3 Mart 2010 Çarşamba

Kadınlarda menopoz dönemi geciktirilebilir fakat….


Menopoz sorunu östrojenle
ilişkilidir, östrojen hormonu hücre içinde
yeterli kolesterol olmadan oluşamaz...

Kadınlarda menopoz dönemi geciktirilebilir fakat….

Menopoz konusu elbette, sadece ve sadece kadınlarda hormon değişimlerine östrojene bağlanamaz, menopozu dönemi çevresel ve genetik birçok faktörle ilişkili olabilir.

Fakat bu durum menopoz dönemlerinde ortaya çıkan hormon (steroid) değişimlerinin, özellikle kadınlarda ortaya çıkan östrojen azlığının önemi hiçbir zaman azaltmaz. Östrojen (ve testosteron) azlığı, menopoz dışında birçok hastalığın habercisi olabilir ve bu hastalıklarda arasında elbette damar sertliği (ateroskleroz) da vardır.

Yaşlanma sürecinde ortaya çıkan ve vücudumuzu menopoz (veya adropoz) dahil her alanda etkileyen steroid azlığı (steroidopenia) konusunu ‘ kolesterol konusundaki önyargılarımızdaki çarpık bilim anlayışı’mız nedeniyle nedense açıklığa kavuşamıyor. Çarpık kolesterol[1] anlayışımız kısa vadede hiç azalmayacak gibi duruyor, sadece bizde değil bütün dünyadaki gelişmeler şimdilik bunu gösteriyor. İnsanlar kolesterol yüksekliği nedeniyle, kandaki östrojen seviyesinin azaldığını düşünmek gibi korkunç bir yanılgıya kapılıyorlar, bu konuda sayısız yayın yapıyorlar.

Oysa durum farklı!

Birçok bilim adamı özellikle östrojen gibi hormonların sadece hücre içinde ve sadece kolesterol molekülünden yapıldığı unutmuş görünüyor, anlamak istemiyor.

Aslında östrojen ve steroid azlığı konusu her bireyin anlayabileceği basit bir akıl oyunudur, bazı uzmanlarca iddia edildiği gibi çok karmaşık bir mekanizmaya sahip değildir!

Eldeki veriler şunlardır:

1.Yaşlanma sürecinde kadınlarda östrojen, erkeklerde testosteron hormonu azalıyor.

2. Bütün steroid hormonlar ise kanda değil, tam tersine mutlaka hücre içinde yapılıyor.

3. Hücre içinde steroid hormon yapımları için mutlaka kolesterole ihtiyaç duyuluyor, hücre içinde yeterli miktarda kolesterol molekülleri yoksa östrojen ve testosteron gibi steroid moleküller yapılamıyor.

4. Kolesterol molekülü sadece hücre içinde bazı organellerin (örn.mitekondri, ER vs) yardımıyla farklı steroidlere, örneğin östrojene dönüştürülüyor.

Menopoz gibi steroid eksikliği sorunları için en önemli anahtar kelime ‘hücre içi kolesterol eksikliği’dir. Ve öyle sanıyorum ki bu tanımı ilk defa Türkiye’de biz kullandık[2]. Kolesterol konusundaki önyargılar nedeniyle, zamanla hücre içinde ortaya çıkan steroid azlığını, hücre içi kolesterol eksikliği temelinde kavrayabilmek ve kabul edebilmek bazı bilim adamları açısından oldukça zor görünüyor. Çünkü onlar hücre içi kolesterol düzeyi ve kan kolesterol düzeyi arasında bir paralellik olduğunu düşünüyorlar; oysa tam tersine hücre içi kolesterol miktarıyla kan kolesterolü arasında ters orantı var: Yani kan kolesterolü yükselirse, hücre içi kolesterol mecburen[3] ve paradoksal olarak azalır! Günümüz uzmanları ise bu gerçeğe kulaklarını tıkamış[4] ve üç maymunu oynamaya devam ediyorlar. Dahası bazı (damar sertliği vs) hastalıkları gerekçe göstererek, hücre içinde kolesterol yapımını bazı ilaçlarla (statinlerle) durdurmaya devam ediyorlar: Bu bizce bilim ve tıp adına utanç verici bir ‘tedavi’ anlayışı...

Organizmada steroid eksikliklerine bağlı hastalık gelişimlerini kavramak için hücre içi kolesterol ve kan kolesterolünü mutlaka birbirinden ayırmak zorundasınız! Kan kolesterol yüksekliği ve hücre içi kolesterol miktarlarının birbirlerinden çok farklı konular[5] olduğunu kavramadan bu sorun asla çözülemez!

Yaşlanma sürecinde ortaya çıkan menopoz gibi sorunları çözebilmenin, bu süreci geciktirebilmenin tek yolu günümüzde kullanılan kolesterol teorisini değiştirmek, daha doğrusu söz konusu teoriyi yenilemektir.

Ve sizde takdir edersiniz ki, bu oldukça zor!

Daha önce de defalarca söylediğimiz[6] gibi; hücre içinde (sitoplazmada) ortaya çıkan kolesterol eksikliğini görmeden, organizmamızda yaşlanma sürecinde ortaya çıkan steroid azlığına bağlı menopozu ya da andropozu anlamanız ve kavramanız hiçbir aşamada mümkün değil. Bu konuyu sağda solda atılan ‘kolesterol çok zararlı’ nutuklarıyla da asla çözemezsiniz. Sadece kandaki kolesterol yüksekliğine bakarak hastalara kutularca ilaç kullandırmanız, hücre içi steroid (ve kolesterol) eksikliğine hiçbir çözüm getirmeyeceği gibi insanlara inanılmaz zararlar veriyor olsa da, bunu önyargılar nedeniyle bir türlü göremezsiniz. Menopoz olgusunda olduğu gibi yaşlılık ya da yaşlılığa geçiş dönemlerinde hücre içinde kolesterol yapımını ilaçlarla (statinlerle) durdurmak, organizma açısından cinayetten başka bir şey değildir..

Çünkü östrojen gibi hormonlar hücre içinde ve sadece kolesterolden yapılır!…

Ve unutmayınız ki kanda görülen kolesterol yüksekliği, hücrelerin aşırı kolesterol yapımı ile ortaya çıkmaz! Kanda çeşitli nedenlerle (!) kullanılmayan partiküllerin kanda birikimi nedeniyle kolesterol yüksekliği oluşur, yani kandaki kolesterol yüksekliği görecelidir, kandaki kolesterol yüksekliğinin hücresel steroid (kolesterol) üretimiyle ilişkisi yoktur.

Kanda çeşitli nedenlerle (small LDL, LDL reseptör hataları vs) kullanılamayan partikül kaynaklı, tek parametredeki kolesterol birikimleri elbette farklı hastalıklar için örneğin ateroskleroz (damar sertliği) için ‘tanısal anlamda’ önemli olabilir. Dahası kandaki aşırı partikül birikimi farklı hastalıklarında temeli olabilir. Fakat unutmayın, partikül ve kolesterol birikimleri aşırı hücresel üretimle ortaya çıkmaz. Partikül birikimi nedeniyle oluşan (göreceli) kolesterol yüksekliği bu nedenle önemli bir tanısal anlam taşıdığı için, doğrudan kolesterol moleküllerini hedef alan bir tedavi gerektirmez. Kısaca bu süreçte kolesterol molekülleri suçlu ilan edildikten sonra çarmıha gerilip, doğrudan kolesterol molekülleri ‘hastalık yaptığı’ gerekçesiyle suçlanamaz. Güncel tedavi yaklaşımlarında hücre içinde kolesterol yapımını (ilaçlarla) engellemek, bizce bilim adına saçmalamaktan başka bir işe yaramaz.…

Günümüzde bilim adamı olduğunu iddia edenlerin hatası tanımadan ve anlamadan bir molekülü yani kolesterolü çarmıha germiş olmasıdır!

Biyolojik açıdan canlı organizması muhteşem bir sistemdir ve bu sistemde hiçbir şey göründüğü gibi değildir.

Sadece yetenekli ve insanların kavrayabileceği bilimsel paradoks şudur: Kanda birikmesine rağmen kolesterol, kandan hücrelere (karaciğer) geçmemiştir, hücreler açısından kolesterolün mutlaka hücre içinde yeterli olması önemlidir. Hücre içinde yeterli kolesterol yoksa, kolesterolden yapılan hormonlar ve partikül oluşumları mutlaka eksik kalır. Bunun içinde kandan, hücreye geçmesi gereken kolesterol moleküllerine ihtiyaç vardır, fakat aynı zamanda kandan hücreye kolesterol geçişinde de sorunlar (small LDL, LDL reseptör bozuklukları vs) vardır. Bu nedenle kanda ne kadar yüksek olursa olsun, yaşlanma sürecinde hücre içindeki kolesterol konsantrasyonu hızla azalır. Bir hocamın da söylediği gibi, kolesterol açısından bakıldığında ‘denizin ortasında susuzluktan ölmek’ zorunda kalmakla bu durum hemen hemen aynı şeydir.

Kendini bilimci görenlerin hatası şudur: Hücreler bazı üretimleri için kolesterole çok fazla ihtiyaç duysa da, çeşitli nedenlerle ortaya çıkan (small LDL, LDL reseptör hataları vs) hatalar nedeniyle kandaki kolesterolü istese de kullanamazlar. Ve kanda kolesterol birikimi günden güne artarken, kanda östrojen (steroid) seviyesi de azalmış olur. Partiküller üzerinde bulunmak zorunda olan kolesterol molekülleri hücre içine (karaciğer) tekrar geri dönmeyi başaramamış, böylece hücrelerde kolesterol açığı oluşmuştur…

Kanda kolesterolünüz yükselirse, bilin ki hücre içinde kolesterol molekülleri (konsantrasyonu) mutlaka azalıyor!

Ve östrojen gibi moleküllerin hücre içi yapımlarında da eksiklikler ortaya çıkıyor, kadınlarda menopoz olgusu da bu nedenle daha büyük bir hızla gerçekleşiyor. Yani kanda biriken, çoğalan ve hücre içine giremeyen kolesterol molekülleri, hücre içine girebilse (!) östrojenle ilgili sorunlar ortadan kalkabilir, menopoz ve östrojen ilişkisi açıklığa kavuşturulablir!...

Yani, menopoz dönemine geçiş bir anlamda geciktirilebilir!

Peki, sizce canlılık için hangi kavram nerede değerlidir?

Kan kolesterolü miktarı mı, yoksa hücre içi kolesterol miktarı mı daha önemlidir?

Bizim ortaya attığımız[7], bazılarınca hiç görülmek istenmeyen, anlaşılamayan paradoksun temeli işte budur!

Menopoz, andropoz veya yaşlanma, tümüyle engellenmese de bize göre geciktirilebilir bir durumdur, erken menopoz ise bizce bir kader değildir!

Ama öncelikle, hücre içindeki kolesterol miktarının zamanla azaldığı görün! Hücre içi kolesterol ve kan kolesterolü arasındaki farkı, kandaki yüksek kolesterolün hücresel açıdan üretimle ilgili bir sorun değil, kanda oluşan partikül birikimiyle ortaya çıktığını kavrayın…

Bundan sonra yapılması gereken bilimsel çalışmalar artık sizin için yorucu bir çalışma değil, bir çocuk oyuncağı olacak, günümüzdeki bir çok tartışma da bitecektir…


Mevlüt Durmuş

Biyolog

03 Mart 2010

www.kolesterolmasallar.blogspot.com


Kaynak ve Dipnotlar


[1] http://www.hurriyet.com.tr/yasasinhayat/13936442.asp?gid=245

[3] http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2009/11/kolesterolunuz-yuksek-ckarsa.html

[4] M. Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul

[6] http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=95365

[7] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul

22 Şubat 2010 Pazartesi

Kolesterol ve Bill Clinton'un kalp ameliyatları

Cerrahi olarak ‘bypass’ geçirmişseniz

ya da ‘stent’ taktırmışsanız çok rahat olup

sorunlarınızın artık tümüyle

bittiğini düşünmeyin!



Kolesterol ve Bill Clinton’un kalp ameliyatları

Eski Amerikan Başkanlarından Clinton altı yıl önce kalp damarlarını yenilemişti ama bu yeterli olmadı; damarlar tekrar tıkandığı için, yeniden ameliyat edildi ve damarlarına çelik yelek taktırmak zorunda kaldı yani ‘stent’lendi[1]

Konu her ne kadar Clinton’la ilgili görülse de aslında benzer şekilde kalp ameliyatları geçiren milyonlarca insanı çok yakından ilgilendiriyor. Sıradan vatandaş Mehmet Bey’in Bypass olduktan bir süre sonra yeniden ameliyat olup stent’lenmesi elbette dikkat çekmezdi.

Yaklaşık altı yıl önceki ameliyatında ‘kolesterol ilacını (statini) bıraktığı’ için Clinton’a kızan dünyaca ünlü kardiyologlara göre, bu sefer Clinton ilacını (statini) düzenli kullanmış, tansiyonu ve diğer bulguları son derece normalmiş: Fakat damarları tekrar tıkanmış!

Aslında geçirilen kalp krizlerinin en az yarısında kan kolesterolü normal ya da düşük olduğunu defalarca söyledik. Dahası kolesterolünüz yüksek olsa ve kolesterol ilacı kullansanız da yine kalp krizi geçiriyorsunuz ki, küçültülmüş rakamlara göre bu en az %30 yani kolesterol ilacı kullananların en az %30’u yine kalp krizi geçiriyor. Bu nedenle ilaç şirketleri ve bazı doktorlar hiç sıkılmadan ‘bu önemli değil, sizi kalp krizinden korumasa da siz yine ilaç kullanmaya devam edin’[2] diyorlar!...

Kısaca ilaçlar, Clinton’un kan kolesterolü düşürse de yeniden damar tıkanmalarını (aterosklerozu) önlememiş!

Elbette kardiyoloji bilim adamlarının, yenilenen damarların tıkanmalarında yine bazı savunmaları var (her zaman savunma vardır!) : Toplardamarlardan yapılan nakiller zaten yeterince dayanıklı olmuyormuş, atardamarlardan yapılan nakillere göre toplardamar nakilleri daha dayanıksızmış. Eski ABD başkanı Clinton yoğun ve yorucu aktivitelerden, uzun süren yorucu seyahatlerden uzaklaşmalıymış falan filan… Elbette dünyaca ünlü doktorlarda kendilerince haklı da olabilirler. Fakat nihai aşamada kardiyoloji uzmanlarınca ister atardamar nakilleri, ister toplardamar nakilleri yapılsın; kalp damarlarının tekrar tıkanması er ya da geç bize göre kaçınılmaz bir sondur. İşte Nortin Hadler[3] gibi çeşitli araştırmacıların, kolesterol yüksekliği bahane edilerek yapılan ‘bypass’ ve ‘stent’ gibi ameliyatlara karşı oluşlarının temel nedeni burada tüm çıplaklığı ile ortaya çıkar.

Nedeni çok basit!

Çünkü cerrahi ameliyatlarla kalp damarlarınızı ‘bypass’la yeniliyor, stentlerle koruyor gibi olsanız da, damarların tıkanmasına neden olan gerçek sorunu temelde hiç göremiyor, dolayısıyla sorunu gerçek anlamda çözmüyorsunuz!

Nedenini gerçekten bilmeden bir sorunu ortadan kaldırmaya çalışmak ise uzun vadede sürekli boşuna bir çaba olarak karşınıza çıkıyor. Bu durum aslında dünyada var olan bütün sivrisinekleri, sinek spreyleriyle yok etmeye çalışmak gibi bir şey. Anlaşılmayan ve karanlıkta kalan nokta şu, bataklıkları kurutmadan sivrisineklerden asla kurtulamazsınız, sinek spreyleri sadece kısa vadeli-anlık (fakat gerekli) çözümlerdir.

Gerçek bilimsel araştırmalar, neden-sonuç ilişkilerindeki çözümlemeler ile ortaya çıkar. Bir şeyin nedeni biliyorsanız ve nedeni ortadan kaldırabiliyorsanız, ortaya çıkan olumsuz sonuçları değiştirebilirsiniz. Fakat nedeni ortadan kaldırmadan sadece sonuçlar üzerinde ortaya çıkaracağınız bazı değişimler kalıcı değil geçicidir ki, bypass ve stent gibi uygulamalar da aynı kategoriye girmekte, hastalar için kalıcı bir çözüm oluşturmamaktadır.

Eski Amerikan başkanı Clinton olayının bir kez daha gösterdiği gibi, uzun vadede (2–8 yıl) söz konusu aterosklerozun (damar sertliğinin) tekrarı bize göre kaçınılmaz, çünkü damarları değiştirmekle (bypass) veya damarlara stentler koymakla gerçekten tıp deyimiyle tedavi olmuyorsunuz. Çünkü söz konusu ateroskleroza (damar sertliğine) neden olan temel ana sorunu çözmüyorsunuz, sorunu bir süreliğine sadece ötelemiş oluyorsunuz[4]… Farklı ve göremediğiniz bir yerlerde[5], olayı ortaya çıkaran nedenler tümüyle, bir bütün olarak yerli yerinde duruyor!

Sonra her şey yeniden sil baştan yeniden başlıyor!

Neden-sonuç ilişkisinde zorunlu olarak ortaya çıkan sonuç, yani damar sertliğine bağlı gelişen hastalık tablosu bypass ya da stentler yoluyla bir an için değiştirilse bile hastalar açısından kalıcı bir çözüm oluşturmuyor!

Bu durumu birçok kardiyoloji uzmanı biliyor.

Ameliyat sonrası, kendilerince bazı risklerden bizleri uzaklaştırmaya çalışıyorlar, fakat iddia edilen riskler tam anlamıyla sınırsız. Damar sertliği yani ateroskleroz için ortaya sürülen multifaktöriyel riskler ise biyolojik düşünce sistemine göre tam bir komedi, kısaca yaşamak zeten risktir demek istiyorlar[6], tuhaf olan da çok haklılar!...

Ve uzmanlar risklerimizi sayarlarken hayati bir noktayı çoğunlukla unutuyor veya dikkate alma gereğini duymuyorlar: Kolesterol taşıyan partiküllerin çeşitli nedenlerle farklılaşması, küçülmesi (small LDL, nascent HDL vs) ve karaciğer metabolizmasındaki aksaklıkları[7] bir türlü görmek istemiyorlar. Çünkü damar sertliğinde (ateroskleroz) mekanizmasında bize göre karaciğer metabolizması birincil (primer) bir role sahip. Hatalar ilk önce karaciğerde ortaya çıkıyor. Bir organda meydana çıkan bir hatanın diğer organ ve sistemleri etkilememesi ise imkânsız, bu durumdan son aşamada kaçınılmaz olarak kan damarları da etkileniyor.

İşte çoğu uzman öncelikle bunu anlamalı.

Nedeni yine basit!

Olayların gerçek biyokimyasal gelişimi anlaşılmadığı sürece, ortaya çıkan sonuçları bazı şekillerle değiştirmek kalıcı olmuyor, her şey başladığı noktaya bir süre sonra geri dönüyor!

Şaka gibi bir durum olsa da temel gerçek (ve defalarca söyledik biliyorum):Kalp damarlarını korumak istiyorsanız önce karaciğerinizi, kolesterol ile ilişkili karaciğer metabolizmasını gerçekten çok iyi bilmelisiniz!

Kalp ameliyatı olup, damarlarınızı yenilemiş (bypass) veya stent taktırmışsanız bazı size söylenmeyen gerçekleri bilmek zorundasınız!

Her zaman olmayabilir, fakat kolesterolünüz yüksekse bunun karaciğerdeki fazla üretimden değil, artan partikül yoğunluğundan-birikimden kaynaklandığını unutmayın. Damar sertliğine bağlı damar tıkanıkları (ateroskleroz) sorununun da kolesterol ile doğrudan bir ilişkisinin olmadığını, kolesterol yüksekliğinin hastalık yapması değil, hasta olan organı tanımlamada çok önemli olduğunu, dikkat etmeniz gereken organın aslında karaciğer olduğunu hatırlayın.

Güncel yağsız-kolesterolsüz diyetlerin damar sertliğini engellemediği[8], tam tersine kolesterol de dâhil kaliteli yağ alımlarında küçülen partiküllerinizin (small LDL vs) normalleşebileceğini unutmayın; et, süt, yumurta, fındık, fıstık, ceviz, keten tohumu ve benzeri besinlerden asla uzaklaşmayın.

Kolesterol düşürücü statin ve benzeri ilaçların genel organizmadaki durumu daha da kötüleştirdiğini hatırlayın. Söz konusu ilaçların (statinlerin) hücre içinde etkili olduğunu fakat kandaki kolesterol yüksekliği sorununun hücre içi kolesterol yapımıyla (senteziyle) doğrudan bir ilişkisi olmadığı[9] gerçeği ile bir an önce yüzleşin. Dahası hastalıkla doğrudan ilişkisi olmadığı için hücre içinde kolesterol-steroid yapımının engellenmesi sizde çok farklı hastalıklar[10] ortaya çıkarabilir, bu konuda gerçekten uyanık olun!

Bazı önemli noktaları hastalar doktorlarımızdan çok iyi kavrıyor. Ve öyle görünüyor ki bu durumu AHA (Amerikan Kalp Derneği), TKD (Türk Kardiyoloji Derneği) gibi kuruluşlardan önce insanlar, uzman olmayan sıradan vatandaşlar konuyu daha iyi kavrayacak, güncel uygulamaları tartışacaklar, çünkü onların sağlığı söz konusu…

Konuya Bill Clinton’un geçirdiği ameliyatlar nedeniyle girmiştik!

Amerikan başkanı Bill Clinton şayet sitemizi takip ediyorsa (?) ona tıp doktoru olarak değil, bir biyolog olarak önerimiz, kalp damarlarıyla birlikte karaciğer organına çok iyi bakması ya da mutlaka karaciğerini yenilemesidir…

Mevlüt Durmuş

Biyolog

www.kolesterolmasallar.blogspot.com

21 Şubat 2010



[1] http://www.time.com/time/health/article/0,8599,1963893,00.html

[2] http://arsiv.sabah.com.tr/2008/09/19/gny/haber,52A9CD3562544EF3BB5A347DF75B73A4.html

[3] Nortin Hadler, The Last Well Person: How to Stay Well Despite the Health-Care System (McGill-Queen’s University Press, 2004).

[4] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul

[5] http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2009/11/kolesterolunuz-yuksek-ckarsa.html

[6] http://www.iyilikguzellik.com/artikel.php?artikel_id=56

[7] http://www.iyibilgi.com//haber.php?haber_id=150422

[8] Prof. Dr Ahmet Aydın (2009). Taş Devri Diyeti. Hayykitap. İstanbul

[9] Bkz. İyibilgi.com, Beslenmebulteni.com ve İyilikguzellik.com (Mevlüt Durmuş yazıları)

[10] http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2009/11/mzrak-cuvala-girmeyince.html

17 Ocak 2010 Pazar

Siz hangi kolesterol yalanına inanmıştınız?



Bazıları sürekli yalan söyleme
ihtiyacı hissediyorsa, siz de
sürekli gerçekleri söyleme ihtiyacını
hissetmek zorundasınız.




Siz hangi kolesterol yalanına inanmıştınız?


Yalan 1: Kişinin kolesterol düzeyi ne kadar yüksek çıkarsa kalp hastalıkları ve kalp krizi geçirme ihtimali de o kadar yüksektir.
Gerçek: Yüksek kolesterol düzeyleriyle kalp hastalıkları, kalp krizi arasında doğrusal bir bağıntı yoktur. Bu iddiaların bilimsel bir değeri de yoktur. Kalp krizi geçiren hastaların yarısından fazlası normal[1] ya da düşük kolesterole sahiptir[2]. Yani kolesterol yükseldikçe kalp krizlerinin de artacağı iddiası bilimsel değildir. Dahası yaşlılar üzerinde yapılan bazı araştırmalarda tek parametrede kolesterolü düşük olan insanlarda ölüm oranları (mortalite) daha yüksektir, kolesterol yükseldikçe ölüm oranı azalır[3].

**********************************

Yalan 2: Genetik kolesterol yüksekliğinde, ilaç kullanmak (statin) dışında yapılacak hiç bir şey yoktur.
Gerçek: Genetik kolesterol yüksekliğinin çözümü vardır ve ilaçlar (statinler) bir dayatmadır, aslında Sağlık Bakanlığı bu konuda uyarılmalıdır. Bütün genetik hastalıklar, en az bir hücre, doku veya organla ilişkilidir. Genetik bir hastalıklarla ilişkili olan organ kesin olarak belirlenmişse, söz konusu organın değiştirilmesi söz konusu genetik hastalığı tümüyle ortadan kaldıracaktır. Genetik kolesterol yüksekliğinde, özellikle çocuklarda ortaya çıkan genetik kolesterol yüksekliğinde mutlaka karaciğer nakli anne, baba veya yakın akrabalardan denenmelidir. Elbette karaciğer naklinde organ bulmak gibi çeşitli zorluklar olsa da, genetik kolesterol yüksekliğinin tedavisi imkânsız değildir. Böyle bir karaciğer nakil yapıldığında, karaciğerdeki partikül (ve kolesterol) yıkımlarıyla ilgili (anabolik değil katabolik) sorunlar tamamen ortadan kalkar ve kolesterol değerleri normale döner.. ‘Kolesterol ve Akıl Oyunları’ kitabında da belirttiğimiz gibi, işini gerçekten bilen uzmanlarca genetik kolesterol yüksekliklerinde karaciğer nakli zaten günümüzde de yapılıyor[4], sadece bazı doktorlar ve kardiyologlar kolesterol bilgilerini güncellemediği, yeni bilgileri takip edemediği için genetik kolesterol yüksekliğinde ‘karaciğer nakli’ konusunu henüz yeterince bilmiyor olabilir. Sağlık Bakanlığı özellikle çocuklardaki genetik kolesterol yüksekliğinde 'karaciğer nakli'ni zorunlu hale getirmelidir.

********************************

Yalan 3: Kolesterol yüksekliği mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır ve kolesterol molekülleri doğrudan suçludur.
Gerçek: Kolesterol yüksekliğinin kendisi (tek parametrede) bir hastalık değildir, fakat size hasta olan organ hakkında temel bilgileri verebilir. Hasta olan organ aslında karaciğer organı ve karaciğer hücreleridir. Aslında bu tanım tam yeterli ve çok anlaşılır değil, konunun anlaşılması için bunu biraz açalım, çünkü insanlar ‘kolesterolün bir hastalık olduğu’ konusunda gerçekten çok kötü bir şekilde kandırılıyor. Karaciğer hücrelerinde lipit ve kolesterol metabolizmasının iki önemli ayağı vardır; tıp dilinde anabolizma yani lipit yapımları denilen birinci ayak, katabolizma yani lipitlerin kandan uzaklaştırılması denilen ikinci ayak, lipitler ve kolesterol ile ilişkili sistem bu ayaklar üzerinde yürür. Başka türlü karaciğerde lipitlerle ilgili işler yürümez. Karaciğer hücreleri hem yağlarımızı taşıyan partiküllerimizi (LDL, VLDL) üretip kana verir hem de söz konusu partikülleri kandan tekrar geriye toplar. Yani karaciğerimizdeki hücreler, kolesterol ve yağlarla ilgili iki işi birden yapar. Sorun veya sorunların hepsi olmasa da (?) çoğu, yağlar ve partiküllerimiz karaciğer tarafından üretilirken değil, partiküllerin tekrar karaciğer tarafından geriye alınması, partiküllerin toplanması sırasında ortaya çıkar. Karaciğer hücrelerinde partiküllerin geri toplanması sırasında çeşitli nedenlerle (small LDL, LDL-reseptörleri vs) aksamalar ortaya çıktığında kandaki toplam kolesterolünüzün yükselmesi bu nedenle kaçınılmazdır. Bu durumu bir taraftan dolan, bir taraftan da boşalan bir havuz olarak düşünün[5] havuzu dolduran musluklarda fazladan bir akış söz konusu değil havuzu dolduran musluklarınız normal çalışıyor, fakat havuzu boşaltan mekanizmanız tıkandığı için havuzunuzda sürekli olarak taşıyor, yani toplam kolesterolünüz sürekli yükseliyor. Burada araştırmacılarda korkunç bir yanılgıya, bilimsel bir yanlışa, bir illüzyona (göz yanılması) kanıyorlar. Havuzun sürekli dolup taştığı doğru, fakat havuzun taşma nedeni havuzu dolduran muslukların çok açık olması değil, havuzu boşaltan muslukların tıkalı olması…. Günümüz tıp dünyasının doktorları ‘kolesterol yüksekliğinin kendisini bir hastalık olarak’ gördükleri için havuzdaki suyun taşmasını önlemek adına saçma sapan yöntemlere (statinlere) başvuruyorlar, yapılmaması gerektiği halde havuzu dolduran muslukları kapatıp havuzun kirlenmesini, pislenmesini sağlıyorlar. Bu tip sözde tıbbi yöntemler, bildiğiniz gibi asla soruna gerçek bir çözüm getirmediği gibi, yöntemlerdeki saçmalıklar başka ve çok farklı sorunlara da yol açabiliyor.

*************************************
Yalan 4: Kolesterol düşürücü ilaçların (statinlerin) yan etkileri abartıldığı kadar yüksek değildir.
Gerçek: Kolesterol düşürücü ilaçların yan etkilerini küçümsemek, hücre içindeki kolesterolün, organizmadaki bütün steroidlerin temeli olduğunu unutmak, bizce bilim adına utanç verici bir durumdur. Fakat bu durum ve umursamazlık çok yakında değişecek[6] gibi görünüyor[7]. Unutmamamız gereken nokta şu; kandaki aşırı miktarda kolesterol yüksekliği her şeyden önce aşırı hücresel kolesterol üretimi nedeniyle ortaya çıkmış bir sorun değildir. Bu nedenle hücre içinde kolesterol üretimini ilaçlarla (statinlerle) durdurmak, bilim adamlarında olması gereken bilimsel ‘mantık’ ve bilimsel ‘tedavi’ ilkeleriyle çatışır. Hücre içinde aşırı kolesterol üretimiyle ilgili bir sorun olsa, hücre içinde kolesterol sentezinin (yapımının) ilaçlarla (statinlerle) durdurulması belki mantıklı bir tıbbi yaklaşım olabilirdi. Oysa kandaki kolesterol yüksekliği üretim nedeniyle değil, kullanılmayan, kanda biriken partiküller ve kolesterol nedeniyle ortaya çıkıyor. Bu şu duruma benzer; bir tren kazasında bir insanın ayağının kopması kötü ve istenmeyen bir durumdur fakat hastayı tedavi ediyorum diye hastanın sağlam olan ayağını kesip ayak boylarını eşitlemeye çalışmak saçmalıktır. Bu nedenle kolesterol düşürücü ilaç (statin) kullanmak hastanın sağlam ikinci ayağını kesmek kadar saçmadır ve bu durum asla bir tedavi değil, kişinin kendini ve insanları kandırmasıdır. Söz konusunu ilaçların hücre içinde kolesterol yapımının engellenmesi çok farklı sorunlara, hücre ölümlerine yol açar[8]. Bu arada kolesterol sentezi sırasında (Koenzim Q10 vs) ve kolesterolden yapılan birçok hormonun (testosteron, östrojen vs) bu ilaçlarla azaldığını, hormon eksikliğinin[9] birçok hastalıkla ve erken ölümlerle ilişkili olduğunu da unutmayın[10].

***************************************

Yalan 5: Yüksek kolesterol, karaciğer hücrelerinin fazla kolesterol yapımıyla (anabolik) nedenlerle ortaya çıkar. Dolayısıyla, karaciğer hücreleri fazla kolesterol ürettiği için kanda kolesterol yükselir.
Gerçek: Kolesterol gibi her açıdan hayati derecede önemli bir steroid molekülün, yaşlandıkça karaciğer hücrelerince fazla üretildiği iddiası, son derece mantıksız ve saçma bir iddiadır. Böylesine değerli bir molekülün hücresel üretim yönünden bir fazlalığının olduğunu düşünmek çok ciddi, affedilmesi oldukça zor bir bilimsel yanılgıdır. Bu konuda otorite olduğunu, kolesterol konusunu çok iyi bildiğini iddia edenlerin anlamadığı nokta şudur: Kandaki yüksek kolesterol değerleri fazla hücresel üretim nedeniyle ortaya çıkmaz, araştırmacılar bu durumu bir türlü anlamadı veya biz anlatmayı beceremedik[11]. Yani karaciğer normal hızla üretmiş olduğu partikülleri (HDL, LDL vs) ve kolesterolü, çeşitli nedenlerle (küçük LDL, LDL reseptör hataları vs) aynı hızda tüketemez. Bu nedenle kandaki partiküllerin oluşturduğu birikimi karaciğer hücreleri ortadan kaldıramaz, doğal olarak da kanda partikül ve kolesterol yüksekliği başlar[12]. Fakat unutmayın, ortaya çıkan bu kolesterol yüksekliğinin hücresel kolesterol üretimi ile hiçbir ilişkisi yoktur. Hücresel kolesterol üretimi dikkate alındığında bu gerçek bir yükseklik değildir, tamamen kan kolesterol ölçümlerinde ortaya çıkan göreceli bir durumdur. Kolesterol yüksekliği karaciğer hücrelerinin fazla kolesterol üretmesiyle ilgili değil, üretilen miktarda tüketimin gerçekleşmemesinden kaynaklanır. Yani aslında hücre içinde kolesterol eksikliği vardır. Karaciğer hücrelerinin kana verilmek üzere fazla kolesterol ürettiği iddiası bilim dünyasının bizce en komik yalanıdır.

***********************************************


Yalan 6: Yüksek kolesterol ve kandaki yağlar damarlarda birikir, damarları sertleştirir ve damarları tıkayarak kalp krizlerine neden olur.
Gerçek: Her şeyden önce unutmamanız gereken son derece önemli bir nokta var; kanda tek başına damarları tıkayabilecek, tek başına damarlarda dolaşabilecek, tek başına damarlarda birikime yol açacak kolesterol ve yağlar yoktur. Çünkü kandaki bütün yağlar ve kolesterol sadece ‘lipoprotein’ adı verilen partiküller (HDL, LDL, VLDL vs) üzerinde bulunurlar. Ayrıca kolesterol molekülünün damarlarda tek başına sertleştirme yapması da hiçbir noktada mümkün değildir. Hücrelerde ve damarlarda sertleşme özelliği, savunma hücrelerinin etkisiyle (makrofajlar) damarlarda özellikle kalsiyum birikmesiyle[13] birlikte ortaya çıkmak zorundadır. Bu olaya damarlarda kalsifikasyon veya damarlarda sertleşme (ateroskleroz) adının verilmesinin asıl nedeni budur. Damarlarda kalsiyum birikimi, damar sertliği olgusunda birinci derecede evrensel bir risktir[14]. Ve daha da önemlisi damarlarda kalsiyum birikimi yüksek ya da düşük kolesterol düzeylerinden tamamen bağımsızdır. Bu nedenle aterom plaklarının, yani damarları tıkayan tıkaçların yapısında en az % 50 kadar kalsiyum vardır. Damarlarda ‘Kalsiyum’ miktarının ölçülmesi damar sertliği olgusunu en doğru yöntemdir. Damarlarda biriktiği iddia edilen kolesterol miktarının, bütün aterom plaklarındaki miktarı sadece ve sadece % 3 kadardır, fakat kolesterol konusundan çıkar sağlayan gruplar damarda biriken aterom plaklarındaki % 50 Kalsiyum, % 47 de farklı hücre bileşenlerini insanlara söyleme gereğini hiç hissetmezler. Sadece partiküller üzerinde ve hücre yapısında rastlantısal zorunluluk olarak bulunması gereken % 3 lük kolesterol miktarının damarları tıkayabildiğini (?) iddia ederler ki, bu son derece düşündürücüdür. Yani damarlarda kolesterol, yağ birimi dedikleri olay kocaman ve kuyruklu bir yalandır, damar sertliğinde özellikle büyük oranda kalsiyum birikimi vardır fakat bunu çoğu insan bilmez.

*****************************

Yalan 7: Etlerdeki görünen yağlar pişirilmeden önce ayrılmalı, sakatat tüketimi çok azaltılmalıdır. Sosis, salam, sucuk gibi işlenmiş et ürünleri doymuş yağları fazla içerdiğinden az tüketilmelidir. Tavuk, hindi ve balık eti koyun ve sığır etine tercih edilmeli. Kızartma yerine ızgara, haşlama, buğulama gibi pişirme şekilleri kullanılmalıdır. Balık eti kalp sağlığı açısından en yararlı ettir. Ancak balık yağını ilaç olarak almak doktorunuz tarafından tedavi olarak verilmemişse önerilmez. Karides ve kabuklu deniz hayvanları kolesterolden zengindir. Tahıl, sebze ve meyve tüketimi arttırılmalıdır. Bu besinler yağdan fakir vitamin ve posadan zengindirler. Eriyebilen posanın kolesterolü düşürdüğü çeşitli araştırmalarda gösterilmiştir. Yulaf, çavdar, fasulye, bezelye, pirinç kabuğu, turunçgiller, çilek eriyebilen posadan zengindir. Kepek, havuç, turp, lahana, karnabahar, meyve kabukları ise erimeyen posa içerirler, bu tür posanın kolesterol üzerine etkisi yoktur, ancak bağırsakların normal çalışmasını sağlar. Tam yağlı sütten hazırlanmış süt ürünleri yerine az yağlı veya yağsız sütten hazırlananlar tercih edilmelidir. Eti az yiyen kişilerin peyniri fazla tükettikleri görülmüştür. Ülkemizde sık tüketilen tam yağlı beyaz peynir ve kaşar peynirde doymuş yağ oranı yüksektir. Az yağlı peynir ve yoğurtlar tercih edilmelidir. Pasta, krema, dondurma çoğunlukla doymuş yağlar ve yumurta sarısı içerdiğinden az tüketilmelidir. Haftada 3 veya 4 den fazla yumurta yenmemelidir. Yumurta sarısı kolesterolden zengindir. Yumurta beyazı protein içerdiğinden daha çok tüketilebilir[15].
Gerçek: Doğrular ve yanlışlar birbiriyle karıştırılıp, ortaya karışık bir menü sürüldüğünde hiçbir zaman gerçeğe ulaşılamaz. Gıdaların tüketimi konusunda dikkat edilmesi gereken gerçek nokta günlük kalori ihtiyacı ve kalori miktarı konusudur[16]. Kilolu değilseniz, günlük kalori ihtiyacınız normal şartlarda 1500–2000 kalori civarındadır. Günlük kalori ihtiyacı aşılmadığı sürece, Amerikan Kalp Derneği (AHA) uzmanları bilim adamlarınca ‘zararlı ve riskli’ ilan edilen hiçbir hayvansal besin (yumurta, et, süt, tereyağı vs) kilo yapmaz. Söz konusu hayvansal besinlerin kolesterolü yükselteceği varsayımı ise tamamen tıp dünyasının ve bu konudan çıkar sağlayan grupların en trajikomik uydurmasıdır. Bütün yağ çeşitleri az ya da çok mutlaka kandaki küçülmüş bazı partiküllerin (small LDL, nascent HDL vs) normalleşmesini sağlar, normalleşen partiküller karaciğer hücrelerince daha kolay ve zahmetsizce kandan uzaklaştırılır ve kanda toplam kolesterol miktarı da düşer. Hayvansal besinlerin içeriğindeki kolesterolü ısrarla suçlayan Dünya’daki hiçbir araştırmacı, hayvansal besinlere ait söz konusu iddialarını noter huzurunda yapılacak, gönüllülerin katıldığı bir deneyde ispat edemez. “Günlük kalori miktarını aşmadan (doğal) hayvansal besinlerle kan kolesterol düzeyinin yükseldiğini ben ispat ederim” diyebilen bir araştırmacı, uzman, kendine güvenen bir profesör varsa buyursun yapsın, bu kim olursa olsun noter memurları karşısında mutlaka yalancı durumuna düşer! Hayvansal ürünlerle beslenme ve kolesterol yüksekliği ilişkisi ispat edilmemiş saçma sapan iddialardan ibarettir[17], bu durumu yıllardır söylemeye çalışan Prof. Dr Ahmet Aydın gibi araştırmacılarımız Türkiye’de zaten var.

************************************
Burada bilimsel açıdan önemli gördüğümüz bazı yalanları anlatmaya çalışmış olsak ta, sonuç olarak kolesterol konusunda yaşanan gelişmeler istenmeyen bir durum olsa da, yalanlar da hayatın ilginç, kaçınılmaz bir gerçeğidir. Hatta küçük yalanlar olmadan hayatın çekilemeyeceğini iddia eden büyük düşünürlere bile rastlamak mümkündür. Hepimizin az ya da çok inandığı, gerçeğini henüz göremediğimiz, şu an için anlamadığımız yalanlar mutlaka vardır ve hayatın yaşam dinamikleri içinde bu durumdan kaçabilmek gerçekten de zordur.

Kısaca; yaşadığınız sürece bazı yalanlarla karşılaşmak çok normaldir!

Normal olmayan, gerçeği görmemek için insanın başını kuma gömmesidir!

Önemli olan hangi yalana ne kadar süre inandığınız değil, yaşadığınız süre içerisinde gerçeği bulup bulamayacağınızdır. Ve gerçekle karşılaştığınızda takınacağınız tavırdır. Çünkü gerçeği görebilmek, bu zamana kadar anlamsızca inandığınız yalanlara, kendinize veya başkalarına kızmaktan çok daha önemlidir.

Şimdi kolesterol konusunu tekrar düşünün, şayet anlamadıysanız lütfen tekrar okuyun ve karar verin…

Ve başınızı kuma gömmeden gerçeği söyleyin:

Siz hangi kolesterol yalanına daha çok inanmıştınız?


Mevlüt Durmuş
Uzm. Biyolog

http://www.kolesterolmasallar.blogspot.com/

KAYNAK VE DİPNOTLAR
[1] Adnan K. Chhatriwalla et al (2009). Low Levels of Low-Density Lipoprotein Cholesterol and Blood Pressure and Progression of Coronary Atherosclerosis. J Am Coll Cardiol. 2009;53:1110-1115,
[2] Ridker PM et al (2008). Rosuvastatin to Prevent Vascular Events in Men and Women with Elevated C-Reactive Protein. N Engl J Med 2008;359:2195-2207.
[3] Irwin I Schatz et al (2001). Cholesterol and all-cause mortality in Honolulu. Volume 358, Issue 9296, 1 December 2001, Page 1906, The Lancet.
[4] http://www.haberturk.com/haber.asp?id=199644&cat=220&dt=2010/01/10
[5] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul
[6] http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2009/11/mzrak-cuvala-girmeyince.html
[7] http://www.aksam.com.tr/2009/11/10/haber/saglik/501/kolesterol_ilaclarinda_depresyon_tehlikesi.html
[8] Shane Ellison (2007). Bir masalmış kolesterol (Hiddeh Truth About Cholesterol -Lowering Drugs) (Çev: Arzu Aygen) Hayykitap. İstanbul
[9] Do, Catherine et al (2009). Statins and Erectile Dysfunction: Results of a Case/Non-Case Study using the French Pharmacovigilance System Database. Drug Safety: 1 July 2009 - Volume 32 - Issue 7 - pp 591-597
[10] http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2009/05/kolesterol-ilaclar-statinler-konusunda.html
[11] http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2008/10/bilimin-lgn-yanlgs-karacier-fazla.html
[12] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul.
[13] Elizabeth R. Brown et al (2008). Coronary Calcium Coverage Score: Determination, Correlates, and Predictive Accuracy in the Multi-Ethnic Study of Atherosclerosis. Radiology 2008;247:669-675.
[14] Scott M. Grundy, MD, PhD. (2001) Coronary calcium as a risk factor: role in global risk assessment. J Am Coll Cardiol, 2001; 37:1512-1515.
[15] http://www.tkd.org.tr/pages.asp?pg=376
[16] http://www.ntvmsnbc.com/id/25042876/
[17] Prof. Dr Ahmet Aydın (2009). Taş Devri Diyeti. Hayykitap. İstanbul

27 Aralık 2009 Pazar

İyi kolesterol (HDL-kolesterol), nasıl kötü oldu?




Prof. Dr. Altan Onat ve arkadaşları
‘TEKHARF’ çalışmalarıyla
ilgili olarak, aşırı miktarda HDL-kolesterol yüksekliğinin
düşünüldüğü kadar iyi olmadığını söylüyor
ve bize göre de bu konuda çok ama çok haklılar.

İyi kolesterol (HDL-kolesterol), nasıl kötü oldu?

Doğası gereği bilim saf ve temizdir. Fakat bilimin gelişim dinamikleri içinde insancıl düşünceler ve merak duygusu kaybediliyor, bilim sadece kapitalizmle birlikte anılıyor, bireysel çıkarlar ön plana geliyorsa bilim bütün saflığını-temizliğini artık yitirmeye başlıyor demektir.

Temizlik ve saflık yitirildiğinde, doğası gereği bilim alanları da, bilim gibi görünen, kendi sahte putlarını oluşturabilir, sahte balonlarla insanları bir süre oyalayabilirler.

İyi olarak görülen HDL kolesterol de böyle bir balondur.

Ve bütün şişirilen balonlar er ya da geç patlar!

Aslında damarlarımızda partiküllerden bağımsız dolaşan kolesterol molekülleri yoktur, çünkü kolesterol ve diğer lipitler mutlak surette lipoprotein adı verilen parçacıklarla (partiküllerle) taşınmak zorundadır. Ve söz konusu lipit taşıyan parçacıklardan biri de HDL adı verilen (High-density lipoprotein) lipoprotein türüdür, iyi kolesterol yani (HDL-kolesterol) ise bu partikülün içerdiği kolesterol miktarıdır.

Hangi tip partikül olursa olsun, kanda aşırı partikül yoğunluğu zararlıdır.

Kandaki kolesterol ve diğer yağlarımızı taşıyan partikül (parçacık) yoğunluğu bir şekilde arttığı, yani kanda parçacık yoğunluğu yükseldiği zaman, kandaki kolesterolünde yükselmesi bu nedenle kaçınılmazdır. Bu durum iyi (HDL) veya kötü (LDL) dediğimiz partiküller üzerinde bulunan kolesterol molekülleri içinde geçerli bir kuraldır. Çünkü kandaki her türlü partikül birikimi (LDL, HDL vs) ya lipopotein metabolizmasındaki (anabolizma değil katabolizmadaki ) bir aksaklık, bir hata, bir olumsuzluk nedeniyle ortaya çıkar. Yani yüksek HDL-kolesterol ya da total kolesterolün üretimle (anabolizmayla) bir ilişkisi yoktur.

Kandaki partikül tiplerinde de (HDL, LDL, VLDL, Şilomikron) ortaya çıkan bu kandaki birikimler, söz konusu partikül içeriğindeki lipitler de göreceli olarak yüksek gösterecek, partikülün içerdiği lipitler (örneğin kolesterol) kanda yüksek olarak bulunacaktır.

İyi kolesterol adını verdiğimiz kolesterol, HDL partikülünün içerdiği kolesteroldür ve HDL kolesterol yüksekliği bilim adamlarınca sürekli olarak iyi olarak gösterilir.

Ortak bir ses çıkar: Yüksek HDL iyidir, dahası ne kadar yüksekse o kadar iyidir!...

Klasik düşünceler bellidir, insanlarımıza sürekli aynı masal anlatılır, beyin sürekli olarak yıkanır: “HDL (iyi) olan yeter, LDL kolesterol (kötü) olmasa da olur! HDL (iyi) ve LDL (kötü) kolesterol miktarları birbirine çok yakın olmalıdır. HDL kolesterol ne kadar fazlaysa, o kadar sağlıklı sayılırsınız. İmkan olsa da şu LDL (kötü) kolesterolü tamamen ortadan kaldırsak, içme suyuna da kolesterol ilaçlarından biraz katarak bunu yapsak, nasıl olsa damarlar tıkanacak vakit kaybetmeden çocuklarda doğar doğmaz ilaca başlasak” şeklinde ilginç düşünlere rastlanması da bu nedenle mantıksız olsa da, güncel söylemlere halk gözüyle bakıldığında söylenenler çok mantıklı gibi görünür.

Oysa hiçbir şey göründüğü gibi değildir ve çok yüksek HDL kolesterolde sanıldığı gibi çok iyi değildir…

-----------------------------------------------------

İnsanlar HDL-kolesterolü yüksek olduğunda, damarlarının tıkanmadığına, kalp krizi geçirmeyeceğine inanır. Çünkü çoğu uzman araştırmada hep LDL (kötü) kolesterolü yüksek çıkarmış, yapılmış olan sözde araştırmalarda HDL (iyi) kolesterolü yüksek olanlarda (?) nedense kalp krizlerine ve damar sertliğine pek rastlamamıştır.

Kalp cerrahlarının çoğu damar tıkanıklığı nedeniyle ameliyat ettikleri hastaların çoğunda HDL düzeyinin normal ya da yüksek olduğunu aslında çok iyi bilir! Bu durum genel anlamda bilinsede aynı ‘klasik’ söylemleri tekrarlamaya devam ederler. Fakat bu araştırmacılar, “HDL düzeyi yüksek olduğunda görülen damar tıkanıklarına, kalp krizlerine” bir anlam veremediği için kendilerine hemen başkaca bilimsel kılıflar aramaya başlarlar, multifaktöriyel riskler falan filan…

Hatta çoğu araştırmalarda ortaya çıkması gereken HDL düzeyi yüksekliğine dayalı bu gerçek, bir şekilde araştırma kayıtlarından silinir ve pek ortalarda görülmez, kalp krizi geçirenlerin hepsinin LDL düzeyi yüksektir, bu bilimde sahtekarlıktır! Oysa kalp krizi geçiren çoğu insanın HDL düzeyi aşırı yüksek ya da normaldir, fakat bunu kalp krizi ve kolesterol üzerine yapılan sayısız araştırmalarda görmeniz adeta imkansızdır. Hepsi olmasa da çoğu araştırmacı gözlerinin önündeki bu durum çok açık olmasına rağmen göremez, körleşmiştir!...


Çoğu uzman tek parametrede, kanda iyi kolesterolün fazla (70 mg/dl üstü) yükselmiş olmasının da büyük bir risk taşıdığını unutmuş gibi görünür. Oysa bu durum yıllar önce Birgit Agerholm-Larsen[1] gibi çeşitli araştırmacılar tarafından defalarca açıklanmasına rağmen bu konuyu özellikle kardiyoloji dünyası üyeleri hiç dikkate almazlar. Elbette, konuyu kendileri biliyor olabilirler fakat böylesine (kendilerince) derin (?) bir konuyu insanlara nedense söylemek istemezler. Yüksek HDL kolesterol düzeyi, yani iyi kolesterol düzeyi de kalp damarlarının daralmasına, kalp krizine neden olabilir. Aşırı iyi kolesterol (HDL) yüksekliklerinin( 65-70 mg/dl üstü), lipitleri taşıyan partikül (parçacıklar) metabolizmalarında bazı genetik hataları[2] gösterebileceğini doğal olarak unutmamak gerekir. Doktorlarımızın çoğu ise, yüksek HDL düzeyinin tanısal anlamını, yüksek HDL bulgularının HDL metabolizmasındaki aksaklığı gösterebileceğini unutmuş gibi davranırlar. Elbette HDL yüksekliği genetik nedenlere olabilir, fakat genetik anlamda HDL yüksekliğinin gerekçesi ne olursa olsun, kanda aşırı HDL partikülleri ve HDL kolesterol değeri, gerçek bir bulgudur vardır ve kanda HDL kolesterol yüksekliği genetik etkilerle ortaya çıkan nesnel sonucu doğrudan gösterebildiği için çok önemlidir..

HDL yüksekliğinin zararları ve genetik etkiler konusunu, aldıkları eğitim gereği uzmanların bilmemeleri imkânsız gibidir.

Oysa kural basittir!

HDL-kolesterol aşırı yükselmişse, HDL partikül metabolizmasında ters giden bir şeyler vardır.

Anlamazlar….

Aaaa ne kadar iyi, çok yaşlanmışsın ama HDL çok yüksek, sonucun mükemmel” şeklinde ilginç bir tepki verir, iyi kolesterolünün (HDL) yüksek olması nedeniyle hastayı kutlar, pofpoflayarak evine gönderir!

Çoğu uzman ve doktora göre; iyi kolesterol yüksekliğinin de risk olması, 70-80-90-100 olması bazıları için önemli değildir, iyi kolesterolün (HDL) faziletleri nutuklarına göre, bu durum ihmal edilebilir bir durumdur, varsa yoksa iyi kolesteroldür: “ HDL düzeyi yüksek olsun, diğer lipoproteinler (LDL) hikaye” diyen dünyaca ünlü araştırmacılar bile vardır. Sadece HDL-kolesterol düzeyinin yüksekliği, HDL’ nin çok yüksek düzeylerde olması ile insanları gerçekten kalp hastalıklarından kurtarabileceklerine inanırlar, fakat bu sadece inançtır, gerçek değil…

Yani bilinçli olarak, HDL-kolesterolü (iyi) ilahlaştırırken, LDL kolesterolü (kötü) yerin dibine batırırlar!

Vücudumuzda bir çok sistem vardır. Bir sisteme ait metabolizma, bazı etkilerle bozulduğunda, vücuttaki diğer sistemlerinde zarar görmesi kaçınılmazdır, organizma bir bütün olduğu için, organizma içinde bir sistemin bozulması farklı sistemler[3] üzerinde zaman içinde mutlaka bir domino etkisi yaratır! Kısaca, lipoprotein sisteminde şayet HDL metabolizması bir şekilde bozulmuşsa, HDL partikülleri kandan uzaklaştırılamıyorsa, bunun etkileri sadece kalp damar hastalıklarıyla sınırlı kalmaz, kalamaz. İşte bu nedenle şeker metabolizması, şişmanlık dahil, kanda HDL yüksekliği konusu bir çok hastalıkla ilişki bulunabilir ki, Prof. Dr Altan Onat ve arkadaşları da özveriyle bu çalışmayı yapmışlardır. Çalışmalarında, aşırı HDL yani iyi kolesterol yüksekliğinde çeşitli (CETP) protein kusurları olabileceğini belirten, aşırı HDL (kolesterol ve partikül) yüksekliği ve çeşitli hastalıklar arasında, özellikle şişmanlık ve şeker hastalığı arasında ilişkiler bulmuşlardır. İnsanları aşırı ve çok fazla HDL yüksekliğinin zararları konusunda dikkatli olmaya çağıran uzmanlarımız, araştırmacılarımız ve doktorlarımızın şeker hastalığı (diabet) ve obesite (şişmanlık) konusunda CETP ve HDL ilişkisine dikkat çekmeye çalışmışlardır[4]. Fakat, bilimsel platformlarda söz konusu araştırmacıların yeterince dikkate alındığını düşünmüyorum. Nedeni çok basit, yüksek HDL iyidir önyargısı…

Günümüzdeki, ‘HDL kolesterol düşüncesindeki, ne kadar yüksek o kadar iyi’ anlayışına bağlı olarak gelişen, bu bilimsel gericiliği ve Katolik bilim anlayışını aşmakta sanırım bu araştırmacılarda zorlanıyorlar[5].

Kaç kişi, kaç uzman, kaç profesör anlayacak bilmiyorum ama buyurun sizlere dikkatlerden kaçan ve önemli olduğu halde değeri çok anlaşılmayan konuyla ilgili bir haber:

“'İyi kolesterolüm yüksek, fazla kilolu, göbekli de olsam kalbime zarar gelmez' diye düşünenler yanılıyor. Kardiyolojinin duayen doktorlarından Prof. Dr. Altan Onat, insanı kalp, diyabet ve metabolik hastalıklardan koruduğu bilinen HDL yani iyi kolesterolün obezite olanlarda bu hastalıkları tetiklediğini ortaya çıkardı. Türkiye'de kalp üzerine 19 yıldır yürütülen tıp alanındaki en önemli çalışmalardan biri kabul edilen TEKHARF araştırmasının sonuçlarını 11. İç Hastalıkları Kongresi'nde açıkladı. Prof. Dr. Onat, şunları söyledi: 'Yılda 100 bini aşkın yetişkinimizin kalp-damar hastalığına yakalanmasından bilinen faktörler sorumlu değildir. Oysa şişmanlık ve metabolik sendrom ilişkili aşırı iltihap ve vücutta oksijenle oluşan bir dizi kimyasal reaksiyonun ortaya çıkan zararlı ürünlerin hücreleri zorlaması sonucu önemli kan proteinlerimiz damar sertliği gelişmesine karşı koruyuculuğu kaybeder. Asıl sorumlu budur.' Prof. Dr. Altan Onat, kongrede yaptığı sunumda vücutta yaşanan değişimi şöyle anlattı: 'Bugüne dek HDL yani iyi kolesterol ve içinde bulunan bazı proteinlerin vücutta yüksek düzeyde bulunmasının olumlu olduğu düşünülürdü. Ama TEKHARF çalışması, Türkiye'de bu durumun her iki cinste diyabete yol açabildiğini, bunun yanı sıra metabolik sendroma da sebep olabildiğini ortaya koydu' dedi……”[6]

Kısaca iyi kolesterol (HDL) ve iyi partiküllerin kandaki birim alandaki yüksekliği, HDL metabolizmasında bir protein mutasyonunu (CETP) gösterebilir! Daha önce defalarca belirttiğimiz noktayı bir kez daha hatırlayalım: HDL metabolizmasında her hangi bir mutasyonun genetik nedenlerle ortaya çıkmış olması, kanda HDL’nin yüksek olduğu sonucunu değiştiremez. Çünkü CETP mutasyonu nedeniyle HDL’de ortaya çıkan bu sonuç ve HDL yüksekliği, lipit ve lipoprotein metabolizmasını tümüyle değiştirir[7]. Ve organizmadaki bütün sistemler, bir şekilde bu olumsuz gelişmeden zaman içinde etkilenmek zorundadır, biyolojik açıdan bunun başka bir yolu yoktur…

İyi kolesterol (HDL) çok yüksek olabilir, fakat bu durum sizin sağlığınız için genel anlamda düşündüğünüz kadar iyi olmayabilir!

Sıkıcı bir durum ama tekrarlayalım: Kandaki her türlü biyokimyasal yükseklik, bir metabolizma bozukluğunu gösterir. Aşırı HDL kolesterolün yüksekliği, söz konusu HDL partikül metabolizmasının bozulduğu gösterir[8], söz konusu (iyi) partiküller çok iyi olarak ta tanımlansalar da, kanda CETP[9] eksik olduğu için HDL partikülleri kandan uzaklaştırılamaz. Bu nedenle iyi dediğimiz HDL partikülleri sürekli kanda birikir, bu birikim nedeniyle de HDL kolesterol (iyi kolesterol) düzeyiniz çok yüksek çıkar: Fakat bu günümüz doktorlarınca ‘aman aman ne güzel, HDL kolesterol çok yüksek çıktı sonuçlarınız mükemmel’ şeklinde büyük bir sevinçle karşılanacak bir durum değildir. Bilinmeyen veya size söylenmeyen gerçek şudur: HDL metabolizmanız tıkanmış durumda ve çalışmıyor, kandaki (HDL) partikülleriniz kandan uzaklaştırılamıyor ve HDL kolesterolünüz yüksek çıkıyor…

Bu durum sevinmenizi değil, tam tersine üzülmenizi gerektiriyor!

HDL partikül birikimlerinde, doğal olarak HDL-kolesterolde (iyi) yüksek görülür, tıpkı LDL partikül birikimlerinde, LDL-kolesterolün (kötü kolesterol) yüksek çıkması gibi...

Basit akıl oyunlarıyla bu durumu siz kendiniz anlayabilirsiniz!

Kanda her türlü partikül birikimi (LDL, HDL, VLDL vs) organizmayı bir şekilde olumsuz etkiler, kanda partikül birikimleri gerekçesi (genetik vs) ne olursa olsun sonuç olarak partikül bütün birikimleri organizma için zararlıdır. Rastlantısal anlamda, partiküller üzerinde zorunlu bulunması gereken kolesterol molekülünün olaylarda doğrudan bir rolü olmadığını, kolesterol yüksekliğinin tamamen göreceli olduğunu daha önceleri belirtmiştik, yani kolesterol masumdur, biyokimyasal olarak partiküller üzerinde bulunmak zorundadır, kolesterole takılmayın. Ve çok tuhaftır ‘rastlantısal zorunluluk’ kelimelerini anlamak sanırım bazı uzmanlarımıza zor ve ağır geldi. Kandaki total kolesterolün, kandaki partikül artışı nedeniyle göreceli olarak yüksek göründüğünü, kolesterol yüksekliğinin iddia edildiği gibi üretimle (anabolik) ilişkili bir sorun olmadığını kavrayamadılar, umarım bir gün anlama gereği duyarlarda, biz de gereksiz yere ilaç kullanmaktan (statin) kurtuluruz!

Bilim sadece üretilmiş düşünceleri sağa sola satmak değil, bilimsel bulguların birbiriyle çeliştiği noktalarda yeni bilgiler, yeni modeller, yeni paradigmalar tasarlayabilmektir. Bilim adamlarımızda eksik gördüğümüz nokta burasıdır: Kolesterol konusunda yeni paradigmalar üretilemiyor!

Bilimin kapitalist tacirleri buna pek izin vermiyor!

Oysa; hem HDL’nin aşırı yüksekliği, hem de LDL’nin aşırı yüksekliği, üretimden değil partikül birikimlerinden kaynaklanır[10].

Kandaki partikül birikimleri o ya da bu şekilde, er ya da geç organizma için zararlıdır!

Sonuçta bu iyi (HDL) de demiş olsanız, bu çok kötü (LDL) de demiş olsanız hiç fark etmez! İyi ve kötü sıfatları, organizmanın işleyişinin biyolojik temelinde anlamsızdır, temel gerçek organizma dengeleridir.

Tek parametrede 'yüksek kolesterol' de artık bu işin büyük evrensel yalanı olmaktan çıkmış, umursamaz bilim adamları yüzünden, bilimin klasik komedisi haline[11] gelmiştir!

Kanda hangi tür olursa olsun, partikül birikimleri engellendiğinde, lipit metabolizması yeniden işleyecek ve ‘yüksek kolesterol sorunu’ diye bir sorun kalmayacaktır[12]. Önemli olan partikül birikimlerinin (katabolik) nedenlerini ortadan kaldırabilmektir. Tıp bilimleri gerçeğe dönüp, bu sorunla uğraşmalı, kolesterol senteziyle uğraşmayı bırakıp bu duruma yoğunlaşmalıdır.

Yeni bir yıla girerken, kendinize ve bütün sevdiklerinize bir iyilik yapın, lütfen 'kolesterol' bilgilerinizi güncelleyin ve eski kolesterol bilgilerinizden bir an önce kurtulun!

Bu iyi dediğimiz HDL için de geçerlidir!

Ve unutmayın;
iyi kolesterolün aşırı (HDL) yüksekliği, gerçekte hiç te iyi olmayabilir!.



Mevlüt Durmuş
Uzm. Biyolog
http://www.kolesterolmasallar.blogspot.com/
DİPNOT VE AÇIKLAMALAR
[1] Birgit Agerholm-Larsen et al (2000). Elevated HDL Cholesterol Is a Risk Factor for Ischemic Heart Disease in White Women When Caused by a Common Mutation in the Cholesteryl Ester Transfer Protein Gene. Circulation; 101: 1907.
[2] Birgit Agerholm-Larsen et al (2000) Common cholesteryl ester transfer protein mutations, decreased HDL cholesterol, and possible decreased risk of ischemic heart disease. Circulation. 2000; 102: 2197.
[3] http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2009/04/multifaktoriyel-risklerimiz-ve-yasamak.html
[4] TEKHARF çalışması yıllardır devam ediyor fakat nedense günümüz uzmanlarınca yeterince dikkate alınmıyor.
[5] Dr. Altan Onat, Gülay Hergenç, Dr. Günay Can (2009). Halkımızda koruyucu protein disfonksiyonlarının kardiyometabolik risk üzerine büyük etkisi ve cinsiyet farkı. Türk Kardiyol Dern Arş - Arch Turk Soc Cardiol 2009;37(6):1-10
[6] http://www.aksam.com.tr/2009/10/09/haber/473/saglik/haber.html
[7] http://beslenmebulteni.com/bes/index.php?option=com_content&view=article&id=249:yal-besinler-iyi-dediimiz-hdl-kolesterolue-nasl-yuekseltir-&catid=77:kolestrol&Itemid=172
[8] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul
[9] CETP= Kolesterol Ester Taşıyıcı Protein: Söz konusu protein eksikliğinde HDL partiküllerinden LDL’ye kolesterol esterleri aktarılması gerçekleşemez veya HDL metabolizması zorlanır. Kanda HDL partikülleri sayısı, dolayısıyla HDL-kolesterol de yüksek görülür.
[10] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul
[11] http://www.fathead-movie.com/index.php/about/
[12] http://kolesterolmasallar.blogspot.com/2009/05/kolesterol-ilaclar-statinler-konusunda.html

18 Aralık 2009 Cuma

TAŞ DEVRİ DİYETİ VE BEYİN-KOLESTEROL İLİŞKİSİ


Basitlik ve yalınlık bilimin
en keskin yönüdür, bazen fena
halde canınızı yakabilir!...

TAŞ DEVRİ DİYETİ VE BEYİN-KOLESTEROL İLİŞKİSİ


Bazıları için önemli olmasa da, sinir sistemi ve özellikle en ön önemli organımız olan beynimizde[1], diğer organlara oranla çok büyük miktarda kolesterol vardır. İnsan beyninin yüz gramında, 2200 (iki bin iki yüz) mg’dan fazla kolesterol bulunur ki bu, karaciğerin içerdiği kolesterol miktarının pabucunu dama atmak için yeterlidir.
Kısaca, eskimiş kolesterol söylemlerini unutun çünkü hücre içi kolesterol miktarı ve kan kolesterol düzeyi birbirinden çok farklı ve birbirinden bağımsız konular. Kolesterolü düşman gören günümüz bilimi sapla samanı henüz birbirinden ayıracak mantıksal kuralları henüz geliştiremedi veya henüz anlayamadılar. Kısaca yaşlandığımız sürece kanda kolesterolünüz yükselmiş olsa bile, hücre içinde kullanılabilir kolesterol miktarının azaldığını sizler okuyucu olarak unutmayın! Kandaki kolesterol yüksekliğine günümüz bilim adamlarının yaklaşımı bizce hiç tutarlı bir bilim anlayışı değil!

Bu nedenle hayvansal ürünlerin kolesterol içerdiği için yasaklanmasının mantıksız bir yaklaşım olduğunu da her zaman hatırlayın!

Daha da önemlisi beyin organı için kolesterol molekülleri hayati öneme sahiptir ve beynin gelişiminde kolesterolün önemi asla unutulmamalıdır. Ağırlık olarak insan beyni ortalama 1400 gram, kertenkele beyni 0,08 gram, filinki 6000 gram, timsahınki 80 gram, köpeğinki 92 gram, tavşanınki 10 gram, deveninki 760 gram, atınki 500 gram, şempanzeninki 400 g, koyununki 140 gram, fareninki 2 gram, kutup ayısınınki 500 gram, zürafanınki 680 gram, kedininki 30 gram, baykuşunki 3 gram, balinanınki 8000 gram, kaplumbağanınki 0,3 gram, aslanınki 240 gram, su aygırınınki 580 gram, kirpininki 25 gram'dır.

Elbette bu ağırlık rakamların tek başına bir anlamı yok, fakat vücut ağırlığı ve beyin ağırlığı devreye girince iş birden bire değişiyor. Vücudun ağırlığına göre insan beyni 1/50 oranında iken, en gelişmiş memelilerde bu oran ancak 1/100 kadardır. Yani insan beyni, vücudu dikkate alındığında en büyük beyin organına sahiptir. Kısaca bir balinanın beyni ağırlık olarak insan beyninden fazla olsa da, vücut-beyin ağırlığı oranı işin içine girince insan beyninin, diğer memeli canlılardan farkı da ortaya çıkmış olur. Fiziksel ve evrimsel olarak insan beyninin gelişim ve oluşumu, memeli canlılar dünyasında büyük bir avantajdır ve fiziksel açıdan insanı doğada üstün kılan en önemli faktörlerden biri de budur. Söz konusu avantajımız özellikle hayvansal ürünlerle beslenme tarzımız nedeniyle zamanla ortaya çıkmıştır.

Beyin ve kolesterol ilişkisini[2] daha önce yazmış ve beyin kolesterol ilişkisini detaylarıyla son kitabımızda da incelemiştik[3]

Peki, hayvansal beslenme[4] tarzından, yani et, süt, yumurta, tereyağı gibi besinlerden uzaklaşırsak, günümüz bazı bilim adamları söz konusu besinleri çeşitli gerekçelerle bize yasaklamaya devam ederlerse (?) ilerleyen zamanda neler olabilir, insan beyninin[5] gelecekteki evrimsel gelişimi ne olur?

Her şeyden önce günümüz bazı bilim adamlarının hayvansal besinlerin yasaklanması bize göre tamamıyla bilimsel saçmalıktır. Hayvansal besinlerin günümüzde kolesterol içeriği nedeniyle yasaklanıyor olması hem kendimiz, hem çocuklarımız hem de gelecekteki torunlarımızın beyinlerinin gelişimi için büyük risktir!...
Hayvansal besinler kolesterol içeriği bahane edilerek yasaklanmamalı!

Hayvansal beslenme tarzından uzaklaştığımız sürece, beyinsel evrim ve gelişmemiz maalesef tersine işleyecek gibi görünüyor! Bu durumu Türkiye’de yıllardır insanlarımıza anlatmaya çalışan Prof. Dr. Ahmet Aydın, Dr. Güçlü Ildız gibi çok değerli uzmanlar elbette var[6], yıllardır söylüyorlar ve son yapılan araştırmalar da bu bilim insanlarımızı desteklemekte…
Buyurun sizlere kendi bilim adamlarını dinlemeyenler, kendi bilim adamlarını dikkate almayanlar için, yurt dışı kaynaklı bir haber: “Bilim adamları, özellikle beynin hızla değişmeye devam ettiğini açıkladı. Genler üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda, halen yüzlerce genin değişim göstermeye devam ettiği duyuruldu. Wisconsin Üniversitesinden yapılan açıklamaya göre, insan beyninin sürekli evrim içinde olduğu ve yaşanan evrimin beklenmedik bir şekilde gelişiyor. Bilim insanları kafatasları üzerine yaptıkları ölçümler sonucunda, son 5 bin senedir insan beyninin küçülmekte olduğunu açıkladı. Avrupa, Çin, Güney Afrika ve Avustralya’dan alınan kafatasları üzerinde yapılan araştırmalar sonrasında, son 5 bin sene içinde insan beyninin tam 150 santimetre küp küçüldüğü açıklandı. Bu şekilde, insan beyni 5 bin sene önceki haline oranla yüzde 10 küçüldü. Bilim insanları ise hayvan avı ile geçinen insanlıktan bu yana ihtiyaçlarını başkaları ile gidermeye başlayan insanların edindiği davranış değişikliklerinin beynin küçülmesini tetiklediklerini ifade ettiler.”[7]

Gerçekten de 5–10 bin yıl önce, insanlık tarımsal üretimle tanışmış, avcılık ve dolayısıyla hayvansal besinlerden, etten, sütten, yumurtadan, tereyağından uzaklaşmaya başlamıştı. Ve bu beyin gelişimini büyük oranda etkilemişti.

Günümüzde ise bu durum daha da ileriye ve sözde ‘bilim’ adına yürütülen kampanyalarla daha da hızlı ilerliyor. Fakat durum gün geçtikçe daha da komik bir hal alıyor. Bilim adamlarının bu umursamaz tutumu artık televizyonların, şov programlarının, Tom Naughton (*) gibi ünlü komedyenlerin eğlencesi haline gelmiş durumda..

Çoğu bilim adamlarının iddialarının tam tersine günlük kalori ihtiyacının (1500–2000 kalori) en az yarısı mutlaka hayvansal gıdalardan sağlanmalı.

İnsan beyninin evrimsel gelişimi, günümüz bilim adamlarınca hayvansal besinleri yasaklayarak durdurulmamalı!
Yoksa küçülmekte olan beynimiz, daha da hızla küçülecek...

İşte bu nedenle hayvansal besinler!

Bu nedenle yapabildiğiniz, başarabildiğiniz kadar taş devri diyeti!...

Uzm. Biyolog
Mevlüt Durmuş
DİPNOT VE AÇIKLAMALAR

[1] Merkezi sinir sistemi ve periferik sinir sistemi, beyinden başlayarak omurilik dâhil bütün periferik sinir hücrelerini kapsar. Biz merkezi, santral, periferik sinir sistemi yerine, konuya yabancı olanlar için daha anlaşılır olsun diye, sadece beyin ve sinir sistemi terimlerini kullandık. Ayrıca beyin organının çok büyük bir bölümünün su (% 90) olduğu da her zaman hatırlanmalıdır.
[2] http://beslenmebulteni.com/bes/index.php?option=com_content&task=view&id=137&Itemid=172
[3] Mevlüt Durmuş (2009). Kolesterol ve Akıl Oyunları. Hayykitap. İstanbul
[4] Prof. Dr Ahmet Aydın (2009) Taş Devri Diyeti. Hayykitap. İstanbul
[5] Beyin kendi kolesterolünü kendi sentezlemekle birlikte, bizim henüz kabul görmeyen düşüncemize göre organizmaya ait bütün organlar hücre içi kolesterol miktarı konusunda ‘birleşik kaplar kuralı’na göre çalışır. Yani diyetle, besinlerle alınan kolesterol miktarı azaldığı, farklı organlara ait hücrelerde, özellikle hücre içinde kolesterol miktarı azaldığı zaman beyin organı kendisi için üretmiş olduğu kolesterol moleküllerini hücre içinde kullanmakta zorlanabilir. Bütün organlara ait hücrelerde, hücre içi kolesterol miktarı yeterli olmalıdır. (Hücre içi kolesterolü, kan kolesterolünden bağımsız ve birbirinden çok farklı, bkz. Kolesterol ve Akıl Oyunları)
[6] Bkz. Beslenmebulteni.com
[7] http://www.iha.com.tr/haber/detay.aspx?nid=96815&cid=13 Bu konuda mutlaka itirazlar ve görüşlerimize katılmayanlar da olacaktır. Hayvansal beslenme ve beyin gelişimiyle ile ilgili bilimsel itirazların ilgili üniversiteye ve bilim adamlarına yapılması yerinde olur.
(*) http://www.fathead-movie.com/index.php/about/ Komedyen Tom Naughton kolesterol, yağlı beslenme ve hayvansal besinlerle ilgili yanlış ve tutarsız söylemleri komediyle eleştirdi, kendi deneyini belgesel haline getirdi.