30 Nisan 2008 Çarşamba

DÜŞÜK KOLESTEROL DÜZEYLERİ VE YAŞLANMA KONUSUNDA AÇIKLANMAYANLAR...


DÜŞÜK KOLESTEROL VE YAŞLANMA KONUSUNDA AÇIKLANMAYANLAR....

"manifesto: çarmıha gerilen molekül ve modern bilimin

kolesterol masalları" kitabından....


Düşük kolesterol ve ölüm oranları konusunda ortaya çıkan bazı gerçekler o kadar derin ve anlamlıdır ki, gerçekten ilaç şirketlerinin ve konuyla ilgili beyin yıkama kampanyalarının etkisinde kalmayan, literatür takip eden, hastalarını düşünen her hangi bir doktor bu aşamada son derece kararsız kalır, ister istemez mesleğinin gereklerini yapmaya çalışırken zorlanır. Çünkü bazı araştırmacıların ortaya koyduğu çalışmalara göre, düşük düzeyde kan kolesterol değerlerinde çok çeşitli nedenlerle ölüm oranları inanılmaz derecede artabilmektedir.[1]

Kolesterolü düşüren ilaçlar (statin) doktorlar açısından gerçekten büyük oranda her açıdan görüntüyü kurtaran ilaçlardır; tek parametrede kolesterolünüz normal düzeyine iner, hastalıkla ilişkilendirilmiş (semptom) kolesterol yüksekliğinden kurtulduğunuzu düşünebilirsiniz, ama söz konusu semptomun ortadan kaldırılmasını ‘tedavi’ olarak algılamanız, tamamen kendinizi kandırmak olacaktır. Çünkü ilacınızı bıraktığınız anda, normal şartlarda kolesterolünüz tek parametrede tekrar yükselecektir. Söz konusu ilacı varolduğunuz sürece kullanacaksınız. Hiçbir hekim ve uzman hastaya yağlı besinlerden ve yağ asitlerinden uzak diyet yaptırıyorsa normal şartlarda, kolesterolü ilaçlarla düşürülüp normal düzeye gelmiş ve daha sonra ilacını bırakmış kolesterolü yükselmeyen hastalara pek sahip değildir.

İlaçlı veya ilaçsız, düşük kolesterol düzeyi ise sanıldığının tam tersine sizin için hastalıkların azalması değil, artması sonucunu hatta ‘ölüm’ olgusunu da çoğunlukla beraberinde getirebilir! Kızmayın, ben değil, istatistikler böyle söylüyor…

Tek parametrede kolesterol yüksekliğinde insanların korktuğu, dolaylı olarak korkutulduğu temel nokta kalp krizine, damar sertliğine ve bir çok hastalığa bağlı olarak ortaya konulan, gizlice insanların şuuraltına kolesterol tepsisinde sunulan ‘ölüm’ olgusu ve korkusu olduğunu daha önce de söylemiştik.

Fakat her şeye rağmen yüksek kolesterol ve ölüm olgusu bazı araştırmacıların ve kardiyologların pek fazla bulaşmak ve konuşmak istemediği son derece çetrefilli bir konudur. Yapılan çok ünlü araştırmalarda dahi, yüksek kolesterol ve ölüm olayları arasında ilişkilendirmeler aslında tam anlamıyla sonuçsuz kalmış, varolan ‘kolesterol teorisi’ ölüm oranlarıyla, karşılaştırıldığında ileri sürülen kolesterol teorisi geçersiz kalmıştır.

Ünlü 30 yıl süren Framingam araştırmasında 753 hastada düşük kolesterol düzeylerinde artan ölüm oranları ortaya çıktı, Forette ve arkadaşlarının 92 hastadaki çalışmasında en az ve oldukça düşük rastlanılan ölüm oranı, şaşırtıcı bir şekilde total kolesterol düzeyleri yüksek olan hastalarda ortaya çıktı, oysa araştırmacılar bu bulguların tam tersini bekliyorlardı. Siegel ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada 551 hastada yüksek kolesterol ölüm ilişkisi çok istemesine, arzu edilmesine rağmen başarısızlıkla sonuçlandı ve hiçbir zaman gösterilemedi.[2]

Bu kadar da değil; Yale Üniversitesi, kardiyoloji bölümünden Dr. Harlan Krumholz[3] düşük kolesterol düzeylerine sahip yaşlı(!) insanların, yüksek kolesterol düzeylerine oranla iki kat fazla kalp krizi geçirdiğini ve daha erken öldüğünü bildirdi. Çok yakın bir zamanda Graziano Onder[4]ve arkadaşları 65 ve 81 yaşlarındaki 6894 hastayı ölçtükleri kolesterol düzeylerine göre çeşitli gruplara ayırmış ve toplam 5 yıl boyunca bu insanları izlemişler.
Sonuç sizinde tahmin edebileceğiniz gibi önceki araştırmalardan çok farklı değil. Yapılan araştırmada tek parametrede kolesterol düzeyi 160 mg/dl’nin altında olan hastaların % 5.2 sinde ölüm olayı görülmüş. Kolesterol düzeyine göre ölüm olayının en az olduğu grubu sanırım az da olsa okuyucu olarak sizlerde merak ediyorsunuzdur. Kolesterol düzeyi 240 mg/dl ve üzerinde olan bireylerde; % 1.7’lik düzeyde en düşük ölüm oranı görülmüş! Sanırım bu konuyu atlayan ve bilmeyen uzmanların, araştırmacıların, ve doktorların bazıları ‘indeks medicus’un başına çoktan oturmuş olmalılar. Açık bir deyimle: kolesterol düzeyi yüksek olan yaşlı insanlar daha uzun, kolesterol düzeyi düşük olanlar ise anlaşılmaz bir şekilde daha kısa ve erken ölüyor!?
Biliyor muydunuz?
Gerçekten hasta bireylere her platformda çekinmeden ve rahatça, ‘yüksek kolesterol öldürür’ diyebilen uzmanlar tarafından kabul edilmesi oldukça zor çalışmalar. Bu ve benzeri bir araştırmayı uzmana direk olarak götürdüğünüzde size bir sürü soru ve sorun ortaya çıkaracaktır. Ölüm ve kolesterol ilişkisinden[5] mümkün olduğunca çabuk kaçmaya çalışacak, olayı sadece kalp krizi-damar sertliği kolesterol ilişkisine getirmeye, umutsuzca kolesterol konusunu ‘kalp damar’ ilişkisinde sabitlemeye çabalayacaktır.

Konuyla ilgili yapılan araştırmaların hemen hemen tümü, rölatif risk, risk faktörü, gelecekte rastlanacak sayı gibi teorik varsayım ve olasılıklara dayanmayan, basit ama tamamen gerçek iki parametrede ortaya çıkıyor. ‘ Hangi nedenle olursa olsun ölen insanların kolesterol düzeyleri beş senelik bir zaman diliminde ortalama hangi düzeydeydi?’ Soru ve cevap bu kadar basit! İleriye doğru gerçekleşme ihtimali olan, spekülatif çalışmalar mı daha gerçekçi, yoksa 5 sene boyunca hastalar takip edilerek yapılmış olan bu araştırmalar mı?

Madem ki yüksek kolesterol, isimlerini bu kitapta tek tek saymakta zorlanacağımız bir çok hastalıkla doğrudan ilişkilendirilebiliyor, madem ki doktorlar insanların plazma düzeyindeki tek parametrede kolesterol yüksekliğine göre hastalık ve hastalık gelişimi için çeşitli kararlar verilebiliyor, teorik varsayımlardan ve olasılıklardan uzak olan, bundan daha açıklayıcı ve net bir bilimsel araştırma olamaz değil mi?

Bu ve benzeri çalışmaları ‘yüksek kolesterol çok zararlı’ diyen uzmanlardan duymak için biraz daha, sanırım üç beş yıl daha beklemek zorundasınız. Çünkü yeni ortaya koyduğumuz kolesterol paradigması tam olarak anlaşılmadan ve tartışılmadan bunların söyleneceğini ben de pek düşünmüyorum. Fakat siz okuyucu olarak ikna olmadıysanız buna benzer çok daha değişik araştırmaları da kendinizde bulabilirsiniz[6] .
Söz konusu araştırmaların sonuçları yaşlanma bilimiyle (Gerontoloji) ilgilenenlerin dikkatini çekse de, bir çok dahiliye uzmanı ve kardiyolog bu konuyla ilgiliymiş gibi görünse de, hastayla baş başa kaldığı uygulama safhasında, benzer araştırmaları nedense dikkate almamayı, kendileri ve meslekleri açısından daha uygun görüyor: ‘…benim işim, kalp damarları ve kolesterol ilişkisi, kolesterol ve yaşlanma ilişkisi beni ilgilendirmez’ diyebiliyor. Bir çok hastalığın özel isimlendirmelerle anılıyor olması da, söz konusu hastalıkların ‘yaşlanma’ olgusundan bağımsız olduğunu asla göstermez, tam tersine normal yaşam sürecinde karşınıza çıkabilecek bütün hastalıkların yaşlanmayla primer (birinci derecede) ilişkisi vardır.
Basit bir anlatımla verecek olursak; canlıların yapısında atomlar, moleküler belirli kurallar ve prensipler içinde gerçekleşen ilişkileriyle yaşamın kendisini oluştururlar. Molekül ve atomların kısa vadede yaşı söz konusu olmasa da, organizma yapısında gerek iç gerekse çeşitli dış faktörlerin etkisiyle yaşamı oluşturan, yaşamın devamını sağlayan molekül ilişkilerde ortaya çıkabilen kopukluk, aksama veya yetersizlikler yaşlanmanın farklı bir yönünü oluşturur. Belli bir süre sonra bu durum canlı yaşamı üzerinde olan etkisini tamamıyla çeşitli organ ve dokular yoluyla hissettirir. Söz konusu hastalıklar çoğunlukla özel adıyla anılabilir, hatta birkaç hastalığı aynı anda ele alan hastalıklar; örneğin konuyla ilgili ‘metabolik sendrom’ dedikleri durum bu konuyla ilişkilidir, yüksek trigliserit, düşük HDL(iyi lipoprotein), tansiyon, böbrek hastalıkları vb bulguların aynı anda ortaya çıkmasına uzmanlar şimdi bir ‘metabolik sendrom’ adı koydular ve öyle devam ediyor. Yaşanan bu ve benzeri olumsuzlukların artan yoğunlukta organizmada birikimi de yavaş yavaş ‘yaşlanma’ adını verdiğimiz olguyu ortaya çıkarmaya başlar. Damar sertliği gerçekleşen insanlarda, yaşlanma olgusu doğal olarak geniş bir alanını kapsıyordur. Bu nedenle ilerleyen yaşlarla ortaya çıkan çok çeşitli hastalıklar ve yaşlanma arasında bağıntılar kurmak aslında hiç zor değildir.

Bu durum, bazıları kabul etmekte zorlansa ve itiraz etse de kolesterol molekülü içinde geçerlidir, çünkü kolesterol organizmanın tümünden bağımsız bir molekül değildir. Bilinen veya bilinmeyen bir alanda organizmanın isteyebileceği kurallara göre, organizma içindeki moleküller kendine düşen rolünü oynar ya da artık sıkıldım oynamıyorum der!.

Kolesterol ile ilgili yaşanan, bir çoğumuza karmaşık görünen süreç, insan yaşamının bu evresinde ortaya çıkan kaçınılması zor bir evresi olabilir. Bunun anlamı şudur: Eğer damar sertliğini oluşumunda her hangi bir molekülün tek parametredeki yüksekliğinin etkili olduğu iddia ediliyor, söz konusu kolesterol molekülümüz üzerinden hastalıklar hakkında karar verebiliyor ve hastayı tedavi yoluna gidiliyorsa, kolesterol molekülünün normal olarak ‘yaşlanma ve ölüm’ ile de ilişkili olması gerekir değil mi?. Bunun aksini düşünmek ve iddia etmek biraz ‘bilim maskeli’ saçmalık olmaz mı?

Şimdi öne sürülen düşünceler ışığında bilgilerimizi, sentezlemeye ve bir karar vermeye çalışalım; sizce yüksek kolesterol öldürür mü?

Yüksek kolesterolün risk olduğu bir çok araştırmacı tarafından söyleniyordu ve siz bunu bu şekilde biliyordunuz. Size gösterilen bazı istatistik çalışmaların sonuçları da elbette bunu böyle gösteriyor, çoğu doktor ve uzman risk olduğunu söylüyordu.

Fakat Graziano Onder grubunun ‘kolesterolün masum olabileceğini’ düşündüren bu benzeri çalışmalardan sizin haberiniz var mıydı? Söz konusu araştırmacıların yaptığı da istatistiksel olarak oldukça anlamlı, değerlendirilmesi gereken çalışmalar değil mi?

Şimdi ne olacak, yaşlı annenize yada babanıza kolesterol düşürücü vermekle iyi bir şey yaptığınızı, onların hayatını ve yaşam süresini uzattığınızı, artık kalp krizi geçirmeyeceğini mi sanıyorsunuz?

Bizlerde yaşlanacağız veya yaşlandık! Yaşlanmış anne ya da babanıza verdiğiniz veya vereceğiniz kolesterol düşürücü ilacı, söz konusu araştırmaları bile bile, bu andan itibaren rahatça, gönül rahatlı içinde verebilir misiniz?

Elbette kahin veya falcı değiliz: Fakat şimdi olmasa bile ilerleyen bir zamanda sizin de kolesterolünüz % 30 ihtimalle yaşlanmaya başladığınızda yükselecek! Belki de şimdiden düşünmeye başlamalısınız: Siz kendiniz böyle bir durumla karşılaştığınızda ne yapacaksınız?
Yaşlı insanlara hala kolesterol düşürücü ilaçlar vermeye ve ‘yüksek kolesterol sizi öldürür’ masalını anlatmaya devam mı edeceğiz!
Söz konusu ‘kolesterol ve ölüm oranları arasındaki’ araştırmaları yapan araştırmacılar yalan mı söylüyor?

Kolesterol ile ilgili varolan bu ve benzeri çalışmaları, araştırmaları, bir çok akademisyen ve uzman gibi görmezlikten, bilmezlikten gelmek bilimsel düşünce olarak kabul edilebilir mi? Bence hayır!
Kaynaklar

[1] Dj. KOZAREVIC et al (1981). SERUM CHOLESTEROL AND MORTALITY. THE YUGOSLAVIA CARDIOVASCULAR DISEASE STUDY. American Journal of Epidemiology Vol. 114, No. 1: 21-28
[2] U. Ravnskov (2003). High cholesterol may protect against infections and atherosclerosis. Q J Med 2003; 96: 927-934
[3] http://www.westonaprice.org
[4] Graziano Onder et al (2003). Serum cholesterol levels and in-hospital mortality in the elderly. The American Journal of Medicine Volume 115, Issue 4 , September 2003, Pages 265-271
[5] Elaine N. Meilahn (1995). Low Serum Cholesterol Hazardous to Health? Circulation. 1995;92:2365-2366.
[6] Annelies NE Neverling-Rijnsburger et al. Cholesterol and all-cause mortality in Honolulu. The Lancet.2001; 358 (9296): 1905-1906

5 Nisan 2008 Cumartesi

Kolesterol hapını kim yutturuyor?

Kolesterol hapını kim yutturuyor?

http://www.takvim.com.tr/2008/03/23/pap133.html

Gereksiz kullanılan kolesterol ilaçları, iktidarsızlıktan erken bunamaya kadar bir dizi yan etkiyi beraberinde getiriyor. Peki herkes hasta mı, yoksa bütün bunlar ilaç üreticilerinin pazarlama taktiği mi?





Ezber bozan sözler



Gazi Üniversitesi'nden Uzman Biyolog Mevlüt Durmuş, kolesterolün vücuda gerekli olduğunu savunarak sorunun kolesterolde değil kolesteroldeki partikülerde olduğunu söylüyor. İstanbul Üniveritesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden Metabolizma ve Beslenme Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Aydın da kolesterolle ilgili beslenme ezberlerini bozuyor. Aydın, tereyağın kolesterolü yükseltmediğini söyleyerek, "Tereyağ tüketilirken kalpten ölümler azdı" diyor. Balık yağının, yüksek kolesterolü, ilaçlardan daha sağlıklı olduğunu da şöyle savunuyor: "Kolesterol düşürücü ilaçlar yan etkiye sahipken balık yağı hem yan etkisiz hem de daha ucuz."

Durmuş'un çarpıcı iddiaları şöyle:
Kolesterol değerleri aşağı çekilmeye çalışılıyor.
Kolesterol düşük olduğu zaman uzun yaşayacağı inancı aşılandı.
Korkutma kampanyalarıyla 'kolesterol fobisi' oluşturuluyor.
Araştırmalar; düşük kolesterol düzeylerinde ölüm oranlarının arttığını göstermekte. Kolesterolü yüksek olanlar daha uzun yaşama potansiyeline sahip.
10 kişiden 4'ünün kolesterolü ilerleyen yaşlarda artacak ve ömür boyu ilaç kullanmaya mahkum edilecek.
Zeka geriliği, iktidarsızlık, kas ağrısı, kolesterol düşürücülerin yan etkilerinin sadece bilinen ve görülen tarafıdır.

Kolesterol bilmecesi kördüğüm!

Gündemden sessiz sedasızca geçen "Yasaklanan kolesterol ilacı Ezetrol" haberinin ardından tıp dünyası, ikiye bölündü. 'Yüksek kolesterol hastalığı ilaç sektörünün yarattığı bir fobidir' diyen de var, 'İlaçsız asla olmaz' da....


Neredeyse her evde "kolesterol hastası" varken kolesterol ilaçları da en çok kullanılan ilaçların başında. Dünyada 25 milyon dolarlık pazar payına hakim olan bu minik hapların, kalp hastaları için gerçekten de hayat kurtarıcı olduğu bir gerçek, peki diğerleri? Önce uyaralım; sorular ve cevapları pazar keyfinizi kaçırıp sinirlendireceğinden kolesterolünüzü yükseltebilir ama siz yine de kolesterol haplarına sarılmayın. Çünkü gereksiz kullanılan kolesterol ilacı iktidarsızlıktan erken bunamaya, kas hastalıklarından karaciğer rahatsızlıklarına kadar pek çok yan etkiye sahip.



YOKSA BU BİR EFSANE Mİ?


"Yüksek kolesterol korkusu"nun ilaç sektörünün pazarlama stratejisi olduğu iddiaları dile getirilirken bir diğer iddia da kötü kolesterol eşiğinin düşürülme nedenlerinin ilaç firmalarının pazarlama taktiği olduğu... Bu iddianın sahiplerinden biri olan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları bölümünden Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, kolesterolle ilgili bugüne kadar bilinen tüm ezberleri bozacak açıklamalar yapıyor. "Kolesterol tek başına tedavi gerektiren bir hastalık değildir" diyen Prof. Dr. Küçükusta; kolesterolün ilaç sektörünce yaratılan bir fobi olduğunu söylüyor. Bir diğer iddia da Uzman Biyolog Mevlüt Durmuş'tan.

'TEK BAŞINA BİR HASTALIK DEĞİL'

Kolesterol düşürücü ilaçlarının yasaklanması için Sağlık Bakanlığı'na çağrıda bulunan Durmuş, şunları söylüyor: "Kolesterol değerleri sürekli aşağılara çekilmeye çalışılıyor. Amerika'da 40 milyon kişi bu ilacı kullanmak zorunda bırakıldı. 40 yaşını geçen bireylerin yarısının kolesterolünün yükseleceğini düşünürseniz, ilaç şirketlerince ortaya koyulan oyunun boyutunu da anlamanız mümkün.

"SIRADA REFLÜ VE DEPRESYON MU VAR?

Türkiye Kardiyoloji Derneği Başkanı Prof Dr. Çetin Erol ise iddiaları yalanlıyor. Kötü kolesterol eşiğinin kişiye göre değiştiğini söyleyen Prof. Dr. Erol "İlaçsız olmaz" derken Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbnii Sina Hastanesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sadi Güleç de meslektaşını destekliyor. İddiaların bilimsel dayanağı olmadığını söyleyen Prof. Dr. Güleç, "İddia edildiği gibi olsaydı Amerika bunu kullanmazdı. Amerikalılar harcadığı paranın karşılığını almazsa para harcamaz" diyor. "Kolesterol hastalığı" iddia edildiği gibi bir korkutma kampanyasıyla yaratıldıysa reflü, kemik erimesi ve depresyon da tartışılması gereken efsaneler sırasına girebilir.

Kardiyolaglar yalanladı

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İbni-i Sina Hastanesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Sadi Güleç ise iddiaları şöyle yalanlıyor: "Kolestrol ilaçları Amerika'da çok fazla kullanılıyor. İlaçlara para harcadıkları zaman daha az kalp krizi geçiriyorlar. Bir defa kalp krizi geçirdiyse mutlaka kolesterol eşiği 100'ün altında olmalı. Risk faktörleri taşıyorsa kolestrolün 130'un altında olması şart. Ama her insan için 160'ın üstündeyse; bu risk taşıyor demek. Kalp krizi geçiren kişilerin 1 gün önceden şikayeti olmuyor, kolesterol damar duvarlarında birikmiş oluyor." Prof. Dr. Güleç kolesterol düşürücü haplarla ilgili iddiaların bilimsel dayanağı olmadığını savunuyor. Prof. Dr. Güleç şöyle devam ediyor: "Bu konuyla ilgili bilimsel deneylerle kanıtlanmış bir sürü çalışma var. Kolesterol yüksekliğinin tehlikeli olduğu bir anda söylenmemiş, uzun yıllar çalışma yaptıktan sonra ilaç uygulanmasına geçilmiş. Bu iddiaların bilimsel denetimi yok. Mantık yürüterek bir yere varamazsınız." Türk Kardiyoloji Derneği Başkanı Kardiyolog Prof. Dr. Çetin Erol da iddiaları reddederek ekliyor: "Kesinlikle yanlış. Normal bir insanın kolesterol eşiğinin 160, kalp hastalarında 100 olması gerekir. İlaçsız olmaz."


HABER: BERİL ÖZCAN

MEVLÜT DURMUŞ'UN HABER HAKKINDAKİ YORUMU:

BU HABERLE İLGİLİ OLARAK İLERLEYEN YAŞLARDA HATIRLAYACAĞIM TEK ŞEY ' MANTIK YÜRÜTEREK BİR YERE VARAMASSINIZ' SÖZÜ OLACAKTIR. (UMARIM YANLIŞ YAZILMIŞ, BÖYLE BİR ŞEY SÖZ KONUSU BİLİM ADAMLARINCA SÖYLENMEMİŞTİR). BENCE BİLİM VE TÜRK KARDİYOLOJİ DERNEĞİ (TKD) ADINA SON DERECE TEHLİKELİ VE TALİHSİZ BİR AÇIKLAMA. ÇÜNKÜ MANTIK VE MATEMATİGİN OLMADIĞI YERDE ZATEN BİLİMDEN SÖZ EDEMEZSİNİZ...BİLİM ADINA YAPILAN HER OLGUDA ÖNCE MANTIK YÜRÜTÜLMEK ZORUNDADIR, MANTIKSIZ KONULARLA ZATEN BİLİMİN İÇİNİ DOLDURAMASSINIZ, BİR YERLERDE MANTIGA MUTLAKA ÇARPAR VE TOSLAR...

KEŞKE ÜNİVERSİTELERDE POZİTİF BİLİM DALLARINDA AKADEMİK KARİYER YAPANLAR DA ZAHMET EDİP BİLİM FELSEFESİ VE MANTIK DERSLERİ ALABİLSELER... O ZAMAN BİLİM ADINA NELERİ KAÇIRDIKLARINI BELKİ GÖREBİLİRLERDİ.

2 Mart 2008 Pazar

DÜŞÜK KOLESTEROL VE KANSER İLİŞKİSİ, KARDİYOLOGLARI VE İLAÇ ŞİRKETLERİNİ ÜZECEK!....




DÜŞÜK KOLESTEROL VE KANSER İLİŞKİSİ, KARDİYOLOGLARI ÜZECEK!....

Dünyanın sayılı bilimsel dergilerinden Journal of the American College of Cardiology’ de Dr. Richard H. Karas ve arkadaşları[1] tarafından yayınlanan bir makale, yıllardır tartışılan fakat kardiyoloji uzmanlarınca adeta yok sayılan bir konuyu yeniden gündeme getirdi: “Düşük kolesterol düzeylerinde kanser olguları neden artıyor?”.

Söz konusu sorunun arkasından ise sorulacak basit soru şudur: “ Kolesterolü düşük ya da ilaçlarla kolesterolü düşürülmek istenen insanlara söz konusu kanser riskinden söz ediliyor mu?” Elbette hayır… Kolesterolü düşük veya düşürülmek istenen insanlara bu riskten hiç söz edilmiyor!. ‘Kanser ve düşük kolesterol’ gibi bir risk faktörünü ciddiye almayan kardiyoloji uzmanları, statin türevi ilaçların yan etkilerini ise ‘aspirin’le karşılaştıracak kadar bilimden uzaklaşıyorlar.

Madalyonun diğer yüzünde ise onkoloji (kanser bilimi) alanında kolesterol düşürmek için kullanılan statinlerin, bazı kanser türlerinde olumlu etkileri bu alanda çalışan insanları heyecanlandırıyor, kanser hastalarında yaşam kalitesi artabiliyor. Fakat onkoloji (kanser) uzmanları ve kardiyoloji uzmanları biraraya gelip bu sorunu tartışmıyorlar. Yaşlılarla kan kolesterol düzeyi düştükçe ölüm oranları artıyor; fakat Türkiye'de bunu sorgulayabilen gerontoloji (yaşlanma bilimi) uzmanları ortada görünmüyor...Kolesterol üzerinde sayısız spekülasyon varken kimse ortada yok!.Peki bu nasıl olabilir?..

Ben ve benim gibi düşünenler çok söyledi, Sağlık Bakanlığını uyardı. Gelecekte tekrar söyleyecekler. Bundan sonrasını bir yıl önce şubat 2007 yazılan bir kitaptan takip etmek daha yerinde olacaktır…

“…….İnsanları korkutup telaşlandıran ölüm olgusu ve kolesterol ile ilişkisi sanıldığı gibi tek parametredeki kolesterol yüksekliği ile hiçbir şekilde net olarak bağıntılı değildir. Fakat tedavi sırasında sizlere lipidiler ve kolesterol öyle anlatılır ki; kolesterol ve lipitlerinizi düşürdüğünüzde daha fazla yaşayacağınız düşüncesi özel bir itinayla vurgulanmaya çalışılır.


Çeşitli ilaç şirketlerinin konuyla ilgili ürünlerine dayalı reklam kampanyalarının desteklediği araştırmalar tekrar tekrar gündeme gelir.


Özellikle kolesterol düzeyini düşürmek için kullanılan ‘statin’[2] temelli haberler ilginç bir şekilde, adeta ışık hızında yayılma yeteneğine sahiptir (?). Haber anında bütün dünya ülkelerinin medyalarına aynı anda yansır ve yayınlanır. Örneğin: Kolesterolü düşüren statinlerin çeşitli kanser türlerine de iyi geldiği iddia edilir önce ve birkaç yıl boyunca kanser hastalarında bol miktarda statinler kullanılırlar. Haber yayınlandığında ilaç satışlarında kısa süreli bir artış meydana gelir ve kanser hastalığı ile gerçekten de ‘ölümüne’ boğuşmak zorunda kalan hastalar, doktorlar ve araştırmacılar hızla bu ilaçlara akın eder. Daha sonra yapılan araştırmalar statinlerle kanser arasında hiçbir ilişki olmadığı ve statinlerin kanser tedavisinde etkili olmadığını söylese[3] de, bu sırada geçen zaman başkaları lehine çalışır; ilaç şirketlerinin karlarını ikiye üçe katladığı dönemler yaşanır.


Fakat bunun yanında kolesterol seviyesini düşürmek için statin kökenli ilaçları kullananlarda istatistik olarak kanser vakalarının[4] çok fazla olmasıyla, kolesterol düşürücü ilaçların kanser yapıcı özelliklerini anlatan yazılara[5] medya, uzmanlar ve bazı araştırmacılar hiç ilgilenmezler. Bu bulgular çoğu zaman, tartışma bazında akademisyenler arasında kalır ve insanlara da ulaşamaz veya bilinçli olarak ulaştırılamaz!


‘Kolesterol düşürmek için statin kullanan insanlarda daha sık kanser hastalıkları görülebilir’ düşüncesine gelmeden önce, söz konusu kolesterol düşürücü olarak kullanılan statinlerin bazı kanser hastalarında nasıl olup ta iyi sonuçlar verebildiğini gösteren çeşitli araştırmalara[6] biraz değinmek gerekiyor. Statin ve kanser konusunda olumlu ya da olumsuz bir yığın araştırma, doğal olarak insanların kafalarını karıştırıyor.


Bu konuyu kavrayabilmek, konunun ilerleyen bölümlerindeki mantık zincirini oluşturmak ve pekiştirmek adına, konuyu ilk konular arasına almamız bu nedenle kaçınılmaz bir zorunluluk. Çünkü doğru düşünceler, sadece doğru düşüncelerin varlığında ortaya çıkmaz, yanlış bir düşüncenin neden yanlış olduğunu tamamıyla anlayabilirseniz, doğru düşünce kendi zihinlerinizde düşündüğünüzden çok daha iyi netleşecek, daha çabuk şekillenecektir. Yanlış bir düşüncenin, neden yanlış olduğunu kavrayabilmek, doğrulara ulaşmanın sadece farklı bir yoludur.


Aslında yapılmakta olan ‘kanser ve statinler’ araştırmalarının bizzat kendileri, neden sadece kolesterol düşürmek için bu ilaçların kullanılmaması gerektiğini gösteren en iyi örneklerden biridir. Sadece kolesterolü düşürmek için hastalarına statin kullandıran bazı doktorlar, statin ve kanser araştırmalarını genellikle takip etmek istemezler. Neden mi?


Kolesterolü yüksek hastalara verilen statin temelli ilaçların, aynı zamanda kanser hastalarında da kullanıldığını size söylemiş olsalar, bu konuda neler düşünmeniz gerekir? Hayır bence bu durumu olumlu karşılamak, söz konusu düşünceyi bilim adına alkışlamak tamamen saçmalamaktır. Yani ‘ben statin kullanıyorum, artık hem kolesterolüm düşüyor hem de kanser riskini[7] azaltıyorum düşüncesi’ mantık sınırlarının oldukça dışında kalır. Bu durum statin temelli ilaçların gücünü değil, tam tersine güçsüzlüğünün işaretidir, kolesterolü yüksek hastalarda bu ilaçların kullanılmaması gerektiğini göstermektedir. Nasıl mı?


Statinler bilindiği gibi kolesterol sentezinin (mevalonat) bir aşamada durmasını sağlayan ilaçlardır ve hücrenin temel steroid oluşumunu, kolesterol molekülünün oluşmasını teorik olarak hücre içinde engeller. Kolesterol ise en temelde hücre zarının vazgeçilmez temel yapısal bileşenidir. Şayet önceleri iddia edildiği gibi ‘statinler kansere iyi geliyor’ araştırmaları çok uzun süre devam etse, geri adım atılmasaydı ve gündemde kalmış olsaydı oldukça farklı sorunlar ortaya çıkardı.


Gelecek günlerde ‘bu ilaçlar kansere iyi geliyor’ şeklindeki yayınlar devam ederse mutlaka bazı sorular sorulmak zorundadır. Böyle bir durumda akla gelen ilk soru, statinlerin kanserli hücreler dışında kalan, sağlıklı hücrelerin yapısını nasıl etkilediğidir.


Öyle ya statin ve kanser araştırmaları yapılıyorsa, kanser olmayan sağlıklı hücrelere statinlerin etkisi daha da ciddi bir şekilde de sorgulanması gerekmez mi sizce? Bizce evet, kanserli hastalarda statinler kullanılacaksa, söz konusu ilaçların sağlıklı hücrelere ne yaptığı sorgulanacaktı! Bir ilaç kanseri engelliyorsa, aynı zamanda kanser de yapabilir miydi!...
Kaldı ki kolesterolün masum olduğunu düşünen araştırmacılar uzun zamandan beri kolesterol düşürücü olarak statin türevlerini kullananlar insanlar arasında kanser vakalarının arttığı üzerinde oldukça ısrarlıydılar ve ilginç olan onlarda elde ettikleri bulgularda da son derece haklıydılar! Düşük veya ilaçla düşürülen kolesterol düzeylerinde damar sertliği hastalığı bir an için bunların dışında tutulsa bile, kanser dahil bir çok hastalığın artabileceğini, değişik nedenlerle ölüm olaylarının (mortalite) arttığını gösteren sayısız bulgu da gerçek anlamda ‘statinleri seven’ araştırmacıları oldukça zor durumda[8] bırakıyordu. Fakat ısrarla kolesterolü yüksek olan hastalarına statin öneren bazı uzman ve doktorlar, bu konuyla pek ilgilenmek istemiyor ve tartışmaktan sürekli kaçıyorlardı.


Statin üreten bir ilaç fabrikanızın olduğunu düşünün şimdi: Statin kullanan, lipitleri ve kolesterolü yüksek sağlıklı bireyler mi size daha çok parasal getiri sağlar, yoksa kanser hastaları mı? Sizce hangi grubun sürekli olarak ilaç, özellikle statin kullanma potansiyeli daha yüksek? Ben olsam ilaç kullanma potansiyeli en yüksek olan hasta grubunu elde tutmaya çalışır, bu gruba daha çok yoğunlaşırdım ki, şu an onlarda bunu yapmaya çalışıyorlar. Kolesterolü yüksek olan hastalara oranla, kanser hastaları oldukça az bir grubu oluşturuyor, şayet statinler kanser ilacı olursa şirketlerin satışları ve gelirleri azalacak!...


Statinler ve kanser araştırmaları, düşünüldüğü gibi gerçekten en azından kanserin bazı türleri için ‘doğru ise’, statin ilaçları kanseri hangi mekanizma ile etkileyebilirdi ki? Statinler sürekli bölünen kanserli hücrelerde DNA’ların oluşumunu bilindiği kadarıyla, direkt ve doğrudan etkilemiyordu!


Peki statinler kanser türlerinin en azından bazılarına iddia edildiği gibi gerçekten de etkiliyse ki, ben bazı gerekçelerle öyle olabileceğine inanıyorum, bu mekanizma bilimsel olarak nasıl açıklanabilirdi? Hücre içinde, bilindiği kadarıyla, statin türevi ilaçlar primer olarak sadece teoride steroid sentezini yani kolesterol molekülü oluşumunu etkileyebilirdi. Bu durumda da sürekli bölünen ve çoğalan kanserli hücrelerin, hücre zarındaki kolesterol oluşumu ve kolesterol kullanımı engellenirdi elbette! Başka türlü kontrolünü kaybetmiş hücre çoğalmasını (kanseri[9]) statin ilaçları nasıl durdurabilirdi?


Statin adı verilen ilaçlar; kanserli hücreleri öldürebiliyorsa, normal sağlıklı hücreleri de öldürüyor olabilir miydi? Elbette, bu bir sır değil! Bunu aslında bütün doktorlar biliyor…
Bütün bu yapılan çalışmaların fantezi tarafına bakıldığında ise kafanızda çok farklı düşünceler ve yorumlar kendiliğinden beyninizde canlanır ki; bu konuda biraz yorum yapmaya bizimde hakkımızın olduğunu düşünüyorum.


‘Hem statinler kolesterol düşürmek için kullanıldığında kanser yapabilir, hem de statinler kanseri olan hastalarda, kanseri önler diyen araştırmacılar haklı olabilir ’ diyecek olursam, bana oldukça fazla kızacaksınız ve beni yalakalıkla veya ‘oportünist’ olmakla suçlayacaksınız. Ama kızmadan ve yargılamadan önce bir kez de olsa dinleyin lütfen!…


Statin adı verilen kolesterol sentezini durduran ilaçları şayet organizmada bulunan sağlıklı olan hücreleri, dokuları ve organları etkilemeden, sadece bakteri zarına etkili bir çok benzer antibiyotiklerde olduğu gibi, doğrudan kanserli hücrelere ve dokulara yönlendirebilecek olursanız, statin-kanser ilişkisi gerçekten hasta lehine olumlu ve mükemmel sonuçlar verebilecek şekilde gerçekleşebilir. Hayır, şaka yapmıyorum, bu konuda ciddiyim. Statinlerin kanserli doku ve hücrelere doğrudan yönlendirilebileceği teorik mekanizmalar üzerinde düşünülüp, pratik olarak uygulama imkanı bulunduğu zaman kanser hastaları adına statinlerden gerçekten olumlu sonuçlar bekleyebilirsiniz. Kanserli bir hücre sürekli çoğalıyorsa, hücre zarında ve hücre metabolizmasında da kolesterol molekülü olmak zorundaysa, kolesterol ve steroid sentezini sürekli bölünen (kanserli) hücrelerde durdurabilirseniz, kanserin gelişimini de teorik olarak durdurmuş olursunuz, bunu kavramak için mutlaka dahi olmaya gerek yok!


Bu durumda kanser hastalarının iyileşmesi olasılığı da dahil, hastanın en azından daha iyi bir durumda olması bu gün olmasa bile bir gün mutlaka sağlanabilecektir! Bence onkoloji (kanser bilimi) uzmanları bu konuda hemen çalışmaya başlamalı, fakat statinleri doğrudan kanserli doku ve hücrelere yönlendirecek mekanizmalar üzerinde düşünmeye başlamalıdırlar! Hayır amacım ukalalık yapmak değil, biraz konu üzerinde gerçekten düşünmenizi sağlamak!


Bütün kanser hastalarına ağız yoluyla (oral) tabletlerle statin vermek; tıptı parmak ucu büyüklüğündeki ki bir tümör için bütün vücuda, bütün organizmaya radyoterapi[10] vermekle (ışınla tedavi) aynı anlamı taşır ve bundan sakınmakta gerçekten fayda var!?


Radyoterapi alanında çalışan gelişmiş laboratuarlar artık kanserli hastanın organındaki kanserli bölüme göre yapılandırılmış kalıplarla çalışmaya başladılar bile, bütün vücuda ışın vermiyorlar, bu daha güvenli.. Diğer türlü yapılan ışınla tedavi, bir bölgedeki hücreleri öldürerek (!) kanser hastalığını durdurup hastalığı tedavi ederken, radyoaktif ışınlar farklı bölgelerdeki hücre yapılarını bozarak yeni kanser odakları oluşturabilir!. Günümüz doktorlarının hepsi bu durumu mutlaka bilir. Çünkü, radyasyonun kendisi hücre yapısını ve DNA’yı bozması nedeniyle zaten kanser yapıcı (kanserojen) özellik taşır. Kanserli doku ve hücrelere ışın (radyoterapi) verdiğinizde hücrenin gelişimini, bölünme ve çoğalmasını engelleyebilir; daha doğru deyimle kanserli hücre veya dokuları öldürebilirsiniz. Fakat sağlıklı hücrelere radyasyon, yani ışın verdiğinizde, kanserli hücreler ortaya çıkarırsınız!


Radyoterapi olayında gerçekleşen durumun benzer mekanizması, şaşırtıcı olsa da statinler için geçerli (?). Bu konuyu tartışmak bile gerçekten komik çünkü hemen hemen her uzman ve doktor kolesterol düşürücü olarak kullanılan statinlerin hücre öldürücü özelliğini zaten bilir, bilmek zorunda; ama bu durum hastalara nedense hiç söylenmez. ‘Size kolesterolünüzü düşürmek için verdiğim bu ilaç, aynı zamanda, hücre öldürücüdür (sitotoksik) kanser ilacı olabilir ve bu sizi kanserden de koruyabilir’ düşüncesi, gerçekten komik olur, hiç kimse gülmese de, ben bu duruma -lütfen kimse alınmasın kahkalarla- gülerim…


Peki statin türevi ilaçlar hücre çekirdeğinin bölünmesine etki ederek söz konusu kanserli hücreleri öldürebiliyorsa ki, bunu da mutlaka savunanlar olacaktır, böyle bir durum kanserli hastalar lehinde çok olumlu bir durum gibi görünüyor olsa da; kanseri olmayan sadece kolesterolünü düşürmek isteyen hastalar için durum gerçektende çok daha vahim boyutlarda olacaktır. Sadece kolesterol düzeyini düşürmek için ilaç kullananlar insanlar adına, hep birlikte umalım ki, statin türevi ilaçların DNA ve genetik mekanizmalar üzerinde birincil etkileri olmasın, etki mekanizması sadece steroid ve kolesterol sentezini durdurmakla sınırlı olsun?!


Bir başka soru: Kolesterolü yüksek olduğu için statin kullanan insanlarda kanser vakalarında artış olur mu?


Söz konusu statinlerin, yeni kanser odakları da ortaya çıkabileceği olasılığının en iyi göstergesi, yapılan statin ve kanser araştırmalarının bizzat kendisidir demiştik, bizce başka ve ayrıca bir kanıt ve tartışma gerektirmez! Yine de açıklamaya çalışalım.


Kolesterol düzeyi statin ilaçlarının etkisiyle azalınca sağlıklı olacağını düşünen insanlar, sanıldığının tam tersine yepyeni kanser odaklarına istatistiksel olarak sahip olabilirler[11], kendi sağlık durumlarını olduğundan daha trajik bir hale getirebilirler, bunu iddia edilen araştırmacılar da vardır.


Kolesterolü bu ilaçlarla düşürülmüş bireylerde daha sık kanser vakaları görülebildiğini iddia eden Uffe Ravnskov gibi bazı araştırmacıların olmasının temel mantığını okuyucu olarak kavrayabildiniz değil mi?


Söz konusu durumun ve sağlıklı fakat sadece kolesterolünü düşürmek için bazı mantarlardan[12] izole edilmiş statin türevi ilaçları kullanan kişilerde ne anlama geldiğine isterseniz okuyucu olarak bu aşamada sizler karar verin! Hala kolesterol yüksekliği için statin kullanmakta kararlıysanız ve bu konuda ısrar ediyorsanız bu aşamadan, yani bu satırları okuduktan sonra yapacağınız seçimler tamamen sizin kendi tercihinizdir.


Statin ve kanser araştırmalarına bazı kardiyoloji ve dahiliye uzmanlarının kulakları tıkayıp, kolesterolü yüksek olan insanlara statin verilmesi ve söz konusu ilaçların yan etkilerine hala küçümseyerek bakması, işte bu nedenle hiçte (en azıdan kendi adıma) hiç hoş karşılayamadığım, affedilmesi zor bir durumdur.


İşte sizler için ortaya koyduğumuz yeni düşünce, değişik bir bakışla iki farklı paradoks! İki farklı paradigma! İstediğinizi seçmekte ve düşünmekte okuyucu olarak tamamen özgürsünüz!
Unutmayın bu kitap bir manifesto, kabul veya reddetmek sizin sadece ve sadece kendinizi ilgilendiriyor. Bazen ne düşündüğünüz değil, nasıl düşündüğünüz gerçekten önemlidir!


Özellikle günümüzde kolesterol konusunda yapılan araştırmaların çoğu birbirine yakın-benzer görüşlere odaklıdır. Farklı düşünmeniz, farklı düşünseniz bile bunu bilimsel bir platformda dile getirmeniz çeşitli nedenlerden dolayı zor hatta imkansızdır. Bir çok kurumu, kuruluşu, şirketi ve bir çok konusunda uzman sayılan kişiyi zorunlu olarak karşınıza almanız gerekir. Siz ayırım yapmadan bir genel olarak uygulamadaki yanlış gördüğünüz bir durumu bilimsel olarak teori temelinde eleştirmeye çalışıyorsunuzdur, fakat söz konusu uygulamaları yapanlar, çoğunlukla sizin sunduğunuz verileri değerlendirmeyi düşünmek yerine: kendilerinin eleştirildiğini noktaları ısrarla ön plana taşır. Olayı tamamen kişiselleştirir ve söylemeye çalıştığınız her şeyi bireysel anlamda kendilerine, mesleklerine saldırı olarak algılar, hemen savunmaya geçerler:’…biz yanlış yapmıyoruz. Sen yanlış düşünüyorsun! Sen kendini ne sanıyorsun vs vs’ uzar gider tartışma, yeni düşünceler üretmek yerine, bir şeyler söyleyip birilerine bağırınca tuhaf bir şekilde tatmin olurlar. Bilim açısından sizin söylediklerinizin çoğu sadece bu nedenle kişilikler, hırslar ve tutkular ön plana taşınmak istendiği için asla dikkate alınmaz. Bu nedenle okuyucu olarak içiniz rahat olsun, bu konuda bilimsel çalışmalar büyük bir ihtimalle yapılmayacak.
Başka nedenlerde var. Bu çalışmaları yapmak için her şeyden önce, deneylerde kullanacağınız statin türevi için, ‘patent yasası’ gereği söz konusu ilaç fabrikasından, araştırma yapmak isteyenler yazılı bir izin almak zorundalar. İlacın aleyhine çıkacak bilimsel sonuçlar ise, ilaç fabrikası sizinle anlaşma yapmış ve araştırmanıza destek vermişse, hiçbir zaman bilimsel bir dergide (patent yasası nedeniyle) yayınlanamaz…


Örneğin konuyla ilgili hiçbir uzman statin ilaçlarını direkt olarak kanserli doku örneklerine vererek, bu paradoksal durumu (sitolojik) hücre kültürlerinde test etmek araştırmak istemez çünkü muhtemelen bu teorik deney çok önceden statin üreten çeşitli ilaç şirketleri tarafından araştırılmış fakat sonuçları yaygın bir şekilde insanlara ve doktorlara açıklanmamıştır. Yapılan araştırmalar da başka bir zaman yayınlanmak üzere yüksek bir rafa kaldırılmıştır. Bu ilaç şirketlerinin kasalarında, ilerleyen bir zamandaki ‘kanser ilacı olacak’ notuyla birlikte bu çalışmalar bir köşeye mutlaka ayrılmış olmalıdır. Yeri ve zamanı geldiğinde, yani kolesterol düşürmek için statin kullanımı bittiğinde, söz konusu kanser çalışmalar bütün bilimsel dergilerde tek tek yayınlanacak, kolesterol düşürmek için olmasa da, statinler kanser hastaları için mutlaka kullanılacaktır.


Hala statinlerle yüksek kolesterolünüzü düşürmek istiyor musunuz? Kolesterolün düşük ve normal olması sizler için gerçekten iyi mi?


Damar sertliği, kalp krizi gibi hastalıklarla ilişkilendirilen yüksek kolesterolün, hastalıklardan bağımsız ölüm oranlarıyla karşılaştırılmasının defalarca yapıldığını söylersek, bu durumda okuyucu olarak nasıl bir sonuç bekleyebilirsiniz?


Bu konudaki, yani ‘yüksek kolesterol düzeyi’ ve ‘ölümler’ konusundaki bazı gerçekler ve bazı araştırmalar, tartışmalı olsa da, sizin düşündüğünüzden oldukça farklı sonuçlar ortaya çıkarmıştır. İşin uzmanlarının çoğu, kolesterol yüksekliği ve uzun yaşam ilişkisindeki kafa karıştıran araştırmaları bildiği halde dikkate almamayı, üstelik bir de size haber vermemeyi tercih etmektedir.


En azından kolesterol düşürücü ilaç alacağınız zaman, kendinize bir iyilik yapın, bir bilgisayara bulun ve internet arama motoruna sadece iki sihirli kelime girin; ‘cancer statin’. Statin almadan önce, yazılanlar üzerinde bir kez daha, ama mutlaka kendiniz düşünün!


Düşük kolesterol ya da ilaçla kolesterol düzeyini düşürmenin iyi bir fikir olduğunu düşünmüyorum, çünkü düşük kolesterol düzeylerinde ölüm olayları artıyor! Evet yanlış duymadınız! Artıyor…Artacak….”[13]



[1]Alsheikh-Ali AA, Maddukuri, Han H, Karas RH. Effect of the Magnitude of Lipid Lowering on Risk of Elevated Liver Enzymes, Rhabdomyolysis and Cancer. J Am Coll Cardiol, 2007; 50:409-418, doi:10.1016/j.jacc.2007.02.073
[2] 3-hydroxy-3-methyglutaryl COA reduktaz adlı kolesterol sentezinde görevli bir enzimin çalışmasını durdurur.
[3] Dale KM, Coleman CI, Henyan NN, Kluger J, White CM.(2006). Statins and cancer risk: a meta-analysis. JAMA. 2006 Jan 4;295(1):74-80.(PubMed)
[4] Ravnskov U. (2003). Statins increase the risk of cancer among the elderly. [Article in Swedish]. Lakartidningen. 2003 Mar 13;100(11):974. (and The Cholesterol Mits).
[5] Newman TB, Hulley SB. (1996). Carcinogenicity of lipid-lowering drugs. JAMA. 1996 Jan 3;275(1):55-60.(Pub Med. Abs)
[6] Michael J. Campbell et all (2006). Breast Cancer Growth Prevention by Statins. Cancer Research 66, 8707-8714, September 1, 2006
[7] Hawk, E., Viner, J. L. (2005). Statins and Cancer -- Beyond the "One Drug, One Disease" Model. NEJM 352: 2238-2239
[8] Carlos Iribarren et al (1995). Low Serum Cholesterol and Mortality. Which Is the Cause and Which Is the Effect. Circulation. 1995;92:2396-2403
[9] Kelvin K. W. Chan et al (2003). The Statins as Anticancer Agents. Clinical Cancer Research Vol. 9, 10-19, January 2003
[10] Kanserli hücreye ışın verdiğinizde onun gelişimini engelleyebilirsiniz. Aynı şey statinler içinde geçerli (?) Bu konuyu tartışmak bile gerçekten komik.
[11] Anne Fagot-Campagna et al (1997). Serum Cholesterol and Mortality Rates in a Native American Population With Low Cholesterol Concentrations. Circulation. 1997;96:1408-1415
[12] İlerleyen bölümlerde ele alınacak.
[13] Mevlüt Durmuş (2007). Manifesto: Çarmıha gerilen molekül ve modern bilimin kolesterol masalları. Platin Yayınları. Şubat. Ankara. ISBN 978-9944-137-07-2

27 Ocak 2008 Pazar

Kolesterol ilacı yararlı mı zararlı mı?





Kolesterol ilacı yararlı mı zararlı mı?
Ezetrol’ün kolesterolü düşürmediği ve kalp krizini tetiklediği haberleri tedirginlik yarattı. Kardiyologlar ve Sağlık Bakanlığı uzmanları konu hakkında neler diyor?
18 Ocak 2008 00:42





Kolesterol düşürücü ilaç Ezetrol ile ilgili Hollanda’dan gelen araştırma sonuçları, bu ilacı kullananlar arasında panik yarattı


Basına yansıyan haberlere göre; 720 hasta üzerinde yapılan klinik çalışma sonucu bu ilacın kolesterolü düşürmediği ve kalp krizini de tetiklediği ortaya çıktı. Kardiyologlar, “Tek bir olumsuz örnek ilacın kullanılmaması için yeterli değil ama yine de temkinli olmak gerekir” derken, araştırma sonuçlarının yanlış yorumlandığını ileri süren üretici firma Merck Sharp Dohme yetkilisi “İddialar tamamen yanlış” diyor. Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürü Mahmut Tokaç ise “Otoriteler açısından bir yayın yok, araştırmamız sürecek, gerekli açıklamayı yapacağız” dedi.




BAKANLIK: ARAŞTIRMAMIZ DEVAM EDECEK
Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürü Mahmut Tokaç, kolesterol ilacı Ezetrol ile ilgili olarak şunları söyledi: “Bu konuda otoriteler açısından henüz herhangi bir yayın yok. Bilimsel anlamda kayda değer bir yazı gelmedi, ama bizim araştırmamız devam edecek. Biz böyle bir durum olduğunda, güvenlik komisyonumuzun gündemine getiririz, onun alacağı kararlara göre karar veririz. Herhangi bir bulguya ulaşırsak ve gerekirse önümüzdeki günlerde bu ilaçla ilgili açıklama yapacağız.” Kolesterol düşürücü “ezetimibe” etken maddeli Ezetrolün iki hasta grubunda kullanıldığını belirten Türk Kardiyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Çetin Erol da şu açıklamayı yaptı:




PROF. EROL: RESMİ GÖRÜŞTE DEĞİŞİKLİK YOK
“Dün Amerikan Kalp Cemiyeti bu konuyla ilgili kısa bir bildiri yayınladı. Bu ilacın kullanıldığı iki nokta var: Birisi ‘statin’ dediğimiz kolesterol ilacını herhangi bir nedenle kullanamayan hastalar. İkincisi de bu ilaç gruplarının maksimum, yani en üst düzeydeki dozlarıyla kolesterolleri istenen seviyede düşmeyenler. Biz bu ilacı işte bu iki hasta grubunda kullanıyoruz. Amerikan Kalp Cemiyeti’nin dün yayınladığı resmi görüşüne göre bu ilaçla ilgili bu iki konuda da herhangi bir değişiklik yok.”


TEMKİNLİ OLMAK GEREKİR
Bugüne kadar bu ilacı kullananlar arasında kalp krizi geçiren bir hastasının bulunmadığını belirten Prof. Erol, ilacın kullanılması konusunda yine de temkinli olmak gerektiğini söyledi: “Tek bir çalışmayla herhangi bir şey söylemek çok doğru değil, bu ilaçla ilgili olarak yürüyen üç tane çalışma daha var, onların da beklenmesi lazım. Ayrıca karşılaştırıcı çalışma da yapmak lazım. Bu bir uyarı olabilir, temkinli olmak ve daha fazla dikkat etmek, gereksiz ve lüzumsuz yere kullanmamak gerekir. Yani iki endikasyonu var ve bu iki şartın dışında kullanılmaması lazım. Bu iki şartın dışında diyelim ki kolesterolü yüksek statin vermeden doğrudan doğruya Ezotrol vermemek lazım. Zaten kanunen de veremiyorsunuz. Biraz daha dikkat etmek gerekecek.”


DOÇ. DAĞDELEN: TEK ÇALIŞMA İLE KULLANILMASIN DENEMEZ
Hastalarının yaklaşık yüzde 5’inde bu ilaca ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Kardiyolog Doç. Sinan Dağdelen de ilaçla ilgili bu çalışmanın aksini gösteren çok sayıda çalışma olduğunu, bu nedenle tek bir çalışmaya bakarak ‘kullanılmasın’ denemeyeceğini kaydetti: “Bu ilacın kolesterolü düşürdüğü bir çok çalışma ile ispatlanmıştır, fakat damar sertliği üzerine bir faydası yoktur. Normal kolesterol ilacıyla kolesterolü yeterince düşmeyen hastalarda kullanılmasını öneriyorum. Sağlık Bakanlığı’nın kuralı da zaten böyledir, yani kolesterol normal ilaçlarla düşmüyorsa kullanımına izin veriyor. Diğer kolesterol ilaçlarından 20 YTL olan da var 180 YTL olan da. Bu kolesterol ilaçlarıyla sonuç alınamadığında 85 YTL olan Ezetrol yazılıyor, Sosyal Güvenlik Kurumu da ancak o zaman karşılıyor.”




DAHA ÖNCEKİ ÇALIŞMALAR OLUMLU YÖNDE
Doç. Dağdelen ilaçla ilgili daha önce yapılmış araştırmalara ise şu örnekleri verdi: “Washington’da 2004’de 1065 bayan, 796 da erkek olmak üzere yaklaşık 2000 hasta üzerinde yapılan ve ‘Bayanlar ve erkeklerde Ezetrol’ün normal kolesterol ilaçlarıyla birlikte kullanımı etkili ve emniyetli midir?’ çalışmasının Journal Womans Health dergisinde yayımlanan sonucu şöyle: Ezetrol normal kolesterol ilaçlarına eklendiğinde kolesterolü çok daha fazla düşürmektedir ve bu yararlı etki hem kadınlarda hem erkeklerde eşit derecededir. Ezetrol kolesterol ilaçlarına eklendiğinde yan etkiler açısından hastalar tarafından çok iyi tolore edilmektedir ve hem kadınlarda hem de erkeklerde son derece emniyetlidir.”


DAHA FAZLA İNCELEME GEREKİR
“Bundan sonra bu ilaç hastalara gönül rahatlığı ile yazılabilir mi?” sorusuna Doç. Dağdelen’in yanıtı ise, “Şu anda yazılsın, çünkü henüz bunun aleyhinde büyük bir çalışma ve veri yok. İlacın etkileri açısından aleyhteki tek bir çalışma, daha fazla incelemeyi gerektirir ama bu ilacın kullanılmasını engellemeye yeterli değildir” şeklinde oldu.
DR. ŞENER: ŞÜPHE UYANDIRDI
Memorial Hastanesi’nden uzman Kardiyolog Dr. Deniz Şener de ilacın bütün dünyada kullanıldığını ve bu konuda ancak büyük çaplı araştırmalarla değerlendirme ve yorum yapılabileceğini söyledi ve ilacın ‘şüphe’ yarattığına dikkati çekti. Şener, şöyle dedi: “Bir ilacın piyasaya çıkması için bir çok araştırma yapılıyor. Bu ilaçla ilgili yapılan bu çalışmalar hep olumlu yönde sonuç vermiş. Piyasaya çıktıktan sonra da yapılan pek çok araştırma var, bunlardan bir tane araştırma olumsuz sonuç vermiş, bu nedenle ilacın sadece bu olumsuz araştırmaya bağlamak ve diğer araştırmaları göz ardı etmek yanlış bir şey” şeklinde konuştu.
ÜRETİCİ FİRMA: SONUÇLAR YANLIŞ YORUMLANDI
2002 yılında onaylanan ilacın üretim ve pazarlamasını Shering Plough ve Merck Sharp Dohme (MSD) firmaları yapıyor. MSD İlaçları Medikal Direktörü Dr. Meltem Telaferli ise söz konusu araştırmanın iki firma tarafından yapıldığını söyledi ve iddialarla ilgili sorularına şöyle yanıt verdi: “Çalışma, ezetimib ve simvastatin etken maddelerinin kombinasyonunun tek başına simvastatine göre ateroskleroz yani damar sertliğinin ilerleme hızı üzerinde ek faydası olup olmadığının anlaşılması için yapıldı. Bir kere ilacın kolestorolü düşürücü etkisi olmadığı ve kalp krizini tetiklediği yönündeki ifadeler tamamen yanlıştır. Bu çalışmanın iki sonlanma noktası var. Birisi kolesterolü ne kadar düşürdüğü, diğeri ise arterlerde plak oluşumuna olan etkileri. Çalışma sonucunda ilacın kolesterol düşürücü etkisinin daha fazla olduğu ortaya çıktı. Ancak oluşan plakların gerilemesi konusunda her iki ürün birbirlerine bir farklılık gösteremediler. Kalp krizini tetiklediği yönünde ise zaten çalışmada herhangi bir şey yok. Sonuçlarda böyle bir etkinin olup olmadığına bakılmadı bile.”




ARAŞTIRMA SÜRÜYOR, KESİN SONUÇ 2 YIL SONRA
Çalışmanın 720 hasta üzerinde yapıldığın ve bu sayının yetersiz olduğunu vurgulayan Dr. Taleferli, ilaçla ilgili araştırmaların sürdüğünü söyledi ve şöyle devam etti: “Tıpta kesin diye bir şey yoktur ancak 720 kişi bir sonuca varmak için yetersiz bir sayıdır yaklaşık 20 binin üzerindeki hasta sayısı sonuç için yeterli olabilir. Şu anda 20 bin hastada yapılan üç büyük çalışma var, iki yıl içinde de bunlar sonuçlanacaktır. Bu üç büyük çalışmanın sonucu çıktığı zaman ilaçla ilgili daha net şeyler söyleyebiliriz ancak kolesterol düşürücü etkisi konusunda hiç bir sorun olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.”


MEVLÜT DURMUŞ'UN HABER HAKKINDAKİ YORUMU:

1. Her şeyden önce, söz konusu çalışmanın çok önceden yapıldığı fakat söz konusu çalışmanın insanlara ulaşmaması için özellikle gizlendiği, söz konusu haberin basına daha sonra sızdığı unutulmamalı. Yani bilim ve bilimsellik iddiasında olanlar konunun bu yönüne hiç bakmaya gerek duymuyor.


2. Aklı başında olmayan bir araştırmacı (!) kendine doğru soru sormadıkça doğru bir sonuca ulaşamaz. Kolesterol ilaçlarıyla içli dışlı olan ve konu üzerinde bulduğu her platformda 'bilim ve bilimsellik' nutukları atanların bazıları kendilerince çalışmaları yetersiz buldukları söylemekten geri kalmıyorlar: haklı olabilirler.. Onlara sorulacak soru şudur: 'Kolesterol düşürmenin yararlı olduğunu gösteren, 10 yıl süren araştırma sonuçları, ölüm oranlarıyla birlikte değerlendirildiğinde hangi sonuçlara ulaşıyorsunuz?'... 10 yıl süreyle kolesterol düşürücü ilaç kullanabilecek (?) kaç hastaya sahipsiniz?


3. Şayet söz konusu kolesterol düşürücü ilaç zararlı ise, diğer kolesterol düşürücü ilaçların zararlı olmadığı iddia ediliyorsa (Steve Nissen), söz konusu zararlı kolesterol düşürücüyle, zararsız olduğu iddia edilen kolesterol düşürücülerin metabolik farkları nelerdir? Söz konusu ilaç, diğer bir kolesterol düşürücüyle (statinlerle) karşılaştırılmış bir fark görülmemiş.. Kontrol grubundaki durum hakkında kimse ağzını açmıyor ve hiç bir şey söylemiyor: kullanılan iki ilaç arasında plak oluşumunu engellemek konusunda fark yokmuş...Plak oluşumunda azalma ya da armayı nasıl değerlendirdiniz? Bazı kardiyologların çok sevdiği RANDOMİZE çalışmalara ne oldu, kontrol grubunuzun sonuçları nerede? Haberde ilaçlarla ilgili bir yetkilinin savunmasındaki komikliğe lütfen dikkat edin: 'Ancak oluşan plakların gerilemesi konusunda her iki ürün birbirlerine bir farklılık gösteremediler. Kalp krizini tetiklediği yönünde ise zaten çalışmada herhangi bir şey yok. Sonuçlarda böyle bir etkinin olup olmadığına bakılmadı bile..' ÖZÜRÜ KABAHATİNDEN BÜYÜK cümlesine modern ve bilimsel bir yaklaşım ancak bu kadar olurdu!..Plak oluşumunda gerileme olup olmadığı yine söylenmiyor; iki ilaç arasında fark yok diyor...Kontrol grubu yok mu oldu?

4. Haberle ilgili görüşlere katılmayanlar, çalışmanın yetersiz olduğu düşüncesini taşıyanlar günde söz konusu ilaçtan ne kadar satıldığına tekrar bir baksınlar diyorum..Bu kadar yoğun satılan bir ilacın araştırması yapmak gerçekte asla zor değildir, fakat yaptığınız araştırmanın sonuçlarını yayınlamak: işte zor olan budur.. Bu nedenle söz konusu çalışmanın yetersiz olduğunu söyleyenlerden utanıyorum: O zaman çalışmayı yeterli hale getirin; kaç bin hastalık veri sizleri ikna etmek için yeterli olacaktır bilmiyorum, fakat söz konusu ilacın yüzbinlerce kutu satıldığını biliyorum..


5. Sağlık bakanlığına gelince...Ben ve benim gibi düşünenler T.C Sağlık Bakanlığına gerekli uyarıyı çok önce yapmıştı... Umarım bir kez daha düşünme fırsatı bulabilirler...


6. Konuyla ilgili en ciddi çalışma sonuçlarının en erken 2010 yılında ortaya çıkacakmış: işte buraya dikkat: Falcı değillim ama 2010 yılında açıklanacak sonucu bu günden biliyoruz: PARDON SİZ YILLAR ÖNCE HAKLIYMIŞSINIZ diyecekler... Yıllar sonra gelecek 'pardon' kime fayda sağlayacak? Peki bu arada geçen zaman içinde neler olacağını lütfen sizler düşünün: kim kaybedecek kimler kazanacak?
7. Bizim 'Türk Kardiyoloji Derneği' (TKD) neden konu üzerinde meslekdaşlarıyla birlikte ortak çalışma başlatmıyor. Dernek üyeleriyle birlikte, söz konusu çalışmayı Türkiye sınırları içinde 2 ay gibi bir süre içinde yeterli hasta sayısıyla birlikte tamamlayabileceklerini iddia ediyorum: Neden yapmıyorlar? Halepte şu varmış, bu varmış, öyle olmuş böyle demiş, yeterliymiş yetersizmiş değil; Halep ordaysa arşın burda, cesaretiniz varsa buyrun beyler....

3 Kasım 2007 Cumartesi

Kolesterol için; Ne yersen ye, düşmüyor!


Kan kolesterolünü düşürmek için; Ne yersen ye, hangi ilacı içersen iç kolesterol düşmüyor!




Britanya'nın ünlü kalp doktoru Adrian Brady'nin araştırmalarına göre spor ve diyetin kolesterole etkisi az. Ünlü 'statins' grubu ilaçlar da hastaların yarısında işe yaramadı.

Radikal: 07/10/2003


AA - LONDRA - Diyet ve spor, kolesterol düşürmüyor, ilaç tedavisi şart! İngiltere ve İskoçya'nın önemli kalp hekimlerinden Dr. Adrian Brady, spor ve diyetin kolesterol seviyesine olumlu etkisinin sınırlı kaldığını öne sürdü. Yapılan araştırmaların, yaşam biçimindeki olumlu değişikliklerin kolesterol seviyesinde büyük değişiklik yaratmadığını gösterdiğini savunan Dr. Brady, ilaç tedavisinin bile yetersiz kaldığı hallerin olduğunu belirtti. Kolesterolü düşüren ilaçların daha planlı ve daha etkili biçimde kullanılması gerektiğini belirten Brady, "Spor ve diyet tabii ki önemli, ama bunlar kolesterol seviyesinde çok önemli bir değişiklik yaratmıyor. Bol bol spor yapmanın kolesterol seviyesini indireceği yolundaki inanışın çok da doğru olmadığını söylemek mümkün. Spor tabii ki kolesterol seviyesini biraz düşürüyor, ama bu yüzde 8-10 civarında oluyor" dedi. Kolesterolün karaciğer tarafından üretildiğini ve doğumla birlikte gelen bir sağlık durumu olduğunu kaydeden Brady, tedavisi için de uygun ilaç ve dozun seçilmesinin önemine dikkat çekti.


80 bin kişi incelendi Brady, bu konuda 80 bin kalp hastası üzerinde yaptığı araştırmada, bu hastaların 14 bin 500'ünün 'statins' adlı ilaçlarla tedavi edilmeye çalışıldığını, ancak bunların yüzde 25 ile 50'si arasında bulunan bir kesiminin fayda görmediğini kaydetti. Dr. Brady, tedavi gören hastaların yüzde 48'inin kolesterol seviyelerinin yüzde 25 düşürüldüğünü açıkladı. Yüzde 57 oranındaki hastanın da tedavilerinin ileri safhasında yüzde 25'lik düşüş hedefini yakaladıklarını belirten Brady, hastaların yüzde 23'ünde hiçbir değişiklik görülmediğini söyledi.


YORUM: Söz konusu araştırmayı, 'kraldan çok daha fazla kralcı' geçinen bazı araştırmacılarımızın ve kardiyolog dostlarımızın dikkate aldığını düşünmeyin. Söz konusu gerçeği görmemek için günümüzde ortaya koyulmaya çalışan bilgi kirliliğine özellikle dikkat etmek gerekiyor. Haberin dikkat çeken özelliğini unutmayın.. Yazı tura... Statin ilaçlarıyla günümüz hekimlerinin çoğu hasta üzerinde tedavi uygulamıyor, adeta hasta yaşamı üzerinde yazı tura, yani kumar oynuyor... Fakat bu kumarda kaybeden hep hastalar oluyor...Doktorlarımız ise statin ilaçları konusunda, her zaman yazı ya da tura elde ettiklerini söylüyorlar, hekimlerimiz yazı tura oynadığı sürece hiç bir zaman kazanamayacak....Çünkü kumarda her zaman kazanan taraf sadece MASA'dır: Yani ilaç şirketleri...Dr. Adrian Brady ise hala bunun farkında değil, hala statin ilaçları ve dozlarıyla ilişkili olduğu fikri savunuluyor, deve kuşları da bazen 'kafalarını kuma gömerek' bazı gerçeklerden kurdulduklarını sanarlar...Yüksek dozda söz konusu ilaçların yan etkileri göremeyecek kadar saflaşmış bir bilim, bilim değildir.
(Bkz: Manifesto, çarmıha gerilen molekül ve modern bilimin kolesterol masalları)

30 Ekim 2007 Salı

Türk, ölümden kork, doktora git, ilaç iç, ameliyat ol!


Türk, ölümden kork, doktora git, ilaç iç, ameliyat ol!


Türk, ölümden kork, doktora git, ilaç iç, ameliyat ol!
ABD’deki bir reklâm kampanyasında, morgda bir cesedin üzerine “kolesterol ölçümü bunu önleyebilirdi” yazmıştı. Bu korku zehrini içmeden önce, gerçekten korkup korkmamak gerektiğini Uzman Biyolog Mevlüt Durmuş’a sorduk. iyibilgi özel

Arzu Aygen'in röportajı
Modern tıp denen “ekonomik sektör” hızla büyüyor. İnsanların insan veya hasta olmaktan çıkıp, para getirecek “mallar” gibi görülmeye başlandığı bu sektör, büyürken giderek ahlaksızlaşıyor. İlaç reklâmı yapmanın yasak olduğu bir ülkede, bilinçlendirme kampanyası adıyla hastalıkların (dolayısıyla doktor muayeneleri, ilaç ve ameliyatların) reklâmı yapılabiliyor. Televizyonda hemen her kanalda yayınlanan, muhtemelen trilyonlara varan bir bütçeye mal olmuş bu reklâmın bütün masraflarını Pfizer karşılıyor, hem de reklâmdaki ifadeleriyle “koşulsuz” olarak. Para almadan günahını bile vermeyecek bu şirket bir işe trilyonlarını neden yatırsın ki? Herhalde “kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” diye düşünmüş olmalı. Belki, Pfizer’in bize gösterdiği “kork, doktora git, ilaç iç, ameliyat ol” yolunun sonu Pfizer’in yüksek paralara sattığı ilaçlara çıkacaktır. Belki, bu yolun, ille de Pfizer ilacına çıkması, rakiplerin saf dışı bırakılması için, Dubai’deki beş yıldızlı otellerde kardiyoloji doktorlarına “eğitim” verilmiştir bile. Belki, ilacın okul birincisi, Boğaziçi-ODTÜ mezunu, Amerika mastır’lı, iyi eğitim bulmuş ama vicdanını kaybetmiş, çok para kazanan ürün müdürleri satış hedeflerini tutturabilmek için bütün Türkiye’ye ilaç satmaları gerektiğini düşünüyorlardır. Belki Pfizer’in ABD’deki genel merkezi az gelişmiş ülkelerde büyük bir potansiyel görmüş, “pazarı genişletmeye” karar vermiştir? Belki Sağlık Bakanlığı’nın son derece isabetli bir kararla reçetelere sadece etken madde ismi yazılması (ilaç markası –adı yazılmaması) yolundaki adımlarına karşılık hasta ve doktorları bu şekilde etkilemek istiyordur.

Neyse, bütün bu varsayımları bir kenara bırakalım. Gerçekten korkmaya gerek olup olmadığını Uzman Biyolog Mevlüt Durmuş’a sorduk. Mevlüt Durmuş, “Çarmıha Gerilen Molekül: Kolesterol” ve “Kolesteroldeki Kaos” kitaplarının yazarı.

Sanki bir komploya kurban gidiyoruz. Her yere yeni hastaneler yapılıyor. Yeni hastalıklar icat ediliyor, devamlı yeni ilaçlar piyasaya sürülüyor. Hastalığa büyük bir yatırım yapılıyor. Birileri bizi hasta etmek mi istiyor, diye düşünüyor insan…
Üzülerek size, düşüncelerinizde yalnız olmadığınızı söylemek zorundayım. ‘Satılık hastalıklar’ deyimi artık halk arasında her gün kullanılır oldu, bu bilim adına gerçekten üzücü ve son derece yıkıcı… Sizin sözünü ettiğiniz sağlık etiğinin kapitalizm ve kazançla ilgili boyutu son derece can sıkıcı bir durum. Hipokrat insanları tedavi ederken önce para kazan demedi. “Primum nihil nocere” (önce zarar verme) demişti ve bugünkü tıp uygulamalarında Hipokrat’ın bu sözü göz ardı edilmeye başladı. Düşünebiliyor musunuz Afrikalı çocuklar üzerinde, çeşitli aşıların denendiği Nijerya’daki durumu... Söz konusu şirket karşılıksız, binlerce YTL harcayacak ve Türk televizyonlarına reklâm verecek… Burada iki amaç var; birinciyi zaten şu an konuşuyoruz fakat ikinciyi gözden kaçırmayalım: Söz konusu olay bir anlamda TELEVİZYONLARA verilen rüşvet anlamına da gelir... Reklâm alan televizyonlar artık bu konuyla ilgili, kolesterol düzeyinin tartışmalı konularında yayın ve haber yapamayacaklar, yaparlarsa reklâm gelirleri azalacak... Keşke söz konusu şirketler, reklâm sponsorluğu yerine Afrikalı çocuklara sıtma ilacı gönderselerdi… Biliyorsunuz her 30 saniyede bir çocuk ilaç bulamadığı için sıtmadan ölüyor… Çünkü sıtma ilacının kar marjı son derece düşük, bu nedenle sınırlı olarak üretiliyor. Yani hasta çok ama ilaç yok…

Pfizer 2003 yılında ABD’de yayınlanan bir reklâmında morgdaki bir cesedin üzerine “kolesterol ölçümü bunu önleyebilirdi” yazmıştı. Hatta Dünya Sağlık Örgütü (WHO) bu reklâmı kınayan ciddi bir yazı yayınladı. Bizim ülkedeki senaryo, morgda geçmiyor ama milletçe ne kadar çok ağladığımız ve hislendiğimiz hesaba katılarak “Babam ve Oğlum” filminden esinlenmişe benziyor. Bizi hislendirip korkutarak ne yapmaya çalışıyor bunlar?

İnsani korkuları kullanarak çeşitli şekillerde kazanç sağlamak, gerçekten ne bilim etiğine ne de tıp etiğine uyabilir. Fakat söz konusu ‘yüksek kolesterol‘ ile ilişkilendirilmiş söylemler gerçekten bilimsel olsaydı reklâmı bu kadar yoğun bir şekilde yapılır mıydı? Elbette hayır… İnsanlar bir şekilde artık bazı şeyleri sormaya ve sorgulamaya başladı. Sanırım kolesterol düşürücü ilaç (statin) pazarında, Türkiye biraz uyanmaya başladı, hastalar artık soru soruyorlar. Biz biraz duygusal bir milletiz burası gerçekten doğru… Sevgiyi de nefreti de anlaşılmaz bir coşkuyla yaşarız. Reklâm filmi duygularımızı uyandırmaya çalışsa da bir şeyi eksik bırakmışlar... Bizim gerçekten ‘âlim’ olan insan sayımız istenen seviyede olmasa da, ‘arif’ olan insan sayımız oldukça fazladır.

Bildiğim kadarıyla Türkiye’de ilaç reklâmı yapılması yasak. Peki, hastalık reklâmı yapmak serbest mi? Daha önce de çarşaf çarşaf lenf kanseri reklâmı yapılmış; terleyen ve uykusuzluk çeken herkes hastanelere davet edilmişti.

Bildiğim kadarıyla hem ilaç hem de hastalık reklâmı yapılamaz. Fakat bu duruma yakında Sağlık Bakanlığı’nın el koyacağını ve bazı konuları netleştireceğini tahmin ediyorum. Ben kendi adıma RTÜK’e hemen şikâyette bulundum.

Tekrar ahlaksız korku filmine dönersek… Şişmansak, sigara içiyorsak, hareketsizsek, yüksek kolesterolümüz, yüksek tansiyonumuz varsa “en yakında ölecekler” listesine giriyormuşuz. Onu Allah bilir, diyerek ilk cevabımızı veriyoruz belki ama içimizi de bir korku kaplıyor. Kardiyovasküler risk hesaplaması, yüksek risk grubu ne demektir mesela? Bazı ölçüm ve sayılara bakarak ölme ihtimalimiz mi hesaplanmış oluyor? Gerçekten korkmalı mıyız?

Hayır hiç korkmanıza gerek yok… Yapılan ve duygusal bir atmosferde dillendirilen düşüncelerin benim açımdan bilim felsefesi temelinde geçerliliği tamamıyla sıfır. Mutlaka bunu yapmak, risk faktörlerini hesaplattırmak isteyenleri elbette durduramam. Fakat köşe başında bekleyen sıradan bir falcının size bu konuda daha fazla şeyler söyleyebileceğine hiç çekinmeden bahse girerim. Yaptığınız işi, kaç yaşında olduğunuzu, yediğiniz yemekleri, karınızı, çocuğunuzu, stres ve sıkıntınızı falcıya söyleyin yeter! Yapılan iş biraz modern, biraz bilimsel görünse de inanın falcılıktan farklı değildir. Bilimin işi reel olayları çözümlemektir, geleceğe ait yorum yapmak başkalarının falcıların işidir.

Korkmamız gerekiyorsa nelerden korkmalıyız?

Her şeyden önce bir biyolog olarak, bazı doktorlardan farklı düşündüğümü belirterek konuşmamızı sürdürelim istiyorum. Sağlık ve sağlık alanında çalışan hekimler gerçekte bence manevi anlamda çok kutsal bir görev yapıyorlar. Bu nedenle onuruyla çalışanlar lütfen bu konuların tartışılmasından rahatsız olmasın... Fakat yapılan işin kutsallığı ve güzelliği son zamanlarda oldukça fazla zedelendi. Hatırlayın ‘primum nihil nocere’ (önce zarar verme) diye yola çıkmıştı Hipokrat… Bunu bilerek ve isteyerek söylemişti çünkü Hipokrat biliyordu ki; organizma dinamikleri, biyokimyası, fizyolojisi son derece karmaşık sistem ve dinamiklere göre varlığını devam ettirir. Bu dinamikleri tam olarak kavrayabildiğiniz zaman, insan sağlık sistemine müdahale etme hakkını elde edersiniz. Bilemediğiniz ve bilimselleşmemiş, matematiksel temellere dayanmayan yöntemler, teoriler tıp biliminin içeriğine sızmış durumdalar. Hatırlayın M.Ö. yüzyıllarda akıl hastalıklarına ait hiçbir şey açıklanamıyor ve zamanın hekimlerince kavranamıyordu. Bu nedenle akıl hastalığı olduğu düşünülen kişilerin kafatasına bir delik açmanın (trepanasyon) söz konusu hastalığı geçireceği inancı anlaşılmaz bir şekilde devam etti. Yani 17. yüzyıla kadar insanlar ve tıp adamları akıl hastalıkları tedavisinde kafataslarına delik açıp durdular. İşin üzücü tarafı bir milenyum (1000) yıl boyunca bu olguyu hiç kimse sorgulamadı…
Korkmamız gerekiyorsa nelerden korkmalıyız diye sormuştunuz sanırım. Farklı konulara tekrar girebiliriz, fakat ben kendi adıma sorgulanmayan, sorgulanması engellenen, maskelenmeye çalışılan olaylardan, sorgulamayan araştırmacılardan ve son olarak sorgulamayan toplumdan korkarım. İnsan doğası gereği sorgulamak, soru sormak zorundadır.

Sağlık sisteminin geldiği nokta birçok doktor, uzman ve gazeteci tarafından ağır eleştirilere maruz kalıyor. Örneğin Prof. Nortin Hadler "The Last Well Person: How to Stay Well Despite the Health-Care System- Son Sağlıklı İnsan: Sağlık Sistemine Rağmen Nasıl Sağlıklı Kalınır" isimli kitabında çoğu by-pass ameliyatının gereksiz yere –sadece para kazanmak için- yapıldığını söylüyor. 62 yaşında olmasına rağmen kolesterolünü ölçtürmüyor ve bunun gereksiz olduğunu söylüyor. Gerçekten de bu sistem nereye doğru gidiyor?

Bu sistemin çok iyiye gittiğini maalesef söyleyemiyorum. Az ya da çok hepimiz bir şekilde bu durumdan etkilenmekten kurtulamıyoruz. Öyle sanıyorum ki, var olmanın ve yaşamın mutluluğunu tam olarak özümseyemediğimiz için, bir şekilde sahip olma duygumuzu harekete geçiriyoruz, Eric Fromm da ‘haben und sein’da aynı şeyi ifade eder. Fakat bireysel olarak sahip olma güdümüzün sonu yok…
Modern yüzyılda tıp ve sağlık alanının muhteşem bir gelir kaynağı olduğu 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıktı. İlaç şirketlerini ve silah fabrikalarını dikkatle inceleyecek olanlar, bu şirketler arasındaki bağı da görecektir. İlaçların çoğu günümüzde hastalık tedavi etmiyor, sadece hastalık belirtilerini ortadan kaldırıyor. Günümüz tıp anlayışına isyan eden Nortin Hadler, Uffe Ravnskov dışında birçok araştırmacı var. Fakat onların da pek dikkate alındığını söyleyemem. Çünkü artık bilimsel düşünceler veya fikirlerin kendileri değil, kazanç olarak getirisi ön plana taşınmış durumda…
Bir de hastalık dernekleri var. Bu reklâmın üzerinden gidersek, Türk Kardiyoloji Derneği Pfizer’in kötü emellerine alet olmuş sayılmaz mı? Biz bu dernekleri “her kuşun eti yenmez” diyecek mert kuruluşlar zannediyorduk

Bu tip dernekler yurtdışında da var. Fakat Türkiye’de olduğu gibi çalışmıyorlar. Elbette katılımcılarından ve üyelerinden küçük bir bağış alıyorlar. Fakat söz konusu birikimleri konuyla ilgili araştırma ve çalışmalar için kullanıyorlar. Bizim derneklerin nasıl çalıştıklarını henüz kavrayamadığımı söylersem, hele reklâmlara çıkmalarını anlayamadığımı söylersem umarım kırılmazlar.

Sizce bu kolesterol tartışmasını bitirmenin bir deneysel yolu yok mu? Bu tartışma herhangi bir şekilde bitirilemez mi?

Bu konuyu son kitabımda yazdım fakat ilk defa iyibilgi aracılığı ile de söyleyelim. Benim açımdan matematiksel denklemler ortaya çıkınca 2003 yılında bu tartışma çoktan bitti… Fakat görmesi gerekenler bir türlü zahmet edip de görmek istemiyor... Benim elde ettiğim sonuçlar son derece olumlu sonuçlardı. Tartışma sadece bir şekilde bitebilir: Meraklı bir araştırmacı ‘total partikül tranferi’ni gerçekleştirdiği anda tartışma biter.
Tıpkı kan naklinde olduğu gibi partikülleri küçük ve sağlıksız olan insanlara, sağlıklı lipoprotein transferi son derece kolayca gerçekleştirilir. Herhangi bir risk söz konusu değil, çünkü zaten kan transferi günümüzde yapılıyor. Fakat yapılacak ‘sağlıklı lipoprotein transferi’ni yapabilmek için, kolesterol düzeyinin yüksekliğine ya da düşüklüğüne bakarak karar verilemez. Bunu yapabilmek için mutlaka kardiyologların ‘total lipoprotein partikül hipotezini’ bilmeleri ve incelemeleri gerekecek. Tek parametredeki kolesterol yüksekliğinin, partikül bazında geçersiz ve göreceli olduğu görülecek.
Kısacası ben sizin tek parametredeki kolesterol düzeyini, partikül transferiyle düşürebilir ya da yükseltebilirim. Fakat bu ilaç şirketleri ve modern bilimdeki kolesterol masalının sonu olur. Bu konudan çıkar sağlayan dernekler ve kardiyologların işi biter, bazı kolesterolsüz beslenmeyle ilgili yatırım yapan şirketler zor durumda kalır. Küçük çapta bir kriz olabilir. Bu nedenle bence, uzun bir süre hipotezi denemek isteyenler dahi, engellerle karşılaşacaklardır…
Bence bu tartışmayı yine yaşlı, yaşlanmaktan korkan çok zengin bir iş adamı bitirecek, uzmanları çağırıp ücretlerini verecek ve kendisine ‘sağlıklı lipoprotein partikülü transferi’ yapılmasını isteyecek, böylece bazılarının çok sevdiği kolesterol masalı, statin ilaçları da bitecek…
Hepimiz sağlıklı yaşamak istiyoruz. Özellikle kalp-damar sağlığımız için ne yapmamızı tavsiye edersiniz?

Özellikle, sizlerden ricam tek parametrelik kolesterol veya trigliserit diye bir şeyin kanda fiziksel ve reel olarak olmadığını unutmamanız olacak. Çünkü kanda daha önce de değindiğimiz gibi, lipit taşıyan değişik partiküller (HDL, LDL, VLDL vs) var. Biz söz konusu partiküllerin sadece kolesterol ve lipit kısımları üzerinde tartışıyoruz, fakat gerçekte bunlar birbirinden ayrılamazlar ve kardiyologlar bunu biliyor. Ve yaşlandığımız sürece söz konusu partiküllerimizde kolesterol ve değişik lipitler, partikül bazında azalıyor, partiküller kolesterol düzeyiniz ne olursa olsun sürekli küçülme eğiliminde...
Bu nedenle benim düşünceme göre, yaşla birlikte çeşitli türdeki lipitlere ve kolesterole ihtiyaç var. Hiç çekinmeden ceviz, fındık, badem gibi çeşitli yağ asitleri ve bitkisel steroid içeren besinlerden faydalansınlar. Yağlar ve yağlı beslenmeden korkmasınlar… Sadece beyaz undan yapılan yiyeceklerden belli bir yaştan sonra uzak kalmalarını tavsiye ederim.

Birileri bizim kafamızı fena halde karıştırıyor. Her gazetede farklı bilgiler var, neye inanacağımızı şaşırıyoruz. Biri çıkıp hamileyken somon yiyin diyor – sanki ülkede somon yetişiyormuş gibi. Sizin faydalandığınız, güvenilir bilgiler verdiğine inandığınız kaynaklar (internet, gazete, dergi, kitap) var mı?

Aslına bakarsanız sizin siteniz dışında, Prof. Dr. Ahmet Aydın’in http://www.beslenmebulteni.com/ sitesinden başkasına çok fazla güvendiğimi söyleyemem. Her türlü kitap ve dergi okuyabilirim. Fakat şu sıralarda Prof. Dr. Ahmet Aydın’ın hazırlamaya çalıştığı taş devri diyetiyle ilgili bir kitap var, şimdi onu bekliyorum…
Verdiğiniz değerli bilgiler için çok teşekkür ediyoruz...
http://www.iyibilgi.com/ ÖZEL

25 Ekim 2007 Perşembe

Herkese kolesterol hapı nasıl satılır?



Herkese kolesterol hapı nasıl satılır?



Kolesterol haplarının “olağanüstü” faydalarıyla ilgili haberlerin sonu gelmiyor. Haberlere bakarsak, her yemekten sonra bir kolesterol hapı içeceğiz. Peki ya gerçekler? “Kolesterol hapları yasaklanmalı!” diyen doktorlar bile var. iyibilgi özel

Vatan gazetesinde yayınlanan bir habere göre kolesterol hapları “mucize” imiş! Habere göre kalp sağlığınız için neleri hayal ediyorsanız ağzınıza bir kolesterol hapı atmanız yeterli. İyi beslenmeye, sigarayı bırakmaya, hareket etmeye çalışmanıza hiç gerek yok…
Bu sahte mucize haberi, sahte olduğu kadar “çürük” de… Kolesterol ilaçları ile ilgili yapılan araştırmalar, bu ilaçların faydadan çok zarar verdiğini gösteriyor.
Uzman Biyolog Dr. Mevlüt Durmuş, Sağlık Bakanlığı’na dilekçe yazarak kolesterol haplarının yasaklanması gerektiğini ifade ediyor.
Shane Ellison’un dilimize “Kolesterol Masalları” ismiyle çevrilen kitabı ise kolesterol hapı kullanmayı “ağır çekim intihar” olarak tanımlıyor. Kitaba göre bu haplar kalp kasını zayıflatıyor; kansere yakalanma olasılığını artırıyor; hafızaya zarar veriyor. Bu hapları kullananların yüzde 50’si olumsuz yan etkileri nedeniyle ilacı bir sene içinde bırakıyor.
Kitap, bir zamanlar, sigaranın da mucizevi bir sağlık ürünü olarak tanıtıldığını hatırlatıyor: Kaliforniya Tıp Başkanı Dr. Ian Macdonald, 1970’lerde, “Günde bir paket sigara akciğer kanserini uzak tutar” diye demeçler vermiş.
20 yıl sigara içerek ciğerlerimizi sağlamlaştırmaya çalıştıktan sonra bugün üzerine kalın harflerle başka şeyler yazmaya başladık. O herkese, her koşulda tavsiye edilen kolesterol haplarıyla kalp sağlığımızı düzeltmeye çalışmadan önce, “Kolesterol Masalları”na kısaca göz atalım:
"Statin grubu ilaçların gizlenen tehlikeleri"
Statinle, “tedavi” hastalıktan daha ölümcül olduğu için ders kitaplarında yer alması gereken bir olgudur. Statin grubu ilaçların tehlikesi hakkında pek konuşulmaz, çünkü ilaç firmaları tehlikeleri hekimlere bildirmezler.
The British Medical Journal (BMJ), gözden geçirilen 164 statin deneyinden sadece 48’inde ilacın yan etkilerinin görüldüğü hasta sayısının raporlandığını yazmıştır (29). Aynı senaryo, FDA onaylı Baycol, Vioxx ve piyasadaki çoğu ilaç için de geçerlidir.

Kamuoyu ve çoğu hekim bilmez ama kolesterol düşüren ilaçlar yaşamı tehdit edebilir (33). Prof. Dr. Uffe Ravnskov ve arkadaşları, İç Hastalıkları Arşivi Dergisi’nde yayınlanması için bir makale gönderdiler. Makalede, sağlıklı kişilerle yapılan üç deneyden ikisinde (EXCEL ve AFCAPS/TexCAPS), kolesterol düşürücü ilaç kullanılmadığında hayatta kalma şansının daha yüksek olduğunu göstermişlerdir (34). Ancak makalenin dergide yayınlanması reddedilmiştir.Statinlerin, konjestif* kalp yetmezliğine yol açacak şekilde CoQ10’yu düşürme yeteneklerinin de üzerinde durulması gerekir. Kalbimiz, nispeten güçlü kaslardan oluşmuştur ve görevini yerine getirebilmek için büyük miktarda enerjiye ihtiyaç duyar. CoQ10, kalpte bu enerjinin üretimini garantileyen yaşamsal bir maddedir. Ayrıntılı açıklarsak, kalbin kasılmak için harcadığı güç, yaklaşık olarak sizin tenis topunu sıkıştırmak için harcayacağınız güç kadardır. Sol ventrikül (karıncık) vücudun tümüne kan pompalamak zorunda olduğundan, duvarları kalındır, oysa atriumların (kulakçık) duvarları nispeten daha incedir. İnsan vücudunda yaklaşık 5 litre kan bulunur. Kalp bir saatte 280 litre kan pompalar. Bu da 24 saatte 7 bin 200 litre, yılda 2 milyon 688 bin litre demektir! Bu talebin bilinmesi, kalbin yeteri kadar enerjiye sahip olmasının önemini idrak etmemizi sağlayacaktır. Kalbin enerjisini statin kullanımıyla CoQ10 enzimlerini etkisizleştirerek düşürmek bir çeşit intihardır; ağır çekim bir intihar…
Düşük CoQ10 seviyesi, kardiyomiyopati olarak adlandırılan, kalp kasında güçsüzleşme nedeniyle konjestif* kalp yetmezliğine yol açar. Yani, statin kullanıcıları kalp krizi veya inme için mutlak risklerinde yüzde 3-4 azalma sağlarken belki de bu riski kardiyomiyopati riskiyle değiştirmekteler.
(*Ç.N.: Konjestif kalp yetersizliği, kalbin yeterince kan pompalayamaz hale gelmesidir. Bunun sonucunda doku ve organlara giden kan miktarı azalır. Aynı zamanda kalbe toplardamarlardan kan dönüşü sağlanamadığından, kalbe dönen venlerde kan göllenir. Sol kalp yetersizliğinde ise kan akciğerlerde birikir.)
Bu ölümcül yan etkiden kişinin CoQ10 desteği alarak korunabileceği öne sürülebilir. Ancak bu hipotezin statinlerin sebep olduğu kardiyomiyopatiden korunmak için etkin bir yöntem olduğu kanıtlanmamıştır. Bu konuda iddiaya girmek kalbiniz için zararlı olabilir. Kalple kumar oynamaya gelmez.
Statin grubu ilaçlar odaklanma ve hafızaya da zarar verir. Kolesterol, miyelin kılıfın (beyinde odaklanma ve hafıza için elektriksel mesajların taşınmasından sorumlu) bütünlüğünü sağlamada önemli bir maddedir. Kolesterol düşürülmesinin, dikkat ve hafıza üzerine olumsuz etkisinin olacağı mantıklı bir hipotezdir. Kolesterolde ciddi düşüşler yapan statin grubu ilaçların etkisini gözlediğimizde, yukarıda bahsedilen hipotezin doğru olabileceğini görürüz. NASA astronotu, uçuş cerrahı, aile hekimi ve “Lipitor- Hafıza Hırsızı”nın yazarı olan Dr. Graveline, 6 hafta Lipitor kullandıktan sonra hafızasını kaybettiğini iddia ediyor. İfadesinden, bir statin olan Lipitor’u kullandıktan sonra evini veya eşini tanıyamadığını öğreniyoruz. Hafıza kaybı bir keresinde altı saat sürmüş. İlacı kestikten sonra hafızasındaki bozukluk ortadan kalkmıştır.
Dr. Graveline bu tür deneyimler yaşamış tek insan değildir. Statin kullanmaktan kaynaklanan hafıza kaybı, CBS News televizyon kanalının dikkatini çekecek kadar yaygındır. CBS News, San Diego Kaliforniya Üniversitesi’nden Doç. Dr. Beatrice Golomb’un araştırma sonuçlarını yayınladı: “Düşünme yeteneğini [statin kullanımı nedeniyle] çok hızlı kaybeden insanlar görüyoruz. Hafıza kaybı o kadar hızlı ki, şirketlerde önemli bölümlerin başındaki kişilerin birkaç ay içinde çek defterini bile idare edemediğini ve işlerinden kovulduklarını görüyoruz” (35).
Kolesterol düşürücü ilaçlar, kansere yakalanma olasılığını da arttırıyor gibi görünmektedir. Dr. Thomas B. Newman ve arkadaşlarının Amerikan Tıp Derneği Dergisi’nde yayınlanan çalışmalarına göre, tüm kolesterol düşürücü ilaçlar - hem ilk çıkan fibratlar (klofibrat, gemfibrozil) hem de daha yeni olan statinler (Lipitor, Pravachol, Zocor) - insanlarda kullanılan dozlara eşdeğer dozda, kemirgenlerde kansere yol açmaktadır (36).
İlginç olan, hekimlere verilen referans kitabı PDR*’de bu gerçeklerin yansıtılmamasıdır. Örneğin PDR, “fibrik asit türevleri ve statinler ancak önerilen dozun 10 katı dozda alındığında yan etki olarak kanserin görülebileceğini” yazar.
(*PDR: Hekimlerin masaüstü referans kitabı. Hekim ve eczacıların başvuru kitabıdır, FDA tarafından onaylanmış ilaçlarla, onaylanmamış ancak Amerika Birleşik Devletleri’nde belli izinler çerçevesinde satılan bitkisel ilaçlara ait prospektüs bilgilerini içerir.)
FDA’da Metabolizma ve Endokrinoloji Ürünleri Bölümü başkan yardımcısı olan Dr. Gloria Troendle, kolesterol düşürücü gemfibrozil’in, kullananlarda ölüm riskini arttırdığı defalarca gösterilmiş olan ilaçlar sınıfına dahil olduğunu ifade etmektedir. Dahası, Troendle FDA’nın uzun vadeli kullanım için gemfibrozil kadar kansere yol açan herhangi bir ilacı onayladığına inanmadığını ifade etti.
Gemfibrozil ile ilgili endişeleri başkaları da paylaşıyor. Dr. Elizabeth Barbehenn, bunu “Fibratlar insanlar için potansiyel kanserojen olarak değerlendirilmeli ve kanserojen potansiyeli, gemfibrozil’in yarar-zarar değerlendirmesinin bir parçası olmalı.” sözleriyle ifade ediyor.
Bu gerçekleri görmezden gelen, ilaç sektörünün finanse ettiği FDA, danışma kurulu üyelerinin çoğu aksi yönde görüş belirttiği halde, bu ilaçlara onay vermiştir! Daha açık bir ifadeyle, kurula kolesterol düşürücü gemfibrozil’in kalp hastalığını önlemede onay alıp almaması gerektiği sorulduğunda, sadece dokuz üyenin üçü lehte oy kullanmıştır. Maalesef, bu oylar sadece “danışman” oyudur ve FDA kuruldan çıkan oylara bakmaksızın gemfibrozil’in insanlarda kullanımı için onay verme kararı almıştır.
Kemirgenlerden insanlara kanser bulgusunun uyarlanması çok belirsizdir. Bu, kolesterol düşürücü ilaç taraftarlarının argümanıdır. Bu argüman, sadece insanlar üzerinde yapılan deneylerde de kanser oranında artış görülürse doğru kabul edilir. Aslına bakarsanız, bilim adamlarının gördüğü de tam olarak budur.
Lancet dergisinde yer verilen makalede Sheperd ve arkadaşları PROSPER deneyi hakkında şöyle yazıyor: “Yeni kanser olguları, pravastain (Pravachol) kullananlarda, plasebo (yani ilaç kullanmayanlar) grubundakilerden daha çoktu” (37). Benzer bulgular CARE deneyinde de vardı. Deney sonuçlarına göre, Pravachol (Bristol-Myer Squib firmasının ürettiği kolesterol düşürücü ilaç) kullanan kadınlarda meme kanserinde belirgin oranda artış (göreceli riskte yüzde 1500 artış) görüldü (38).
Kolesterol düşürücü ilaçların ne şekilde kansere yol açabileceğine dair bir mekanizma aydınlatılmıştır. Boston’daki Beth Israel Deaconess Tıp Merkezi’nden Dr. Michael Simons’un Nature Medicine dergisinde yayınlanan makalesi, statinlerin damar endotel büyüme faktörü (VEGF) adı verilen bir maddeyi taklit ettiğini göstermiştir. Biyokimyasal VEGF yeni damarların büyümesini (anjiyogenez adı verilen olay) teşvik eder. Yeni damar büyümesi arterlerin büyümesine yardım ederken, bu yarar kanserin ilerleme potansiyeli nedeniyle olumsuza dönüşür.
İngiliz Kanser Dergisi, VEGF’nin kolorektal kanser yayılımında önemli rol oynadığını bildirmiştir. Mevcut tümörü olanlarda, VEGF ve VEGF’yi taklit eden bileşikler hastanın hayatta kalma süresini ciddi olarak düşürür (39, 40).
Kolesterol düşüren ilaçların insanlarda kullanılan olağan dozlarda kansere yol açma potansiyeli hiçbir zaman temel bilgi olarak kabul görmeyecektir. İlaç firmalarının yürüttüğü kolesterol düşürücü ilaç deneyleri genellikle kısa süreli –yani 5 yıl veya daha kısa- planlanır.Kanserin ortaya çıkması uzun zaman alır. Aşırı derecede fazla sigara içmek dahi 5 yıl içinde akciğer kanserine yol açmaz (41), ama yine de sigaranın akciğer kanserine neden olduğunu kabul ederiz. Statin deneyleri sadece 5 yıl sürdüğünden, bu yan etki “radar”dan kaçacaktır. Danimarka Üniversitesi’nden araştırmacılar, 50 yaşın üzerindeki kolesterol düşürücü ilaç kullanıcılarının yaklaşık yüzde 15’inde, statin kullanımının doğrudan sonucu olarak sinir hasarı şikayetleri olacağını bildiriyorlar. (42)
USA Today gazetesi “Statinler devletin itiraf ettiğinden çok daha fazla insanı öldürdü ve zarar verdi” diye yazdı. (43)
Kolesterol düşürücü ilaçların yan etkilerine ait liste, rabdomiyoliz ve erektil fonksiyon bozukluğunun, kolesterol düşürücü ilaç kullanımının olası sonuçları arasında olduğunu belirterek devam ediyor.
Neyse ki, kolesterol düşürücü ilaç kullananların yüzde 50’si olumsuz yan etkileri nedeniyle ilacı bir sene içinde bırakıyor. Hekimlerin statin deneylerini birincil bilgi kaynağı olarak kullandığını göz önüne alırsanız, kolesterol düşürücü ilaç kullanmaya devam eden diğer yüzde 50’nin, belki de kendilerinin de kurbanı olacakları ciddi yan etkiler hakkında bilgi sahibi olacağını düşünmek pek mümkün değildir.
Tehlikeleri görmezden gelen Forbes (bir yatırım dergisi olduğuna şaşırmamalı) dergisinde ise şöyle yazmaktadır: “En yüksek risk grubundaki hastalar daha agresif tedavi (statin) görmelidir, yani bu ilaçların daha yüksek, daha pahalı dozlarını kullanmalı” (44).
Bu tür ifadeler bana uzman kimliğine bürünmüş yüksek maaşlı uşakların 1970’li yıllarda kanseri önlemek adına sigara kullanımını nasıl teşvik ettiklerini hatırlatıyor:
“Eski bir atasözü değiştirilebilir: Günde bir paket sigara akciğer kanserini uzak tutar*”. -Dr. Ian Macdonald, U.S.News&World Report’dan, Kaliforniya Tıp Başkanı.(*Ç.N.: İngilizce atasözü, “an apple a day keeps the doctor away” şeklindedir. Türkçe’ye “günde bir elma doktoru uzak tutar” şeklinde çevrilebilir. )
Yukarıdaki bu ifade, “kalp hastalıklarını önlemek için kolesterolümüzü düşürmeliyiz” iddiası kadar saçmadır.
İlaç üreticileri ve istatistik canbazları göreceli risk azalmasını kullanarak hekimlerin ve hastaların gözlerini boyamaktadır. Kolesterol düşüren ilaçların yan etkilerine baktığımızda bunu çok daha belirgin olarak görürüz. Hiçbir koşulda yararlar risklerden ağır gelmiyor, o zaman bunu iddia edenler acaba hangi terazi ile tartıyorlar? Sakın ilaç firmasının terazisiyle olmasın?”

Referanslar:

29. Law, M.R. et al. Quantifying effect of statins on low-density lipoprotein cholesterol, ischemic heart disease, and stroke: systematic review and meta-analysis. British Medical Journal. 2003 June 28; 326 (7404):1423.30.

Strom, Brian L. Potential for Conflict of Interest in the Evaluation of Suspected Adverse Drug Reactions. Journal of the American Medical Association. 2004; 292: (DOI 1.1001/jama.21.2643)31. Harris, Gardiner. F.D.A. Failing in Drug Safety, official asserts. The New York Times. November 19, 2004.


33. Cohen, S.Jay. Over Dose. 2001.ISBN 1-58542-123-5.

34. Uffe Ravnskov, et al. Letter to Archives of Internal Medicine. Submitted on July 20, 2002.

35. O’Fallon, Ill ., May 24, 2004. CBS Evening News. “Statins’ Mind-Boggling Effects.”

36. Newman, Thomas B.et al. “Carcinoma of Lipid-Lowering Drugs.” Journal of the American Medical Association. January 3, 1996-Vol 275, No.1.

37. Shepard, J. et al. Pravastatin in elderly individuals at risk of vascular disease (PROSPER): a randomized controlled trial. Lancet. 2002 Nov 23:360 (9346):1623-30.

38. Sacks FM, Pfeffer MA, MOye LA, Rouleau JL, Rutherford JD, Cole TG, Brown L, Warnica JW, Arnold JM, Wun CC, Davis BR, Braunwald E. the effect of pravastatin on coronary events after myocardial infarction in patients with average cholesterol levels. Cholesterol and Recurrent Events Trial investigators. New England Journal of Medicine. 1996 Oct 3; 335 (14): 1001-9.

39. Akagi K.et al. vascular endothelial growth factor-C (VEGF-C) expression in human colorectal cancer tissues. Br. J Cancer. 2000 Oct; 83 (7): 887-91.

40. Aug 29 (Reuters Health). Nature Medicine September, 2000; 6: 965-966, 10004-1010.

41. Ravnskov, Uffe. Statins as the new asprin. Letters. British Medical Journal. 2002; 324:789 (30 March)

42. Julie Appleby, Steve Sternberg, USA Today. 08/20/2001.

43. Sternberg, Steve. USA Today. 08/20/2001.