan, hekimlere verilen referans kitabı PDR*’de bu gerçeklerin yansıtılmamasıdır. Örneğin PDR, “fibrik asit türevleri ve statinler ancak önerilen dozun 10 katı dozda alındığında yan etki olarak kanserin görülebileceğini” yazar.
(*PDR: Hekimlerin masaüstü referans kitabı. Hekim ve eczacıların başvuru kitabıdır, FDA tarafından onaylanmış ilaçlarla, onaylanmamış ancak Amerika Birleşik Devletleri’nde belli izinler çerçevesinde satılan bitkisel ilaçlara ait prospektüs bilgilerini içerir.)
FDA’da Metabolizma ve Endokrinoloji Ürünleri Bölümü başkan yardımcısı olan Dr. Gloria Troendle, kolesterol düşürücü gemfibrozil’in, kullananlarda ölüm riskini arttırdığı defalarca gösterilmiş olan ilaçlar sınıfına dahil olduğunu ifade etmektedir. Dahası, Troendle FDA’nın uzun vadeli kullanım için gemfibrozil kadar kansere yol açan herhangi bir ilacı onayladığına inanmadığını ifade etti.
Gemfibrozil ile ilgili endişeleri başkaları da paylaşıyor. Dr. Elizabeth Barbehenn, bunu “Fibratlar insanlar için potansiyel kanserojen olarak değerlendirilmeli ve kanserojen potansiyeli, gemfibrozil’in yarar-zarar değerlendirmesinin bir parçası olmalı.” sözleriyle ifade ediyor.
Bu gerçekleri görmezden gelen, ilaç sektörünün finanse ettiği FDA, danışma kurulu üyelerinin çoğu aksi yönde görüş belirttiği halde, bu ilaçlara onay vermiştir! Daha açık bir ifadeyle, kurula kolesterol düşürücü gemfibrozil’in kalp hastalığını önlemede onay alıp almaması gerektiği sorulduğunda, sadece dokuz üyenin üçü lehte oy kullanmıştır. Maalesef, bu oylar sadece “danışman” oyudur ve FDA kuruldan çıkan oylara bakmaksızın gemfibrozil’in insanlarda kullanımı için onay verme kararı almıştır.
Kemirgenlerden insanlara kanser bulgusunun uyarlanması çok belirsizdir. Bu, kolesterol düşürücü ilaç taraftarlarının argümanıdır. Bu argüman, sadece insanlar üzerinde yapılan deneylerde de kanser oranında artış görülürse doğru kabul edilir. Aslına bakarsanız, bilim adamlarının gördüğü de tam olarak budur.
Lancet dergisinde yer verilen makalede Sheperd ve arkadaşları PROSPER deneyi hakkında şöyle yazıyor: “Yeni kanser olguları, pravastain (Pravachol) kullananlarda, plasebo (yani ilaç kullanmayanlar) grubundakilerden daha çoktu”37. Benzer bulgular CARE deneyinde de vardı. Deney sonuçlarına göre, Pravachol (Bristol-Myer Squib firmasının ürettiği kolesterol düşürücü ilaç) kullanan kadınlarda meme kanserinde belirgin oranda artış (göreceli riskte yüzde 1500 artış) görüldü38.
Kolesterol düşürücü ilaçların ne şekilde kansere yol açabileceğine dair bir mekanizma aydınlatılmıştır. Boston’daki Beth Israel Deaconess Tıp Merkezi’nden Dr. Michael Simons’un Nature Medicine dergisinde yayınlanan makalesi, statinlerin damar endotel büyüme faktörü (VEGF) adı verilen bir maddeyi taklit ettiğini göstermiştir. Biyokimyasal VEGF yeni damarların büyümesini (anjiyogenez adı verilen olay) teşvik eder. Yeni damar büyümesi arterlerin büyümesine yardım ederken, bu yarar kanserin ilerleme potansiyeli nedeniyle olumsuza dönüşür.
İngiliz Kanser Dergisi, VEGF’nin kolorektal kanser yayılımında önemli rol oynadığını bildirmiştir. Mevcut tümörü olanlarda, VEGF ve VEGF’yi taklit eden bileşikler hastanın hayatta kalma süresini ciddi olarak düşürür 39, 40.
Kolesterol düşüren ilaçların insanlarda kullanılan olağan dozlarda kansere yol açma potansiyeli hiçbir zaman temel bilgi olarak kabul görmeyecektir. İlaç firmalarının yürüttüğü kolesterol düşürücü ilaç deneyleri genellikle kısa süreli –yani 5 yıl veya daha kısa- planlanır.
Kanserin ortaya çıkması uzun zaman alır. Aşırı derecede fazla sigara içmek dahi 5 yıl içinde akciğer kanserine yol açmaz 41, ama yine de sigaranın akciğer kanserine neden olduğunu kabul ederiz. Statin deneyleri sadece 5 yıl sürdüğünden, bu yan etki “radar”dan kaçacaktır.
Danimarka Üniversitesi’nden araştırmacılar, 50 yaşın üzerindeki kolesterol düşürücü ilaç kullanıcılarının yaklaşık yüzde 15’inde, statin kullanımının doğrudan sonucu olarak sinir hasarı şikayetleri olacağını bildiriyorlar. 42
USA Today gazetesi “Statinler devletin itiraf ettiğinden çok daha fazla insanı öldürdü ve zarar verdi” diye yazdı.43
Kolesterol düşürücü ilaçların yan etkilerine ait liste, rabdomiyoliz ve erektil fonksiyon bozukluğunun, kolesterol düşürücü ilaç kullanımının olası sonuçları arasında olduğunu belirterek devam ediyor.
Neyse ki, kolesterol düşürücü ilaç kullananların yüzde 50’si olumsuz yan etkileri nedeniyle ilacı bir sene içinde bırakıyor. Hekimlerin statin deneylerini birincil bilgi kaynağı olarak kullandığını göz önüne alırsanız, kolesterol düşürücü ilaç kullanmaya devam eden diğer yüzde 50’nin, belki de kendilerinin de kurbanı olacakları ciddi yan etkiler hakkında bilgi sahibi olacağını düşünmek pek mümkün değildir.
Tehlikeleri görmezden gelen Forbes (bir yatırım dergisi olduğuna şaşırmamalı) dergisinde ise şöyle yazmaktadır: “En yüksek risk grubundaki hastalar daha agresif tedavi (statin) görmelidir, yani bu ilaçların daha yüksek, daha pahalı dozlarını” 44.
Bu tür ifadeler bana uzman kimliğine bürünmüş yüksek maaşlı uşakların 1970’li yıllarda kanseri önlemek adına sigara kullanımını nasıl teşvik ettiklerini hatırlatıyor:
“Eski bir atasözü değiştirilebilir: Günde bir paket sigara akciğer kanserini uzak tutar*”. -Dr. Ian Macdonald, U.S.News&World Report’dan, Kaliforniya Tıp Başkanı.
*Ç.N.: İngilizce atasözü, “an apple a day keeps the doctor away” şeklindedir. Türkçe’ye “günde bir elma doktoru uzak tutar” şeklinde çevrilebilir.
Yukarıdaki bu ifade, “kalp hastalıklarını önlemek için kolesterolümüzü düşürmeliyiz” iddiası kadar saçmadır.
İlaç üreticileri ve istatistik canbazları göreceli risk azalmasını kullanarak hekimlerin ve hastaların gözlerini boyamaktadır. Kolesterol düşüren ilaçların yan etkilerine baktığımızda bunu çok daha belirgin olarak görürüz. Hiçbir koşulda yararlar risklerden ağır gelmiyor, o zaman bunu iddia edenler acaba hangi terazi ile tartıyorlar? Sakın ilaç firmasının terazisiyle olmasın?”
Referanslar:
29. Law, M.R. et al. Quantifying effect of statins on low-density lipoprotein cholesterol, ischemic heart disease, and stroke: systematic review and meta-analysis. British Medical Journal. 2003 June 28; 326 (7404):1423.30. Strom, Brian L. Potential for Conflict of Interest in the Evaluation of Suspected Adverse Drug Reactions. Journal of the American Medical Association. 2004; 292: (DOI 1.1001/jama.21.2643)31. Harris, Gardiner. F.D.A. Failing in Drug Safety, official asserts. The New York Times. November 19, 2004.32. http://www.usatoday.com./money/industries/health/drugs/2005-03-13-fda-usat_x.htm33. Cohen, S.Jay. Over Dose. 2001.ISBN 1-58542-123-5.34. Uffe Ravnskov, et al. Letter to Archives of Internal Medicine. Submitted on July 20, 2002.35. O’Fallon, Ill ., May 24, 2004. CBS Evening News. “Statins’ Mind-Boggling Effects.”36. Newman, Thomas B.et al. “Carcinoma of Lipid-Lowering Drugs.” Journal of the American Medical Association. January 3, 1996-Vol 275, No.1.37. Shepard, J. et al. Pravastatin in elderly individuals at risk of vascular disease (PROSPER): a randomized controlled trial. Lancet. 2002 Nov 23:360 (9346):1623-30.38. Sacks FM, Pfeffer MA, MOye LA, Rouleau JL, Rutherford JD, Cole TG, Brown L, Warnica JW, Arnold JM, Wun CC, Davis BR, Braunwald E. the effect of pravastatin on coronary events after myocardial infarction in patients with average cholesterol levels. Cholesterol and Recurrent Events Trial investigators. New England Journal of Medicine. 1996 Oct 3; 335 (14): 1001-9.39. Akagi K.et al. vascular endothelial growth factor-C (VEGF-C) expression in human colorectal cancer tissues. Br. J Cancer. 2000 Oct; 83 (7): 887-91.40. Aug 29 (Reuters Health). Nature Medicine September, 2000; 6: 965-966, 10004-1010.41. Ravnskov, Uffe. Statins as the new asprin. Letters. British Medical Journal. 2002; 324:789 (30 March)42. Julie Appleby, Steve Sternberg, USA Today. 08/20/2001.43. Sternberg, Steve. USA Today. 08/20/2001.44. http://www.forbes.com/healthcare/2004/07/12/cx_mh_0712mrk.htmlBu haber 28 defa okundu. -->

24 Temmuz 2007 Salı

Kolesterol ilaçlarını çöpe atın

24 Temmuz 2007 http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=28616

Kolesterol ilaçlarınızı çöpe atın!
Kolesterol ilaçları kalp hastalığını önlemiyor; yaşam süresini uzatmıyor. Kısacası, bu haplar boşuna içiliyor. Hatta, ölümcül yan etkileriyle vücuda ciddi zararlar veriyor. Shane Ellison, dilimize “Bir Masalmış Kolesterol” ismiyle çevrilen kitabında bu ilaçların gerçek yüzünü gösteriyor.

Yazar, statinler veya fibratlar adıyla anılan kolesterol düşürücü ilaçların kalp hastalıklarını veya erken ölümleri önlemediğini aşağıdaki satırlarıyla ispatlıyor.

Statinler işe yarıyor mu?
Yüksek maaşlı uşaklar kolesterol düşürücü ilaçları “yeni aspirin” olarak nitelendiriyorlar. Barron’s kitabının yazarı Bill Alpert, aynı florür gibi, statinlerin de içme suyuna katılmasını önermektedir.
Bu çok konuşup az düşünen profesyonel işportacılara benim önerim, ahmaklıklarını tedavi etmek için ayak bileklerine tuğla bağlayarak yüzmeleridir. Suyu bu şekilde kullanmak ahmaklık için göreceli riski yüzde 100 azaltır. Tuğlalı yüzücülerin tuğlasız yüzücülere kıyasla mutlak toplam ölüm oranından bahsetmeyeceğim, zira “pek de umurlarında değil çünkü statin deneyleri göz önüne alındığında mutlak oranları ihmal etmeye hevesli oldukları görülüyor”. Belki de suçlu değiller. Belki istatistik canbazlarının yanlış bilgilendirdiği kurbanlar.
Eğer yaşamda tek bir mutlak varsa, bu da hekimlerin kalbi atan herkese statin reçete ettiğidir. Statinler yeni aspirin olmaktan uzak, ilaç endüstrisinin yeni “problem çocuğu” olmaya daha yakındır. Ancak, bunu bir hekime anlatmak, ergenlik çağındaki kızınıza hamburgerin içinde neler bulunduğunu anlatmaya benzer; ikisi de dinlemek istemeyecektir.
Statin grubu ilaçların etkinlik ve güvenliğini ölçmek için, çalışmalardaki hasta grubuna bakabiliriz: orta yaşlı beyaz erkekler veya başka bir deyişle aptal beyaz erkekler (bir ilaç deneyi için GÖNÜLLÜ olmayı ister miydiniz?).
Statinlerin etkinliğini ölçmek için göreceli riskten ziyade, toplam ölüm oranında mutlak risk azalmasına bakılırsa, statin deneylerinin, erken ölümleri önlemede etkin olmadığı görülecektir. Mutlak değere bakmak aynı zamanda bu ilaçlarla düşürülen kolesterolün kalp hastalığının sebepleriyle ilişkili olmadığını da kanıtlayacaktır.
Mesela örnek olarak Crestor (rosuvastatin)’u alın. Crestor kolesterol düzeyini düşürür, ancak herhangi bir etkinlik gösterememiştir. Zira, kullananların mutlak ölüm oranında yüzde 0 azalma sağlamıştır.
Diğer statin deneyleri de aynı eğilimi gösterir. Prof. Dr. Joel Kauffman, öğrencilerine WOSCOPS deneyi boyunca, 5 yıl süreyle Pravachol (pravastatin) kullananlarda mutlak toplam ölüm oranında sadece yüzde 0.9 azalma olduğunu anlatmaktadır. Oysa Pravachol ilacının tacirleri toplam ölüm oranında yüzde 22’lik azalma olduğunun çığırtkanlığını yapmaktadırlar.
Birçok kişi Pravachol’ün erken ölümü önlemediğini, sadece kalp krizi ve inmeyi önlediğini söyleyebilir. Bu yanlıştır. Kalp krizi ve inme göz önüne alındığında, PROSPER deneyinde Pravachol’ün daha önceden kalp damar hastalığı belirtisi göstermeyenlerde kalp krizi ve inmede azalma sağlamadığı (birincil koruma olarak adlandırılır13); hastalık belirtisi bulunanlarda yüzde 4.3 mutlak risk azalması sağladığı (ikincil koruma olarak adlandırılır14) görülmüştür.
LIPID adıyla bilinen statin deneyinde de benzer sonuçlar alınmıştır. İsminin açılımı “İskemik Kalp Hastalığında Pravachol ile Uzun Süreli Müdahale” olan LIPID çalışmasında, toplam ölüm oranında mutlak yüzde 3.1’lik basit bir azalma görülmüştür. Buna rağmen Pravachol tacirleri, ilacın çığırtkanlığını toplam ölüm için göreceli risk azalması oranını kullanarak, yüzde 21 rakamını telaffuz ederek yaptılar.
En iyi niyetli statin deneylerinden olan ve raporlaması etik görünen HPS (Kalp Koruma Çalışması)’de Zocor (simvastatin) kullananlarda toplam ölümde mutlak risk azalması sadece yüzde 1.8 olmuştur. Zocor ilacıyla gerçekleştirilen diğer bir deneyde, 4S çalışmasında, kullanıcılarda toplam ölümde mutlak risk azalması yüzde 3.3 olmuştur. Zocor tacirleri ise toplam ölümde göreceli risk azalması olan yüzde 29’un çığırtkanlığı yapmaktadırlar.
ASCOTT-LLA (Anglo-İskandinav Kalp Sonuçları Deneyi - Lipid Düşürme Kolu) çalışması, Lipitor (atorvastatin)’un yararlarını ortaya koymak için tasarlanmış, ancak kullanıcılarda mutlak ölüm oranında azalma yüzde 0 olmuştur. Kalp krizi ve inmedeki mutlak risk azalmasına bakıldığında, Lipitor 3.3 yılda yüzde 1.2’lik küçük bir azalma sağlamıştır15. Lipitor tacirleri ise bu ilacın çığırtkanlığını yaparken…. canları nasıl istediyse o şekilde pazarlamışlardır.
Lipitor reklâmları en dürüstlerinden sayılır. İlanların arkasında küçük (gerçekten küçük) harflerle basılan yazıda Lipitor’un “Kalp hastalığını önlediği kanıtlanmamıştır” ibaresi bulunmaktadır. Yanlış duymadınız, gerçekten böyle16.
Weston A. Price Vakfı’nın himayesinde, Pfizer’in Lipitor ilanlarında yer alan küçük harflerle basılı ifade. Son cümleye dikkat edin
Önemli bilgi,
LIPITOR (atorvastatin kalsiyum), reçeteyle satılan, kolesterolü düşürmek amacıyla diyetin yanı sıra kullanılan bir ilaçtır. LIPITOR herkes için uygun değildir; karaciğer hastalığı bulunan veya muhtemel karaciğer problemleri olanlar, emzirenler, gebeler veya gebe kalma olasılığı olanlar kullanmamalıdır. Lipitor’un kalp hastalığını veya kalp krizini önlediği kanıtlanmamıştır.
Lipitor’un etkisizliğini gösteren en son statin deneyi Pfizer tarafından finanse edilen TNT’dir. Çalışmada, düşük doz Lipitor alanlarda ortalama LDL-kolesterol düzeylerinin 101 mg/dL’ye, yüksek doz alanlarda ise 77 mg/dL’ye düştüğü görülmüştür. Ortalama 4.9 yıllık takip süresi sonunda, toplam ölüm oranında mutlak risk azalması yüzde 0’dır17. Ne düşük doz ne de yüksek doz grubunda erken ölümler önlenememiştir! Lipitor tacirleri bu gerçeği görmezden gelerek koroner vakalarda göreceli riskte yüzde 20 azalma görüldüğünün yaygarasını yapmaktadırlar. Ayrıca, yüksek doz (80 mg/dL) Lipitor kullananlarda göreceli ölüm riskinin yüzde 40 arttığını gizlemektedirler18.
Bu aldatıcı istatistiklerin şifresini çözemeyen itaatkâr medya, LDL-kolesterolü kastederek “düşük seviye daha iyidir” sloganının çığırtkanlığını yapmaktadır. Mutlak ölüm oranını azaltmadaki yetersizliğe resmi cevap, ilaç endüstrisinin beslediği araştırmacıların düşünme tembelliğini göstermesi açısından çarpıcı bir örnektir:
“Ölüm oranının kanıtlandığı, LDL düzeyini düşürmenin toplam ölüm oranını düşürdüğü varsayımını yapmak zorundayız”.-Dr. John La Rosa, TNT çalışmasının baş araştırmacısı
Statin ilaç çalışmaları bir araya geldiğinde statin kullanımının herhangi bir yarar sağlamadığı gösterilmiştir. Therapeutic Initiatives araştırmacıları, PROSPER, ALLHAT-LLT, ASCOT-LLA, AFCAPS ve WOSCOPS olmak üzere 5 büyük statin deneyinin meta-analizini19 yapmışlardır. Bu çalışmalardan derlenen veri havuzunda, kalp damar hastalığı bulgusu olmayanlarda statinlerin toplam ölümde yüzde 0.3’lük mutlak risk azalması sağladığı (birincil koruma)20 görülmüştür. Kalp krizi veya inmeyi önleme açısından, 5 çalışmanın verileri statinlerin bu hastalıkları sadece yüzde 1.4 oranında önlediğini göstermiştir.
LIPS, PROSPER, GREASE ve HPS’yi kullanarak yapılan meta-analizde, kalp damar hastalığı bulgusu görülenlerde statin kullanımının toplam ölümde yüzde 1.8 mutlak risk azalması sağladığı (ikincil koruma) görülmüştür.
Statin ilaç çalışmalarının kanıtladığı tek şey, statinlerin HMG-CoA Redüktaz adı verilen bir enzimi engelleyerek kolesterolü düşürdükleridir. Ancak, bu ilaçlar kolesterolü ne kadar düşürürse düşürsün, bu etkinin kalp hastalığı, kalp krizi veya inme sebepli erken ölümleri önlemede herhangi bir faydası olduğunu gösteremediler.
Bazı uzmanlar, bazı deneylerde elde edilen, toplam ölüm mutlak risk oranında yüzde 3-4 azalmanın dahi anlamlı olduğunu söyleyerek itiraz edeceklerdir. İlaçların tehlikeli yan etkilerini ve düşük kolesterolün zararlarını göz önüne aldığınızda, kafalarını çalıştırmaya zahmet etmemiş olduklarını göreceksiniz.
Bilimsel açıdan, neden yüzde 3-4’lük bir azalma olduğunu sormak önemlidir. Daha sonraki araştırmalara göre, statinlerin anti-inflamatuar etkilerine bağlı olarak (kalp hastalığı da inflamatuar bir hastalıktır) küçük bir yarar sağladığını görüyoruz 21. Neyse ki, aynı yarar olumsuz yan etkileri olmayan veya pahalı etiketler taşımayan doğal kaynaklar kullanıldığında da elde ediliyor. Anti-inflamatuar besinlerden bazıları balık yağı (özellikle EPA yağ asidi), alfa lipoik asit, yeşil çay, zencefil ve yüzde 95 üzüm çekirdeği ekstresidir (proantosiyanidin sağlar).
Anti-inflamatuar besinleri kapsül şeklinden ziyade gıdalardan almanız daha uygun olur. Takviye hapı kullanmak iyi beslenmenin yerini tutamaz. Ne var ki, bazen yaşam biçimleri iyi beslenmeye imkan tanımıyor.
Takviye hapı kullanmanın besinlerle karşılaştırıldığında tek bir üstünlüğü var gibi görünüyor. Kapsül halindeki besin desteklerinin biyoyararlanımları (ağız yoluyla alınan besinin kana geçme düzeyi) bazen besin kaynağına göre artmış olabiliyor. Bu durum yeşil çay ve üzüm çekirdeği ekstresinde bulunan “flavonoller” için gösterilmiştir22. Klinik Beslenme Dergisi’nde “çay polifenolleri kapsül şeklinde alındığında, flavonol emiliminin arttığı ve çay polifenollerinin siyah çay veya yeşil çay şeklinde tüketilmesi ile karşılaştırıldığında, plazma antioksidan aktivitesinde küçük ama anlamlı bir artışa yol açtığı” vurgulanmaktadır.”
Referanslar:
13. Therapeutics Initiative. Evidence Based Drug Therapy. Statins Benefit for Secondary Prevention Confirmed. What is the optimal dosing strategy? Therapeutics Letter. July-September 2003. The University of British Columbia. http://www.ti.ubc.ca/.14. Therapeutics Initiative. Evidence Based Drug Therapy. Do Statins Have a Role in Primary Prevention? Therapeutics Letter. April-May-June 2003. http://www.ti.ubc.ca/. 11. Therapeutic Initiative. “Evidence Based Drug Therapy. Statins benefit for secondary prevention confirmed”. Therapeutics Letter. July-September 2003.15. Kauffman, JM. Bias in Recent Papers on Diets and Drugs in Peer-Reviewed Medical Journals. Journal of the American Physicians and Surgeons. 2004; 9(1).16. Courtesy of Mary Enig of Weston A. Price foundation.17. Toplam ölüm oranı düşük doz atorvastatin grubundayüzde 5.6, yüksek doz atorvastatin grubunda yüzde 5.7 idi. 18. O’Riordan M. Treating to New Targets: A new era in the treatment of established coronary heart disease. TheHeart.org, 9 Mar 2005. Düşük doz grubundakilerin yüzde 2.5’inin, yüksek doz grubundakilerin ise yüzde 2’inin koroner nedenlerle öldüğüne, bunun da röltif riskte yüzde 20 azalmayı gösterdiğine dikkat ediniz.19. Araştırmacıların, çeşitli istatistiksel hataları düzeltmesine ve iki değişken arasındaki gerçek ilişkiyi hesaplamak için çalışmalardaki sonuçların biraraya toplanmasını sağlayan bir istatistik yöntemi.20. Therapeutics Initiative. “Evidence Based Drug Therapy. Do Statins Have a Role in Primary Prevention?” April-May-June 2003. The University of British Columbia. http://www.ti.ubc.ca/. 21. American Heart Association. Inflammation, Heart Disease and Stroke: The Role of C-Reactive Protein. http://www.americanheart.org/. Accessed August 15, 2002. miyao Matsubara, Katsuhiko Namioka and Shinji Katayose. Decreased plasma adiponectin concentrations in women with low-grade C-reactive protein elevation. European Journal of Endocrinology (2003) 148 657-662. Libby P et al. Inflammation and atherosclerosis. Circulation 2002; 105:1135.22. American Journal of Clinical Nutrition. Vol 80, no 6, pp1558-1564. http://www.nutraingredients.com/news/ng.asp?id=56712.
iyibilgi